KAYIP İKİ ANAHTAR - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









KAYIP İKİ ANAHTAR - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 11.02.2013 > Kaç kez okundu? 1546

Paylaş


Yarım asra yakın bir zamandır seyahat ederim. Yurt içinde birkaç il kaldı gezip görmediğim… Dünya ülkelerinin neredeyse yüzde 20’sini gezdim. Her fırsatta seyahatte olurum, fiilen olmasa bile ruhen veya kitaplar okuyarak… Çok gezenlerin çok da malzemeleri olur anlatılacak. Çok miktarda yaşanmış hatıra biriktirir zihinler yolculuklar boyunca… Hatıraların bir kısmını ’30 Şubatta Doğdum Yerimde Duramıyorum’ isimli kitabımda topladım. 5 yıl önce basıldı. Yakında ‘Hüzün Medeniyeti Endülüs’ çıkıyor. ‘Benim Gönlük Hep Yollarda’ isimli sadece yol yazılarım hazır, yayınlanacağı zamanı bekliyor…



Geçen yılın son günlerinde Sivas’a görevli gittim. Cumhuriyet Üniversetesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yapılacak Doktora sınavı için Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aziz Kutlar ile birlikte, benim aracımla gittik oraya… Bir gece misafirhanelerinde kaldık. Yeni dostlar edindim orada... Yıllar once gördüğüm Sivası çok gelişmiş buldum. İç Anadolu’nun muhteşem bir şehri olmuş…Tertemiz ve geniş caddeler, canlı bir şehir hayatı ve güzel bir hava ile karşılaştım. Dışarıdan gelenlerin hatıra olarak yanlarınnda götürdükleri ‘damak tadı’ mükemmeldi. Bir ‘Lezzetçi’ tanıdım, gerçekten lezzetçi bir lokanta idi. Sivas’a gidişte, durma yeri problemli de olsa, gösterişsiz bir pozisyondaki ‘İhtiyarın Yeri’nde yediğimiz pirzolayı unutmam mümkün değil. Bize mihmandarlık yapan Y. Doç. Dr. Murat Sarıkaya’nın götürdüğü ‘Çerkez’in Kahvehanesi’nde gördüğüm mekan ve içtiğimiz kahve ayrı bir tattı.



Heni derler ya, ‘yediğin içtiğin senin olsun, gödüklerini anlat’, ben de gördüklerimi ve yaşadıklarımı anlatacağım kısaca bu seyahat yazımda…



Sivas’a giderken Kırşehir civarında ana yol üzerinde güzel bir tesiste mola verdik: TŞÖF -Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nunun tesisi... Aynı tesisten Ankara-Konya yolunda da var ve ben memleketim Gaziantep’e gidiş gelişlerimde orada mola veririm.



Sivas’taki görevimiz bitti ve dönüyoruz. Bahsettiğim tesise tekrar geldik ve mola verdik. Lavaboya gittik sonra da, çay salonuna oturup çay içtik. Biraz dinlendikten sonra aracımıza yöneldik. Aracı ben kullanıyorum. Baktım aracımın anahtarı yok. ‘Acaba, aracın üzerinde mi bıraktım’ diye gidip baktım, yok… Çay salonuna gidip oturduğumuz masayı kontrol ettim, yok… Her halde ‘lavaboda elimimi yüzümü yıkadığım yerde bıraktım’ diye gidip kontrol ettim yok… Çaresizim ve çare arıyorum. Ben aracın başında kara kara düşünürken Aziz Hoca geldi. Durumu ona anlattım. O da gidip bir araştırma yaptı ve geldi. Sonuç aynı, yok…



Aracın başındayız! Yedek anahtar var, o da Sakarya’da kaldı, almayı unutmuşum… Vakit öğle sonu... Beklerken, tesiste ‘anons’ ettirmek aklıma geldi. Aziz Hoca’ya:

— Aziz Hocam, gidip bir anons ettirsen? Belki anahtarı bulan biri vardır, oraya bırakmış olabilir, dedim.



Hoca anons yaptırmak için gitti. Ben, kara kara düşünmeye devam ediyorum. Bir ara daldım. Yıllar önce 1973 yılı yazında, henüz üniversite öğrencisi 3. sınıfta iken, Almanya’da Münih Tren İstasyonu’nda kaybettiğim anahtarım aklıma geldi.



O yıl ilk defa yurt dışına çıktım. İstanbul’dan birkaç arkadaşımla İngiltere’ye gitmek üzere İstanbul Sirkeci’den trene bindik. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama Almanya’nın Münih kentine sabahleyin vardık. Akşam saatlerinde buradan bir başka trene binip, sabahleyin Belçika’nın Ostende şehrine varıp trenden indik. Gümrük işlemlerinden sonra bekleyen Feribota binip Manş Denizi’nin karşı kıyısındaki Dover şehrine, oradan trenle Londra’ya ulaştık. Londra’dan da bir başka trenle Kuzey Denizi yakınlarında Norwich şehrine, oradan da Wroxham isimli kasabanın birkaç kilometre uzaklılığında bulunan bir kilise çiftliğine gidip iki ayı geçkin bir süre çilek ve benzeri meyve topladık, para kazandık.



Maceralarla dolu bir süre geçirdik bu çiftlikte… Çoğunluğu o zamanki ‘Komünist’ ülkelerden gelen çok sayıda öğrenci vardı kilise çiftliğinde çalışmaya gelen… O yıllar, dünyada üniversitelerinde çok meşhur ve yaygındı boykot yapmak… Bizler de Kilise yönetimini, çalışma şartlarımızı düzeltmedikleri (!) için protesto ettik. Boykot, gösteri ve yürüyüşler yaptık. Gazetelerde haber olduk. Sonra da kovulduk.



Dönme vaktimiz geldi. Londra’dan Victoria istasyonundan bindiğimiz trenle Dover-Manş Denizi-Ostende yoluyla tekrar Münih’e geldik. Giderken iyi gezememiştik Münih’i... Burada bir hafta kadar kalmaya karar verdik. Okullar tatil olduğu için öğrenci yurtları boştu. Ucuz bir Hostel (öğrenci yurdu) bulduk. Hostele gelip giden belli olmadığı için de, valizlerimizi ve kıymetli eşyalarımızı (pasaportlar da dâhil) Münih Tren Garı’nın bekleme salonu altında bulanan otomatik emanet dolaplarına koyduk. Benim kullandığım büyüklükteki dolaplar, günde 1 mark atılarak eşyaları koruma altına alıyordu. Eğer 24 saati geçerse ilave para atmak gerekiyordu. Biz de bir hafta boyunca her 24 saatte bir orayı ziyaret ediyor ve 1 mark atarak eşyalarımızı emniyette tutuyorduk.



Mühih’teki zamanımızı doldurduk ve Cumartesi günü mesela saat 16.00’da Münih-İstanbul trenine bineceğiz. Heyecanlıyız, ‘gâvur memleketleri’nden ülkemize döneceğiz. Hareketimizden üç-dört saat önce Tren Garı’na gidip bekleme salonunda ‘gırgır-şamata’ yaptık. Sonra da aşağı kata eşyalarımızı almaya gittik. Aaa, bir de ne göreyim, benim emanet dolabı anahtarım yok, kayıp. Ceplerimi defalarca karıştırıyorum, yok… Arkadaşlar eşyalarını çıkardılar ama benimki dolapta hapis…



Bu dolapları kullanmadan önce öğrenmiştik: Üst katta yedek anahtarların olduğu bir büro var. O yüzden tedbirli olup, dolap numaralarımızı da ezberlemiştik. Büro’ya gittim. Görevliye İngilizce olarak, anahtarımı kaybettiğimi ve numarasını söyledim. Bedelini ödeyip yedek anahtarı almak istediğimi belirttim. Görevli bana ne dese beğenirsiniz?

— Niye Almanca konuşmuyorsun?

Ben de:

— Okulda İngilizce öğrendim, dedim.

Küstah bir şekilde verdiği cevap, hiç unutmuyorum:

— Almanca da öğrenebilirdin. Pazartesi günü filan yere git, oradan bir yazı al, buraya getir, yedek anahtarını o zaman alabilirsin!



Al başına bela… Adam tam bir Alman dil milliyetçisi… Belki de haklı… Bu cümleden sonra bir kelime İngilizce konuşmadı. Almanca bilen Türk işçileri getirdik, onu ikna etsin diye... Olmadık diller döktük. Adam, ‘Nuh dedi, Peygamber demedi’. Ölür müsün, öldürür müsün?



Öyle yorulduk ki… Biraz oturup dinlenelim diye, birkaç saat önce oturduğumuz yere tekrar gittik. Meğer aynı yere oturmuşuz. Bir de ne göreyim: Benim dolabın anahtar burada!



Dünya benim oldu. İnsanın ‘eşeğini kaybedip sonra bulması’ işte böyle olmalı…



Tam bunlar kafamdan geçtiği sırada Aziz Hoca geldi. Elinde arabanın anahtarı!

Anonsa gittiği yerde, görevliye daha ‘anahtar’ demeden uzatmış adam. Meğer elimi yüzümü yıkadığım yerde bırakmışım. Benden sonra gelen biri de almış ve anons yerine bırakmış.



Ben de, buraya gelinceye kadar, ‘bana bu yolculuktan yolculuk malzemesi çıkmayacak galiba’ diye içten içe hayıflanıyordum.



Meğer hayıflanmaya gerek yokmuş.



Sen misin malzeme isteyen?



Al sana, yaşanmış bir yol malzemesi…



Yaşanmış gerçek bir yol hikâyesi…





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 82
Toplam Tekil 1635613
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.311 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu