OKUYUCULARIMLA HASBIHAL - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









OKUYUCULARIMLA HASBIHAL - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 26.03.2013 > Kaç kez okundu? 1548

Paylaş


Okullucularımın büyük bir kısmı hatırlayacaklardır. Tam 310 haftadır, yani tam 7 (yedi) yıldır, haftalık bir yazı yayınlıyor ve onu o hafta sonu okuyucularımla paylaşıyorum. Yazılarım, kendilerine e-posta ile gönderilen 8.000 civarındaki adresin dışında, ‘ASIM ELMAS’ın yaklaşık 1.200 civarındaki facebook arkadaş grubuna ve onların kendi gruplarına göndermeleriyle de 100.000’i geçen bir kitleye ulaşıyor. Ayrıca yazılarım, zaman zaman 10 kadar, sürekli olarak da 7 adet internet sitesinde ve 3 yerel gazete muntazam olarak yer alıyor. Forward yöntemiyle ne kadar insana ulaştığını bilmem mümkün değil...



Tabiatıyla bu kadar geniş bir kitleye hitap eden yazıların, hep hüsnü kabul görmesi, beğenilmesi veya övülmesi de mümkün değildir. İleri sürdüğüm görüşlerime aykırı, onları eleştiren okuyucu mektuplarını da zaman zaman yayınlıyor ve okuyucularımla onları da paylaşıyorum. Yazılı olan aleyhte veya lehteki görüşlerin her biri benim için çok değerlidir. İnsanlar robot değildirler ve hepsinin robot gibi aynı tepkileri vermeleri, aynı reflekslerle aynı şekilde hareket etmeleri de mümkün değildir. Yazılı yorum gönderen herkese alenen teşekkür ediyorum.



Benim bu yazımda üzerinde durmak istediğim ve okuyucularımla paylaşmayı arzu ettiğim konu, yakın çevremde bulunan, yüzüme karşı bizzat bir görüş belirtmeyen, ancak orada burada dedi-kodu mahiyetinde sözler söyleyen insanlarımızın davranışlarıdır.



Son üç haftadır 28 Şubat Rejimi ile ilgili yazılar yazıp sizlerle paylaştım. Bunlara getirilen yazılı yorumların bazılarını da geçen hafta sizlere sundum.



Bu hafta, söz konusu yazılarımla ilgili ‘dedi-kodu’ mahiyetindeki eleştirilerden ikisi üzerinde duracağım. Birisi şöyleymiş:

“Yazılarda adı geçen 28 Şubat sürecinin güçlü Kurmay’ı, o fiilleri işlediği kurumdan ayrılmadan, Salih Hoca bu yazıları neden yazmadı da o ayrılıp gittikten sonra yazıyor?”



Şimdi bu görüşü biraz irdeleyeyim: Benim bu yazılarımdan, gelecek olan yazılarım da dâhil, temel amaç, Türkiye’nin içinden geçtiği o meşum sürecin, kendisinin de bizzat içinde olduğu Üniversite denen bir kurumda neler yaptığını tarihe mal etmektir. Yoksa amacı, birileriyle düello yapmak değildir. Birilerinin tarihe not bırakması gerektiğine inanıyorum ve olayların içinden biri olarak da kendimi bu konuda manevî sorumlu hissediyorum. Olaylar tarihe geçerken, olduğu anlarda tarihe geçmemektedir. Üzerinden bazen yüz yıllar geçtikten sonra gerçekler ortaya çıkmaktadır. 1960 ve 1980 ihtilalleri üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ yeni belgeler yayınlanmaktadır. ‘Her hırsız, kaçarken muhakkak bir iz bırakır’mış. İşte tarih de, bu izleri sürerek gerçeklerin ortasını çıkmasını sağlamaktadır. Yazılarımda söz konusu edilen o Kurmay, şayet çalıştığı kurumdan gitmeden ben söz konusu üç yazıyı yazsaydım, beni idam mı ederdi? Yoksa ben onun varlığından ‘korkup’ yazmaktan vaz mı geçerdim? O, beni giyotine mi gönderirdi? Ne dersiniz? Şimdi o kişi, çok uzaklarda bir yerde mi? Uzaya mı gitti? Buraya artık gelemez mi? Salih Hoca ile hesaplaşamaz mı? Onun ‘ağzının payını’ veremez mi? Bunu söyleyenlerin kendileri niçin yazmazla/yazamazlar da, orada burada, sadece konuşup eleştirirler? Sanki yaşanan meşum süreç, sadece Salih Hoca’nın problemi, başkalarını hiç ilgilendirmiyor (!). Yazmaz, zulmü ortaya koymazsanız, problem yok… Yazarsanız, 'ağzı olanlar’, işte böyle hep konuşur!



Bu dedikoduların ortaya çıkardığı bir gerçek var: O zâlim ve meşûm süreç insanlarda öyle derin endişeler ve yaralar ortaya çıkarmış ki, şuur altında hâlâ etkileri sürüyor. “Eğer O Güçlü Kurmay, burada olsaydı, görürdün gününü’ gibi bir algı, o korkunun belirli belirsiz devam ettiğini gösteriyor. Demek ki o sürecin insanların şuur altına enjekte ettiği endişe ve korku, öyle güçlü bir şekilde yerleşmiş ve zemin bulmuş ki, ‘acaba geri döner mi?’ endişesi ortadan kalkmış değil! Biline ki korkunun ecele faydası yoktur. Daha nice insanlar, bildiklerini, gördüklerini ve yaşadıklarını tarihe mal edeceklerdir. Etmeliler de… Zaman daha çok erken… Tarih aceleyi sevmez, hiç de acele etmez! Yeri ve zamanı geldiğinde de herkese hakkını, hakkı kadar verir ve yargılar. Bu yargıların sonunda faillerin arkasından dua da beddua da okunur, hem de kıyamete kadar…



Dedikodulardan diğeri de şöyleymiş:

Salih Hoca, Üniversitede önemli bir kurumun başında ve hiç çalışmıyor. Bilimsel hiçbir araştırma yapmıyor.



Buna karşı söyleyeceklerimi aslında bundan birkaç hafta önce yayınladığım bir yazımda cevap vermiştim, ama bir daha tekrarlamakta fayda var, anlaşılan:



Günümüzde ve etrafımızda öyle insanlar vardır ki hiçbir iş yapmazlar… İşleri güçleri, iş ‘yapanları’ sürekli eleştirmektir. Yazmazlar veya kabiliyetleri yoktur yazamazlar, ama yazanların senelerdir ‘yazdıklarının etkisini azaldığını (!)’ söylerler. Mübarekler, televizyonların reyting ölçücüleri gibi ‘etki ölçücü’dürler. Her şeyi en iyi onlar bilirler (!), onlar ölçerler. Bilim yapmayı en iyi (!) kendileri bilirler. Başkalarını, ‘bilim, milim yapılan bir yerin başında duruyor, ama hiçbir bilimsel faaliyette görmüyoruz. Bu devekuşu politikası değil de ne?” derler ve çok-bilmişlik tasarlarlar… Bunlar gerçek (!) bilim adamlarıdır. Kendilerinin dışında ‘bilim-milim adamı’ tanımazlar. Ancak, ‘bilimsel çalışma’dan ne anladıkları belli değildir. ‘2 x 2 =4’ dersem, bu ‘bilimsel bir çalışma’ olur, hiç itiraz etmezler. Hele hele, bu denklemin arkasına bir de (1) gibi bir dipnot koyarlar ve sayfa altına da bir isim yazarlarsa, tadından yenmez olur, bilimselliğin… Ama 310 haftadır, her hafta, bir köşe yazısı / makale yazıp on binlerce kişiye ulaştıranlar, yüzlerce yerli ve yabancı bilim adamlarının iştirak ettiği, yurt içinde ve yurt dışında, kongrelere katılıp oturum başkanlıkları yapanlar, ‘bilimsel çalışma yapıyor’ sayılmazlar, onların gözünde… Onların gözünde bunlar, ‘devekuşu politikaları’dır. Bu zevata göre, dünya ülkelerinin neredeyse dörtte birini gezip gözlemler yapan, bunları kitaplaştıran insanların da kıymet-i harbiyesi yoktur. Söz konusu zevat öyle zavallılardır ki bilmediklerini de bilirler (!). Bunlar Allah’ın özenle seçip yarattığı, seçilmiş (!) ve mübarek (!) kullarıdırlar da, kendileri bu özelliklerini bilmezler veya farkında olmazlar da, kendilerini ‘sıradan adam’ sanırlar! Öte yandan bu eleştirileri yapanlar bilmezler ki Salih Hoca’nın, şu anda bulunduğu makama, “hizmet etsin ve bilimsel çalışma yapsın, başında bulunduğu kurumunu uzaya çıkarsın” diye getirilmediğini, sadece bazı muadilleriyle birlikte, ‘ağzına bir parmak bal çalınarak susması için’ atandığını hiç ama hiç bilmezler. Kaldı ki Salih Hoca, kısa süreli seyahatleri hariç, haftanın 7 gün akşamları da dâhil çalışan ve mesai kavramı bilmeyen bir insandır ve ne şekliyle olursa olsun, üzerine aldığı görevi hakkıyla yerine getirmeyi bir ibadet bilir.



SONUÇ OLARAK:

İleride diğer dedikodulara da, 28 Şubat Süreci’nde olduğu gibi, ‘post–28 Şubat’ sürecinde yaşanan dedikodulara da, bu süreçte de gemilerini yürütenlere de temas edilecektir… Bilinmelidir ki, tarih hükmünü geç verir ama hiç affetmez… Biraz daha zaman geçsin, göreceksiniz ki ‘Post–28 Şubat’ süreci içinde meydana gelen gelişmeler de gerçek tarihteki yerini alacaktır.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 11
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 166
Toplam Tekil 1639708
IP 54.161.128.52






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu