Misyonerler ve Vejeteryan köpekler - Memet AYDEMİR - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Misyonerler ve Vejeteryan köpekler - Memet AYDEMİR
Tarih: 30.08.2009 > Kaç kez okundu? 3496

Paylaş


Amerikan Scientology kilisesinin kurucusu L. Hubbard`in tarikatlar tarihine şu sözleri altın harflerle geçmiştir.

“Bir milyon dolar mı istiyorsun? O zaman bir tarikat kur.”

Hubbard`in bu sözlerini bazıları hiç de yabana atmamış ve kurdukları tarikatlar ile milyoner değil, milyarder olmuşlardır. Bunların içinde Hint kökenli Bhagwan tarikatı topladığı servetle büyük ün yapmıştır.

Misyonerleler yeni üyelerini tuzağa düşürüp, kendileri için bir köle gibi kullanıp onların hayatını bir çikmaza sokuyorlar. Amerika`da, İsviçre de ve Rusya`da toplu intiharlar sırasında yüzlerce tarikat üyesi çocuklari ile intihar etmişlerdir. Bunun sebeplerini uzun uzun anlatmak yerine, tanrı ve kilise adına nasıl insanları kandırıp örgütlediklerini kendi yaşadıklarım ve tecrübelerimden anlatmak istiyorum.

17-18 yaşlarımda daha okula giderken Almanya`nn Hamburg şehrinde bir gün yoluma iki beyaz gömlekli arkalarinda siyah sırt çantlari olan Amerikalı genç çikti. Bana birkaç büroşür vererek kiliselerine gelmemi rica ettiler. Onlar elbetde beni asla kendi saflarına çekemezlerdi. Fakat merakımdan olacak ertesi gün verdikleri adrese gittim. Şimdi hatıralarımdan silinmiş fakat kilisede çok itibar gördüm. Onlar bana hıristıyanliğı anlattilar ben de islamiyeti. Sert ceviz olduğumu anlayınca benimle uğraşmaktan vazgeçtiler.

Aradan epey vakit geçmişti Hürriyet gazetesine serbest muhabirlik yapmaya başlamıştım. Yine aynı meydan da beni genç bir kız durdurdu ve hirstiyanliktan anlatmaya başladı. Beni tatlı sohbeti ve çekiciligi ile bir defaya mahsus kiliselerine gitmem için ikna etti. Ertesi günü pazardı bir spor salonu büyüklüğünde kilisede ayin yapılıyordu. Belki binden fazla amerika kilise üyesi şarki söyleyip, arada bir birisi ayaga kalkip, “Hallaluya” diyerek bağirip bir nara atıp, ortalikta dönüyordu.

İşin en ilginç tarafı aramıza yeni katılanlar diye bir kaç kişinin ismini saymaya başladılar. Her isim söylenişinde o kişi büyük çosku ile alkişlaniyordu. Birden benim de ismim söylendi bana da büyük alkış geldi. Eğer o an zayıf ruhlu ve İslam dininden yoksun birisi, aile bağlarım güçlü olmasaydı o kalabalığın etkisinde kalıp dinden çikabilirdim. Beni kiliseye götüren Birgit isimli kiz beni kandiramiyacağını anlayınca arkadaşlığımız bitti.

Bundan sonra yollarda misyonerlere çok rastladim. Yine aradan uzun vakitler geçmişti. Babamın iş yerinde duruyordum içeri çok iyi türkçe bilen esmer bir adam girdi. Elinde Yahova Şahitlerinin kitaplari vardı. Başladı anlatmaya,



„Eğer bizim dine geçerseniz, mutluluk, zenginlik, bolluk dünyanın bütün nimetleri sizin olaçaktır.„

Ben de kendisine dedim ki,

„Ben hem mutluyum, hem zenginim hem de dünyanın bütün nimetleri zaten elimin altinda sen bana daha fazla ne vereceksin?“ Cevap aradi fakat bulamadi. Misyonerlerin insanları kandırma yöntemleri hep aynıdır. fazla dünya malı mutluluk ile göz boyuyorlar. Para problemi olanlara, “Tanrıya dua edin” diyorlar.

Sonradan ögrendim ki, Türkiye de ki “Süryani” vatandaşlar Almanya ya gelip burada “Yahova Şehitleri” inin misyonerliğini türkler arasinda yapiyorlar.

Evlendim ve çocuk sahibi oldum. Asansörü olmayan bir binanın 5. katından oturuyordum. Bir gün çocuklarla oynarken kapı çalindi. Kapıyı açtım birisi kadın, birisi erkek iki Hıristiyan misyoneri. Başladılar anlatmaya,

“Biz tanrı adına size geldik, size biz incili anlatıp hıristiyanlığı tanıtacağız içeri girebilirmiyiz? “

Zaten bu misyonerle gıcık olmaya başlamıştım istemeden kapıyı yüzlerine çarptim. Arkamdan,

„Teşekkür ederiz.“ Diyerek gittiler.

5. kata merdivenleri çikmamak için ailem bile misafirliğe gelmiyordu, bunlar hiç üsenmeden çikmislar. Tahim ediyorum evlerin zillerinde müslüman ailelerin isimlerini okuyup sonra çikiyorlar. Bu iki misyoner ben evde yok iken yine gelmişler, hanım onları içeri alıp çay içirip İslamiyeti anlatmiş.

2007 yılında Kazakistan üzerinden Doğu Türkistan`a gidecektim. Alma-ata sehrinde Borat isimli diş ağrılarından kıvranan uzun, zayıf, beş parasız, tarihci bir kazak ile aynı odayı paylaştım.

Günlerden pazardı. Odamızın üst katından ayin sesleri bir koro halinde geliyordu. Güney kore`liler otelin üst katını kiralayip kiliseye çevirmisler. 1950 yilinda ki Kore şavaşi sırasında çok sayıda Kuzey Korele`li O zamanki Sovyetler Birliğine göç etmiştir. Amerikanin yardımları ile kurulan ağır sanayi Güney Koreyi zenginleştirdiği gibi yine Amerika kiliselerinin akımına uğramış ve halkın yüzde 50`si Hıristiyanlık dinine geçmiştir. şimdi zenginleşen Güney Kore`liler Türk cumhuriyetlerine dağılıp Kuzey Kore`lileri toplayıp onları Hıristiyanlaştırmaya başlamışlar. Kuzey Koreliler Rusçayı ögrendikleri için onlarda Türk halkları arasında Hıristiyanlığı yaymaya çalisiyorlar.

Akşam saatleri yaklaşmıştı biz otelin ününde Borat ile oturup sohbet ederken, bir baktım Kore`liler otelin önünde toplanmaya başladılar. İçlerinde dünya güzeli bir Kazak kızı vardı. Borat bu kızın kazak gençlerini tuzağa düşürmek için kullanıldığını anlattı.



Vejeteryan köpekler

2009 yılının Nisan ayında ağzımda sigara, boynumda büyük bir fotograf makinasi ve sirtima çanta ile Kazan (Tataristan) şehrinde bir yokuşu ağır adımlarla, yolunu yitirmiş bir derviş gibi ilerliyordum. Karşıma esmer güzeli uzun boylu bir kiz dikildi. Elinde bir deste renkli kalın kapaklı kitaplar vardi. Başladı Rusça bir şeyler anlatmaya. Tek kelime rusça bilmedigim için kiza Ingilizce, Tatarca veya Almanca konuşmasını söyledim. Başladı çok güzel almança konuşmaya. Annesi Tatar babası bir Cuvaşmış. Hindu Hari kirişner tarirkatina 5 yil önce girmiş şimdi onlarin kitaplarini satip caresiz garip, dinden ve aliden kopmuş gençleri tapinaklarina götürüp kendi inançlarına sokuyor. Zaten işim gücüm yoktu. Ben buralara gezip görmeye gelmiştim. Beni tapinaklarina götürmek istedigini söyledi. Hemen kabul ettim.

Bir otobüse bindik. Kazan ın şehir merkezi her ne kadar modern yapılmış ise de dış mahallerin yolları çok berbat bir durumdadır. 30 yıllık otobüs bazen büyük bir çukurun üstünden atlıyordu kafamı otobüsün tavanına vurmamak için kendimi sıkıca tutuyordum. Otobüsün gürültüsünden konuştuğumuz duyulmuyordu.

Bir küçük caminin hemen karşisına büyük bir tapınak dikmişler. Içeri girekerken tapinagin üyeleri eğilerek ellerini birlestirip “hari kirişner” diye bir birlerini selamladilar. Ayakkabilarimizı soyunup içeri girdik. Yemek saatiydi uzun boylu çirkin bir rus kadını ellinde ki su kovalarindan salondaki az sayıda olanlara yemek dağıtıyordu. Pirinç pilavi, helva, hoşap. Bunlar et yemiyorlar.

Yemek yemem için çok ısrar ettiler ve hürmet gösterdiler. Fakat helvanin dışında birşey yemedim. çok aç olduğum halde boğazımdan geçmedi.

Yemeği bitten dağistanli bir adam kalkip bir yumruk büyükügünde masa üstüne konmuş plastik putun önünde egilerek başinı yere vurup onun verdiği nimetlere teşekkür ederek “hari kirişner” diyerek bağırdı. Arkasindan sarışın Başkurt adam geldi o da aynısını yaptı. Dağistanli yı yanıma çagirip kızı tercüman olarak kullanıp Dağıstan hakkında bir şeyler sordum. Ögrenecegim bir şey yoktu laf olsun diye. Bu zavalli 30-35 yaşlarinda ki adam utancindan başinı kaldırıp bir defa gözlerimin içine bakmadı. Elbet de kendiside bu yolun yalniş olduğunun farkındaydı kendisi önceden müslümanmis. Kafkas dağlarının kartalı mehrum Şeyh Şamil (1797-1871) bu adamın halini görse mezarında kemikleri sızlardı. O, 27 yıl boyunca 40 dil ve 40 kavimden oluşan Dağistan halkını Rusya`ya karsi din ve özgürlük için boşuna mı birleştirip binlerce şehit verdi?

Ya bu sarışın Başkurt gencine ne demeli? Mehrum Yulay oglu Salavat Ural daglarinin kahramanı Islam dinini mecburi tapindirmalara karşi korumak için Ruslarla bunlar için çarpisip ömrünün yarisini zindanlarda gecirip şehit oldu. Onun acaba kemikleri sızlamazmıydı?

Bu iki adama ve Albina isimli kıza islamı anlatmak istedim. Fakat bu kadar Rusun arasinda meydan dayaği yemekten çekinip birşey söyleyemedim. Kiz Rus yöneticilerin durmadan bizi gözetledigini ve kendisini sonradan cezalandiracaklarini söylüyor ve ekliyordu “önemli degil” Rahipler yardıma muhtaç, düşmüs, aç susuz kullana ve kandirabileçekleri insanlar bekliyorlardı. Benim gibi bir seyyahi değil. Salondan çikarken çebimdeki bütün demir paraları kumbaralarına attım. Onlara borçlu kalmak istemedim.

Bu tapınakta kalanların toplam 15 kisi oldugunu ögrendim. Bunlar tutunacak dallari olmayan müslüman ve ruslardan oluşuyordu. Bütün gün sokaklarda kitap satip para toplayip getiriyorlar, karşilığında burada yatıp bedava yemek yiyip içiyorlar. Yemekten sona mecburen başlarini bir plastik oyuncağin önünde teşekkür ederek yere vuraçak kadar alçalmak şartı ile.

Tapınagın bahçesine çiktik. Kiz bahçede olan 4-5 köpeğin kendileri gibi vejeteryan olduğunu anlattı. Yiyemedikleri artan yemekleri köpeklere veriyorlarmiş. Bundan dolayi köpeklerde vejeteryan olmus. Ve ekledi

“Biz asla köpeklerimize et yetirmeyiz.” Bu kadar fanatiklesmisler.

Dagistan`liyı ve Başkurt gençi ertesi günü Kul Şerif camisine götürüp islami tanıtmaya karar verdim. Kiz ikisinde yanina alip gelecegine dair söz verip beni otobüse bindirmek icin duraga getirdi. Beni daha „Hari kirisner“ inancina gecirmeye ugrasiyor ve ekliyordu.“



„Bizim inancimiza göre, ölenler yeniden doğuyor.“



Ben ona dedim ki,



“ Tekrar doğup bu dünya da yaşadıklarimi yeniden yaşamak istemiyorum bir yaşam yeter.” Bu beklenmedik cevap karsisinda şaşirdı. Fakat ben kızın bu hayattan kurtulmak için bir çare aradığını seziyordum.



Ertesi günü Tatarstan otelinin önünde buz gibi havada iki saat titreyerek onları bekledim hiç birisi gelmedi. Almanya ya geldikten sonra kızdan bir E-Mail geldi.



„Selam benim Türk kardeşim. Gidip çiktiniz mı? Beni ertesi gün tapınaktan dışarı birakmadilar yanınıza gelemedik.“



Yeni mutluluk vaatları altında modern kölelik işte budur.



















Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 309
Toplam Tekil 1642480
IP 54.166.37.177






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu