EMPERYALİZMİN YENİ KİRLİ OYUNLARI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









EMPERYALİZMİN YENİ KİRLİ OYUNLARI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 10.05.2013 > Kaç kez okundu? 2112

Paylaş


Batılı emperyalist güçler iki yıldan beri El Kaideci, Cihatçı, Selefist , Vahhabist, terörist çeteler ve örgütler vasıtasıyla Suriye rejimini yıkamayınca yeni entrika ve oyunlar kurmaya başladılar. Bütün bu süreçte dünyanın en gerici ve çağ dışı rejimleri sayılan Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, ve Ürdün gibi yönetimler; ABD, İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletlerin yandaşı olarak Suriye’yi istikrarsızlaştırmak, kaosa sürüklemek ve nihayetinde Beşar Esad yönetimini devirmek için her türlü imkanı kullanarak on binlerce masum insanın ölümüne, koca bir ülkenin tahrip edilmesine neden oldular.

Emperyalist güçler Libya’dakine benzer bir askeri müdahale ve Birleşmiş Milletler ile NATO‘yu devreye sokmayı planlamışlarsa da bu girişimleri Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya’nın veto engeline takılınca başka entrikalar planlamaya başladılar. Bu doğrultuda Bush dönemin de Irak’ta sahneye konan yalan senaryolar ve savaş planları tekrar gündeme gelmeye başladı. Hatırlayacak olursak Körfez Savaşı sırasında ABD ve yandaşları Irakta kitle imha silahlarının yanı sıra, kimyasal silah stoklarının bulunduğu bahanesiyle bu ülkeye hücum etmiş, taş taş üstünde bırakmamış, milyonlarca masum insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmuştur. Ülke bu işgal sayesinde fiilen üçe bölünmüş etnik ve dinsel azınlıklar birbirlerine düşürülerek kaos ortamı sağlanmış, emperyalizmin kirli oyunları için ortam sağlanmıştır. Savaşın sonunda da kimyasal ve biyolojik silah suçlamalarının hayali ve uydurma olduğu ortaya çıkmıştır.

Şimdi ise Suriye’ye hücum ve saldırı için aynı senaryoyu gündeme getirerek, Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçlayarak saldırganlıklarına bahane oluşturmaktadırlar. Kuşkusuz bu çirkin ve kirli emellerine ulaşmak için yerel işbirlikçileri yani Katar ve Suudi Arabistan gibi satılmış devletlerden yardım almaktadırlar. Kimi uzmana göre sözde Suriye Özgür Ordusu (cinayet şebekesi),El Nusra gibi selefi ve El Kaideci terörist gruplar: İsrail, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin yardımıyla Suriye askerlerine karşı savaş hukukuna göre yasaklanmış silah ve cephaneler kullanmaktadırlar.

Suriye üzerinde oynanan oyunlar tam hızla devam ederken, İsrail savaş uçakları dönem dönem ülkedeki kaosu fırsat bilerek Suriye hava sahasını ihlal edip kimi zaman bir askeri birliğe veya bir askeri üste saldırılar yaparak saldırgan politikalarını sürdürmektedir. Son olarak İsrail savaş uçakları bu gün yine Suriye’ye bir saldırı gerçekleştirerek El- Cemreye askeri kışlasını bombalayarak bu ülkenin egemenlik ve hakimiyet alanına aleni tecavüzde bulunmuştur. Bu saldırılarının ardından Lübnan Hizbullah’ının lideri Şeyh Hasan Nasrullah Suriye’nin ABD, İsrail ve aşırı selefi gruplara yem olmasına izin vermeyeceklerini açıklamıştır. Ortadoğu’daki dengeler giderek daha da netleşiyor. Sömürgeci ABD, Fransa, İngiltere, Siyonist İsrail, Mürteci Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri vb. gerici güçler hakimiyet alanlarını genişletmek, egemen ve bağımsız yönetimleri zayıflatmak, kaosa sürüklemek ve nihayetinde ortadan kaldırmak için entrika ve çabalarını şiddetle sürdürmektedirler.

Daha öncede defalarca yazdım, Suriye’deki gelişmeler zaten pek çok sorunla karşı karşıya bulunan Ortadoğu Bölgesini derinden olumsuz olarak etkileyecek ve bölge devletlerini zayıflatırken , bölge dışı aktörlerin işine yarayacak. Ülkemiz dahil bölge ülkeleri bünyelerinde sayısız dini, mezhepsel inanç ve etnik yapıyı bünyelerinde barındırmaktadırlar. Suriye’den gelen son haberlerde Selefi guruplar ele geçirdikleri kentlerde ve yerleşim bölgelerinde farklı inançlara mensup Müslümanların kutsal ibadet yerlerini, Hüseyniyyelerini ve en önemlisi evliyalara ait türbeleri yakıp yıkıp yerle bir ediyorlar.

Bunun en son örneği Halife Muaviye tarafından katledilen , Hazreti Ali’nin eshabından, Şam kentinin Fatihi Hecr İbni Ali’nin Şam Kenti’nin Adra Semtindeki Türbesini tahrip edip kemiklerini mezarından çıkararak, saygısızlık yapmalarıdır. Üstelik bu çirkin olayın filmini çekerek sosyal medyada paylaşmaları olayı daha da vahim ve kışkırtıcı hale sokmuştur. Aynı görüntülerde Moerridin Noman kentinde bulunan Arap Edebiyatı’nın en büyük yazar ve kalemlerinden, Abuala Moatyyeri’nin anıt mezarını yerle bir edip büstünü kırmanın görüntülerini de paylaşarak (1) yaptıkları çirkin eylemle toplumu terörize etme ve korkuya sevk etmeyi hedeflemişlerdir.

Selefi teröristlerin bu küstah saldırılarından cesaret alan bir gurup Vahabi Terörist, Ürdün’ün Güneyinde Kerk İli’nin Elmezar Bölgesin’de bulunan İslamiyet’in ilk komutanlarından ehlibeyte yakın Cefare Tayyar lakaplı Cefer İbni Abutalib’in türbesine saldırarak yağmalamış ve mezarını yerle bir etmişlerdir.(2) Geçen haftada sözde Suriye Özgür Ordusu Savaşçıları Hazreti Ali’nin ashabından Hacer Bin Elkend’nin türbesini kameralar karşısında yerle bir edip saygısızlık yapmışlardır. Esas tehlike sinyalleri Suriye’den gelmektedir. Delirmiş, yağmacı, cahil Selefi ve El-Kaideci El-Nusra ve özgür Suriye Ordusu’na mensup teröristleri her yağmalamadan sonra kameraların karşısına geçerek, zafer çığlıkları arasında, yakında Şam’ın Zeynebiye Semtin’de bulunan Şii Dünyasının en kutsal mekanlarından biri olan Peygamber Efendimiz’in torunu, Hz. Ali ve Hz.Fatıma’nın kızı Hz. Zeynep ve Peygamber Efendimiz’in ikinci kızı Hz. Rukiyye’nin Türbelerini yakıp yıkıp yerler bir edeceklerini bağırmaktadırlar.

Kuşkusuz Ehlibeytin türbelerine yönelik hakaret içeren sözler bile bütün sağduyulu Müslümanları infiale sürükleyecek ve tedirgin edecektir. Bu küstah sözler bile terörist Selefi gruplarının gerçek mahiyetlerini ortaya koymaktadır. Kaldı ki Suriye’de yaşayan milyonlarca gayrimüslim Hristiyan, Nasturi, Kelimi, Dürzi ve Ermeni’nin bu saldırılardan fazlası ile tedirgin oldukları aşikardır. Zira Selefi gruplar Müslümanların farklı mezheplerinin kutsallarına ve inanç değerlerine böylesine saldırgan ve düşmanca davranınca Müslüman olmayanlar böyle Selefi düşüncesinin hakim olduğu bir ülkede başlarına geleceğinden muazzam korku ve kuşku duymakta haklıdırlar. Bunun yanı sıra farklı siyasal düşünce ve akımlara mensup libareller, solcular , demokratlar, devrimciler, komünistler ve diğer aydınlar Selefiler’in hakimiyetinde başlarına neler geleceğini, Afganistanda ki Taliban yönetimi döneminden ve halen Pakistan’ın kuzeyindeki El-Kaide hakimiyeti altındaki bölgede yaşananlardan tahmin etmektedirler.

Daha önceki pek çok yazımda El Kaide’nin kuruluşundan itibaren Amerikan İstihbarat Örgütleri, Pakistan Askeri İstihbarat Örgütü (ISI) ve diğer pek çok karanlık odakla ilişkisi olduğuna dair bilgilerimi paylaşmıştım. Günümüzde Afganistan da faaliyet gösteren Taliban ve yine Ortadoğu’nun pek çok yerinde terör eylemleri gerçekleştiren Selefi ve Vahabbist örgütlerin başta CIA olmak üzere batılı istihbarat örgütleriyle işbirliği içinde olduklarından hiç kuşkum yoktur. Zaten Katar ve Suudi Arabistan öncülüğünde ABD ile Taliban arasında uzun zamandan beri sürdürülen görüşmeler aleni bir şekilde Doha’da Dubai’de Riyad’da Paris’de Bern ‘de ve diğer Avrupa başkentlerinde sürmektedir.

Afgan halkı bu gizli ve karanlık görüşmelere kuşkuyla bakmakta ve geleceklerini umutsuz bir ruh haliyle beklerken, çaresizce ülkelerinin üzerinde oynanan oyunlardan korkmaktadırlar. Afgan halkına göre Amerika ve Batılılar kendi çıkarları için Afgan halkının elde ettikleri bütün demokratik hak ve özgürlüklerini kendi çıkarları için feda eder ve tekrar ülkeyi Taliban döneminin karanlık ve çağdışı ortamına götürmekten geri kalmaz.

Son birkaç ay içerisinde hele de son haftalarda her gün Iraktan gelen bombalama olayları ve terörist saldırılara şahit olmaktayız. Söz konusu saldırılar genellikle El Kaide örgütünün kullandığı yöntem olan araçlara yüklenmiş patlayıcıların camiler, karakollar, çarşı, pazar, ziyaret ve alışveriş merkezleri gibi kalabalık kitlelerin bulunduğu cadde ve meydanlarda vuku bulmaktadır. Saldırıların çoğu Şiilerin yaşadıkları bölgelerde ibadet yaptıkları camii, ziyaret ettikleri türbeler ve alışveriş yaptıkları pazarlarda meydana gelmektedir. Irak’ta herkes bu saldırıların El Kaideci, Selefi ve Vahabist gruplarca gerçekleştirildiğinden şüphe duymamaktadır.

Bu terörist saldırıların hedefinde Irak’ı kaosa sürüklemek ABD ve diğer işgalci askerlerin yokluğunu güvensizliğe bahane olarak göstermek ayrıca tekrar işgalci güçlere ülkeyi işgal etmeleri için davetiye çıkarmak ve giderek güçlenen Irak merkezi hükümetini zayıflatıp yıpratmak olarak değerlendirmektedir. Açıkçası son zamanlarda Iraktaki Sünni Halkı ayaklandırmaya yönelik teşebbüsleri de bu doğrultuda değerlendirmekteyim. Üstelik Irakta Şiilere yönelik terörist eylemleri planlamaktan dolayı idama mahkum edilen Irak eski Cumhurbaşkanı Tarık El Haşim de Doha, Riyad ve ülkemiz arasında mekik dokumasını kuşkuyla karşılıyor ve Irakta olup bitenlerle ilgili olarak değerlendiriyorum.

Bölgemizin diğer bir hassas coğrafyası Pakistan da bu hareketlilikten nasibini almıştır. Uzun zamandan beri Pakistan’da çeşitli mezheplere ait camii ve ibadet yerlerine bombalı saldırılar yapılmakta binlerce masum ve sivil insan bu saldırılarda yaşamını yitirmektedir. Bu saldırılarında arkasında yine El Kaide militanları veya El Kaide ye bağlı çeşitli Selefist, Vahabist örgütlerin bulunduğu bilinmektedir .Aynı şekilde İran’ın güneydoğu bölgesinde Siistan-Belucistan İlinde de de İsrail ve Suudi destekli Cundullah Terör Örgütü saldırılarıyla bölgenin huzur ve istikrarını bozmaya çalışmaktadır.

Zaten uzun zamandan beri ABD yönetimi İran’a komşu bölge ülkelerinin de kullanarak bu ülkede etnik ve dinsel grupları İran merkezi hükümetine karşı kışkırtma ve ayaklanma planları yapmaktadır. Son haberlere göre ABD’nin Kaliforniya senatörlerinden Dana Rohrabacher senatoya sunduğu bir raporda: ‘’ABD’nin İran hükümetini zayıflatmak ve İran’ı istikrarsızlaştırmak doğrultusunda doğrudan doğruya İran Azerileri (Türkleri) ve Beluclar üzerinde müdahil olup onlara maddi ve manevi destek sağlayarak İran merkezi hükümetine karşı ayaklandırmalıdır.

Bu çerçevede söz konusu azınlıklara her türlü desteğin yanı sıra onlara radyo ve televizyonlar kurarak ayrılıkçı tezlerinin kendi taraftarlarına ulaşmasında yardımcı olunmalıdır’’. Zaten ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi batılı devletlerin yanı sıra İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Ürdün , Azerbaycan gibi gerici, diktatör ve çağdışı batı uşaklığı yapan yönetimler de uzun zamandan beri İran’a karşı planlanan kirli oyunlarda ön saflarda yer alarak bu ülkeyi istikrarsızlaştırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

ABD ve İsrail bu faaliyetlerinin yanı sıra İran’a karşı psikolojik savaşında bütün yöntemlerini kullanmaktan ve denetimlerinde bulundurdukları kitle haberleşme araçları vasıtasıyla dünya kamuoyunu yönlendirmeye ve etki altına almaya çalışmaktadırlar. Son zamanlarda İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik muhtemel bir hava saldırısında Suudi Arabistan, Ürdün ve Azerbaycan hava sahalarını kullanacağına dair haberler bu çerçevede değerlendirilmelidir. Öte yandan ABD ordusunun İran’ın yer altında saklanmış nükleer tesislerini hedef alıp imha etmesi doğrultusunda, olağanüstü imha gücüne sahip yeni bombalar denendiği de bu psikolojik savaşın bir parçası gibi görünüyor. Basına yansıyan haberlere göre Banker Buster adındaki bu bombalar 30 bin pound ağarlıkta olup yeraltında yüzlerce metre derinlikte inşa edilmiş tesisleri vurma kapasiteye sahiptir.

Yazılarımı takip edenler hatırlayacaklar geçen haftaki “KUŞKU DUYUYORUM” başlıklı yazımda (3) Amerika Devleti’nin Halkın Mücahitleri Örgütünü terör listesinden çıkardığını yazmıştım. Terör Örgütü Halkın Mücahitleri Örgütü son 30 yılda İran’da gerçekleştirdiği kanlı terör saldırıları ve 1980-88 yılları arasında devam eden İran-Irak savaşında İran Halkına karşı Irak diktatörü Saddam Hüseyin’le kurduğu kirli ittifakla bilinmektedir. Deyim yerindeyse şimdi Vehbi’nin kerrakesi ortaya çıktı.

Alınan bilgilere göre terör listesinden çıkarmanın perde arkasında bu kanlı örgütün militanlarının ABD tarafından Suriye iç savaşında muhaliflerin safında kullanılması olduğu anlaşılmıştır. Haberlere göre bu terör örgütü militanları ABD ve İsrail’in desteğiyle Ürdün-Suriye sınırında Hanif adlı bir eğitim kampı oluşturmuş ve oradan Özgür Suriye Ordusu militanlarıyla birlikte Suriye güvenlik güçlerine karşı savaşmaktadırlar. Bu işbirliği ve eğitim kampların oluşturulmasının esas amacı terör Örgütü Halkın Mücahitleri Örgütü’nü gelecekte İran yönetimine karşı Suriye benzeri bir iç savaş için hazırlamak olduğundan kimsenin kuşkusu yoktur.



Ortadoğu’da bu olaylar yaşanırken Myanmar’da ABD destekli askeri yönetimin desteğini sağlayan Budistler Müslüman azınlığa yönelik saldırılarını genişleterek şiddetlendirdiler. Burma’da geçen sene meydana gelen ,binlerce masum ve sivil Müslüman’ın güvenlik güçlerinin desteğiyle Budist Çetelerce katledilip, diri diri yakılıp, kadınlarına tecavüz edilip, malları, mülkleri yağmalanırken neredeydi ?

Batının sözüm ona özgürlükten, haktan ,hukuktan yana iletişim araçları, sivil toplum hareketleri, kendilerini “Kadimine Haremeyine Şerif” yani Kutsal Mekanların Koruyucusu diye adlandıran Mürteci Suudi Arabistan, son dönemlerde batı yardakçılığında Arabistan’la yarışan Katar, Arap Ligi ve her konuda sesleri çıkan Müslüman liderler neden Burmalı Müslümanlara karşı yapılan bu soykırım karşısında susuyorlar? Çünkü emir büyük yerden yani patron Amerika’dan geliyor. Zira olayların arkasında yine ABD var. Nasıl mı?

Tibet, Çin Halk Cumhuriyeti toprakları içinde Hindistan sınırında dağlık stratejik bir bölgedir. Başkenti Lahasa olup 17. yüzyıldan itibaren Dalai Lama’lar yönetiminde idare edilmekteydi. Tezin Giyatesu 1937 yılından itibaren daha 15 yaşındayken Budist inancına göre Buda’nın ruhunu içinde taşıyor diye yönetimin başına geçirilmiştir. 24 yaşındayken Batı’nın (ABD, İngiltere) teşvikiyle yaşadıkları bölgenin özerkliği ve Çin’den koparılması için faaliyetlere başlamış, sonunda Hindistan’a sürgün edilmiştir.

Daha sonra ABD’ye yerleşerek yıkıcı faaliyetlerini buradan yürütmüştür. 2001-2007 yıllarında defalarca gizlice Beyaz Saray’da ABD başkanlarıyla görüşmelerde ve müzakerelerde bulunmuş, başta CIA olmak üzere batılı istihbarat teşkilatları tarafından özgürlük ve demokrasi kahramanı gibi batı kitle iletişim araçları tarafından dünya kamuoyuna lanse edilmeye başlamıştır.

Burma yönetimine göre Müslümanlar ülkenin 48 milyonluk nüfusunun sadece %4’ ünü oluşturmaktadırlar, oysaki orada yaşayan Müslümanlar ve tarafsız gözlemcilere göre bu oran %20 civarındadır. Müslümanların çoğunluğu Bangladeş sınırındaki Rakin Kilid ve Arakan Eyaletinde yaşamaktadırlar. Türkçe, Bengalce, Farsça ve Arapçadan oluşan Ruhinga dilini konuşan Burmalı Müslümanlar Burma Yönetimince sürekli baskı görmüş bütün insani ve dini hak ve hukuklarından alıkonulmuşlardır. Özellikle 1962 yılında askeri darbe ile iktidara gelen general Ne Win döneminden itibaren bu baskılar artarak devam etmiştir.

Burmalı Budistler Dalai Lama ile sıkı ilişkiler içindedirler. Hata Dalai Lama Budist Rahiplerin ruhani lideri konumundadır. Sıradan Budistler, kendi ruhani liderlerinin izni hatta teşviki olmadan asla Müslümanlara karşı hiçbir eyleme ve saldırıya girişmezler, tabiatıyla Budist ruhani liderleri de Dalai Lama’dan izinsiz bir girişimde bulunamayacaklarından bu saldırı ve soykırım girişinin emrinin nerden geldiği aşikar değimlidir. Kaldı ki geçen seneki olaylar tam da ABD eski Dış İşler Bakanı Hillary Clinton’un Başkent Naypyidaw da başkan Thein Sein’le görüşmesinden sonra meydana gelmesi tesadüf müdür. Bence tesadüf değildir. Bu durum başta ABD olmak üzere batı devletleri ve batı basınının bu vahşi ve planlı soykırım karşısında suskun kalmasından anlaşılıyor.

Myanmar’da kısa sürede Müslümanlara karşı gerçekleşen 2. büyük saldırı ve Ruhinga Müslümanlarına yönelik soykırım girişimi şiddetlenerek devam ederken, başta batılı devletler olmak üzere bütün dünya kamuoyu sessizliğini sürdürmekte ,batı tarafından bir insan hakları savunucusu gibi dünya kamuoyuna lanse edilen Myanmar muhalefet liderlerinden bayan Aung San Suu Kyi dahil olmak üzere hiç kimsenin bu soykırım girişimine hiç kimse ses çıkarmamaktadır. Her fırsatta Suriye rejimini yıkmak için batının derhal harekete geçmesini ısrarla talep eden Suudi, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve benzer satılmış kral, kralcık, emir ve emircikler neden on binlerce masum sivil Myanmarlı Müslüman’ın öldürülmesi evlerinin yakılıp ,köylerinin yıkılmasına ses çıkarmıyorlar. Bunu hiç düşündünüz mü? Cevabı basit. Çünkü bugün dünya Müslümanlarının en büyük düşmanları bu ülkelerdeki iktidarı gasp eden hükümdarlardır.

Ortadoğu ve yakın çevresindeki gelişmelerde boyundan büyük işlere kalkışan devletçiklerin başında kuşkusuz Katar emirliği gelmektedir. Afganistan’dan Suriye’ye Mısırdan Ürdün’e ABD emperyalizmi taşeronluğuna soyunan bu cüce diktatörlerin marifetleriyle ilgili her gün yeni haberler almaktayız. Lübnan’da yayınlanan El-Ahbar Gazetesi İsrail ekonomi gazetelerinden Kalıkalist Gazetesi’ne dayanarak verdiği habere göre önümüzdeki ay Katar’ın güçlü prenslerinden Emir Halife İsrail’i ziyaret edecek ve önemli anlaşmalar imzalayacaktır. Prens Emir Halife Katar, Amiri Şeyh Hamad Bin Halife Al Sani’nin yakın çevresindendir. Geçen haftada Katar’lı üst düzey yetkililerin İsrail Ticaret Odası Başkanı Avron Şehor’la görüşmeleri basına yansımıştı. Birleşmiş milletler toplantılarında İsrail ve Katar’ın en üst düzeyde görüşmeleri zaten her zaman mide bulandıran gelişmeler olarak kamuoyuna yansımaktadır. Tabi Katar kaynaklı El- Cezire Kanalının kurulduğundan beri El-Kaide örgütünün resmi yayın organı gibi yayın yaptığını unutmamalıyız.

Görüldüğü gibi ABD emperyalizmi kaynaklı kirli oyunlar bölgesel işbirlikçileri vasıtaları ile bütün dünyayı kasıp kavurmaktadır. Dünyamız da her nerede terör, şiddet, yoksulluk, diktatörlük, kirli savaş, entrika, etnik, dinsel, mezhepsel veya başka çatışma varsa ABD başkanlığındaki uluslararası emperyalizmin marifeti gerçekleşmektedir. Ne yazık ki bölgemiz bu kirli oyunlardan nasibini alan ve hedef olan coğrafyaların başında gelmektedir. Umudumuzu yitirmeden emperyalizmin yok olacağı güne kadar mücadelemizi her saha da sürdürmeliyiz; bıkmadan, usanmadan, yorulmadan ve yılmadan…



*Giresun Üniversitesi,İİBF, Uluslar arası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi

BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü



Kara_agacli@yahoo.com

Dipnotlar :

1- http://www.bbc.co.uk/persian/world/2013/05/130503_l93_syria_shia.shtml

2- http://www.shafaqna.com/persian/component/k2/item/41529-%D9%85%D8%B2%D8%A7%D8%B1-%D8%AC%D8%B9%D9%81%D8%B1-%D8%B7%DB%8C%D8%A7%D8%B1-%D8%A8%D9%87-%D8%A2%D8%AA%D8%B4-%DA%A9%D8%B4%DB%8C%D8%AF%D9%87-%D8%B4%D8%AF/-%D8%AA%D9%87%D8%AF%DB%8C%D8%AF-%DA%AF%D8%B1%D9%88%D9%87%DA%A9-%D8%AA%D8%B1%D9%88%D8%B1%DB%8C%D8%B3%D8%AA%DB%8C-%D8%A8%D9%87-%D9%86%D8%A8%D8%B4-%D9%82%D8%A8%D8%B1-%D8%AD%D8%B6%D8%B1%D8%AA-%D8%B2%DB%8C%D9%86%D8%A8-%D9%88-%D8%B1%D9%82%DB%8C%D9%87%D8%B3.html

3- http://www.kafkassam-merkez.com/index.php?act=content&id=9154&id_cat=1





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 22
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 507
Toplam Tekil 1639259
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu