TURANCILIĞIN DOĞUŞUNDAN GÜNÜMÜZE TURANCI PARTİLERİ ve DERNEKLER - Yücel TANAY - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TURANCILIĞIN DOĞUŞUNDAN GÜNÜMÜZE TURANCI PARTİLERİ ve DERNEKLER - Yücel TANAY
Tarih: 17.07.2013 > Kaç kez okundu? 8126

Paylaş


Turan, ismi ilk defa İranlıların ulusal destanı Şehnamede zikredilir.Divanü Lügat-it-Türk'de Afrasyab olarak geçen Turan hükümdarı Alp Er Tungadan bash edilir.

Turancılık akımının kurucusu ve öncüsü Profesör Mathias Alexander Castrendir.çok önemli çalışmaları vardır.Castren,ülkesnide uyanan ulusal bilincin etkisinde kalarak dil ve halk bilimi çalışmaları yaptı.Aynı zamanda Fin milliyetçisidir.Castren,Turancılık ideolojisini savunmuş ve Ural-Altay dillerinin incelenmesine öncülük yapmıştır.Castren,Sibirya'da yıllarca süren araştırmalar bulunarak.Ural-Altay dillerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine katkılarda bulundu.En önemlisi,Fince'nin bu dil ailesinden olmasıydı.Ve bu inançtan yola çıkarak Finlilerin Orta Asya'dan geldiklerini,küçük ve soyutlanmış bir halk olmadığını,Macarlar,Türkler ve Moğollar gibi geniş bir toplumun parçası olduğu sonucuna vardı.Bu düşüncelerini 1849'da açıklamıştır.Coşkulu bir milliyetçi olan Castren'den sonra gelen Fin milliyetçileri de Castren'i benimsedi.Ve böylece Finlandiya'da Fince çalışmalar büyük önem kazandı.Castren'in Finlilerin gerçek yurtları ve Turan'la bağlarını gösterdiği çalışmaları ve görüşleri Finlandiya'da hala benimsenmektedir.Bugün Finlandiyada Turancı dernekler olsa da Turanclık siyası bir parti haline gelememiştir.

Turancılık, tüm Ural-Altay kavimlerinin birliğini savunan siyasi görüş. İlk olarak Finliler, Macarlar, Estonlar ve Rusya içindeki Fin-Ugor kavimleri ile beraber Tunguzlar, Moğollar ve Türklerin bir araya getirilmesi fikri olarak ortaya çıkmıştır.

Bugün Turancılığın dernekler ve Parti düzeyinde etkili olduğu 3 tane ülke vardır.Türkiye,Macaristan, Azerbaycan

Macaristan,Orta Asya kökenli bir ulus olan Macarlar'da Orta Asya'daki akraba uluslara yönelik ilgi 1890'larda büyük bir hızla gelişti. 1910 yılında aristokrat kökenli aşırı sağcı siyasetçi ve tarihçi Kont Pál Teleki önderliğinde Budapeşte'de Turan Cemiyeti (Turáni Társaság) kuruldu. Birçok ünlü toplumsal şahsiyeti, bilim adamlarını ve ulusçu şairleri kapsayan cemiyetin amacı "Avrupa'dan Asya'ya, Dévény'den Tokyo'ya kadar Turan'ı aramak," "kardeş uluslar arasında,Macarların yönetiminde birliği sağlamak ve Turancı birlik bilincini yaygınlaştırmak" idi.[7] "Turancılığın, yani Macar olmanın birinci ödevi (...) Turan ülküsünü öğrenmek ve bunu yaymak" idi.[8] Macar Turan Cemiyeti 1913'ten itibaren Turán adlı bir dergi yayımladı. 1920'de dokuz Turancı cemiyet ve birliğin katılımıyla Macaristan Turan Federasyonu (Magyarország Turáni Szövetség) kuruldu.

Macar tarihine kısa bir göz atarsak,Orta Avrupa bölgesinin merkez ülkesi olan Macaristan, bir Türk boyu olan Macarların bin iki yüz yıl önce Volga kıyılarından kalkıp göç ederek, Tuna kıyılarında yerleşerek kurdukları bir devlettir. Milattan Önce (M.Ö.) V. yüz yıllarda, Asya’dan gelen Turan kökenli kavimlerin, Tuna kıyıla¬rına yerleşmesiyle bu bölgede yeni bir yapılanma başlamış, önce Hunlar daha sonra da Avarların orta Avrupa bölgelerini ele geçirmeleriyle Tuna kıyılarında Türkleşme başlamıştır. Peçenekler ve Kumanların göçlerini, sekizinci yüzyıl da Hazar’ın kuzeyinden Macarların göç¬leri izlemiş ve Milattan Sonra (M.S.) 900 yılında Avrupa kıtasının ortasında büyük çoğunluğu Türk kökeninden oluşan Macar Krallığı kurulmuştur. Macarları, Volga kıyılarından Tuna kıyılarına getiren Arpad’ın soyundan gelen Geza Krallığını, orta Avrupa da yaşayan bütün Türk kavimlerine kabul ettirerek, Macar Devletinin ilk kurucu kralı olarak resmen başa geçirmiştir. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunun çöküşünden sonra, otorite boşluğu yaşayan Orta Avrupa'da, Kral Geza'nın oğlu İstvan devletin sınırlarını genişleterek M.S. 1000 yılında Macar İmparatorluğunu ilan etmiştir.



Dünyanın en küçük kıtası olan Avrupa'nın orta bölgeleri, kenar bölgelerindeki gelişmelerden daha çok etkilendiği için, Macaristan bir orta Avrupa devleti olarak tarihin her aşamasında önemli siyasal gelişmelere sahne olmuştur. Avrupa kıtası üzerindeki yeni devlet oluşumları öncelikle merkezi bölgeleri etkilediği için, Macarlar sürekli olarak, başka devletlerin hegemonya ve emperyalizm arayışlarının tehdidi altında kalmışlardır. Bizanslılar tarafından, Türklerin kralı olarak ilan edilen Macaristan Devletinin kurucu kralı Geza ve oğlu İstvan zamanlarında Macar Krallığı; Adriyatik’ten, Tuna boylarına kadar uzanan doğu Avrupa ülkelerini bir anlamda Balkanları sınırları içerisine almıştır. Macar Krallığı, Avrupa’nın ortalarından doğu bölgelerine kadar uzanan önemli bir devlet olarak, 1200’lü yıllarda en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatorluğu gerilerken, Bizansın Balkan bölgeleri Macarların kontrolü altına geçmiştir. Osmanlıların, Balkanlara yerleşmelerinden önce, Doğu Avrupa üç yüzyıla yakın bir zaman Macar Devletinin denetimi altında kalmıştır. Bir İslam devleti olarak Osmanlılar, Balkanlara girdiğinde Vatikan'ın yönlendirmesi altındaki Hıristiyan Macar Devleti, Balkanlar’da Müslümanların yerleşimlerini sağlayarak, bu bölgede yeni bir dinler ve devletlerarası denge oluşmuştur. Daha sonraki aşamada XIII.yüzyıl sonra¬sında Türk asıllı Hıristiyan Macarlar ile Türk asıllı Müslüman Osmanlılar, Balkanlarda karşı karşıya gelmişlerdir.



Macar Krallığı, Osmanlı Türklerinin Balkan¬lar’da Bosna, Arnavutluk ve Kosova gibi Müslüman bölgeler üzerinden etkinliğini artırması üzerine, geri çekilmek zorunda kalmış ve bu aşamadan son¬ra daha çok Hıristiyan Avrupa'nın sorunları ile uğraşmak zorunda kalmıştır. XV. Yüzyıldan itibaren, Avrupa'da Rönesans ve Reform hareketleri devreye girmesi, en çok Macaristan'ı etkilemiştir. Katolik Vatikan'ın baskı¬larıyla yönetilen bu devlet, zaman içerisinde yeni bir Protestanlık doğu¬şunu kendi içinde yaşamıştır. Luther ve Calven Vatikan ile uğra¬şırken, Protestanlık bütün Avrupa'ya yayılmış ve Macaristan'da da Katolik yönetim Protestanları ezerken, Osmanlı İmparatorluğu 1526 yılında Macaristan’a girmiş ve Türk asıllı devlet üzerinde, Müslüman Türk yönetimini kurmuştur. Böylece; Macar Krallığına da son verilmiş ise de bir yandan da Macarları da Katolik Vatikan baskısından kurtarılmıştır.



29 Ağustos 1526'da Mohaç Meydan Savaşı’nı kazanan Kanuni Sultan Süleyman, Budin Kalesini ele geçirerek, bağımsız Macar Krallığını Osmanlı’nın eyaletine dönüştürmüş ve Avusturya’ya yönelmiştir. İki kez Viyana kuşatmasına rağmen Viyana Osmanlılar tarafından alınamamıştır. Macaristan'daki Osmanlı egemenliği, bu ülkenin kontrolü altındaki Balkan ülkelerinin Macar yönetiminden Osmanlı yönetimine geçişini sağlamış ayrıca Katolik Vatikan baskılarını önlediği için de bu ülkede yayılmasının önünü açmıştır. Viyana’yı kuşatmasıyla, Orta Avrupa'da Müslüman Osmanlı baskısı, Katolik Vatikan'ın hegemonyasını sona erdirmiş ise de, Osmanlıların oluşturdukları karşı denge ortamında, Protestanlık Avrupa kıtasında yayılmıştır.



Osmanlı İmparatorluğu’nun, Orta Avrupa'da hakimiyeti bütünüyle Vatikan'ın kontrolü altında bir Hıristiyan Katolik Avrupa yapılanmasını önlerken, Vatikan'da Osmanlı Devletini, doğu bölgelerinde köşeye sıkıştırmış ve gelecekte islam dünyasını bölmek üzere İran ve Kafkasya bölgesi üzerinden, Şii yayılmasını desteklemiştir. Avrupa kıtası Protestanlığın örgütlenmesiyle ikiye bölünürken, Osmanlı Devleti ile doğu bölgesindeki komşusu olan İran’ın ve gelecekte bir araya gelmemesi için bir yeni oluşum olarak Şiilik desteklenmiştir. İran ve Osmanlı Devletlerinin, Türk ve Müslüman asıllı olmaları, bu iki devletin bir araya gelerek, çok daha büyük merkezi bir Türk İslam imparatorluğu oluşturma şansı var iken, araya giren Vatikan, iki büyük Türk ve Müslüman devletin birleşmelerini Şiiliğin yayılmasını destekleyerek önlemiştir. Üstelik Osmanlı Devleti, doğu bölgelerinde sürekli savaş ve savaşmaya hazır güç bulundurmak zorunda bırakılarak, gücü bölündüğü için Avrupa’da ilerlemesi önlenmiş ve zamanla çekilmek zorunda bırakılmıştır. O dönemin Osmanlı ve İran’ın temsil etitği İslam dünyası Şii ve Sünni olarak bölününce, orta Avrupa'daki Türk hegemonyası zamanla kendiliğinden sona ermiş ve Osmanlılar ikinci kez kuşattıkları Viyana kentini ele geçiremeden geri dönmek durumunda kalmıştır. Osmanlı Devletinin gücünün en üst aşamasında kuşatılan Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasında Vatikan siyaseti etkili olmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun da gerileme süreci başlatılmıştır.



Avrupa kıtasında Protestanlığın başlaması ile birlikte, Hırıistiyan inançlı Türk devleti Macaristan, Osmanlı Türk Devleti ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı süreçte, İslam dünyası Şiiliğin çıkışı ile ikiye bölünerek, Osmanlı Türk Devleti’ni, Avusturya ve Macaristan'dan geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Hazar'ın kuzeyinden Avrupa'nın ortalarına giderek Macar krallığını kuran Türk boyları ile yine Hazar Devleti sonrasında, Anadolu ve Avrasya bölgesinde Türk Devleti olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Türk boyları, tarihsel kesişme noktasında ancak 1526–1699 tarihleri arasında ortak devlet bir¬likteliğini yaşamışlardır. Orta Avrupa Türk devleti ile ön Asya Türk devleti tarihin belirli bir dönemecinde ortak bir çatı altında yer almışlar ise de, daha sonraki aşamada da kıtasal gelişmeler yüzünden ayrılmak durumunda kalmışlardır. Bir buçuk yüzyıllık birliktelik, daha sonraki dönemler için bir başlangıç oluşturmuş ve dünya değişirken, Asya kökenli Türk boyları, ortak bir dayanışma içerisinde yeni bir gelecek arayışı içine girmişlerdir.



Avrupa ile Asya arasında yer alan orta ve doğu Avrupa bölgeleri ile Balkanlar, Anadolu ve Kafkasya bölgeleri Türk kökenli grupların tarihsel yayılma bölgeleri olarak öne çıktığı için, Macar Krallığı, Osmanlı Devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti gibi siyasal yapılanmalar bazen tarih sahnesinde öne çıkarak, hep bu bölgelerin halkları arasındaki siyasal gelişmeler ya da örgütlenmeler olarak gündeme gelmiştir. Macar Krallığı sonrasında, doğu Avrupa'da etkili olan Osmanlı İmparatorluğu geri çekilmek zorunda kalınca, devreye Avusturya girmiş ve Macarlar ile birleşerek Avusturya- Macaristan İmparatorluğunu kurmuşlardır. Turan kökenli Macarlar, Germen asıllı Avusturyalılar ile ortak bir devlete yönelince, eski siyasal ortak olan Osmanlılara karşı bir konuma gelmişler, bu nedenle de; zaman zaman doğu Avrupa sorunları çerçevesinde karşılıklı olarak savaşmak durumunda kalmışlardır.



Fransız Devrimi bütün Avrupa kıtasını sarsınca, Avrupa ülkelerinde krallıklardan ulus devletlere geçiş gündeme gelmiştir. Bu nedenle Macarlar ile Avusturyalılar birbirleriyle savaşmışlardır. Osmanlı sonrasında Balkanlar'da Avusturya hegemonyasının kurulması, Prusya tarafından da desteklenmiş, Macarlar isyan etmelerine rağmen Avusturya önderliğinde ikili imparatorluk içinde kalmışlardır. 1848 ihtilalinin başarıya ulaşamaması üzerine, Macarlar yine Avusturya’ya bağlı kalmışlar ama bu duruma tepki olarak da Macaristanda ciddi bir milliyetçilik akımı ortaya çıkmıştır. Germen asıllı Avusturyalılara bağımlı kalmak istemeyen Turan kökenli Macarlar, eskisi gibi kendi bağımsız siyasi düzenlerini oluşturmak için siyasal mücadelelerini yürütmüşlerdir.



Orta Avrupa'da, Prusya Devleti’nin kuruluşu ile artan Germen etkisi ve Balkanlar’da giderek artan Slav topluluklarının çoğalan nüfusu karşısında, Macarlar eskisi gibi bağımsız bir gelecek aramağa başladıklarında, Germen ve Slav topluluklarına karşı kendi güçlerini gelecekte yeniden oluşturabi¬lecek bir Turancılık arayışı içine girmişlerdir. Germenlerden ve Slav'lardan farklı olduklarını gören Macar milliyetçileri, orta çağda orta Avru¬pa'da kurdukları bağımsız büyük Macar devletini yeniden kurmak yönünde harakete geçmişlerdir. Artan Germen ve Slav nüfuslarına karşılık güçlü bir Macar Devletini yeniden gündeme getirmek doğrultusunda, Macar milliyetçiliğini “Turancılığa” dönüştürmüşlerdir. Slav ve Germen toplulukları arasında sıkışıp kalan Turan kökenli Macarlar, bu bağlamda; yaşadıkları ülkenin Avrupanın ortasında bir ada devlete dönüşmesi noktasında, uluslaşma sürecinin etkisiyle bir çıkış noktası aramışlar ve tek çıkar yol olarak da kendilerinin gel¬diği Turan bölgesinin, Türk asıllı topluluklarıyla yakınlaşma ve dayanışması arayışı içerisine girmişlerdir. 1848 yılındaki ulus devlet olma hareketi başarısız kalınca, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra Macarlar, Turancılığı gündeme getirerek, Slav ve Germen topluluklarına karşı bir büyük Turan dayanışmasına girişmişlerdir.

Ulus devletler çağında Macaristanda Turanın çizgide milliyetçilik hareketleri hızla gelişirken, bu ülkede yaşayan bazı Hıristiyan unsurlar ile Yahudiler, Avusturya ile dayanışmayı güçlendirmişlerdir. Böylece; Macar milliyetçiliğini dengeleyerek ve bu ülkenin doğuya kayarak bir Turan macerasına girişmesinin önünü kesmeğe çalışmışlardır. Avusturya devletinin çok uluslu bir yapıya sahip olması, ortada bir Avusturya ulusunun olmamasının yanı sıra, bu ülkedeki Katolik ve Yahudi unsurlar, Macaristan'ın Avrupa'da kalarak Avusturya ile dengelenmesini Turan macerasına karşı bir önlem olarak Avusturya’yı desteklemişledir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun, Almanya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile beraber hareket etmesi sonucunda, Macar Turancılığı Macaristan-Bulgaristan ve Osmanlı Devletleri arasındaki bir Türk asıllı ülkeler dayanışmasını geliştirerek, İngiliz, Alman Rus emperyalizmlerine karşı bir yeni dengeyi doğu Avrupa üzerinden Turan bölgesine yönlendirmeğe çalışmışlardır. Macar Turancılığının bu dönemde aktif olması ve Rus emperyalizminin öncülüğünde bir panslavizmin doğu Avrupa’yı etkisi altına almaması ya da Prusya'nın öncülüğünde panslavizme doğu Avrupa kıtasının ortasında bir Büyük Alman İmparatorluğu yaratmaması doğrultusunda, Macar milliyetçileri panturanizmi slav ve germen hegemonya arayışlarına karşı bir denge arayışısı olarak devreye sokmağa çalışmışlardır. Doğu Avrupa’nın yeni yapılanmasında panslavizm ve pangermenizm çekişmesi tırmanırken, Macarlar kendi ada devletinde sıkışıp kalmamak ve erimemek üzere, panturanizmi bir kurtarıcı olarak görmeğe başlamışlardır.

Birinci Dünya Savaşı sürecinde, Macaristan Turancılık ile büyümeğe çalışırken, savaşı Almanya'nın kaybetmesi üzerine, tıpkı Osmanlı Devleti gibi yıkılmış ve Trianon Antlaşması savaş sonrasında imzalanınca da top¬raklarının üçte ikisini kendisini çevreleyen beş devlete vermek zorunda kalarak, küçük bir orta Avrupa devleti konumuna düşürülmüştür. İki savaş arasında büyük bocalamalar geçiren Macaristan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalist bir rejime sürüklenerek, Sovyetler Birliği’nin etkisi altına giren doğu Avrupa ülkelerinin içerisinde yer almıştır. Macaristan Yahudileri tarafından desteklenen sosyalist rejim Rusya destekli olarak göreve gelince, hem milliyetçi akımlar hem de Turancılık hareketinin önünü kesmiş ve böylece; ülkede yeni bir denge oluşturmağa çalışmıştır. Doğu Avrupa ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında, sosyalist bir yolu seçmesi, Balkanlar'da Rusya'nın etkisini artırdığı için pangermenizim ile beraber panturanizmin önü kesilmiş ama Rusya destekli panslavizm bu bölgede etkili olmuşutr. Macar milliyetçiliği ile beraber Alman hegemonya¬sından çok çekinen Balkan bölgesindeki Musevi topluluklar da, sosyalist rejimleri desteklemişlerdir. Macaristan'ın sosyalizme kayması üzerine Turancılık gerilemiş ve Macar milliyetçiliği duraklamıştır. Macar komü¬nist partisi bütün sol partileri birleştirerek ülkedeki sosyalist yapılanmayı güçlendirmiş ve diğer siyasal akımlar bu dönemde yasaklanmıştır.



Macaristan, Sosyalist rejim altında Stalinizm'in toplumları ve ulus¬ları ezen tuzağına sürüklendiğinde, Macar ulusu bu gidişe karşı çıkmış ve 1956 yılında isyan ederek ülkede var olan milli potansiyelin desteği ile Stalinist baskı düzenine karşı direnen ilk doğu Avrupa Ülkesi olmuş¬tur. Macarların tarihten gelen “milli” karakteri, Turancılığın uzun yıl¬lar boyunca oluşturduğu siyasal birikim ile birleşince panslavizmi sos¬yalist görünüm altında uygulamaya çalışan Rus emperyalizmine karşı ilk çıkış bu ülkede gerçekleşmiştir. On iki yıl sonra Macarların izinden gi¬den Çek'ler de 1968 yılında Stalinizme karşı isyan ederek, hak ve özgürlük arayışı içerisinde olmuşlardır. Bu aşamadan sonra, soğuk savaşın son dö-nemine girilmiş ve bütün dünyada gençlik hareketleri öne çıkarılarak, sosyalist düzenlerin sarsılması sağlanmıştır. Bir toplumsal ara kademe olan gençler, dış destekler ile örgütlenerek, işçi sınıflarına karşı çıkmışlar ve böylece toplumsal dinamikler yavaş yavaş işçiler üzerinden gençlere kaydırılarak, sosyalist bloğun dağılmasına giden yol açılmıştır. Macar ülkesi böylesine bir süreçte ciddi çalkantılar geçirmiş, Avusturya emperyalizmine karşı 1848, Rus emperyalizmine karşı da 1956 ihtilallarını yapan bu ulusal toplum; bin yıl önce kurmuş olduğu bağımsız devlet yapılanması arayışı içerisindeyken, Sovyetler Birliği dağılmış ve bunun sonucunda Varşova Paktı ortadan kalkınca da Macar Halk Cumhuriyeti yeniden bağımsızlığa kavuşarak, “Macar Cumhuriyeti” adını almıştır. Soğuk savaş sonrasında bağımsızlığına kavuraş Macarlar, bu kez Trinon Antlaşmasıyla kaybettikleri eski bölgelerini yeniden ülke sınırlarına katmak için arayışa girmişlerdir. Voyvodina bölgesinin Sırbistan’dan, Transjivanya bölgesinin Romanya'dan bazı kuzey topraklarının Polonya ve Slovakya'dan geri alınabilmesi için, yeniden Macar milliyetçiliği devreye girmiş ve ülke politikasında etkili olmağa başlamıştır. Macar milliyetçiliğinin emperyal bir Turancılığa kaymasını önleyebilme doğrultusunda, Macar Yahudileri liberal ve sosyalist kesimler ile işbirliği yapmışlar, bu ülkenin soğuk savaş sonrasında yeniden Turancı bir arayışa girmesinin kesmek istemişlerdir.



İkinci Dünya Savaşı sürecinde, Almanya doğu Avrupa ülkelerini işgale başlayınca, Macar Yahudilerinin önemli bir kısmı Amerika Birleşik Dev¬letlerine göç etmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde bu ülkede çok başarılı bir ekonomik yapılanma içerisine giren Macar asıllı Yahudiler, zamanla güçlenerek kapitalist sistem içerisinde önemli yerlere gelmişlerdir. Macar Yahudileri, ABD’de daha da ileri giderek Siyonist lobilerin yönetimlerini ele geçirmişler ve böylece ABD üzerinden geliştirilen Siyonist politikaların Macaristan Devleti üzerinde etkili olmaya başladığı görülmüştür. Sosyalist sistemin dağılmasından sonra, Macar milliyetçiliği yeniden güç kazanmaya başlayınca, Turan¬cılık bu ülkede tekrar önem kazanmış, orta Avrupa'da Alman baskısına ve doğu Avrupa'da ise Rus baskısına karşı Macarlar, yeniden Turancı bir siyaset ile doğuya açılarak, Bulgaristan ve Türkiye üzerinden geldikleri bölge olan Kafkasya ve Hazar bölgesine doğru arayış içerisine girmişlerdir. Macar Yahudileri ise ABD'de güçlenerek ortaya çıktıklarında kendi içlerinden George Soros gibi bir kapitalist sistem önderi çıkarmışlar ve bu önderlik üzerinden de yeni bir Hazar yapılanması arayışı içerisine girmişlerdir. Soros’tan sonra Sarkozy gibi Macar asıllı bir Musevi'nin Fransaya Devlet Başkanı olması da, küreselleşme döneminde Siyonizm’in uluslar¬arası alanda güç kazanmasına büyük katkıda bulunmuştur.



Macar milliyetçileri, sosyalizm sonrasında yeniden panturanizme yönelerek, Turan ülkeleriyle Germen ve Slav dünyalarına karşı bir ortklık oluşturmaya çalışırken, Macar Musevileri de ABD'deki güçlü lobileri üzerinden, Siyonist bir arayışa girerek, dünyanın merkezi coğrafyasında bir Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail yapılanmalarını gerçekleştirmeye yönelmişlerdir. Turancılık Macaristan'ı Hazar bölgesi ve Turan boyları ile birlikteliğe yönlendirmek isterken, batı ülkelerinde örgütlenen Siyonizm, Macaristan'ı merkezi coğrafya planlarında kullanmağa öncelik vermiştir. Çok fazla gücü olmayan küçük bir ülke olan Macaristan Cumhuriyeti küreselleşme döneminde Turancı arayışlar ile Siyonist politikalar arasına sıkışıp kalmıştır. On milyon nüfuslu bu küçük ülkenin yirmide biri oranında nüfusa sahip olan Macar Yahudilerinin, ABD'deki Siyonist lobiler tarafından yönlendirilmeleri, bu orta Avrupa ülkesini son döneme ciddi bir gerginlik ortamına sürüklemiştir. Ülkeyi karıştıran birçok beklenmeyen gelişme hızla bu küçük devletin siyasal gündeminde yerini almıştır.



Yüzyılı aşkın bir sure Turan ülkeleriyle büyük bir Turan birliği peşinde olan Macar Cumhuriyeti, küreselleşme döneminde tamamen tersi bir doğrultuda yönlendirilerek, doğudan batıya doğru yöneltilmiş ve Avrupa Bir¬liği içerisinde tam üye olarak yerini almıştır. Macaristan'ın, Panturanizm peşinde koşan bir ülke olarak daha sonraları tamamen tersi bir doğrultuda panAvrupacılık olarak gündeme gelen Avrupa Birliği içerisinde yer alması, tarihin bir garip cilvesi olarak gündeme gelmiştir. Üyelik sonrasında bu ülke gele¬ceğini Avrupa Birliği çatısı altında aramaya başlamıştır. PanAvrupacılık, PanTurancılığın yerini alınca, bu ülkedeki milliyetçi akımlara karşı Macar Musevileri liberal ve sosyalist partileri, Avrupa Birliği üzerinden yönlendirmeğe çalışmışlardır. Böylece; Macaristan'ın Turancı bir çizgide doğuya kaymasının önünü kesmeğe çaba göstermişlerdir. Sosyalist sistem zamanında Rusya üzerinden panslavizme teslim olan Macaristan, Avrupa Birliği çatısı altında da yeniden pengermenizmin etkisi altına sürüklenmek durumunda kalmıştır. İmparatorluk döneminde Avusturya germen etkisini bu ülke üzerinde kurarken, Avrupa Birliği döneminde de Almanya açıktan Macar Devleti üzerinde komşuluk haklarını kullanarak büyük bir baskı örgütlemye çalışmıştır. Böylece; Macarlaristan’da, Rusya üzerinden panslavizm ile Almanya üzerinden pangermenizm arasına sıkışmaya başlayan milliyetçi kesim yeniden Turancılığa yönelirken, Macar Musevileri de ABD üzerinden yeni dönem Siyonist politikaları bu ülke üzerinden doğu Avrupa bölgesine yansıtmağa başlamış ve Doğu Avrupa’dan, Orta Doğu’ya yönelmişlerdir.



Kuzey Hazar bölgesinde yer alan bir Türk devleti olan Başkırdistan asıllı Macarlar, ana vatanlarına doğru Turancılık ile yönelmeye çalışırlarken, Rusya panislavzm, Almanya pangermenizm, Museviler de Siyonizm ile bu küçük ülkenin önünü kesmeğe ve kendi politikaları doğrultusunda kullanmağa yönelmişlerdir. Orta Avrupa’nın lideri Almanya ile doğu Avrupa’nın lideri Rusya bu küçük ülke üzerinde çekişirken, Macar Musevileri de Siyonist lobileri üzerinde ABD'yi devreye sokarak, Alman ve Rus etkilerini kırmağa çalışmışlardır. Bu ülkenin Turanlı akrabaları olan Türk asıllı toplumlar ya da devletler ile bir araya gelmesinin önünü kesmeğe çalışmışlardır. Tuna boylarında bir küçük ülkeye hapis olan Macarlar, kendi bağımsız geleceklerini bir türlü kuramamışlar ve sürekli olarak büyük güçlerin çatıştığı bir çekişme alanı konumunda jeopolitik duruma istemeden gelmişlerdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, ABD'nin tek dünya gücü olmak istemesi üzerine, ABD'li Siyonist lobiler Macaristan üzerinde etkilerini artırmışlardır. Bu dönemde Soros’un bazı adamları bu küçük ülkenin üst yönetimine gelerek, Macaristan'ın her dönem Siyonist politikalara yönlendirilmesinde önde gelen roller oynamışlardır. ABD ve İsrail'in Orta Doğu politikalarına destek verici bir konuma getirilen Macaristan, kendi ulusal çıkarlarını aşan bir diplomatik sürece doğru itilmiştir. Okyanus ötesinden gelen rüzgârlar, Macaristan'ı Büyük Orta Doğu projesinin Balkanlardaki önemli atlama tahtalarından birisi konumuna getirmiştir.

uzun yıllar özellikle Alman antroploglar tarafından savunulan Macarların Fin-ongur olduğu tezi Macar Katolik kilisesi tarafından da desteklenmişti,halbuki Macarlar,Hunların torunlarıydı ve Türklerle akrabalığı vardı,Katolik kilisesi ;Macarların Müslüman Türklerle akraba olması yerine Hristiyan Finlilerle akraba olduğu tezini dinsel yönden destekledi,böylelikle hunlarla Akraba olan koca bir ulus..yok sayılmıştı,Macaristan Rus destekli komünist tiranlar tarafından yönetildiği tarihte bile Macarların''Fin-ongur'la akraba olma tezi desteklenmişti.

komünizmin çökmesiyle Macaristanda birçok siyası parti kurulmuştur,“Daha iyi Macaristan Hareketi” adı altında turancı bir siyasi parti oluşumu olan kısa adı JOBBİK olan bir örgütlenmeyi Macarlara yeni bir alternatif olarak sunmuşlardır. Eski Turancılar gibi batı emperyalizmine ve Siyonizm’e karşı çıkan bu yeni Turancı siyasal oluşum, bir Ural-Altay kardeşliğini, Turan ülkeleriyle bir araya gelerek aramaya başlamıştır. Sovyetler Birliği sonrasında “Tanklar çekildi, bankalar geldi" sloganı ile ortaya çıkan bu yeni Turancı hareket, küresel emperyalizmin küçük devletleri ve ulusları köleleştirmesine açıktan karşı çıkmaktadır. Avrupa Birliğine girdikten sonra bütün ekonomik zenginliklerini küresel şirketlere kaptıran Macar ulusunun yeniden kendi geleceğine egemen olabilmesi için JOBBİK isimli Turancı parti bugünkü iktidardaki FİDESZ partisini küresel emperyalizme ve Siyonizm’e karşı desteklemektedir. Sağ kanattaki parti ve gruplar bugünkü iktidarın milli programını dayanışma içindedir.

desteklemektedirler.

Jobbik,Macaristan Macarlarındır" sloganı Trianon Antlaşmasıyla Macaristan'dan koparılan üç büyük bölgenin yediden Macaristan'a dahil edilmesini gündeme getirmektedir. 10 milyon nüfusu ile varlığını korumağa çalışan Macaristan, sınır dışında bırakılan 5 milyon Macarın da yeniden Macaristan vatandaşı olmasını istemektedirler. 15 milyonluk bir Büyük Macaristan kurmak beklentisi, Macar milliyetçilerini ve Turancıları yeniden seferber etmiştir. Trianon Antlaşmasının bir asırlık kapanmayan yarasını artık kapat-manın zamanının geldiğini belirtmektedir.

Jobbik,Macar halkının Türk halkıyla ortak bir atadan geldiğini, her iki halkın da tek bir ulusun parçası olduğunu dile getirmektedir. Avrupa'daki diğer aşırı sağcı partilerle Avrupa Parlamentosu seçimlerinde işbirliği yapan Jobbik, Türkiye karşıtlığını seçim malzemesi yapan diğer partilerden bu konuda ayrılmaktadır. Başkan Gábor Vona, "Biz Türkiye ile yakınlaşmanın Avrupa'nın yararına olduğunu düşünüyoruz. Diğer partilerin Türk ve İslam karşıtı politikalarına katılmıyoruz. Türkiye bize yeni fırsatlar sunuyor" açıklamasını yapınca Avrupalı aşırı sağcıların hedefi haline geldi. Ancak Vona bu eleştirilere, "Türklerle Macarların kökeni birdir. Hunlar'dır. Biz Türklere karşı çıkarsak kendi kökenimize de karşı çıkıyor oluruz. Türkler de bizim kardeşimiz" yanıtını verdi. Vona, "Biz de Attila'nın torunlarıyız" diyerek Jobbik'in Türkçü-Turancı duruşunu açıkça ilan etmiştir.

Gábor Vona'nın resmî Facebook sayfasından 16 Ekim 2012 tarihli Türkiye-Macaristan maçı için yayınladığı Macarca ve Türkçe mesajın Türkçe olanı şu şekildedir:

« Türk Dostlarım’a

Bugünkü karşılaşmada taraftarlar Türk milli takımını Budapeşte’de benim bir cümlemle selamladıkları için büyük bir onur duymaktayım. Futbol Dünyanın en ilgi gören sporudur, güçlü duygular yaşatır insanlara. Ben de bu insanlardan birisiyim. Ama bundan daha önemli duygulara da sahibim. Akraba, Turan milletlerine duyduğum saygı, sevgi ve dostluk da bunlar içindedir. Karşılaşmanın büyük bahsine karşın, Macar taraftarların böylesine dostane bir jest yapmış olmalarını çok anlamlı buluyorum. Bu, günümüzün düşmanlık ve rekabet dolu dünyasında bilhassa anlamlı ve büyük bir olaydır. Minnettarım bunun için.



Umarım bu mesaj mümkün olduğundan daha fazla Türk insanına ulaşır. Dilerim bu haber gider kulaklarina: Macaristan’da öyle bir güç var ki, bu ülkenin en büyük ikinci/üçüncü siyasi partisidir ve kendini Atilla’nın torunu sayan her milleti müttefiki olarak görmektedir. Türkleri de aynı şekilde. Tarih boyunca aramızda birçok savaş yaşanmış olabilir; birbirimizin kanını dökmüş olabiliriz; başka isimlerle adlandırdığımız Tek bir Tanrı’ya inanıyor olabiliriz, ama biz her şeye rağmen kardeşiz: Turan çocuklarıyız. Umarım, giderek güçlenen büyük bir iktidarı yönetecek büyüyen Türk gençliği sesimizi duyuyordur. Bizim arzumuz Atilla’nın torunlarının, büyük atlıların soyundan gelenlerin yeniden el ele vermeleridir.



Biz de Atilla'nın torunlarıyız!



Tanrı daha güzel bir gelecek versin bizlere! sözleriyleTuran davasının yılmaz savunucusu olduğunu kanıtlamıştır.

Hocalı Katliamı'nı Macaristan Parlamentosu'na Taşımaları

Jobbik, 2011'in Nisan ayında Ermenilerin Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılara karşı toplu katliam gerçekleştirdiğini tanıyan bir karar tasarısını gündeme aldı. Tasarı Ermeni cephesinde şok etkisine neden oldu. Ermenistan hükümeti tasarıya tepki göstererek, kabul edilmesi halinde ‘Macaristan’ın uluslararası imajının sarsılacağını’ savundu.[3]

Gábor Vona, iktidara gelmeleri durumunda Hocalı Katliamı'nı bir soykırım olarak tanıyacaklarını söylemiştir.

Jobbik'in Türkiyede TurancıMHP'yi Ziyareti



Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Sekreteri İsmet Büyükataman'ı makamında ziyaret eden Macaristan’ın Jobbik Genel Başkan Yardımcısı Tomas Hegedüs, "Avrupa Birliği'ndeyiz ama bizim hedefimiz Turan birliği" demiştir.

Jobbik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hegedüs, “Türkiye ile yakınlaşmalıyız. Meclise şu anda 47 vekil ile Macaristan’ın vatanseverlerini temsil ediyoruz. AB ile birlikte ülkemiz her geçen gün geriye doğru gidiyor. Biz yönümüzü doğuya çevirdik. Parti politikamız da bu şekilde. Türklerle Macarların kökeni birdir, Hunlar’dır. Türk-Macar kardeştir. Hedefimiz Türk Birliği yani Turan’dır. Bu birliktelik bizleri mutlu sona ulaştıracaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’yi Macaristan’dan hayranlıkla izliyoruz. Bugün MHP Genel Merkezi’nde olmak bizlere büyük onur veriyor.” dedi.

Tomas Hegedüs iki yılda bir Macaristan'ın güneyindeki Bugac kasabasında Ağustos ayında yapılan ve çeşitli coğrafyalarda yaşayan binlerce Türk’ün katıldığı "Dünya Macar-Türk-Turan Kurultayı"na MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman nezdinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi, MHP Genel Başkan Yardımcılarını ve milletvekillerini davet etti. Macar parlamenter ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye verilmek üzere partisini genel başkanı tarafından kaleme alınmış bir mektubu genel sekreter İsmet Büyükataman’a teslim etti.

Jobbik Partisi heyeti daha sonra MHP’nin eski Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in kabrini ziyaret ederek, çiçek bıraktılar.

Turancılık akımının güçlü olduğu ikinci,Turan ülkesi Türkiyedir.Turancılık; Rus esiri Türk yurtlarında 1905 Devrimi'nden önceki günlerde Azeri ve Tatar aydınları tarafından ortaya atılmış, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Türkiye'de de geniş yankı bulmuştur. İttihat ve Terakki yönetimi içinde Ziya Gökalp'in başını çektiği Turancı görüşler egemen olmuştur. Devrik Osmanlı Komutanı Enver Paşa, 1918-1922'de, karışıklık içinde olan Rus esiri Türkistanda Turan fikrini canlandırmaya çalışırken şehid edilmiştir.

Turancılığın Türkiyedeki en önemli ideologlarından Ziya Gökalp'in bir manzumesinde kullandığı aşağıdaki beyit, Turancı düşüncenin özeti sayılır:

Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan;

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.

Türkiye'de Turancılık Osmanlı dönemi ve Türkiye cumhuriyeti dönemi diye ikiye ayrılır.

Osmanlı Dönemi Turancılık

Türkiye'de Turancılığa yönelik ilgi 1890'larda başladı. Fransız tarihçi Léon Cahun'ün Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar adlı eserinin Necip Asım tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1896), Türkçü hareketin dönüm noktalarından biri idi. Daha önce Türkçede özel bir anlam taşımayan Turan kavramı Cahun'ün eseri sayesinde yaygınlık kazandı.

1904'te Yusuf Akçura'nın, Osmanlıcılık ve islamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan Üç Tarz-ı Siyaset adlı etkili kitapçığı yayımlandı. 1908'de "Türk diye anılan bütün kavimlerin geçmişteki ve günümüzdeki durum, etkinlik ve eserlerini öğrenmek ve öğretmek" amacıyla İstanbul'da Türk Derneği kuruldu. Derneğin kurucuları Yusuf Akçura, Necip Asım (Yazıksız),Velet Çelebi (İzbudak), Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

1911'de yine İstanbul'da kurulan Türk Yurdu Cemiyeti, kültürel çalışmaların yanı sıra Orta Asya Türklerine yönelik doğrudan doğruya siyasi görüşler de ileri sürdü. Mehmet Emin (Yurdakul) un önderlik ettiği cemiyetin kurucuları Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu veHüseyinzade Ali (Turan) gibi Rusya göçmenleri idi. 15 Mart 1912'de kurulan Türk Ocağı, Türkçü ve Turancı hareketin asıl odak noktası oldu. 1912 ile 1930 yılları arasında bu örgüt, Türkiye'nin en etkili siyasi/ideolojik düşünce merkezi olarak hizmet verdi. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında, yukarıda adı geçen kişilere ek olarak Zeki Velidi (Togan), Reşit Galip, Ferit Tek, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Halide Edip (Adıvar) ve Adnan Adıvar gibi aydınlar bulunuyordu.

1913'ten itibaren Türk Ocağı ve genelde Turancı düşünce, İttihat ve Terakki yönetiminin tam siyasi desteğini kazandı. İttihat ve Terakki hareketinin "resmi" ideologu olan Ziya Gökalp, Turancı düşüncenin başlıca sözcüsü idi. Ziya Gökalp'in yanı sıra, hikâyeci Ömer Seyfettin Turan fikrinin popülerleşmesine katkıda bulundu. Mehmet Emin Yurdakul'un 1918'de Turana Doğru adıyla derlediği şiirler, Halide Edip'in Yeni Turan romanı, Ömer Seyfettin'in Yarınki Turan Devleti adlı risalesi, Fuad Köprülü'nün Turan başlıklı ilkokul okuma kitabı, 1913-1918 aralığında Turan fikrini yaydılar. I. Dünya Savaşı başlangıcında yayınlanarak (1914) İttihat ve Terakki yönetimi tarafından çeşitli dillere çevirilen Türkler bu Muharebede Ne Kazanabilirler adlı propaganda risalesinin yazarı Munis Tekinalp (asıl adı Moiz Kohen), savaşın ana hedefinin Turan'ı kurtarmak olduğunu savundu.

Enver Paşa'nın Aralık 1914'te giriştiği birincil hedefi Erzurum'a kadar ilerlemiş Rusları yurttan atmak olan Sarıkamış taarruzunun ikincil stratejik hedefi Kafkasya üzerinden Orta Asya'daki Türklere ulaşmak ve bu yolla I.Dünya Savaşı'ndan Osmanlı'yı galip çıkarmaktı. Ancak bu girişim, 23.000 Osmanlı askerinin şehit olduğu bir yenilgiyle sonuçlandı. 1918 yazında Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa (Killigil) komutasında bir Türk birliği, Bolşevik Devrimi nedeniyle kargaşa içinde bulunan Azerbaycan ve Dağıstan'ı Rus işgalinden kurtararak bağımsızlığını ilan etti. Turan'ı kurmaya yönelik bu girişime de, Osmanlı Devleti'nin diğer cephelerde uğradığı yenilgi nedeniyle, Kasım 1918'de son verildi.

Cumhuriyet Döneminde Turancılık

1920'ler

Milli Mücadele'de İttihat ve Terakki'nin Türkçü ve Turancı kadroları önemli bir rol oynadığı halde, TBMM hükümeti 1920'den itibaren Turancı akıma karşı kesin bir tavır aldı. Bunda Eylül 1920'de Sovyet rejimi ile Ankara arasında kurulan diplomatik yakınlığın etkisi vardı.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923'te Ankara'da Matbuat Müdürlüğü tarafından yayımlanan Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Turancılığı "uzak mefkûre" ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getiriyordu. Gökalp bu eserinin basımından iki ay sonra Mustafa Kemal tarafından milletvekili adayı göstirildi.

Mehmet Emin Yurdakul Turana Doğru adlı şiir kitabının yeni baskısında bazı şiirlerini değiştirerek Turan sözcüğünün yerine vatansözcüğünü getirdi. Ahmet Ağaoğlu, Halide Edip ve Yusuf Akçura, 1922 ve 1923'te çeşitli vesilelerle Turancılıktan vaz geçtiklerini deklare ettiler.

1930'lar ve Turancılığın Yeniden Canlanması



Cumhuriyet döneminde Turancılığı üstü kapalı bir biçimde de olsa savunan ilk eser, Reşit Saffet Atabinen'in 1930'da yayımlanan Türklük ve Türkçülük İzleri adlı kitabıydı. Kitap, Türk Ocağı örgütü içinde hızlanan bir tartışma ortamında yayımlanmıştı. 1931'de Türk Ocakları Atatürk'ün emriyle kapatıldı.

1932'de Reşit Galip'in emriyle üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra yedi yıl Almanya'da kalan Zeki Velidi Togan, 1939'da Türkiye'ye döndükten sonra yayımladığı Bugünkü Türkistan ve Yakın Mazisi adlı eserinde, yakın gelecekte gerçekleşmesini umduğu Turan hayalini anlattı.

1930'larda yeniden güçlenen Türkçü-Turancı düşüncenin en radikal sözcüsü Hüseyin Nihal Atsız idi. Atsız 1931-1932'de Atsız Mecmuayı, 1933-1934 ve 1943-1944'te de Orhun: Aylık Türkçü Mecmua'yı yayımladı. 1939'da Bozkurt dergisini çıkaran Reha Oğuz Türkkan ile 1943'te Samsun'da Kopuz adlı Türkçü dergiyi başlatan Fethi Tevetoğlu bu dönemin diğer Turancı fikir önderleri arasında bulunuyordu. 1941-1944 yıllarında Orhan Seyfi Orhon Çınaraltı adlı Türkçü dergiyi yönetti. Bu dergide yazan emekli general Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, "Her Türkçü Turancıdır, her Turancı Türkçüdür" diyordu.

1944 milli şef dönemi Turancılar tabutluklara konuldu

"Milli Şef" İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ı Ocak 1944'te emekliye sevkettikten sonra, 3 Mayıs 1944'te İstanbul ve Ankara'da Türkçü gençlerin düzenlediği Komünizmi Telin mitingleri yapıldı. 9 Mayıs 1944'te Şükrü Saraçoğlu hükümeti, aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu ve Alpaslan Türkeş'in de bulunduğu 30 kadar Türkçü-Turancı'yı tutukladı. Bir yıla yakın tutuklu kalan turancılara, tabutlara yerleştirilip işkence yapıldı. 29 Mart 1945'te Türkçülük davası sanıklarından onu ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak aynı yılın Ekim ayında Askerî Yargıtay mahkûmiyet kararlarını esastan bozdu.

1945 Sonrası

1950'li yıllarda Demokrat Parti ve daha sonra da Mareşal Fevzi Çakmak'ın kurduğu Millet Partisi içinde yer alan ve bağımsız örgütlü bir yapı göstermeyen Turancı hareket, o yıllarda siyasete egemen olan anti-komünizm düşüncesinin sağladığı zırha bürünerek görüşlerini savundu.1969'da isim değiştirerek Milliyetçi Hareket Partisi olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, eski Turancılardan birçoğunu bünyesinde topladı.

MHP ve Turancılık

Türkiye’de Turancılık ve siyasi akımlar alanında önemli çalışmalara imza atan Landau, MHP ile birlikte Pan-Türkçülüğün Türkiye’deki ana siyaset akımları içinde yer aldığını belirtir.

MHP'nin efsanevi ölümsüz Genel Başkanı olan Alparslan Türkeş, Kıbrıs doğumluydu ve 1944 Türkçülük olaylarında tutuklanacak kadar da Türkçülük hareketlerinin içerisinde yer almaktaydı. Türk Milliyetçiliği’nin siyasi yansımasını temsil eden MHP’nin kurucusu ve Başkanlığını yürüten Türkeş’in bu kimliği, dayandığı toplumsal zeminde de yansımasını buluyordu .

MHP,her zaman Turancı ideoljinin etkin olduğu bir ana parti görevini gördü,dün öyleydi,bugünde öyle başka Turancılığı savunan npartiler kurulsada hiçbir zaman MHP'nin gücüne erişememiştir.

Esir Türk yurtlarından Türkiye sığınan pekçok,Kazak,Özbek, Uygur kökenli Türk dünya Türklüğünün özgürlük mücadelesini savunan MHP'de siyaset yapmıştır.

Türk Turancılık hareketinin ölümsüz lideri Merhum Alpaslan Türkeş bağımsızlığını kazanan Türk yurtları ve halen esaret altında yaşayan Türk yurtlarında büyük bir saygınlığı vardır, Türk yurtlarında Türk dünyasının efsanevi lideri olarak tarihe geçmiştir.

TÜRK YURTLARINDA TURANCILIK ve TURANCI PARTİLER

Türkistanda(Orta Asya) ve Azerbaycan’da değişim sürecinde birçok siyasal

parti ve halk cephesi hareketi ortaya çıkmıştır. Siyasal yelpazedeki bu

çeşitlilik içinde ortaya çıkan demokratik partiler arasında İslamcı ve Turancı düşünceye programlarında yer veren partiler olmuştur. Bu partiler özellikle Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’da ortaya çıkmıştır.

Bunun temel nedeni Turancılığı (Pantürkizmi) savunan partilerin ve

oluşumların bu ülkelerde daha 20. yüzyılın başlarında siyasal hayatta

yerlerini almaya başlamalarıdır. Örneğin Müsavat (Azerbaycan) ve Milli Hürriyet Partisi Alaş (Kazakistan) söz konusu dönemde ülkelerinin

bağımsızlığı için mücadele etmiştir. 1989 ila 1994 yılları arasında Azerbaycan’da Müsavat, Bozkurt ve Turan partileri, Kazakistan’da Azat

Yurttaş Hareketi, Alaş ve Kazakistan Cumhuriyet Partisi ve Özbekistan’da Birlik, Erk ve Vatan Terakki partileri ile Türkistan Halk Hareketi

ve Türkistan İslam Halk Hareketi gibi siyasal örgütler ortaya çıkmıştır.

Orta Asya, Türkistan ve Turan Kavramları

Günümüzde dar anlamda eski SSCB cumhuriyetleri; Kazakistan, Özbekistan,

Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ı kapsayan Orta Asya (Zentralasien

(Alm.), Central Asia (ing), Asie Centrale (Fr.), Zentralnaya Aziya (Rus.) kavramı tarihsel süreç içinde farklı kültürlerde farklı anlamlara gelecek şekilde

kullanılmıştır. Bu çalışmada Orta Asya kavramı yukarıdaki beş ülkeyi ve

Azerbaycan’ı kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde Türkiye

Türkçesi’nde dar anlamda Orta Asya’yı tarif etmek için yaygın olarak “Orta

Asya Cumhuriyetleri” veya “Türki Cumhuriyetler” gibi sıfatlar kullanılmaktadır. Esasında bu iki kavram yanlış olarak kullanılmaktadır. Söz konusu devletleri nitelendirmek için “Türkistan Cumhuriyetleri” tabirini kullanmak daha

uygundur (Andican 1996: 396). Orta Asya geniş anlamda söz konusu beş

ülkeye ilaveten Otonom Sincan Uygur Bölgesi (Çin), Moğolistan ve Afganistan’ı da kapsamaktadır. Orta Asya 19. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan

(Rus hakimiyetinde) ve Doğu Türkistan (Çin hakimiyetinde) ayrımına tabi

tutulmuştur. Türkistan kavramı Türkçe kaynaklarda yukarıda anılan beş Orta

Asya devletinin günümüzdeki toprakları, Kuzey Afganistan ve Doğu Türkistan bölgesini kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Rusça kaynaklarda ise

Orta Asya denilen bölge tarihsel nedenlerden dolayı daha özel bir ayrıma

tabi tutularak Merkezi Asya (Zentralnaya Aziya) ve Orta Asya (Srednyaya

Aziya) diye adlandırılmıştır. Birincisi Orta Asya’yı geniş anlamda ve genellikle

Sovyet toprakları haricindeki Orta Asya devletlerini tarif etmek için kullanırken ikincisi, dar anlamda SSCB’nin Kazakistan hariç dört cumhuriyetini

(Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan) kapsayacak şekilde

kullanılmıştır. Bu bölgeye Batı literatüründe Sovyet Orta Asya’sı (Soviet

Central Asia) adı verilmiştir (Stadelbauer 2007: 9-29, Stadelbauer 2003: 58-

63).

Türkistan kelimesi Güney Kazakistan’da bulunan Türkistan (Yesi) şehrinin

adından gelmektedir. Türkistan kavramı 1867’den itibaren Rusya’nın Orta

Asya’da ele geçirdiği toprakları ifade etmek için kullanılmaya başlamıştır.

Aynı kavrama 1885 yılından sonra da Hazar Denizi ile Tanrı Dağları arasındaki bölgeyi tanımlayıcı bir anlam yüklenmiştir. Doğu ve Batı Türkistan ayrımını ilk kez ünlü Çek coğrafyacı Fritz Machatschek yapmıştır. Bu kavramlardan ilki Çin işgali altındaki Doğu Türkistan Uygur Bölgesi’ni ikincisi ise Rusya Türkistan’ını belirtmek

için kullanılmıştır. Bu ayrım 19. yüzyılda İngiliz araştırmacılarına kadar gerigitmektedir. 19. yüzyıldan önceleri ise Türkistan, merkezi Buhara olan Büyük

Buhara ve merkezi Kaşgar olan Küçük Buhara olarak adlandırılmaktaydı.

Doğal olarak bu ayrım o zamanın güç dengesini yansıtmaktaydı. Rus Harbiye Nazırı Suchosanet 1857’de yaptığı yazışmalarda dahi Kaşgar’ı Türkistan

ve buranın Müslüman ahalisini de Türkistanlılar olarak nitelendirmiştir. Fakat

Machatschek Afganistan ve İran Türkistan’ından bahsetmemektedir. Esasında Afganistan ve İran Türkistan’ı Rusya ve Çin Türkistan’ı ile birlikte jeopolitik anlamda Türkistan’ı oluşturmaktadır. Buhara ve Hive hanlıklarının kuruluşundan sonra yani 1500’lü yıllardan itibaren Türkistan kavramı Afganistan’ın Herat Bölgesi’ni belirtmek için kullanılmaya başlamıştır. Musketov’un

Türkistan kelimesini etnografik düşüncelerle salt coğrafyayı esas alarak Tanrı

Dağları, Hazar Havzası, İran Platosu ve Buz Denizi arasındaki bölgeyi kapsayacak şekilde kullanması literatürde pek taraftar bulmamıştır. Bolşevikler

Türklerin ülkesi anlamına gelen Türkistan tabirinin yerli halk arasında

1919’da olduğu gibi bölgede muhtariyet düşüncesini canlandırma ihtimalinden korktuklarından Türkistan kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınmışlardır. Yani Orta Asya kavramı Türkistan kavramına göre SSCB’nin politik

amaçlarına daha uygun düşmüştür. Bartold’a göre, Rusya’nın Türkistan

kelimesini resmi yazışmalarda kullanmaktan özenle kaçınmasının nedeni

etnografiktir. Jeopolitik Türkistan kavramı, Afganistan’da Hindukuş Dağları’nın kuzeyinden Tanrı Dağları’na kadar olan bölge ve İskender Dağları’ndan Balkaş Gölü’ne ve Hazar Denizi’nin güneyinden geçerek Gobi Çö-

lü’ne kadar olan alanı içine almaktadır. Jeopolitik Türkistan günümüzde

aşağıdaki bölgeleri kapsamaktadır: İran Türkistan’ı (Gorgan ve Horasan)

Afganistan Türkistan’ı (Hindukuş Dağları’nın kuzeyindeki iller ve Herat Bölgesi), Çin Türkistan’ı (Uygur Otonom Bölgesi) ve Batı Türkistan (Kazakistan,

Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan) (Olzscha ve Cleinov

1942: 8-11).

“Turan” kavramı İran menşelidir. İran’ın kuzeyinde Türklerin yaşadıkları

yerleri tarif etmek için kullanılmıştır. Daha geniş anlamda Turan, İran’ın kuzeydoğusundan Çin içlerine kadar uzanan coğrafyanın büyük bir bölümünü

kapsayan bölgedir. Turan kavramı Macarlar tarafından 1893’ten itibaren

kendi köklerini ve eski anavatanlarını tanımlamak için kullanılmaya başlamış-

tır. Daha sonraları Paikert adlı bilgin bütün Turan halklarının birleşmesini

gündeme getirmiştir. Paikert’in tanımına göre, bu halklar arasında Macarlar,

Finler, Bulgarlar, Türkler, Tatarlar, Kafkasya ve Sibirya Türkleri, Tibetliler,

Himalaya halkları, Tamiller, Mançuryalılar, Çinliler, Koreliler ve Japonlar yer

almaktadır. Diğer yandan bu tanımı çok geniş bulan Arminus Vambery bü-

tün Türklerin Osmanlı tacı etrafında bir araya getirilebileceğini söylemiştir

(Hentig 1942: 185-188). Ziya Gökalp’e göre ise Turan, bütün Türkleri bir

araya toplayan ülküsel vatanın ortak adıdır. Gökalp Türklerin oturduğu ve Türkçenin konuşulduğu bütün ülkeleri Turan olarak nitelemektedir (Gökalp

1997: 63). Rusya’daki Türklerin sırasıyla bağımsızlıklarını elde etmesi, kendi

bağımsız devletlerini kurmaları ve komşularıyla ortak bir devlet birliği meydana getirmeleri Gökalp’e göre Turan devletinin kurulmasını sağlayacak

aşamalardır (Tunaya 2000: 390-93). Batı dillerinde Turan kavramıyla eş

anlamlı olarak Pantürkizm ve Panturanizm kelimeleri de kullanılmaktadır. Bu

çalışmada Turan ve Pantürkizm kavramları birbiriyle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Azerbaycan

Azerbaycan, Türkçülük-Turancılık akımın en güçlü olduğu Türk yurtlarındandır.Azerbaycanın Sovyet-Rusyadan bağımsızlığını kazandıktan sonra yapılan seçimlerle başa gelen Ebu feyz Alibey Türkçü Turancı bir Cumhurbaşkanıydı,Çeşitli ayak oyunlarıyla iktidarı bırakmaya zorlanmasından ölümüne kadar hep Türkçü; Turancı kalan Türk dünyasının ölümsüz Turancı liderlerindendi.

Müsavat Partisi

Yukarıda vurgulandığı gibi, tarihsel süreç içinde Azerbaycan’ın bağımsızlığı için

önemli bir rol oynamış olan MP 1990’larda Azerbaycan’da kurulan siyasal partiler arasında yerini tekrar almıştır. Nitekim MP Azerbaycan Milli İstiklal Partisi ile

birlikte 1 Temmuz 1989 tarihinde partiler üstü bir yapı olarak kurulan Azerbaycan Halk Cephesi3

içinde yer alan önemli bir oluşumdur. MP Kasım 1992’de

Bakü’de kurulmuştur. Takriben 3.000 üyesi bulunduğu sanılan parti Yeni Mü-

savat adında bir gazete çıkarmıştır. Partinin Genel Başkanı 1992 ila 1993 yılları

arasında Azerbaycan Milli Meclisi’nin başkanlığını da yapmış olan İsa

Gamberov’dur http://www.sbu.yildiz.edu.tr/Burakyayinlar/makale1.htm

(08.07.08). MP AHC’den koptuktan sonra daha önce milliyetçi-liberal eksende devam eden tartışmalar yeni kurulan parti içinde de devam etmiştir. Bir

yandan Hikmet Hacızade’nin öncülüğünü yaptığı insan haklarına önem

veren liberal demokratik yaklaşımı benimseyen grup diğer yandan da Nasib

Nasibzade’nin savunduğu M. Emin Resulzade’nin Türkçü milliyetçilik anlayı-

şını savunan hiziplerin tartışmaları parti içinde halen devam etmektedir. İşte

Nasipzade’nin savunduğu Türkçü yaklaşımın partinin bir bölümü tarafından

benimsenmesi MP’yi Turancı partiler arasına sokmaktadır

http://www.sbu.yildiz.edu.tr/ Burakyayinlar/makale1.htm (08.07.08).

MP lideri İ. Gamberov’un Türkiye’ye karşı kontrollü yaklaşımı adeta parti

içinde liberallerin düşüncelerini yansıtır gibidir. Gamberov’a göre Türkiye

Azerbaycan için önemli bir ülkedir. Ancak Azerbaycan’da Türkiyecilik yapılmamalıdır. Türkiye’nin büyük ağabey rolüne soyunmaması gerektiğini belirten Gamberov Türk Hükümeti’nin sadece kendi milli menfaatleri çerçevesinde Azerbaycan’ın haklarını savunması gerektiğini vurgulamaktadır

http://www.sbu.yildiz.edu.tr/Burakyayinlar/makale1.htm (08.07.08).

MP, 20. yüzyılın başlarından beri parti programında yer alan “Türkçülük,

İslam Birliği, Modernlik ve Müsavatçılık” sloganına sadık kaldığını belirtmekte

ve bunun Türk kültürüne aidiyet anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Parti

programında Azerbaycan’ın Kuzey ve Güney olarak bölünmüşlüğünden

bahisle er geç bu birleşmenin gerçekleşmesi gerektiği savunulmaktadır. Lakin

Güney Azerbaycan’ın kaderinin İranlı Azeriler tarafından belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. MP’nin programında ayrıca Azerbaycan’ın Türk ve İslam

dünyasına özel bir önem vermesi ve bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurması

gerektiği yer almaktadır (Musavat Partiyası’nın Programı ve Nizamnamesi,

Gence 1993: 3-12).

Bozkurt Partisi

Bozkurt Partisi (Bozkurt) İskender Hamidov tarafından 1992’de AHC’nin bir

kolu olarak kurulmuştur. AHC’ye 1991’de katılan İ. Hamidov Ayaz

Muttalibov’un devrilmesine iştirak etmiş ardından da Ebulfelz Elçibey döneminde İçişleri Bakanı olarak görev yapmıştır. Fakat diğer partiler tarafından

aşırı derecede eleştirildiği için Mart 1993’te bu görevden alınmıştır. İlk kongresi 26 Aralık 1993 tarihinde yapılan Bozkurt’un başkanlığına Bahtiyar

Ahmedov seçilmiştir. Partinin resmi kuruluşu Azerbaycan Adalet Bakanlı-

ğı’nca Nisan 1994’te onaylanmıştır. Mart 1995’te Hamidov muhalefet liderlerine karşı girişilen büyük operasyonda tutuklanmış ve parti Aliyev yönetimi

tarafından siyasetten men edilmiştir. Bu olaydan sonra 11 Haziran 1995’te

Bozkurt’un adı Azerbaycan Demokratik Milli Partisi olarak değiştirilmiştir.

Bozkurt, 1992’den itibaren kendisiyle aynı adı taşıyan bir de gazete çıkarmış-

tır (Babak 2004: 34).

Karabağ meselesinin askeri yoldan çözümünü savunan Bozkurt 1994’te Rusya’ya karşı Çeçenlerin mücadelesini desteklemiştir. Parti politikasındaki

önemli noktalardan biri de Azerbaycan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu’na

(BDT) üyeliğinin kategorik olarak reddedilmesidir. Aşırı milliyetçi olan bu

parti Türkiye yanlısı bir politika izlemekte ve diğer Türk halklarıyla işbirliğini

savunmaktadır. Bozkurt ayrıca esaret altında bulunan Türklerin bağımsızlıklarına kavuşmaları için onlara yardım edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bozkurt hem Azerbaycan’da hem de yurtdışında yaşayan Azerileri üyeliğe kabul

etmektedir (Babak 2004: 34).

Kendini sosyal ve siyasal bir organizasyon olarak tanımlayan parti Azerbaycan Anayasası çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bozkurt, Azerbaycan’ın

tam bağımsızlığını, hürriyetini ve toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Partinin programına göre, henüz bağımsızlıklarını kazanamamış kardeş Türk halkarına bağımsızlıklarını elde edebilmeleri için yardım etmek partinin öncelikleri arasındadır. Bozkurt’un Turancı bir politika benimsediği programından

alınan aşağıdaki cümlelerden açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır: “Sadece

Azerbaycan’da değil, tüm Türk halklarının bulundukları ülkelerde aktif olan

Bozkurt Türk halkları arasında moral ve siyasal dayanışmayı meydana getirmek için mücadele etmektedir. Bundan başka Türk devletleri arasında ekonomik ve kültürel alanda işbirliğinin geliştirilmesi için çaba harcanması gerekmektedir.” (Babak 2004: 35). Bozkurt, bu amaca ulaşıncaya kadar mü-

mücadeleye devam edeceğini de söylemiştir.

Turan Partisi

Turan Partisi, 1992’de kurulmuş olan Azerbaycan Hür İşçiler Birliği ileri gelenleri tarafından 1994 yılında hayata geçirilmiş ve başkanlığına Nimet

Panakov seçilmiştir. Daha önce AHC’nin kurucuları arasında yer olan N.

Panakov aşırı görüşleri yüzünden 1990 başlarında AHC’den atılmıştır. Daha

sonra iki yıl Aliyev ile birlikte çalışan Panakov 1995’ten sonra rejimi eleştirenler safına katılmıştır. Partinin kuruluş kongresi 2 Haziran 1994 tarihinde

1.972 partili tarafından seçilen 174 delegenin katılımıyla yapılmıştır. Turan

Partisi yayın organı olarak Devlet adında bir gazete çıkarmıştır (Babak 2004:

82-83).

Panakov’un bir mülakatta Türk’ün Türk’ten baş dostu yoktur söylemine

verdiği cevap partinin Türklüğe bakışı hakkında önemli ipuçları vermektedir.

Kendisini Türkçü ve Turancı olarak niteleyen Panakov Türk olduğunu söylemektedir. Panakov’a göre Türkçülük ve Turancılık otomatikman diğer milletlere karşı düşmanlığı gerektirmemektedir. Panakov’un vurguladığı diğer

önemli bir nokta da Azerbaycan’daki Türkçülüğün Türk Dünyası’na düşman

olduğudur. Azerbaycan’ın coğrafi bir yer adı olduğunu vurgulayan Panakov

bu kavramın Türk adı yerine geçemeyeceğini vurgulamaktadır (Meydan 6

Temmuz 1993: 3).

MDHP(Milli Diriliş Hareketi Partisi)

MDHP,Azerbaycan Milli Diriliş Hareketi partisi lideri(MDHP) Faraç Quliyevdir.

Kazakistan

Milli Hürriyet Partisi Alaş

Nisan 1990’da kurulan Alaş’ın

Söz konusu dönemdeki üye sayısı 80 ila 200

arasında tahmin edilmekteydi. Partinin kuruluş kongresinde beş kişiden olu-

şan bir merkez komite seçilmiş ve başkanlığına da Şora Sarkıtbek getirilmiş-

tir. Alaş kendisini 20. yüzyılın başlarında aynı adla kurulmuş olan partinin

devamı olarak görmektedir. Alaş’ın amacı öncelikle eski SSCB topraklarında

yaşayan bütün Türkleri Türkistan adı verilen tek bir devletin bayrağı altında

toplamak ve daha sonra bütün Türkçe konuşan halkları büyük Türkistan

birliğine götürmektir. Alaş’ın programında partinin amacı “İslam-TürkçülükDemokrasi” sentezi şeklinde tarif edilmiş olup, Avrupa merkezlilik yerineTürk birliği ve Müslüman dayanışmasını oluşturmak ön plandadır. Kazakistan’da bağımsızlığın kazanılmasından sonra Nursultan Nazarbayev yönetimine muhalefet eden Alaş’ın kuruluşu engellenmiştir. Alaş’ın üyeleri genellikle

Güney Kazakistan’ın kırsal yörelerinden gelmektedir (Babak 2004: 107-108).

Nezavisimaya Gazetesi’ne göre 1992 ortalarında partinin üye sayısı 5.000

civarında tahmin edilmekteydi (Nezavisimaya Gazeta. 2 Haziran 1992. 6).

Fakat ismini belirtmeyen bir Alaş üyesi aynı dönemde partinin üye sayısını

10.000 olarak vermektedir (Trutanow 1994: 39). 1991’de Alaş Hak adında

Rusça bir gazete yayınlamaya başlamış ancak kısa süre sonra yayınını durdurmak zorunda kalmıştır. Alaş, faaliyetlerini daha rahat yürütebilmek için

1993’te merkezini Moskova’ya taşımak zorunda kalmıştır (Kesici 2003: 251).

Alaş, Kazakistan Hükümeti’ni ve bu ülkede yaşayan Rus azınlığı açıkça eleş-

tirdiği ve halkı Rusya’nın politikalarına karşı çıkmaya çağırdığı için rejimin

boy hedefi haline gelmiştir. Böylece Alaş’ın düzenlediği mitingler dağıtılmış

ve 1989 sonlarında kurulmuş olan partinin lideri Aron Atabek Nutuşev

Nazarbayev’i rencide etmek suçundan yargılanmıştır (Hiro 1994: 116).

Nutuşev, Bolatbek Ahmetaliyev ve Muratbek Esengazin adlı parti ileri gelenleri hapse atılmıştır. Bu kişiler hapisten çıktıktan sonra faaliyetlerini yeraltında

yürütmüşlerdir.

Partinin programına göre, Kazakistan gelecekte kurulacak olan “Birleşik

Türk-İslam Devleti’nin” merkezi olacaktır. Alaş’ın asıl amacı eski SSCB topraklarında varlıklarını sürdüren bütün Türk devletlerini Kazakistan’ın öncülü-

ünde konfederatif bir devlet yapısı içinde bir araya getirmektir. Partinin bir

diğer hedefi ise Kazakların ve Türk-İslam bölgelerinde yaşayan diğer halkların refahını yükseltmektir. Rusya’nın ve diğer küresel güçlerin yayılmacı politikalarına set çekmekte partinin öncelikleri arasında bulunmaktadır (Babak

2004: 109). Kimliği gizli tutulan bir Alaş liderinin verdiği bilgiye göre, partinin savunduğu Turancı ideoloji Türkçü şövenizm ile karıştırılmamalıdır

(Nezavisimaya Gazeta 2 Haziran 1992: 6). Türkçülüğü İslam ile birleştirerek

programına alan Alaş İslami elementlerin ağır bastığı bir Pantürkizm meydana getirmeye çalışmış ve Türkiye’den Çin sınırına kadar uzanan Turan’ın

kurulmasının ilk adımı olarak tarihi Türkistan’ın yeniden canlandırılması

gerektiğini savunmuştur. Ancak Alaş ileri gelenlerinin düşüncesine göre bu

hedefe ulaşmak için demokrasi feda edilmemelidir (Hiro 1994: 122-23).

Alaş kuruluşundan sonra bazı konularda politika değişikliğine gitmiş olsa da

büyük Türkistan düşüncesi parti felsefesinde değişmeyen tek unsur olarak

kalmıştır. Bu ifadeyi desteklemek için burada bir alıntı yapmak gerekirse:

“Alaş, başlangıçta savunduğu İslami bir cumhuriyet kurulması ve Kazakistan’daki Rusların sınırdışı edilmesi gibi fikirlerden vazgeçmiştir. Ancak Alaş,

eski SSCB’deki Türk halklarını ve Doğu Türkistan Türklerini barışsever “Büyük Türkistan Cumhuriyeti”nde birleşmeye çağıran sloganında ısrar etmiştir.

Bu slogan Kazakistan dışında, Taşkent, Bakü ve Yakutistan gibi bölgelerde

yankı bulmuş ve bazı küçük fakat kararlı grupları kendine çekebilmiştir.”

(Kesici 2003: 250).

Alaş’ın kurucusu A. Atabek Nutuşev amaçlarını “Komünizme karşı savaş,

Kazakistan’ın tam bağımsızlığı, Türk halklarının birliği düşüncesi, İslam dayanışması ve İslami esaslara göre kurulacak büyük Türkistan propagandasının

yapılması” (Trutanow 1994: 41) şeklinde tarif etmektedir. Alaş programının

10’uncu maddesine göre, İslam Kazakların ve Türklerin milli dini olduğu için

geliştirilmeli ve desteklenmelidir (Trutanow 1994: 43).

Azat Yurttaş Hareketi

30 Haziran 1990 tarihinde Almatı ’da kurulan Azat Yurttaş Hareketi (AYH)

aynı yılın ekim ayında 15.000 tirajlı Azat adında bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Eylül 1990’da hareketin üye sayısı 600 civarındaydı (Babak vd. 2004:

114-15). AYH Kazak milliyetçiliği ve Pantürkizmi birleştirmiş bir oluşumdur.

AYH Pantürkizm ideolojisini benimsemiş ancak Alaş’a göre daha ılımlı bir

çizgi izlemiştir. Parti eski Türk sembolleri olan bozkurt, hilal ve yıldızı kullanmıştır (Kesici 2003: 245). AYH’nin başlangıçtaki amacı Kazakistan’ın tam

egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü sağlamaya yönelikti.

Aleksander Solzhenitsin’in Kazakistan’ın Kuzey bölgelerinin Rusya’ya ilhakını

gündeme getirmesi üzerine AYH Kazakistan sınırları içinde Rus şovenizmine

karşı mitingler ve protestolar düzenlemiştir (Kesici 2003: 245). Pantürkist

özelliğine rağmen AYH ülkedeki etnik dengelere zarar vermemek için büyük

bir hassasiyet göstermiştir. 4 Eylül 1991 tarihinde Azat Cumhuriyetçi Parti

adı altında yeni bir parti kurulmuştur. Ancak partinin lider kadrosundaki

anlaşmazlıklar nedeniyle parti kısa bir süre sonra bölünmüştür. Bu durum

yeni partinin kamuoyunda prestij kaybına uğramasına ve iktidara alternatif

oluşturmasına engel olmuştur (Kesici 2003: 246-47).

Programında doğrudan Turancılığa atıfta bulunan ifadeler kullanmayan AYH

daha çok Orta Asya, Volga bölgesi, Kafkasya, Kırım, Rusya, Çin ve Moğolistan’da yaşayan dili ve etnik kökeni aynı olan kardeş halklarla işbirliği ve

dayanışmayı geliştirme üzerinde durmuştur (Babak vd. 2004: 7). Bu düşünce

daha sonraları AYH’nin radikal kanadı tarafından Turancı bir yaklaşıma

dönüştürülmüştür. Kesici’nin AYH’nin görüşü olarak ortaya koyduğu Türk

dünyası birliği politikası gerçekte Kazakistan Cumhuriyet Partisi’nin (KCP)

programında yer almaktadır.

Kazakistan Cumhuriyet Partisi

KCP, AYH’nin radikal kanadı tarafından kurulduğu için yanlışlıkla Azat

Cumhuriyetçi Parti olarak ta adlandırılmaktadır. Kuruluş kongresi 4 Eylül 1991 tarihinde gerçekleştirilen parti 26 Şubat 1992 tarihinde resmen kurulmuştur KCP’nin Mart 1992’de 50.000 üyesi bulunmaktaydı. 1992 sonuna

gelindiğinde KCP, AYH tarafından kontrol edilmeye başlanmıştır. Partinin ilk

başkanı Sabet Gazi Akatayev olmuştur. KCP Nazarbayev’in ekonomik, sosyal ve siyasal reform programına karşı olduğunu ilan etmiştir. Partinin etnik

gruplar hakkındaki politikası radikaldir. Parti ileri gelenleri Kazakların ülkede

diğer etnik gruplara nazaran ayrıcalıklı olması gerektiğini savunmaktadır.

Ancak şiddet kullanımını parti programının yedinci maddesi gereğince kesin

bir dille reddedilmiştir. KCP’nin üye tabanı da tıpkı Alaş üyelerinde olduğu

gibi Güney Kazakistan’dan gelmektedir (Babak vd. 2004: 155).

KCP Ekim 1992’de yapılan kongresinde iki hizbe ayrılmıştır. Akatayev etrafında kümelenen radikal grup, AYH, KCP ve Jeltoksan Partisi’nin Azat Partisi

adı altında tek bir parti olarak birleşmesine karşı çıkmıştır. Demokratik milli

partiler arasında sayılan “Jeltoksan” 1989’da Kazakistan’a tam bağımsızlık

ve Kazakçanın resmi dil olmasını sağlamak amacıyla düzenlenen mitingler

çerçevesinde oluşmuş bir siyasal partidir. Mitingler aralık ayında yapıldığı için

partinin adı olarak Kazakça Aralık anlamına gelen “Jeltoksan” kelimesi se-

çilmiştir. Bunun üzerine Akatayev ve yandaşları başka bir kongre düzenlemişlerdir. Ancak bu kongre hareketin AYH ve KCP olarak varlığını sürdürmesine karar vermiştir. Akatayev bu iki hareketin başkanlığına seçilmiştir.

Buna karşılık Akatayev’in muhalifleri yukarıda anılan üç siyasal oluşumun

Azat Partisi adı altında tek bir partiye dönüştürüldüğünü ilan etmişlerdir. Bu

yeni partinin başkanlığına Kemal Ormantayev seçilmiş ancak yetkili makamlar tarafından partiye resmi kuruluş izni verilmemiştir. Bu yüzden 1994 parlamento seçimlerine katılamayan bazı parti ileri gelenleri bağımsız aday olarak meclise girmişlerdir (Babak vd. 2004: 156).

KCP’nin programında savunma, güvenlik ve dış politikanın anlatıldığı dördüncü madde partinin Turancı yaklaşımı hakkında açık ve net ipuçları vermektedir. Dördüncü maddeden aşağıda yapılan alıntı partinin görüşünü

doğru ve net bir şekilde yansıtmaktadır: “Türkistan Konfederasyonu ve “Turan Ortak Pazarı” oluşturmak için işbirliğine gidilmeli ve Orta Asya ve Doğu

Türkistan halkları arasında akrabalık ilişkileri geliştirilmelidir.” (Babak vd.

2004: 157). Azat liderlerine göre söz konusu Türkistan Konfederasyonu ilk

adımda Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan gibi ülkeleri kapsamalıdır. İkinci aşamada ise Rusya Federasyonu içinde bulunan Türk

halklarının yaşadığı bölgeler konfederasyona dahil edilmelidir. KCP’nin

programında ısrarla Sincan Uygur Otonom Bölgesi’nden Doğu Türkistan

olarak bahsedilmesi, partinin bu bölgeyi Çin’den çok Türk dünyasının bir

parçası olarak gördüğünü ifade etmektedir (Babak vd. 2004: 160)

Özbekistan

Demokrat Parti “Birlik”

Bu parti, Abdürrahim Polatov ve Polat Ahunov tarafından 17 Haziran 1990

tarihinde Taşkent’te kurulmuştur. Kendisine Özbekistan Demokrasi Partisi

adını veren Birlik, Özbekistan Halk Cephesi’nin (ÖHC) partileşmiş yüzünden

başka bir şey değildir. Lakin Birlik’in resmen kurulmasına ve Taşkent’te parti

merkezi açmasına izin verilmemiştir. Birlik, haftalık Müstakil ve Birlik adı

verilen iki gazete ile Hareket adında bir dergi yayınlamıştır (Polat 1999: 138,

Khalid 2007: 153-156). 1992’de 10.000 üyesi bulunan Birlik’in yöneticileri

partinin kuruluşunu müteakiben büyük bir baskı altına alınmıştır. Örneğin,

partinin kurucularından A. Polatov ve P. Ahunov 29 Haziran 1992 tarihinde

güpegündüz sokak ortasında hastanelik edilinceye kadar dövülmüşlerdir.

Polatov bundan tam on gün sonra Özbek güvenlik güçleri tarafından Türkiye’ye sürgüne gönderilmiştir. Ahunov ise Ağustos 1992’de devlete karşı ihtilal hazırlığı yaptığı gerekçesiyle hapse atılmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak

Namangan’daki Birlik taraftarları da tutuklanmıştır. Bu şartlar altında

ÖHC’nin parti kanadı olan Birlik yeraltına inmek zorunda kalmıştır

(Trutanow 1994: 161).

Ahıska Türklerine karşı Fergana Vadisi’nde Haziran 1989’da yapılan saldırı-

lar Kerimov rejimine ÖHC’yi suçlamak için iyi bir fırsat vermiştir. Bu olaylar

ÖHC içinde bölünmeye yol açmıştır (Trutanow 1994: 161). Özbek milli kültürünün yeniden ihya edilmesi için mücadele eden ÖHC, Özbek öğrencilerin

yüksek öğrenim için yurtdışına özellikle de Türkiye’ye gönderilmesi için bü-

yük bir çaba harcamıştır (Fuller 1990: 49-67).

Özbekistan’da İslamcıların önemli bir güçlerinin olmadığını savunan Polatov

bu konuda şunları söylemektedir: “Her şeyden önce halkımızın (Özbeklerin)

yüzde 90’ının Müslüman olduğunu vurgulamak isterim. Bu yüzden de doğal

olarak İslam toplum hayatında önemli bir rol oynamaktadır. Ateist bir devlet

düzeni bizim için söz konusu değildir. Birlik Halk Hareketi, Türkiye örneğinde olduğu gibi devlet ve din işlerinin birbirinden ayrıldığı laik bir devlet dü-

zeninden yanadır. Buna karşılık Kerimov rejimi uygulamada ateist bir politika takip etmektedir. Buda halkın büyük kesiminde huzursuzluk doğurmaktadır. Özbekistan’da Taliban örneğinde olduğu gibi, İslamcı bir hareketin iktidarı ele geçireceği tezi gülünç bir iddiadır.” http:www.heise.de/tp/r4/artikel/

23/23010/1.html (01.12.2007).

Polatov, Orta Asya’da demokratik yönetimlerin iktidara gelmesiyle birlikte

bölge ülkeleri arasında iyi bir işbirliği imkanının oluşacağını savunmaktadır.

Polatov “Orta Asya Ülkeleri Birliği’nin” mümkün olup olmadığı yönündeki

bir soruya verdiği cevapta söz konusu ülkelerin böyle bir birlik oluşturmaktan başka çarelerinin olmadığının altını çizmiştir. Polatov, Orta Asya’da büyük

enerji kaynaklarına sahip Kazakistan ve Türkmenistan gibi ülkelerin gelecekte

ekonomik alanda önemli bir sıçrama yapmalarının bu kaynağa sahip olmayan diğer bölge ülkelerinde (Özbekistan ve Kırgızistan) huzursuzluğa yol açacağını savunmaktadır. Böyle bir durum bölge istikrarının altına konmuş saatli

bir bombayı andırmaktadır. Polatov’a göre Orta Asya ülkelerinin kendi aralarında ittifak oluşturmalarını kaçınılmaz kılan en önemli sebeplerden biri de

Çin, Rusya ve İran gibi güçlü ve yayılmacı emeller besleyen komşularının

varlığıdır. Günümüzde Orta Asya ülkelerini yönetenlerin bu nazik durumun

önemini kavramaktan uzak olduğunu vurgulayan Polatov, Orta Asya birliğinin ancak demokratik geleneklere inanmış yeni nesillerin iktidara gelmesiyle

kurulabileceğine inanmaktadır. Polatov’un düşüncesine göre böyle bir birli-

ğin oluşturulmasında Avrupa Birliği örnek olabilir. Birlik lideri böyle bir Orta

Asya birliğinin Özbekistan’da fakirliği önleyeceğini de düşünmektedir

http:www.heise.de/tp/r4/artikel/23/23010/1.html (01.12.2007).

Birlik, Türkiye ile daima iyi ilişkiler içinde olmuştur. Polatov ve Ahunov “Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Yardım Derneği” Başkanı Ahat Andican’ın davetlisi olarak 2 ila 9 Ağustos 1991 tarihleri arasında temaslarda bulunmak üzere

Türkiye’ye gelmişlerdir. İki lider bu ziyaret kapsamında zamanın başbakanı

Süleyman Demirel ile de görüşmüştür. Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Yardım

Derneği, Özbekistan’da hür bir basının oluşmasına katkı sağlamak amacıyla

Birlik ileri gelenlerine teknik yardımlarda bulunmuştur (Açıkgöz 1995: 24).

1992’de tekrar Türkiye’ye gelen Polatov, 25 Ağustos’ta Anavatan Partisi

Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve 30 Ağustos’ta da Milliyetçi Hareket Partisi

Genel Başkanı Alparslan Türkeş ile Ankara’da görüşmüştür. Daha sonra

Polatov ‘un 21 ila 23 Mart 1993 tarihleri arasında Antalya’da yapılan Türk

Dünyası Kurultayı’na katıldığı görülmektedir (Açıkgöz 1995: 58-59).

Polatov’a göre, 11 Eylül olayları Birlik Partisi’ne belli ölçüde de olsa 1993’te

darmadağın edilen siyasi mekanizmasını yeniden kurma fırsatı vermiştir.

Hatta Birlik Mayıs 2003’te Taşkent’te bir konferans dahi düzenleyebilmiştir.

Buna paralel olarak Birlik, Adalet Bakanlığı’na kuruluş dilekçesini tekrar

vermiş fakat sudan bahanelerle partinin kuruluşu engellenmiştir

http:www.heise.de/tp/r4/artikel/23/23010/1.html (01.12.2007).

Demokrat Parti Erk

ÖHC içinde eski komünistlere karşı nasıl ve ne dereceye kadar muhalefet

edileceği hususu önemli bir sorun teşkil etmekteydi. Parti içinde azınlıkta

olan ve aralarında Muhammed Salih’in de bulunduğu Güvercinler Grubu

çoğunlukta olan Şahinler Grubu’nu sokak demokrasisi yapmakla itham ediyordu. Bu şartlar altında hükümetle diyalogdan yana olan M. Salih ve arkadaşları Eylül 1989’da ÖHC’den kopmuşlardır. Muhammed Salih ve ErkinVahidov 27 Nisan 1990 tarihinde Erk adında yeni bir siyasi parti kurmuşlardır. M. Salih partinin adıyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamayı yapmıştır: “Erk

bir semboldür ve partimiz Türkistan halklarının siyasi, ekonomik ve manevi

bağımsızlığı için açılmış bir mücadele bayrağıdır.” (Halbach ve Götz 1994:

20). Turancı ideolojiyi kendine rehber olarak edinen Erk, diğer Orta Asya

ülkeleri ve Kazakistan ile siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda işbirliğine

büyük bir önem vermektedir. Bununla yetinmeyen Erk, Ortadoğu ve Hint

Yarımadası’nda yaşayan halklar arasında tarihsel ilişkilerin canlandırılmasını

da savunmaktadır (Babak vd. 2004: 376).

Erk, devlet kontrolü altında karma mülkiyet hakkına dayanan sosyal pazar

ekonomisinden yanadır. Birlik ile karşılaştırıldığında Erk’in rejime karşı daha

ılımlı ve işbirliği yapmaya hazır olduğu görülmektedir. Bu nedenden dolayı

Erk, Özbek halkı nazarında pozitif bir imaja sahip olmuştur. 1990 yılında

kuruluşunu müteakiben 10.000 civarında üye sayısına sahip olan Erk, aynı

yıl yapılan parlamento seçimlerinde meclise sekiz milletvekili sokmuştur.

1994 yılına gelindiğinde Erk’in üye sayısı dörde katlanarak 54.000’e ulaş-

mıştır. Söz konusu bu üye sayısının doğru olduğu ve partiye karşı yapılan

devlet terörü de dikkate alındığında, bu küçümsenecek bir halk tabanı değildir. Orta Asya’da hükümet yanlısı partiler hariç tutulacak olursa diğer siyasal

partilerin halk taban oldukça zayıftır (Halbach 1994: 21).

Erk, 5 Eylül 1991 tarihinde resmen kurulduğu günden itibaren Özbekistan’ın

egemenliğine kavuşması yönünde faaliyette bulunmuştur. Parti, güçlü bir

devlet sektörünü öngören karma ekonomiden yanadır. Erk, Mart 1991’den

başlayarak ayda bir veya iki kez olmak üzere 30.000 tirajlı Erk adında bir

gazete çıkarmaya başlamıştır. Parti bundan başka Hür Buhara adlı yerel bir

gazete de yayınlamıştır. Bu gazete Nisan 1992’de milliyetçilik ve düzeni de-

ğiştirme suçlamasıyla kapatılmıştır. Bu suçlamalardan Erk Gazetesi de nasibini almakta gecikmemiştir (Halbach 1994: 20).

Erk lideri Salih Özbekistan’da 20 Kasım 1991 tarihinde yapılan ilk demokratik ve hür seçimlerde Kerimov’un karşısına çıkmış ve geçerli oyların yüzde

12’sini almıştır. Salih tam anlamıyla memleketi Harizm bölgesinde desteklenmiştir. Salih muhalefete uygulanan şiddetli baskılar sonunda kazanmış

olduğu milletvekilliğini bir yıl sonra bırakmıştır. Mayıs 1992’de Birlik ve

Erk’in inisiyatifiyle demokratik sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini daha iyi

bir şekilde koordine etmek amacıyla Milli Meclis adında bir çatı örgütü kurulmuştur. Bu meclis bir süre sonra Özbek güvenlik güçleri tarafından dağı-

tılmış ve Babür Şakirov, Hasretkul Hüdaberdiyev, Prof. Atanasar Arifov ve

Prof. Alim Kerimov gibi tanınmış kişiler tutuklanarak hapse atılmıştır

(Trutanow 1994: 162). Artan baskılar sonucunda yurtdışına çıkmak zorunda

kalan Salih, Rusya üzerinden Türkiye’ye iltica etmiştir. Erk 1993 sonlarında siyasetten men edilmiştir (Roy 2000: 133). 1994 yazında Türkiye’ye gelen

Kerimov Türk Hükümeti’nden Salih’in faaliyetlerini yasaklamasını istemiştir.

Özbek yönetici, bu isteğinin yerine getirilmemesi halinde Türkiye’de öğrenim

gören Özbek öğrencilerin geri çekileceğini bildirmiştir.

M. Salih Almanya’nın Sesi Radyosu’na verdiği demeçte Kerimov’un da tıpkı

Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da meydana gelen pembe devrimlerde

olduğu gibi kansız bir şekilde iktidardan uzaklaştırılacağını dile getirmiştir.

Bunun için önemli olan halkın gücünü koordine etmektir. Salih, Kerimov’un

iktidardan uzaklaştırılmasının muhalefet ve vatansever güçlerin yardımıyla

olacağını iddia etmektedir. 2006 yılında Ulusal Kurtuluş Komitesi kurdukları-

nı söyleyen Salih, Kerimov’dan demokratik seçimlere gitmesini istediklerini

bildirmiştir http://www.dw-world.de/dw/article/0,2144,1983134,00.html

(01.12.2007). Salih, Batı’nın Karimov’a karşı ciddi bir ambargo uygulaması

gerektiğini savunmaktadır. Erk liderine göre despotluğu ile nam salmış Beyaz

Rusya Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaschenko dahi Kerimov’dan daha

demokrat bir yöneticidir. Özbek muhalefet liderine göre Washington’un Taş-

kent yönetimine baskı yapması da gerekmektedir http://www.dwworld.de/dw/article/0,2144,2111643,00.html (01.12.2007).

Salih’e göre, Türkiye’nin özelde Özbekistan genelde de Orta Asya politikası

bulunmamaktadır. Türkiye’nin SSCB’nin çöküşüne hazırlıksız yakalandığını

belirten Salih, aradan bunca sene geçmesine rağmen Ankara’nın tutarlı bir Orta

Asya politikası oluşturmamış olmasını düşündürücü bulmaktadır. Salih’in dü-

şüncesine göre, Türkiye’nin Orta Asya’ya yönelik tutarlı bir politika geliştirmesi

gerekmektedir http:www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=11&yazi=420 (20.12

2007).

Vatan Terakki Partisi

Kuruluş kongresi Ocak 1993’de gerçekleştirilen Vatan Terakki Partisi’nin

(VTP) başkanlığına eski bir Birlik, üyesi olan şair Osman Asimov getirilmiştir.

O. Asimov aynı zamanda Kerimov’un gençlik konularından sorumlu danış-

manlığını da yapmıştır. Kerimov rejimi VTP’nin ülke çapında örgütlenmesine

büyük bir destek vermiştir. Kendini merkez sol olarak tarif eden parti hükü-

metin iktisadi politikalarını ve resmi devlet ideolojisini desteklemektedir. Bu

haliyle VTP’nin Özbekistan Halk Demokrasi Partisi’ ne (ÖHDP) yakın durduğunu vurgulamaya gerek yoktur (Halbach 1994: 26). Üye sayısı 1993’te

yaklaşık olarak 30.000 civarında olan VTP bundan bir yıl sonra yapılan parlamento seçimlerinde 14 milletvekilliği kazanmıştır. Kerimov’un politikalarına

tam destek veren VTP devletçi ekonomiden yanadır. VTP’nin programı bazı

konularda ÖHDP’nin programına benzemektedir. VTP, 1994 yılına gelindi-

ğinde Erk ve ÖHDP ile birlikte Özbekistan’da faaliyet gösteren üç partiden

biri konumundaydı.

VTP’nin dış politika hedefleri incelendiğinde bu hedeflerin oldukça milliyetçi

bir çizgide olduğu görülmektedir. Parti, Orta Asya birliği kurulması için gösterilen bütün çabaları desteklemektedir. Böylece VTP, Turan halklarının çok

eski bir rüyasını gerçekleştirmek ve Özbekistan’ı Orta Asya ülkeleri ailesinin

doğal bir üyesi olarak görmek istemektedir. Bütün BDT ülkeleriyle eşit ve

dostane ilişkiler geliştirmek isteyen partinin asıl amacı BDT’yi Avrasya Birli-

ği’ne dönüştürmektir5

. Bu ifade dahi VTP’nin Turancılık konusunda samimi

olmadığının bir göstergesidir. Esasında VTP’nin programında yer alan Turancı görüş Özbekistan’da Türkistan ve Turan birliğini savunan Birlik ve Erk

gibi siyasal partilerin gelişmesini ve güçlenmesini önlemeye yönelik bir manevradır. VTP için Turan ve Turancılık kavramı Özbekistan liderliğinde kurulacak bir Orta Asya birliğini ifade etmektedir. VTP ayrıca Orta Asya’da bulunan diğer ülkelerle birlikte bir “Türkistan Dostluk Evi” kurmak istemektedir.

Türkistan Halk Hareketi

Mart 1989’da ortaya çıkan Türkistan Halk Hareketi (THH) Taşkent entelektüelleri; Raif Parfi, Behram Gaybov ve Mehmet Ali Mahmudov tarafından

kurulmuştur. Bunlardan sonuncusunun 1981’de yazmış olduğu romanda

Türkçülüğe aşırı vurgu yapması Sovyet Edebiyat ve Kültür Bürokrasi’sini

rahatsız etmiştir. M. Ali Mahmutov 1992’de hareketi terk etmiş ve Özbek

Kültür Fonu’nun başına geçmiştir. Birlik ile işbirliği yapan THH’nin izlediği

politikanın belkemiğini Özbek milli devleti değil Türkistan oluşturmaktadır.

Bu politikaya göre milli uyanışın doğru adresi Türkistan olmalıdır. THH’yi

benzer adlar taşıyan İslami Türkistan Hareketi gibi oluşumlardan ayıran en

önemli fark bu oluşumun laik devlet yapısını benimsemiş olmasıdır. Hareketin üye sayısı 1992 yılında 1.000 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu hareket Özbek polisinin yaptığı baskılar sonucunda bir süre sonra Karabağ Komitesi6

adı verilen oluşumla birleşmiştir (Halbach 1994: 22).

THH’nin Türkistan politikası diğer Orta Asya ülkelerinde pek fazla taraftar

bulmamıştır. Bunun nedeni Orta Asya’da meydana gelen milli uyanışın ortak

Türkistan düşüncesi etrafında değil de her ülkenin kendi etnik milliyetçiliği

çerçevesinde vuku bulmasıdır. THH her ne kadar Kazakistan’da Olcas

Süleymanov ve Jeltoksan Partisi gibi kişi ve kurumlara işbirliği teklif etmişse

de hareket uluslararası bir yapıya sokulamamıştır. Hatta THH yetkilileri

Jeltoksan yetkililerine hareketin genel merkezini Almatı’ya taşımayı dahi teklif

etmişlerdir (Halbach 1994: 22).

Özbekistan demokrası vakfi

Özbekistan demokrası vakfının kurucu eski Erk partisi liderlerinden Sefer Bekcandır. Bekcan İsviçrede sürgünde yaşayan Özbekistanın en önemli düşünür ve yazarlarındandır Turancı kimliğiyle tanınan Berkcanın Türkiye girişi yasaktır.

Esir Türk Yurtlarında Turancı Partiler

Güney Azerbaycan, GAMOH,(Güney Azərbaycan Milli Oyanış Hərəkatı)lideri Dr. Mahmutali (Çağrı) Çehreganlıdır, Fars işgali altında Güney Azerbaycanın bağımsızlığını savunan Turancı bir partidir.

Doğu Türkistan, DUK(Dünya Uygur Kongresi)..Lideri Uygur türklerinin Rabia Ana dedikleri Rabia Kadirdir, Amerika'da Sürgünde Yaşamaktır,Doğu Türkistanın Siyası bağımsızlığını savunan Turancı bir örgüttür.

1992'de Türkiye'nin İstanbul şehrinde Türk Kara Kuvvetleri'nden emekli Tuğgeneral Rıza Bekin (daha sonra Doğu Türkistan Vakfı başkanı ve Dünya Uygur Kurultayı onursal başkanı) ve yandaşları tarafından kurulan Doğu Türkistan Millî Kurultayı (Sherqiy Türkistan Milliy Qurultiyi)'ndan sonra İsmail Cengiz'in öncülüğünde kurulan Doğu Türkistan Milli Merkezi'nin daveti ile İstanbul'da yapılan istişare toplantılarının ardından kurulan Doğu Türkistan Kurultayı ile 1996'da Almanya'nın Münih şehrinde Dolkun İsa ve yandaşları tarafından kurulan Dünya Uygur Gençler Kurultayı (Dünya Uygur Yashliri Qurultiyi) gibi küçük örgütler, 2004'te Erkin Alptekin (İsa Yusuf Alptekin'in oğlu) başkanlığında birleştirilerek Dünya Uygur Kurultayı oluşturulmuştur. Kurultayın kuruluşundaki esas adı Doğu Türkistan Kurultayı idi. Daha sonra bu isim Doğu Türkistan (Uyguristan) Kurultayı olarak değiştirildi. Akabinde yurdun milli, coğrafi ve tarihi adı olan Doğu Türkistan ismi kaldırılarak Uygur Kurultayı olarak değiştirildi. Bu değişiklik üzerine Doğu Türkistan'ın bütünlüğünü savunan bir grup Uygur, Kazak, Kırgız ve Özbek kardeşleriyle birlikte 2004 yılında Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümetinin etrafında birleştiler. Sürgün Hükümeti'nin ilan edildiği İstanbulda düzenlenen basın toplantısına Gen Rıza Bekin de katıldı. Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti'nin Başbakanlık görevine 2009 yılında İsmail Cengiz getirildi. Hükümetin Cumhurbaşkanlığı görevini ise Ahmet İgemberdi yürütüyor.

TATARİSTAN

Rus işgali altında bulunan Türk yurdu Tataristan’da, Tataristanın bağımsızlığını savunan birçok Türkçü-Turancı Parti ve dernek vardır.

Bunlar, Tataristan Millî İttifak Partisi", , "Azatlık Tatar Gençler Birliği", "Türk Halkları Asamblesi", "Dünya Türk Gençler Birliği′dır.

''Tataristan Millî İttifak Partisi"veTatar Halkının Milli Meclisi Başkanı Dr. Fevziye Bayramova :Tataristan’ın tanınmış Turancı siyasetçilerindendir.

Turancılık,Türkçülüktür, Doğu Türkistan’ın ,Rus ve Fars esiri Türk yurtlarının bağımsızlığını savunmaktır, Turancılık; Büyük Macaristan ülküsüdür aynı ,zamanda Romanyanın işgali altında yaşayan tarihi Macar toprağı Sekelyanın Macaristanla birleştirilmesi fikriyatıdır,Turancılık aynı zamanda Rus esiri Fin kökenli Karelya’nın..vs..Fin topraklarının özgürleştirilmesidir.

Kaynakça:

1) 1-Şerif Beştav, Türk-Macar İlişkileri, Türk-Macar dostluk derneği yayını, Ankara, 2005.

2) Nizam Önen, İki Turan, İletişim yayınları, İstanbul, 2005.

3) Tarik Demirkan Macar Turancılar Tarih Vakfi yayınları 2000,s,27,28

4) http://yayinlar.yesevi.edu.tr/files/article/300.pdf

5) Jobbik.com

6) mhp.org.tr

7) Jacob Landau, Pan-Turkism: From Irredentism to Cooperation, London 1981, s. 34-35.

8) Türkçülüğün Esasları syf.25 (Gökalp, Ziya)

9) Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931), İletişim Y. 1997, s. 15-42.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 12
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 84
Toplam Tekil 1639626
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu