ARAL GÖLÜNÜN DURUMU, TIRAJİK BİR ÇEVRE FACİASI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ARAL GÖLÜNÜN DURUMU, TIRAJİK BİR ÇEVRE FACİASI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 20.03.2013 > Kaç kez okundu? 1769

Paylaş


Sovyetler Birliği döneminde Çernobil Nükleer faciasından sonra Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması meydana gelmiş en önemli çevresel felakettir. Aral, daha 1960’larda içinde her türlü canlıyı barındıran ve muhteşem bir göl konumunda olan balıkçılıktan ulaşıma, etrafında başta Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti konumundaki Nüküs kenti olmak üzere onlarca faal limanının iskelelerine yanaşan ticari, yük ve yolcu gemilerinin dolaştığı canlı bir göl konumdaydı.

Günümüzde ise çevresel ve ekolojik sorunlar sonucunda kurumaya yüz tutmuş Aral’ın o canlılığı bitmiş, suların çekilmesiyle bataklığa ve çöle dönüşmüş, gölün tabanında yarıya kadar çamura saplanmış yük, yolcu ve balıkçı tekneleri birer hayalet gibi zamana meydan okurcasına gölün başına gelen felaketin tanıkları gibidir. Bu araştırma yazısında Aralın başına gelenleri mercek altına alıyoruz.

Orta Asya (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan), 4 milyon km2 yüz ölçümüne sahip Asya’nın ortasında önemli bir coğrafyadır. Bu bölge kuzeyden steplere, doğu ve güney kısmından Tiyanşan ve Pamir Dağlarıyla çevrelenmiş, Batıda Hazar Denizi’ne (1) kadar uzanan, ortasında büyük çöllerin bulunduğu, kış ve yaz aylarında Sıcaklığın 30 derece farklılık gösterdiği bir bölgedir. Coğrafyanın kendi içinde de yaz aylarında kuzey bölgelerde sıcaklık en fazla 20 derecelerde olurken, güneyde 45 dereceyi aşmaktadır. Kuzey bölgelerinde yıllık 400 - 500 milimetre yağmur alınırken, güneyde 300 milimetreye düşmektedir.

Bölgenin büyük kısmı tarıma elverişli olup, toprakları birçok önemli nehirle sulanmaktadır. Bu nehirlerden; Ertis Nehri (4348 km), Esil Nehri (2450 km), Ural Nehri (2428 km), Siri-Derya Nehri (2219 km), Çu Nehri (1186 km), Tobıl Nehri (1191 km), Nura Nehri (978 km), Amuderya Nehri, Zerefşan Nehri gibi birçoğunun uzunluğu binlerce km’yi aşmaktadır. Çoğunlukla yüksek Tanrı ve Pamir Dağları’ndan çıkan bu nehirler Fergana Vadisi’nin mümbit ve verimli topraklarını suladıktan sonra dereleri, vadileri ve hatta çölleri geçerek batıya doğru uzanmaktadırlar.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birçok araştırmacı ve yazar Orta Asya’da su krizi ile güvenlik ve istikrar ilişkilisi üzerinde birçok araştırma yazısı yayımlamışlardır (2). Aral su havzası 18.000.000 km2 ile Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kızılorda ve Çimkent illeri ile birlikte İran ve Afganistan’da da önemli bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu göl ve ona akan nehirlerden kırk milyon civarında insan (bölge nüfusunun %75’i) yararlanmaktadır. Orta Asya devletlerindeki illerden 2/3’ü gerekli olan su kaynağının %50’sini dışarıdan temin etmektedirler. Özbekistan’da Andijan, Buhara, Karakalpakistan, Harezm, Nemengan, Semerkant, Siriderya ve Surhanderya; Tacikistan’da Hutlun, Türkmenistan’da ise Ahal illeri bu konumdadırlar (3).

Aral Gölü Özbekistan’ın kuzeybatı bölgesinde Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Kazakistan’ın güneybatı bölgesinde yer almaktadır. 1960’lar da gölün genişliği 66 bin km2 civarında iken, günümüzde bu rakam 27 bin km2 ye gerileyerek, su miktarı 5 kat azalmıştır.

Aral’a dökülen nehirlerin sulama projelerinde ve özellikle pamuk arazilerinde kullanılması, aşırı kimyasal ilaçların pamuğun verimliliğini arttırmak için yararlanılması sonucunda Aral Gölü’nün biyolojik dengesi bozulmuş, göl içerisindeki klorosolfat aşırı derecede artınca göl canlıları büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardır. Verilen bazı rakamlara göre gölde bulunan 15 tür balığın tamamen nesli tükenmiş, göldeki balıkçılık büyük çapta azalmış, hatta birçok bölgesinde canlı yaşam tamamen tükenmiştir (4).

Sovyetler Birliği döneminde çevre sorunları etkisini göstermeden önce Aral Gölü bölgenin ve özellikle Özbekistan ve Güney Kazakistan ekonomisinde önemli bir konuma sahipti. Ortak tarım kolektifleri ve devletin denetiminde bulunan balıkçılık şirketlerinin faaliyeti sonucunda göl, özellikle söz konusu alanlarda ekonomik ve üretim bazında bir cazibe merkezi konumunda olup, başta bölgenin merkezi Nüfus olmak üzere irili ufaklı onlarca yerleşim merkezi bu canlılıktan yararlanmaktaydılar. Bölgeyi ziyaret ettiğimde, o parlak dönemi hatırlayan pek çok Özbek ve Karakalpak, limanların canlılığı, insanların mutluluğu ve hatta civar bölgelerden dinlenmek ve tatillerini geçirmek için Aral’ın kıyısında inşa edilmiş kamplar ve sanatoryumlara geldiklerini heyecanla anlattıklarına şahit oldum.

1961 yılında Aral’ın denizden yüksekliği 53 metre olup, derinliği 16 metre, en derin noktası ise 69 metre idi. Gölün uzunluğu 492, eni 292 km civarında idi (5). Aral Gölü daha yakın döneme kadar dünyanın 4. en büyük gölü konumundayken, çevre sorunlarından dolayı kurumaya yüz tutmuştur ve can çekişmektedir.

Aral Gölü, iki büyük nehir olan Amuderya ve Siriderya nehirlerinden beslenmekteydi. Bu nehirlerin sulama ve pamuk üretiminde aşırı ve yanlış kullanımının yanı sıra Türkmenistan’da Amuderya üzerinde Karakum Kanalı’nın inşa edilmesi ve Karaboğaz Körfezi’nin girişinin kapatılması Aral’a akan su kaynaklarının azalmasının en büyük nedenlerindendir. Pamir Dağları’ndan Aral’a doğru paralel olarak akan Amuderya ve Siriderya Nehirlerinin %75’lere varan azalması sonucunda Aral Gölü ikiye bölünmüş durumdadır.

Güney kısmı Büyük Aral, kuzey kısmı ise Küçük Aral olarak adlandırılmıştır. 33 bin km2 genişliğe sahip kuzey bölgesinin hemen hemen tümü kurumuştur. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre Aral Gölü 100 km geriye çekilmiş, suyun kuruması aşamasında gölün tabanı tuzlu bir çöle dönüşmüş ve bölgedeki bütün hayatı, yaşam zincirini yani bitkiden bütün canlılara kadar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bazı rakamlara göre 1950’lerden 1980’lere kadar olan sürede Özbekistan’da sulama altında olan arazilerin miktarı 2 milyon 280 bin hektardan, 3 milyon 480 bin hektara yükselmiştir. Bu 30 yıl zarfında Özbekistan pamuk üretimi 2 katına çıkarak rekor bir rakam olan yıllık 5 milyon tona ulaşmıştır. Aynı dönemlerde pirinç üretiminde de önemli bir artış yaşanmıştır. Bu bilinçsiz kullanım sonucunda Siriderya Nehri’nin göle akışı tamamen durmuş, Amuderya’nın ise çok küçük bir kısmı Aral’a ulaşma şansı olmuştur.

Aral’ın kurumaya yüz tutmasıyla birlikte çevresel koşulların değişmesi iklimi de değiştirmiş, hava sıcaklığı ve mevsimler arası dengeler bozularak, havadaki nem oranı aşırı derece düşmüştür. Bunun sonucunda bölgenin bitki örtüsü ve canlıları olumsuz etkilenmiştir. Bölgedeki ormanların büyük zarar gördüğü, hatta orman arazilerinin ancak 5’te 1’inin canlılığını sürdürdüğü, yerel canlıların ise 4’te 1’inin ayakta kaldığı açıklanmıştır.

Bölgenin geçim kaynağı olan balıkçılık tamamen bitmiş ve göl kıyısındaki en önemli balıkçılık limanlardan olan “Muinak” hayalet kasabaya dönüşmüş, kentteki dev konserve fabrikası harabeye çevrilmiş, balıkçı tekneleri paslanarak çürümeye terk edilmiştir. Kum fırtınaları sonucunda tarım ilaçlarından artakalan zehirli atıklar civardaki bütün tarım arazilerini kullanılmaz hale getirmiştir (6).

1960’larda Amuderya ve Siriderya’dan yıllık ortalama 58,3 km3 su Aral’a girmekteydi. Bu miktar 1975’lerin sonunda 10,6 km3 ve 1985’lerin sonunda 4,2 km3 geriledi. Bu gerileme sonucunda Aral’ın su seviyesi 1999’da 14,5 metre azaldı. Suyun tuz oranı ise yüksek derecede artarak büyük bir çevresel faciaya dönüştü. Aral’ın kurumasıyla birlikte yıllık 75 ton tuz ve kum etrafa yayılmaya başladı (7). Bir başka bilgiye göre ise, tarımdaki aşırı üretim 1950’lerden sonra Siriderya ve Amuderya Nehirlerinden Aral’a akan su kaynağının %90’ının azaldığını ve 1960’da gölün yüzölçümünün %80’ini, 1988’de ise kalan kısmının %50’sinin kuruduğunu göstermektedir (8).

Siriderya ve Amuderya Nehirlerinin yatağı karlı Pamir ve Tanrı Dağları’dır. Söz konusu bölgelerde yüzlerce km uzunluğunda buzullar mevcuttur. İki nehir birbirlerine paralel olarak Fargana Vadisi’ne ulaşmaktadır. Fergana Vadisi günümüzde Kırgızistan’ın güneyi, Tacikistan’ın kuzey doğusu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin doğusu (Doğu Türkistan’ın batı kısmını) kapsamaktadır. Söz konusu bölgede iklim şartları bakımından Orta Asya’nın en ılıman bölgesidir. Tarıma elverişli olup, sulak bir arazi yapısına sahiptir. Bu olumlu ve tarihsel nedenlerden dolayı Fergana Vadisi önemli bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.

Kırgızistan’ın başkent Bişkek’ten sonra en önemli kentleri olan Oş ve Celalı Abat’tan başka Batıken, Özgen, Taşkömür, Karakul, Toktagöl, Pazarkurgan, Karasu ve başka birçok yerleşim merkezi Kırgızistan’ın Fergana Bölgesi’nde yer almaktadır. Özbekistan’ın doğu bölgesini kapsayan Fergana Vadisi’nin bu ülkedeki kısmı ise yine birçok önemli kent ve onlarca kasaba ve yerleşim merkezinden oluşmaktadır. Vadinin ortasında eşsiz bir güzelliğe sahip Andijan, kuzeyinde Nemengan ve güneyinde ise adını vadiden alan Fergana illeri yer almaktadır. Bu üç ilde büyük kentlerin yanı sıra uzun yıllar Hokant Hanlığına Başkentlik yapmış, tarihi Hokant şehri, bir tekstil kenti olan Mergılan önemli bir barajın bulunduğu Sayidi Abat, Siriderya kıyısındaki balıkçı Yaylan, Riştan ve başka birçok önemli yerleşim merkezleri mevcuttur.

Vadinin Tacikistan bölgesinde yer alan kısımda ise Hocent (Lenin Abat), Zerefşan, Karakenza, Cirkatal, Tacik Abat, Novabat Abat ve Konsomal gibi yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Aral Gölü’nün temel besleyicisi konumunda olan Siriderya ve Amuderya Nehirleri, Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Aral’a varmak için kat ettikleri binlerce km’de sayısız yerleşim biriminden, uçsuz bucaksız vadilerden, hatta çöllerden geçerek Aral’a dökülüyordu.

Amuderya bu uzun yolculuğunda Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Tacikistan’da Dusti, Şahartus’tan geçerek Özbekistan’da tarihi Termez şehri kıyısından geçerek o bölgede Afganistan’la Özbekistan’ın sınırını oluşturuyor. Daha sonra Türkmenistan’da Kerif bölgesinde Türkmenistan’la Afganistan’ın doğal sınırını oluşturup, Türkmenistan topraklarında Kızıl Ayak bölgesinde ikiye ayrılıyor. Önemli bir kısmı olan Karakum Kanalını oluşturup, Türkmenistan’ın güneyine yönelip, tarihi Merv (Mari) kentine ulaşıyor.

Nehrin ana kolu ise Türkmenistan’ın kuzeydoğu bölgesinden Özbekistan’la olan sınıra paralel olarak kuzeye doğru devam ederken ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri olan Çarju kentinin kıyısından akarak, Gabali’den itibaren Küçük Hanlı bölgesine kadar iki ülkenin sınırını oluşturuyor. Bezergan kentinden Özbekistan topraklarına giren nehir tarihi Urgenç kentinden geçerek Karakalpakistan’a ulaşıyor. Bölgenin merkezi olan Nüküs kentinden Aral’a dahil oluyor.

Aral’ı besleyen diğer önemli nehir, yani Siriderya ise yüksek Pamir Dağları’ndan aktığında adı Narin Nehri olup, Kırgızistan’ın cennet misali Su Samuru Vadisi Çiçkan ve güneye doğru akarak yüksek dağların ortasında derin vadiler oluşturan Karakol, Toktagöl bölgelerinde ülkenin en önemli barajlarını besledikten sonra Özbekistan’da Karasu ile birleşerek yoğun yerleşim bölgelerinden batıya doğru akarken Tacikistan’a girip, Tacikistan’da Kanipadam Gölü’nü oluşturup, Hokant bölgesinden yeniden Özbekistan’a girip, Siriderya kentinin yanından, Taşkentin güneyinden geçerek Mahtaral (Pamuk Adası) Bölgesin’da Kazakistan’la Özbekistan arasında sınırı oluşturan Aydara ve Çaydara Göllerine dökülerek Kazakistan içerisinde kuzeye doğru Kazakistan’da ilerlemeye başlar.

Kazakistan’ın Güney Kazakistan ili içerisinde Aris’in yanından akarak Timur, Şauldur’dan devam ederek Türk Dünyası’nın manevi başkenti olan tarihi Türkistan şehrinin kıyısından akarak kuzeybatı yönünde devam edip, Kızıl Orda’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında kumlar içerisinde kayboluyor, fakat Aral Gölü’ne ulaşamıyor.

Sulama projelerinde aşırı kullanılmadan önce bu nehrin son varış noktası Aral gölüydü. Oysa şimdi nehirden arda kalan su Kızıl Orda’nın kızgın kumları arasında çölün içinde kaybolup gitmektedir. Esasen nehir Özbekistan’ın Nevai bölgesinden Kazakistan topraklarına girdiğinden itibaren dümdüz bir bozkırda devam etmektedir. Coğrafyanın bu kısmında hiçbir dağ, tepe, dere ve tümsek bulunmamaktadır. Nehir kaybolduğu bölgeye varıncaya dek çölün içinde bir yılanın kavisler çizercesine hareketini andıran kıvrımlar şeklinde ilerlemektedir. Nihayetinde bataklığı andıran koskoca bir nehrin kayboluşuna şahit oluyoruz.

Görüldüğü gibi Siriderya ve Amuderya birbirlerine paralel geniş bir arazi içinde çok yoğun nüfusun barındığı sanayileşmiş kentlerin etrafından tarım ve özellikle uçsuz bucaksız pamuk arazilerinde kullanılmakta, sulama kentsel ihtiyaçlar sanayi ve başka birçok ihtiyaç için kullanıldıklarından aşama aşama hacim olarak azalmaktadırlar. Üstelik pamuk üretiminde kullanılan kimyasal ilaçlar kentsel ve sanayi atıkların nehirlere karışmasıyla nehirlerdeki canlı hayatı da tehlikeye girmiş, nehirler kirlenmişlerdir.

Su kaynaklarının paylaşımı ve büyük nehirlerin doğduğu ülke ile aktığı ülkeler arasında paylaşımı konusu bütün dünyada olduğu gibi Orta Asya’da da önemli bir politik, ekonomik ve stratejik sorundur. Genellikle binlerce km uzunluğundaki nehirlerden akan suların geçtiği ülkelerin faydalanması, üzerine baraj inşa edilmesi komşu ülkeleri karşı karşıya getirmektedir. Örneğin, Kırgızistan’la Özbekistan, Özbekistan’la Tacikistan su kaynakları ve nehirlerin paylaşımı konusunda birbirleriyle büyük krizler yaşamaktadırlar.

Bu doğrultuda Aral’a dökülmekte olan Amuderya, Siriderya, Kaşkiderya ve Zerafşan Nehir’leri en az 2 ülkenin ortak kaynağı durumundadırlar ve bu hususta suyun adaletsiz ve aşırı kullanımına dair suçlamalar, olayı daha da karmaşık hale getirmektedir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan devletlerinin Aral’a dökülen nehirlerin kullanımı konusunda var olan anlaşmalar kimi zaman yetersi kalmaktadır. Söz konusu ülkeler Amuderya ve Siriderya Nehirlerinin %70’ini kullanmaktadırlar. Bu ise söz konusu nehirlerin kaynak ülkesi konumunda bulunan Tacikistan ve Kırgızistan’ın itirazıyla karşılaşmaktadır (9).

Sovyetler Birliği döneminde özellikle 1960 ve 70’li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi çevresel sorunlar kamuoyunun ilgisini çekmekte ve pek çok duyarlı akademisyen ve yazar tarafından kamuoyu gündemine getirilmiştir. Örneğin, o dönem “Bütün Çölleri Ağaçlandıralım” sloganı büyük rağbet görmekteydi, hatta ünlü bir coğrafya bilgini olan Türkmen A.C. BABAYEV Aral Gölü’nün çevre sorunlarına dikkat çekmiş ve buna neden olan aşırı pamuk üretimine karşı çıkmıştır. Buna rağmen Aral’ın kurtarılması için önemli bir adım atılmamıştır.

Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması ve faciaya varan çevre sorunlarından biri de su kaynaklarının azalmasının yanında Sovyetler Birliği’nin özellikle Semipalatinsk bölgesinde yaptığı Nükleer denemeler ve araştırmalardır. Söz konusu denemelerden sızan radyoaktif dalgalar yine aynı bölge ve Aral’a daha yakın Kızılorda’daki Baykonur Uzay Üssünden uzaya fırlatılan uydu ve füzelerin çevreye yaydığı radyoaktif dalgaların olumsuz etkisi söz konusudur. Semipalatinsk’ki de 1949 ve 1989 yılları arasında 470 nükleer deneme yapıldığı bilinmektedir. Aral gölündeki ekosistemin bozulmasıyla göldeki canlı hayat bitmeye yüz tutmuş, solunum hastalıkları Tifoit ve diğer hastalıklar yaygınlaşmıştır.

Bölgenin merkezi konumdaki Nüküs’te konuştuğum pek çok bilim adamı söz konusu hastalıkların yanı sıra üreme konusunda da çok sıkıntılar yaşandığını, içme suyu ve tarım ürünleri, hava ve toprağa karışan kimyasal ilaçların karışması, hava kirliliğine neden olan toz bulutları ve başka çevresel sorunlardan dolayı Karakalpakistan’ın bu bölgesinin hızlı bir şekilde üreme yetersizliğinden dolayı nüfus kaybı yaşadıklarını öğrenmiştim. Aral çevresindeki tehlikeli ekolojik sorunlar neticesinde bölgede uzunluğu 400 km, eni 60 km varan yeni bir çölün oluşmasına neden olacağı tezi ileri sürülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bilgilerine göre, Karakalpakistan tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Özbekistan Devleti’nin rakamlarına göre 1985’ten bu yana bölge hızla nüfus kaybetmektedir. Aral’da yaşanan çevre felaketi, bölge ülkelerinin en önemli çevre sorunu haline gelmiştir. Başta Kazakistan ve Özbekistan olmak üzere Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan bu konuya hassasiyetle yaklaşmaktadırlar. Aral’ın kurtarılması ve çevre sorunlarının çözülmesi doğrultusunda devletler ulusal, bölgesel ve hatta uluslararası platformlarda, girişimlerde bulunmakta ve çözüm yolu aramaktadırlar.

Bu doğrultuda beş Orta Asya cumhuriyeti, yani Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan 1992 yılında Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma ve Koruma Komitesi’ni oluşturmuşlardır. Çalışmalar sonucunda söz konusu ülkeler tarafından 1994 yılında Uluslararası Aral Gölü Çevre Sorunları Komitesi ve gölün yeniden canlandırılması için Uluslararası Aral Gölü Kurtarma Fonu oluşturulmuştur. Aral’a kıyıdaş ülkeler yani Özbekistan ve Kazakistan ulusal ekonomilerine zarar gelmeden Aral’dan aldıkları su miktarını azaltmaya, böylece göle akan su miktarını artırmayı hedeflemişlerdir. Bazı hesaplamalara göre, yıllık ortalama 11 milyar m3 fazladan su Aral Gölü’ne dökülmelidir.

Ülkeler sırayla Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu Başkanlığı’nı yürütmektedirler. Kazakistan Aral’a kıyıdaş bir ülke olarak bu faciaya daha duyarlı yaklaşmakta, fonun başkanlığını yaptığı 4 yıl zarfında dünya kamuoyunun dikkatini çekmekte ve bu çabalarına olumlu düzeyde karşılık almaktadır. Nitekim Dünya Bankası, Aral’ın kurtarılması için 380 milyon dolar fon ayırmıştır. Bütün araştırmalar ve raporlar, tarım ve sanayi politikalarının Orta Asya’daki çevre sorunlarını oluşturduğu ve bu politikaların çevreye olumsuz etkilerinden kaynaklandığı tezi konusunda birleşmişlerdir (10).

Aral’ı kurtarılmasına yönelik bölge devletlerinin ilk zirvesi Şubat 1999 yılında Kazakistan’ın o dönemki başkenti Almata’da gerçekleştirildi. Bu doruk toplantısında Aral’ın çevre sorunları masaya yatırılıp, yeni önlemler alınması gündeme geldi. O tarihe kadar üye devletlerden Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu’na Kazakistan tarafından 61 bin 563 tenge, Kırgızistan tarafından 800 bin som, Tacikistan tarafından 213 bin Tacik rublesi, Türkmenistan tarafından 101 bin 500 manat, Özbekistan tarafından ise 56 bin 60 som yardım yapılmıştır. Almata’daki toplantıda Aral’ı kurtarmak için Aral Vakfı’nın kurulması kararlaştırılmıştır. Bu imzalanan anlaşmada Aral Vakfı’nın sorumlulukları devletlerarası konseyin ve yeni işbirliği alanlarının belirlenmesi kesinleşmiştir.

Daha sonra Yeni Zelanda, Japonya, İsveç, İtalya, Kuveyt, İngiltere ve Finlandiya gibi ülkeler söz konusu vakfa yardımda bulunmuşlardır. Dünya Bankası 3 milyon dolar, Avrupa Birliği 1,4 milyon dolar, Uluslararası Çevre Koruma Fonu ise 500 bin dolar yardımda bulunmuştur. Aral’ın kurtarılması yönünde yapılan 2. zirve toplantısı 2004 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta toplanmıştır. Zirve sonunda Aral’ın ekolojik sorunlarının çözülmesi bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların desteğini alarak, Aral’ın yeniden canlandırılması çölleşmenin önlenmesi için tedbirlerin alınması ve Aral kıyısında yaşayan halkın geçim kaynakları sorunlarına çözüm getirilmesi gibi somut öneriler üzerinde anlaşmalar yapılmıştır.

Aral’ın kurtarılması doğrultusunda uzun zamandan beri çeşitli akademik ve bilim çevrelerinde birçok bilimsel proje ve fizibilite raporu hazırlanmıştır. Başta Kazakistan ve Özbekistan üniversiteleri olmak üzere bölgedeki pek çok üniversite, araştırma merkezi ve düşünce kuruluşu çeşitli düzeylerde akademisyenlerin, devlet adamlarının, bürokratların, gazetecilerin, çevre kuruluşları gönüllülerinin ve bölgeyle ilgilenen diğer kişi ve kuruluşların katılımlarıyla yerel, bölgesel ve hatta uluslararası kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar ve seminerler düzenlemişlerdir.

Aral’ın geleceği kıyıdaş ve komşu devletlerin katılımıyla gerçekleşen birçok doruk toplantısı, liderler zirvesi, su, enerji ve çevre bakanlarının oturumları ve alt düzey bürokrat, uzman ve teknik adamlarının katıldığı toplantıların gündemini oluşturmuştur.

Birleşmiş Milletlere bağlı ihtisas kuruluşları, uluslararası çevre örgütleri, dünya su forumu ve benzer uluslararası kuruluşlarda dönem dönem Aral’da meydana gelen çevre felaketini gündeme getirmişlerdir. Söz konusu bilimsel, devletlerarası oturumlar ve akademik ve gönüllü kuruluşların görüş ve ön görüleri birçok bilimsel raporda kamuoyuna açıklanmıştır.

Başta Nüküs Üniversitesi ve Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’ndeki araştırma enstitüleri, yayınladıkları birçok bilimsel raporla felaketin çevresel etkilerini, alınacak önlemleri ve geleceğe yönelik öngörülerini ortaya koymuşlardır.

Aral’ı besleyen nehirlerin eski konumlarına getirilmesi ve böylece göle akan su hacmini fazlalaştırma, en başta gelen öneri olarak hemen hemen bütün raporlarda yer almıştır. Hatta bu hususta Özbekistan ve Kazakistan’a somut öneriler sunularak gölü besleyen nehirlerden su alımını azaltmaları önerisi getirilmiştir. Doğal olarak böyle bir tedbir bölgenin en önemli ticari ürünü olan pamuk üretiminin azalacağından dolayı pek fazla rağbet görmemiştir. Aral’ı kurtarma projelerinden bir diğer öneri ise, Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme planıdır. Bilindiği gibi Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki uzaklık 500 km’dir. Son 30 yılda Hazar Denizi’nde su seviyesi devamlı yükselmektedir.

Su seviyesinin yükselmesi İran’ın kuzey bölgesinde bulunan Gilan ve Mazenderan illerindeki birçok liman kentini su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Hatta İran devleti kentleri ve tarım arazilerini korumak için deniz kıyısına dev beton duvarlar inşa etmektedir. Yine Azerbaycan Cumhuriyeti’nin doğusunda Hazar Denizi kıyısındaki birçok kent ve petrol tesisi su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bu ortamda kimi uzmanlar Aral Gölü ile Hazar’ı bir kanal vasıtasıyla birbirine bağlama projesini ortaya koymaktadırlar. Bu projeyi savunanlara göre yer çekimi kuralları gereği fizik kuralları doğrultusunda Hazar’ın artan suyu bu kanal vesilesiyle Aral’a akacak, böylece Aral kurtulurken Hazar’da su seviyesi düşerek, kıyı kentler su altında kalma tehlikesinden kurtulacaklardır. Bazı uzmanlara göre tedbir alınmadığı takdirde 2020 yılına kadar Hazar’ın su seviyesi 5 metre yükselerek etrafında ki kentleri ve yerleşim birimleri su altında kalma tehlikesinde bırakacaktır (11).

Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme projesi, bölge ülkelerinin ekonomik ve teknolojik kapasitesinin çok üzerinde olduğundan dolayı söz konusu proje Birleşmiş Milletler’e bağlı ihtisas kuruluşlarının öncülüğünde uluslararası mali kuruluşların finansıyla, uluslararası bir konsorsiyum tarafından geçekleştirilmelidir. Tabiatıyla da bölge ülkeleri projeye maddi, lojistik ve insan kaynakları bakımından yardımcı olmalıdır. Esasen bundan önce uluslararası finans kuruluşları Aral için kaynak ayırmışlardır. Örneğin Dünya Bankası Aral’ın kuzey bölümünün suyunun muhafaza edilmesi için inşa edilecek bir baraj için 50 milyon dolar bütçe ayırmıştır (12).

Uluslararası kuruluşların başka girişim ve projeleri de söz konu olmuştur. Örneğin Dünya Bankası Aral Gölü’ne akan nehirleri kullanmama ve alternatif su kaynakları bulma doğrultusunda 1995 yılına kadar Özbekistan’a 135 milyon dolar, Türkmenistan’a ve Kazakistan’a 30 milyon dolar kredi vermiştir (13). Ulusal, bölgesel ve uluslararası projelerden kimisi planlama, bazıları uygulama, kimisi fizibilite aşamasındadır. Kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar, bu muhteşem gölün kurtarılması için hayata geçirilmeyi beklemektedir.

Sonuç olarak;

Siriderya, Amuderya, Pamir Dağları, Aral Gölü, Hazar Denizi, Aydara, Çardara Gölleri, Mahtaral, Karakum, Kızıl Orta ve Taklamakan Çölleri, Fergana Vadisi ve yukarda saydığım nehirlerin, göllerin, vadilerin, çöllerin önemli bir kısmını köy köy, kent kent, dolaşan birisi olarak, Aral gibi bir zamanlar bölgenin hayat kaynaklarından birisi konumunda olan bir canlı gölün yavaş yavaş yok olması düşüncesinden çok etkilenmişimdir. Açıkçası Aral’ın bu halini gören her insan tarifi mümkün olmayan bir hüzün duygusuna kapılacaktır.

Aral’ın canlılığını yitirdiği ve bütün uluslararası ve bölgesel girişimlere rağmen can çekişmeye devam ettiği kesin olarak bilinmektedir. Yukarıda sözünü ettiğim Siriderya ve Amuderya Nehirleri’nin geniş bir arazide birbirlerine paralel olarak Aral’a doğru akarken, kentleşme, aşırı kullanım, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri ve birçok nedenden dolayı Aral’a ulaşmadan buharlaşması göle giren su miktarında önemli miktarda azalma sonucunda Aral’ın kuruması faciasıyla karşı karşıya kalınmıştır. Aral’ın kurtarılmasına yönelik projelerden yukarıda söz etmiştim. Bu projelerin başında Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni 500 km’lik bir kanalla birleştirme projesi gelmektedir.

Her ne kadar bu proje fizibilite aşamasında ise de daha şimdiden pek çok bilim adamı, jeolog ve çevre bilimciye göre projenin gerçekleşmesi muhtemel görünmüyor. Projenin ekonomik, yapısal, coğrafi ve bölgenin iklim şartları dolayısıyla hayata geçmesi pek mümkün gözükmemektedir. Bazı bilim adamlarına göre, projeyle birlikte iki su kütlesi arasındaki birleşme gerçekleştirilirse, Hazar Denizi’ndeki su seviyesi 5 – 6 metre düşecektir. Bu durum ise Hazar kıyısındaki bazı önemli liman kentlerini olumsuz yönde etkileyeceği ve bu su seviyesinin düşmesiyle birlikte bu limanlar işlevini kaybetme tezi ileri sürülmektedir. Kimi uzmanlara göre böyle bir durumda İran, Azerbaycan ve Rusya’nın liman kentleri su seviyesinin düşmesiyle liman olma özelliklerini kaybedeceklerdir.

Ayrıca bütün görüşme ve diplomatik girişimlere rağmen, Hazar’ın hukuki statüsü hala belirlenmemiştir. Hazar’a kıyıdaş ülkeler yani Rusya Federasyonu, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Azerbaycan devletleri arasında Hazar’ın dibinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşımı hususundaki ihtilaflar devam etmekte, bazı devletlerin enerji alanında faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin ayağını Hazar’a ulaştırmasıyla birlikte hukuki statü daha da karmaşık bir hale dönüşmektedir.

Öte yandan pamuk üretiminin Özbekistan’ın ekonomisinde yeri doldurulmayacak bir önemi bulunmaktadır. Kazakistan’ın ise en kaliteli pamuğunun Çardara Gölü ile Aydara Gölleri arasında bulunan Mahtaral Bölgesi’nde üretilmektedir. Bu iki ülkenin pamuk üretimi hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak olursak, Aral’a akan nehirlerin su miktarında artışı beklemek en azından kısa vadede olanaksız olarak görülmektedir. Aral’ın geleceği öncelikle Özbekistan ile Kazakistan’dan sonra Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın aktif katılımı, destekleri ve hükümet politikalarının önceliğinde yer almakla çözüme kavuşacaktır.

Daha sonra İran ve Rusya gibi bölgeye yakın devletlerin de iştiraki, bölgesel ve uluslararası çevre, ekonomik, finans ve mali kuruluşların destek ve katılımlarıyla kurtulabilir. Bu ise uzun bir çalışma, planlama ve hazırlık gerektiren aşamalardan geçmesi gerekmektedir. Bu arada iyi niyet, çevre duyarlılığı ve birçok başka husus ön plana çıkacaktır. Bu nedenle öncelikle taraf ülkeler, uluslararası kuruluşlar ve çevrecilerin katılımıyla kapsamlı bilimsel toplantılar ve çalıştaylar yapılarak kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılarak, öngörüler sunularak, hedef ve planlar gerçekleştirilmelidir. Bu ise bir başlangıç olacaktır.

Dipnotlar

1. http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=516:-hazar-denizi&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

2. G.Gleason ,The Struggle For Control Over Water in Central Asia:Republican Sovereignty and Collective Action RFE/RL REport On The USSR, 21/6/99, pp.11-19. Horssman, Water in Central Asia :Regional Cooperation or Conflict?, L.Jonson and R.Allison (eds), Cenrtal Asian Security Dynamics: The New Internatıonal Concext, (Brookings/RIIA, forthcoming, 2001); D.J. Petersen, Troubled Lands: The Legancy of Soviet Environmental Destruction, Wesrview press, Boulder, Co, 1993; D.R. Smith ,Environmental, Security and Shared Water Resoucres in Post-Soviet Central Asia, Post-Soviet Geography, Vol.36, No.6, 1995, pp.351-70.

3. Central Asia and the Gaugaus Review Quarterly of the Center for the Study of Central Asia and the Caucasus No.34,Summer 2001, s. 90.

4. Muhammed Hüseyin ABİDİNİ, Simaye Ferhengiye Gezzakistan (Kazakistan’ın Kültürel Yüzü), Elhuda Yayınları, Tahran 2006, s. 19.

5. Institute for Political and International Studies (IPIS), UZBEKISTAN, Tahran 2008, s. 6.

6. Soviet Census Reports for 1926 and 1989.

7. a.g.e., s. 6.

8. Micklin, Managing Water in Central Asia, p. 37.

9. a.g.e., s. 44.

10. Gorgi S Golitsyn, Ecological Problems in the CIS During the Transition Period, RFE/RI, Research, Vol. 2, No. 2, 8 June 1993, p. 34.

11. Central Asia and The Gaugasus Review, Quarterly of the Center for the Study of Central Asia and the Caucasus, No. 26, Summer 1999, s. 65.

12. Türkmenistan Gazetesi, Aşgabat Türkmenistan, 10 Nisan 1999.

13. Focus Central Asia Dergisi, Kasım 1996, Sayı 22.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 744
Toplam Tekil 1636275
IP 54.163.94.5






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu