GEZİ DURUM MUHAKEMESİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









GEZİ DURUM MUHAKEMESİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 16.07.2013 > Kaç kez okundu? 1425

Paylaş


Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve milli düşünceleri tam bir imanla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârâne müdafaa zorunluluğu aşılanmalıdır.. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1921)

Türkiye, kötü günler geçiriyor. Başbakanın gururla dile getirdiği kâğıt üzerindeki makro ekonomik göstergeler bugün yaşadığımız kötülüklerin üzerini örtmeye yetmiyor. Küresel güçlerin dayatmaları karşısında her alanda tam teslimiyet içine giren dünün oyun kurucu güçlü devleti bugün artık kendisini yönetemiyen zayıf bir görüntü sergiliyor.







31 Mayıs 2013 halk isyanının muhtemel sonuçlarını ve alınabilecek önlemleri değerlendirdiğim DURUM TESPİTİ başlıklı yazımda, tedbir alınmadığı takdirde ülkemizin hızla bir iç savaşa ve sonunda da bölünmeye doğru sürüklendiğini işaret etmiştim. Bugün geldiğimiz noktada, geçen süre içinde hiç bir tedbir alınmadığını, aksine ülkenin devlet eliyle bölünmeye itildiğini görüyorum..







Geçen yüzyılın başlarında mütareke dönemi işgâl kuvvetlerinin silah zoruyla Osmanlı yönetimine yaptırdıklarının birebir benzeri bugün de yaşanmaktadır. Aradaki tek fark, bu defa görünürde başkent İstanbul’u işgâl eden yabancı devletlerin gemi toplarının ve asker süngülerinin olmayışıdır. Fakat bu defaki işgâl çok daha güçlü ve tehlikeli boyutlardadır. Çünkü şimdi topraklarımız değil ama insanlarımızın beyinleri işgâl edilmiştir. Beyinleri yönlendiren Türk medyası işgâl edilmiştir. Bu tip işgâlin tesirlerinin düşman askerlerinin işgaline göre çok daha etkili ve yıkıcı olduğunu bugün yaşayarak görmekteyiz..







Yaşadıklarımız milletçe algı tutulması içinde olduğumuzu göstermektedir. Çevremizde ceryan eden olağanüstü olayları anlayıp, algılayabilmemiz ve sağlıklı değerlendirme yeteneğimiz körelmiştir.







T.C. okullarında yetişmiş ve Türk halkının can ve mal güvenliğini korumak ve ülkede hukuk düzenini sağlamakla görevli polislerimiz, kendi halkının üzerine acımasızca saldırtılıyor. Ve amirlerince “Yeni bir Çanakkale Destanı” yazdınız diyerek motive ediliyor.. Türk polisi; silahsız ve sadece mevcut yönetimi istemediğini beyan etmek için anayasal hakkını kullanmak isteyen insanlarımızın üzerine düşman ordusuna saldıran Türk Mehmetçikleri gibi “Allah Allah” nidaları ile saldırtılıyor. Sonunda gencecik insanlar ölüyor. Binlerce insan yaralanıyor. Bunları yapanlar 24 maaş ikramiye ile ödüllendiriliyor.. Ve bütün bu olanlar kameraların önünde açıkça gerçekleştirliyor. Tarihe bu görüntülerin nasıl kaydedileceği hususu hiç düşünülmüyor..







Temmuz 2013 Türkiyesi Anayasal gösteri hakkını kullanan sıradan insanların öldürüldüğü bir ülkedir. 11 yıllık Ak Parti yönetimi iktidar koltuğunda kalabilmek için orantısız devlet şiddeti yolunu kullanıyor. Hem insanın hem de insanlık onurunun katledildiğine tüm dünya şahit oluyor.. Polisin şiddetinin dozu giderek artıyor. Ama bu şiddet halkın direnme gücünü önlemiyor bilakis besliyor. Ve halkın daha kalabalık olarak sokaklara çıkmasına sebep oluyor. Sivil itaatsizlik giderek yurdun tüm köşelerine yayılıyor.







Geçen yüzyılın başlarında işgâl güçlerinin tutum ve davranışlarını destekleyen Osmanlı yönetimine karşı Anadolu halkı her yerde ayaklanmıştır. Yerel Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kontrolundaki Kuvvay-ı Milliye güçleri ile işgâle karşı koymaya başlamışlardır. Bu dağınık güçler daha sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Erzurum ve Sivas Kongreleri ile biraraya getirilmiş ve sonunda Ankara’da 23 Nisan 1920’de oluşan TBMM ile milli mücadele fiilen başlatılmıştır. O zamanda yazılı basın işgâl yönetiminin kontrolu altında idi ve aynen bugünkü gibi sadece % 5’i milli mücadeleyi destekliyordu. Osmanlı Devletinin elinde kalan son askeri birlikler Kuvvay-ı İnzibatiye adı altında oluşturulmaya çalışılan milli kuvvetlere vahşice saldırıyorlardı. Kandırılmış Anadolu halkı tam 26 ayrı noktada isyan ettirilerek yeni başlayan milli mücadele kaynağında kurutulmaya çalışılıyordu.







İşte bugün Gezi Süreci olarak gördüklerimizde dünün aynen tekrarıdır. Tarih tekerrür etmektedir. O zaman Ataürk’ün mücadele azmini kuvvetlendiren tek unsur Türk gençliği idi. Bugünde ayni Türk gençliğinin modern versiyonunu etkin bir şekilde görev başında görmekteyiz.







Gençlik kavramı Atatürk'te en yüce değer yargısına ulaşmıştır. Atatürk; gençlik kavramını, ülkenin geleceğini emanet edeceği nesiller için kullanmıştır. O, köhnemiş zihniyetlere, milleti gerileten bağnaz zihniyete karşı dayanacağı kaynağı gençlikte ve onların dinamik fikirlerinde bulmuştur. O, çağdaş ve modern ilmin hakim olduğu zihniyetle yetişecek genç kuşakların, gelecekte eserlerini ve inkilâplarını daha da geliştireceğine, onu her türlü tehlikeden koruyarak yücelteceğine yürekten inanmıştır. Bu inancın ne kadar gerçekçi olduğunu bugün Atatürk’te birleşen Türk gençliğinde görmekteyiz.







Bugünün Türkiyesi artık 31 Mayısta Atatürkte birleşenlerin başlattığı halk ayaklanmasından önceki ülke değildir. Taksim’de başlayan isyan ruhu yurdun her yanını sarmıştır ve “ Her yer Taksim, Her yer direniş”sloganı ile hareket dalga dalga büyümektedir. Bu dalgalara karşı yapılan her türlü sert müdahale dalgaların gücünü ve kapsamını büyütmektedir.







Bugün sokaklara dökülerek hak arayanlar asla bir kaç çapulcu değildir. Onlar, geleceğine ipotek koyanlara karşı haklarını arayan bu ülkenin gerçek sahipleridir. Yani milletin bizzat kendisidir. Ve onlar halka inanmayanlara halkın gerçek gücünü göstermektedir. 31 Mayıs, Türk halkının zincirlerini kırdığı gündür.







Hareket halindeki eğitimli, bilinçli ve örgütlü insanların önünü kesmek ve durdurmak fiziki olarak mümkün değildir. Hele inanmış halk selinin önüne şiddet ve polis baskısı ile geçileceğini düşünmek felaketlerin en büyüğüdür.







Yıllardır sürdürülen büyük baskıya, medyanın otosansürüne ve ustaca yönetilen küresel psikolojik savaş operasyonlarına rağmen uyutulmak istenen dev artık uyanmıştır. Sessiz çoğunluk, iki paket makarna, iki torba kömüre kendisini mankurtlaştırmak isteyen zihniyete isyan etmiştir.. Bu isyan; kültürüne ve milli değerlerine saldıran, cumhuriyetin kazanımlarını küresel güçlere peşkeş çekerek bir bir kaybeden, “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” ruhu ile yetişen milletimizi tüm komşuları ile sıcak savaş ortamına hızla sürükleyen, 30 yıldır PKK terörüne karşı can vererek kanını dökerek ülkeyi savunan Mehmetçikleri terörist suçlaması ile hapseden, PKK’yı ve liderini halk kahramanı ilan ederek ülkeyi bölünme sürecine taşıyan yönetime karşıdır.. Bu isyanı ve beyinlerde yanan ateşle gönüllerde oluşan koru söndürmek mümkün değildir. Buna polisin, toma suyunun, biber gazının, plastik merminin gücü yetmez. Bilakis bunlar yanan ateşin üzerine dökülen benzin gibi ateşi çoğaltırlar..







Bugün ceryan eden olayları yanlış kararları ile içinden çıkılamaz bir duruma getiren Ak Parti yönetimi arkasındaki halk desteğini ve meşruiyetini kaybetmiştir. Sadece insanca yaşamak istediğini haykıran halkını terörist olarak görüp, polisi acımasızca üzerine saldırtan iktidarın artık halk kitleleri üzerinde yaptırım gücü kalmamıştır.. Bu safhadan sonra bu ateşi söndürmek kolay değildir.







Eğer 31 Mayıs’ta başbakan Erdoğan gençlik ayaklanmasının asıl nedenlerini bulmaya, gençlerin beklentilerini öğrenmeye çalışsa ve onlara şefkatle yaklaşarak sorunlarına eğilse idi durum böyle olmayacaktı. Belki o zaman bu gençler Ak Partinin ateşli birer savunucusu olacaklardı. Oysa bunun tam tersi yapılmıştır. Başbakan Erdoğan’ın israrlı tutum ve davranışı ile geniş halk kitleleri tamamen yok farzedilmiştir. Bugün halk tomadan, gaza, gözaltından, dayaktan ve palalı fedailerden korkmadığını göstermiştir. Giderek sayıları çoğalan ve örgütlü hale gelen direnişçilerin artan şiddeti hiç önemsemediği tarihe malolacak mizah anlayışı ile sosyal medya vasıtası ile dünya kamuoyuna yansıtılmaktadır.







Özetle, halkın sel olup aktığı, coşku ile çağladığı bir ortamda Ak Parti iktidarının ayakta kalması kolay olmayacaktır.







Peki olaylar nereye kadar gidecektir?



Aslında bir tarihçi olarak pek karamsar olmak istemiyorum. Çünkü milletimiz çok daha kötü şartlardan başarı ile çıkmasını bilmiştir. Atatürk ve Birinci TBMM çözüm için en güzel örnektir. Tamamen teslim olmuş bir milletten ve viraneye dönmüş bir ülkeden mucize yaratılmış, yepyeni bir ruhla yepyeni bir devlet oluşturulmuştur.







Bu mucizeyi yaratan lider Atatürk’ün dayandığı en büyük kitle Türk Gençliği idi. Bugünde ikiaya yaklaşan bir süredir olayların içinde öncü rolü oynayan Türk Gençliğine güvenerek aydınlık günlere ulaşabileceğimizi düşünüyorum..







Üniversitelerimizden her yıl binlerce gencimiz yetişmiş beyinler olarak toplum saflarına katılmaktadır. Müthiş bir bilgi birikimi ve enerji Türk toplumunu kuşatmaktadır. Bu gençlik, her geçen gün artan dinamizmi ile kendini geliştirmek, kendini aşmak ve her ne şart altında olursa olsun bu ülkede yaşamak ve ülke yönetiminde söz sahibi olmak istemektedir..







Bizim nesiller ne kadar karamsar olursa olsunlar gençlerimizde hiçbir karamsarlık belirtisi yoktur. Onlar geleceğe çok daha başka bir gözle bakıyorlar. Kendilerini güvensiz hissetmiyorlar. Mastır ve Doktora yapanların sayısındaki ciddi artış bilim toplumu olma yolunda mesafe aldığımızı gösteriyor. Gençlerimiz kendilerini dünyaya entegre ediyorlar. Gidiyorlar. Geziyorlar. Görüyorlar ve öğreniyorlar. Kendilerini küresel ölçüde yetiştirip geliştiyorlar.. Nitekim bugün pek çok işyerinin üst düzey yönetiminde gençleri görüyoruz. Demek ki iyi yoldayız. Gençlerimiz 23 Nisan 1920 Milli Hâkimiyet ruhunu yaşatıyorlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde ülkenin bugünü ve yarınlarını gençliğe emanet ederken ne kadar haklı olduğunu bugün yaşayarak anlıyoruz..







Ben başbakan Erdoğan’ın yerinde olsam ilk işim bu gençleri dışlamak değil, aksine derhal onları kucaklamak olurdu.. Böylece hem kendisi, hem partisi ve hemde ülkemiz kazanırdı. Bunu yapmak için hâla fırsatı olduğunu düşünüyorum.



Ülkemin kaosa değil, her zamankinden fazla birliğe ve dayanışmaya ihtiyacı olduğunu bir kere daha vurguluyorum.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 87
Toplam Tekil 1635618
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu