29NCU YILDÖNÜMÜNDE 12 EYLÜL - Dr. Feridun YILDIZ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









29NCU YILDÖNÜMÜNDE 12 EYLÜL - Dr. Feridun YILDIZ
Tarih: 11.09.2009 > Kaç kez okundu? 2224

Paylaş


12.09.2009



Bugün 12 Eylül 2009. Demokrasimize darbe vuran, yüzlerce, binlerce insanı mağdur eden, vicdanların kabul etmediği kendi hukuku ile pek çok insanı idam sehpasına gönderen 12 Eylül 1980 İhtilâlinin üzerinden yirmidokuz yıl geçti. 1980 öncesinde Ülkücü Gençliğin liderlerinden merhum Muhsin Yazıcıoğlunun ifadesiyle, “12 Eylül öncesinde köylere, şehirlere, Türkiyeye birbirlerini sığdırmayanlar, gençlik, ikibuçuk metrekarelik hücrelere sığmak mecburiyetinde kaldı. Ülkeyi paylaşamayanlar hücreleri paylaşmak zorunda kaldılar. Kavgaları paylaşamayanlar, bu defa işkenceleri paylaştılar.”(Keşke Olmasaydı, Kanal 24, Yapımcı: Okan Başara)

12 Eylül öncesinde Manisa Ülkü Ocakları Başkanı olan, idam talebiyle hakkında 17 ayrı dava dosyası açılan, 2 kez idama mahkûm olan ancak bu ceza Yargıtayca bozulan, gözünün önünde babasına işkence yapılan, cezaevinde 10,5 yıl yatan, cezaevinden çıktıktan sonra Hukuk Fakültesini bitirerek avukat olan İrfan Sönmez 12 Eylül işkenceleri hakkında şunları söylemektedir: “Cezaevinde bize işkence yapanlar, bizimle aynı dine, aynı Allaha, aynı peygambere inanan, aynı ülkenin çocuklarıydı ve bizim askerlerimizdiler. Ebu Gureyb Cezaevinde yapılan işkencelerden daha acısını, daha alçakcasını yaptılar.” .”(Keşke Olmasaydı, Kanal 24, 1. Yapımcı: Okan Başara)

12 Eylülden kalan en acı hatıralar ise paranoyak bir denge siyaseti yüzünden uğruna ölümüne mücadele ettiği devleti tarafından asılan, müminlerin kalbinde inşallah şehirlik mertebesine yükselmiş olan 8 ülkücü genç fidandır. Bunlardan ikisi Halil Esendağ ve Selçuk Duracıktır. İdam edildikleri dönemde kendileri ile beraber İzmir Buca Cezaevinde mahkûm olarak kalan İrfan Sönmezin iki şehidin idamları ile ilgili anlattığı hatıralarını noktası ve virgülüne dokunmadan okuyalım:

“Halil Esendağ ile Selçuk Duracık idam cezası aşmış, Yargıtaya gitmiş, Yargıtay onaylamış; Kenan Evrenin imzasını bekliyordu.

Biraz sonra Halil Esendağ geldi. Sarıldık, kucaklaştık. Ellerimizi beraber kelepçelediler. 1961 doğumlu. O zaman 21-22 yaşında bir genç. İmam Hatip 6dan ayrılmış.

Ölümden hiç bahsetmiyorum ben. Olur ki, korkar, bir zaaf gösterir ve Halili bir daha öyle hatırlamayayım, diyorum.

Yolda arkadaşlar ring arabasında sordular. Dediler ki; “Halil, gelinlikleriniz nasıl oldu?”. Halil de “Gelinlikler iyi oldu ama biraz uzun oldu” dedi.

Tasavvufî ifadesiyle, “Mûtu kable en temûtu” demişler; “Ölmeden önce ölmek”. Ölümü yenmiş bir arkadaşımızdı. Baktım ki gayet rahat, “Halil, nasıl bir gecede asılmak istersin?” dedim. Dedi ki: “Yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterim.”

Dedim ki, “Slogan atacak mısın?”, dedi ki, “İdam slogan atma yeri değil. Tekbir getire getire gideceğim; sehpaya kendim çıkacağım; ipi boynuma geçirdikten sonra sehpaya kendim tekmeyi vuracağım, ama intihar olur endişesini taşıdığım için bekleyeceğim, cellat gelsin, tekmeyi o vursun. Kelime-i Şahadet getirip gideceğim.”

Bu ara ben arkadaşlara sordum, dedim ki: “Siz Halil Esendağa Gelinlikleriniz oldu mu? diye bir soru sordunuz; nedir bu gelinlikler?” “Geçen duruşmada Halil dedi ki, Bizi nasıl olsa asacaklar, devletin vereceği kefenle asılmak istemiyoruz. Torba gibi bir kefen veriyorlar, eller içeride kalıyor. Zaten arkadan kelepçeleniyor eller. Siz bize kollu bir şey yaptırın, hiç olmazsa ellerimiz dışarıda kalsın. Rahat can çekişiriz, rahat çırpınırız hiç olmazsa. Bir de sizin helâl paralarınızla olsun dediler.

Koğuşta 22 tane ülkücü var. Cep harçlıklarını bir araya getirmişler, iki tane kefen alamamışlar. Sonunda bir arkadaşımızın ailesinin getirdiği beyaz yorgan çarşafıyla nevresimi cezaevi terzisine gönderip, iki tane kefen yapıyorlar ve rahmetli Halile gönderiyorlar.

Halil her gece kefenini giyerek seccadenin başında uyuyor. Bu gece asarlar, bu gece asarlar…

Saat 12ye doğru cezaevi terzisi geldi, dedi ki, “Bu gece Halil Esendağ ile Selçuk Duracıyı asacaklar, sehpaları kuruluyor, haberiniz olsun.”

Tabii çok büyük bir şok yaşadık, yani, ölüm çok korkunç bir hadise. Küçük kıyamet demiş yüce Peygamber, gerçekten de öyle. Korkunç bir yalnızlık duygusuna kapılıyorsunuz. Korkunç bir kimsesizlik duygusuna kapılıyorsunuz. Korkunç bir güçsüzlük duygusuna kapılıyorsunuz. Hiçbir şey yapamıyorsunuz.

Arkadaşları cezaevinde topladım, yapılacak başka bir şey yok. Kuran cüzlerini bölüştürdüm. Sabaha kadar Kuran okuyacağız. Arkadaşlarımıza dua edeceğiz. Şahadet şerbetini içmeleri için, ölümlerinin kolay olması için, cesaretle gitmeleri için dua edeceğiz.

Her yarım saatte bir çıktım. Avazım çıktığı kadar selâ okuyorum Yani, olur ki, idam hücresinde bizim sesimizi duyarlar. Gönülleri inşirah bulur, huzur bulurlar arkadaşlarımız bize sela okuyorlar diye.

Saat 01de son defa çıktım. Aklıma Halil Esendağın “yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterim” sözü geldi. Elimi parmaklıklardan dışarıya uzattım. Baktım hafif bir yağmur çiseleyerek yağıyor. Ve içimden dedim ki, “Eğer sen o gün Allahtan güneşleri yağdırmayı dileseydin, benim Allahım güneşleri de yağdırırdı.”

Saat 09da gardiyanlar geldi. Dediler ki, “bu gece Bucaya rahmet yağdı.”

“Ne oldu?” dedik, “Nasıl asıldılar?”

Dediler ki, “İkisi de cesaretle geldiler. Tekbir getire getire sehpaya gittiler.”

Aldık, getirdik eşyaları. Koğuş başkanı ben olduğum için o eşyalar da bana verildi. Eşyaların içerisinden özel eşyaları ayırıp ailesine göndereceğim. Kıldıkları kaza namazlarının, tuttukalrı kaza oruçlarının listesini tutmuşlar. Ölümle ilgili ne kadar ayet, hadis var, yazmışlar. Eşyaları ayırırken küçük bir gazete kâğıdının içinde küçük bir şey gözüme çarptı. Ben, affedersiniz, dedim ki, ya iç çamaşırı ya da çoraptır. Yıkamaya fırsat bulamadı, atamadı dedim, daha doğrusu. Açtın. Etrafı oyalı yeşil bir başörtüsü. Halil Esendağ hapishaneye girmeden kısa bir süre önce evlenmiş, ama murat almadan, eşiyle sevgisini paylaşmadan hapishaneye düşmüştü. İhtimal ki, iki sene kaldı idam hücresinde, eşinin başörtüsünü bir dert ortağı gibi yanında tutmuştu.

Babası mektupta yazıyor, “Arkadaşlar, üzülmeyin. Benim oğlum şehit oldu.”

Annesi çok üzülmüş. Çırpınmış, ağlamış; “Ya Rabbi, benim oğlum şehit mi oldu, yoksa pis bir siyaset uğruna mı gitti?” diye. Bir gece rüya görüyor. Rüyasında cennette kendisi. Annesi kendisini cennette görüyor. Bütün sahabeler, peygamberimizin arkadaşları toplanmışlar, bekliyorlar. Erkek sahabeler bir tarafta, kadın sahabeler bir tarafta.

Annesi gidip “Siz burada niye toplandınız?” diyor o kadın sahabelerden birisine.

O da, “Bilmiyor musun? Bugün burada şehit Halil Esendağın nikâhı var. Nikâhını Allah Resulü kıyacak, onu bekliyoruz” der ve annesi sevinç içerisinde uyanıyor ve “Benim çocuğum şehit oldu” diyor.

Gerçekten de Halil Esendağ bir büyük kahramandı.”(Keşke Olmasaydı, Kanal 24, Yapımcı: Okan Başara)



İnfazda bulunan Buca Cezaevi Muradiye imamı Abdullah Hoca da şunları anlatır:

“Bana hiç evliya gördün mü diyenlere; evet... Halil ile Selçuku gördüm diyeceğim...”

Selçuk bana o kadar büyük bir güven verdi ki, şaşırdım. Dedim “Selçuk, Allah…”. “Hocam” dedi, “biz kadere inanmışız.” İki rekât namaz kıldı, Kuran-ı Kerim okudu ve böyle dua etti.

O anki heyecanım hâlâ devam ediyor. Güçlü çıktı, sehpaya çıktı, ip boğazına geçti. “La ilahe illallah” dedi, sehpayı sonra çektiler.

“Bu genç. Bu gençler bu gücü nereden aldılar, nasıl kazandılar, neyle kazandılar, bu güce nasıl erdiler? Benim hâlâ, şu ana kadar, 20-25 yıldır oldu, benim hafızamı meşgul ediyor. Allahü Tealâ hazretleri vatanımızın, milletimizin, yurdumuzun, yuvamızın bekası için, ne kadar şehit varsa Allah hepsini cennete koysun.”(Keşke Olmasaydı, Kanal 24, Yapımcı: Okan Başara)

12 Eylül Türk milletinin vicdanında çoktan mahkûm olmuştur, Türk Milleti Türk Adaletinde de mahkûm olacağı günleri beklemektedir.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 24
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 506
Toplam Tekil 1639258
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu