28 ŞUBAT’TA ZÂLİM, ZULÜM VE MAZLÛM - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









28 ŞUBAT’TA ZÂLİM, ZULÜM VE MAZLÛM - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 27.02.2013 > Kaç kez okundu? 1793

Paylaş


Bir yerde her hangi bir olay varsa, olayın en az iki tarafı vardır. Bir savaştan bahsediliyorsa en az iki ordu, bir kavga söz konusu oluyorsa, bu en azından iki kişi arasında meydana geliyordur. Bunun gibi, zâlim ve mazlûm arasında meydana gelen ilişkiye de ‘zulüm’ denir.



Zulüm, bugün dünyanın her yerinde yaygın bir şekilde işlenmektedir. Güçlü, zayıflara; zengin, fakirlere ve çalıştıranlar, çalışanlara bir şekilde zulüm yapmaktadırlar. Zulümde, ‘hak ve hukuk’, ‘doğru ve yanlış’ kavramları bulunmamaktadır. Zulmü icra edenler, kendilerini hep haklı görmekte, karşısında olan her kim ise muhakkak ki haksız kabul edilmektedir. Haklı olan hakkını arayamamakta, kendisine baskı yapanlara şu veya bu sebepten dolayı tepki verememekte ve ezilmektedir.



Verilen örnekleri mikro baza indirmek de mümkündür. Şimdi verilecek olan ‘sanal (!) olay’, mikro çapta birkaç zulme örnek teşkil etmekte zulmün vahametini sergilemektedir. Aslında her örnek, kendi içinde onlarca başka örnekler de taşımaktadır.



Zamanın birinde, Garipistan isimli bir garip ülkenin bir garip şehri olan Sâkârâ’da bir Dârü’l Fünûn bulunmaktadır. Adı Sâkârâ Üniversität olan bu Talim-Terbiye kurumunda, işler gayet güzel yürürken ülkede şiddetli bir rüzgâr eser… Adına 28 Februar denilen bir süreç başlar… Sürecin amacı önüne ne engel çıkarsa, haklı veya haksız demeden süpürmek ve istedikleri ceberrut düzeni kurmaktır. Girişimi yürütenler uzun yıllardır hazırlık yapmışlar, ülkenin tüm kurumlarında çalışanları fişlemişler, kimin hangi görüşte, kimin hangi ekole bağlı olup olmadığını tespit etmişler ve kimin kâğıt peçete gibi kullanılıp kimin kullanılamayacağına karar vermişler… Kendilerine eylemlerinde yardımcı olacak çok sayıda maşa, yalaka, piyon, ayakçı, taşeron, kâğıt peçete, pislik yalayıcı ve şakşakçı da hazırlamışlar…



Korsan yılının 1994 Kasım’ında bu tâlim terbiye kurumunda darbe yapılır. Kuruma ithal bir Reis atanır. Yanına da onu kontrol amacıyla bir Kurmay verilir ve birlikte icrayı sanat etmeye başlarlar. Kurmay, o kadar yetkilidir ki aslında Reis göstermelik bir Reis’tir. Her şey, Kurmay’ın bilgisi dâhilinde ve onun talimatları tahtında yürütülür. Olup biten çok şeyden Reis ve Yardımcıları’nın haberleri bile olmaz. Öyle zaman olur ki Reis, kendisini gerçekten Reis sanıp Kurmay’a haber vermeden bir belge veya evrak imzalasa, durumu öğrenen Kurmay bunu derhal yırtıp atar. Hâl böyle iken, Reis ve Yardımcıları da kendilerini esas yöneticiler sanırlar… Öyle avunurlar… Dışarıdan bakanlar gerek Reis’in ve gerekse Reis Yardımcıları’nın aslında Kurmay’ın emrinde çalıştıklarını çok iyi görürler… Hukuken (!) durum tersi olmasına rağmen fiilî durum böyledir, ama göstermelik olarak kâğıt üzerinde farklı görünür. Kurmay, o kadar beceriklidir ki 16 yıl boyunca, iki Reis döneminde de (ilk 8 yılda akıl almaz derecede etkin ve daha sonraki 8 yılda biraz daha düşük yoğunlukta etkin) olmak üzere, , Dar’ül Fünûn’da olup biten her şeyden haberdardır, her şey ondan sorulur… Öyle ki ilk Reis’in olduğu gibi, 8 yıl sonra atanan ikinci Reis’in bile makam odasında ‘içtiği çayların sayılarını’ bile bilir.



Gerçekten hiç kimsenin aksini iddia edemeyeceği müthiş bir çalışma kabiliyetine sahip olan ve mesaide gece gündüz kavramı tanımayan Kurmay, çalışan memurları üzerinde öyle bir hâkimiyet, öyle bir terörist baskı kurmuştur ki, hiçbir kimsenin hiçbir şekilde bir şey söylemesi, hatta îmâ etmesi bile mümkün değildir. Kurumun kadro durumlarını hiç kimse bilmez… Reis de bilmez, Yardımcıları da bilmez. Bilen ilgili memur ya da Daire Başkanı da Kurmay dışında hiç kimseye bir kelime dahi olsa söyleyemez. Kurmay istediği kadroyu istediği yere nakleder, alır veya verir, ama bunlardan ne Dekanların, ne Reis ve ne de kendilerini ‘Reis Yardımcı’ sananlar bilir.



Düzen böyle devam ederken dışarıda, yani ülkede, fırtınalar şiddetlerini artırır. Müslim Gece’ler, Fadime Kartal’lar tüm basını işgal eder. ‘Kamusal alan’ kavramı ortaya atılarak ülke insanının boğazı sıkılmaya başlar. Milletin nefes alması istenmemektedir. Tanklar milletin üzerine sürülür… Basın yayın organı sahipleri, Rektörler, Reisler, kendilerini Reis sananlar, Dekanlar, Yüksek Yargı mensupları ve her türlü etkin figürler hep hizaya getirilmiştir. Her gün bir kurumda yeni bir ‘brifing’ (!) alınmakta, brifinge katılanların hadleri bildirilmekte, aklını başına almayanların (!) icabına bakılmaktadır. ‘Akılları başlarında olanlar(!) da, Derin Güç’ün emrine kusursuz bir şekilde girmektedirler.



İşte böyle bir ortamda bahsedilen kurumda, yani sözüm ona ‘talim terbiye kurumu’nda, insanların nasıl ‘terbiye edildiğine’ dair yüzlerce zulüm örneklerinden birkaçı şöyle özetlenebilir:



* Bir gün Kurmay çalışma ofisine gelir. Önüne akademik personel listesini koyar. Söyle bir bakar, sonra telefonla özel sekreterini arar ve “Cengiz Aslan’ı bana bağlayın” der. Seçilen isim rastgele seçilmiştir. Cengiz Aslan, aranır ama o gün izinli olduğu söylenir. ‘O zaman bana Ömer Akoğlu’nu bağlayın’ der. Bağlarlar… Dr. Ömer Akoğlu’nu ofisine davet eder. Çay ikram eder… Çalışkanlığını över, meziyetlerini sayar… Onunla öyle müşfik, öyle yumuşak tonda sohbet eder ki kendisini terfi ettirecek sanılır. Tüm konuşmaların sonunda zulüm âbidesi dikilir:

— Ömer Bey, seni seviyorum ama benim de görevlerim var... Ya istifa et ya da Reisliğin giriş kapısında bulunan sandalyeye otur. Sabah 9, öğle 12, öğle sonu 13 ve akşam 17’de devam imza föyünü imzala… Tam zamanında imzalamazsan, bir dakika bile geç kalırsan, föy kalkar ve hakkında soruşturma açılır… Takdir senin... Ve İktisat Tarihi uzmanı Dr. Ömer Akoğlu istifa edip gider… Gidiş o gidiş, bir daha dönmez… Bu zulüm müdür? Nedir? Değilse nedir?



* Kurmay, öğretim üyeleri tarafından yapılan öğrenci sınavlarını da denetler. Sanki görevi imtihan salonlarını denetlemekmiş gibi… Meselâ bir salona girer. Türkiye Ekonomisi dersinin sınavı yapılıyor. Sorulara bakıyor ve hükmünü veriyor:

— Böyle soru sorulmaz!

Ertesi gün bu dersi yürüten Y.Doç. Dr. Şaban Ulusoy, Dar’ül Fünun’a bağlı bir İlçe Meslek Yüksek Okulu’na sürülüyor. Orada ‘devam takibi’ne alınıyor. Ders verilmiyor… Sabah 9 akşam 5 imza kontrollü mesai… İzinsiz okulu terk etmek yasak… Sürüldüğü biriminde boş kalan dersi için Milecik’ten bir Yardımcı Doçent bulunuyor. Yol, parası, harcırah ve iki kat ders ücreti ödeniyor… Bir süre sürüldüğü MYO’nda duran Y. Doç. Dr. Şaban Ulusoy da, istifa etmek zorunda kalıyor. Kurmay, gerekli başarı (!) raporlarını gerekli yerlere her halde veriyor ve muhtemelen ‘aferin notu’ da alıyor… Bu zulüm müdür, yoksa nedir?



* Kurmay bir başka gün de memur listesini gözden geçiriyor. Bir isme gözü takılıyor… Ahmet Münsür… Sekreterine talimat verip görevlendirme yazısını hemen yazdırıyor:

— Kampus’un giriş kapısında görevlendirildiniz. Göreviniz giren çıkan araçların trafik plâka numarasını yazmak… Her günün sonunda idareye kaç araç girdi kaç araç çıktı rapor vereceksin! İzinsiz görev yerini terk ettiğini zaman, bir dakika bile olsa, hakkınızda soruşturma açılacaktır!

Yılların memuru bir süre dayanıyor ama sonra istifa edip gidiyor! Arkasından her halde Kurmay’ın mutluluk ve başarı raporu da ilgili yerlere ulaşmıştır…

Bu zulüm müdür, yoksa nedir?



Âhh, ah… Zulmeden kişiler, yani Zâlimler, Reis ve Kurmay ile Yardakçıları, zulümlerini sadistçe işlediler ve kendilerine verilen piyonluk görevlerini başarıyla yaptılar… Zaman geçti, devir değişti, zulüm bitti, ömür de geçiyor, ama yapılanların " vebâli" yapan ve yapanların boynunda ‘Bu Bir Zâlimdir’ levhası halinde asılı kaldı... Ebediyen de asılı kalacak…



Haa… Bir de, bazen zâlimini ve zâlim yardımcılarını seven, kendisine reva görülen zulümden garip bir zevk alan, mazoşist mazlûmlar da var, onların bir sıkıntıları yok. Ama onlar da başka bir yazı konusudur.



Hâsılı vel kelâm:

Zamanın İran diktatörü Şah Rıza Pehlevi de bir zamanlar vahşî bir kartal gibi merhametsizdi, ZÂLİMDİ… Bir süre sonra devir değişti ve hem İran, hem de dünya dar geldi kendisine… Uzun süre gidecek yer, kaçacak delik bulamadı şu kocaman coğrafyada… Nihayet Firavunların kucağına atabildi kendini… Ve kendisine göre, garip ellerde ayak-altında ezilmiş bir fare gibi, kanser olup öte diyarlara hesap vermeye gitti. Tarih yine tekerrür ediyor, Garibistan’daki zalimlere de ülke dar geleceğe benziyor…



Örnekler daha çok…

Birileri devamını bir gün gelir yazar… Ne demişler: Zûlm ile âbâd olunmaz? Alma mazlûmun âhını, çıkar âheste âheste… Eden bir gün bulur… Belâ da Mevlâ da bulunur… Çok şey sürekli olur, ama zulüm bâki olmaz…



Bu fâni dünya ne zâlimler, ne firavunlar ve ne diktatörler ne piyonlar ve ne maşalar gördü geçirdi, ne ihtişamlı zulümler gördü, neler yaşadı neler…

Yapanın, yaptıkları yanlarına kâr kaldı ve arkalarından hep Lânet okundu…

Bundan sonra da kıyamete kadar okunmaya devam edilecek… İnansalar da inanmasalar da: İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn! Muhakkak ki O’dan geldik ve O’na döneceğiz. Herkes kendi hesabını kendi verecek!



Zûlm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner…



Allah, ‘hiçbir günahkâra başka bir günahkârın yükünü yüklemez.’





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 433
Toplam Tekil 1639185
IP 54.204.108.121






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu