FİLİSTİN’İ DÜŞÜNDÜKCE... - Yakup TUFAN - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









FİLİSTİN’İ DÜŞÜNDÜKCE... - Yakup TUFAN
Tarih: 29.11.2012 > Kaç kez okundu? 1787

Paylaş


“Müslümanlar bir vücudun âzaları gibidir.“ H.Ş.



Filistin’de yine kan gövdeyi götürdü. İsrail tarafından atılan bombalar yine yüzlerce masumun canını aldı. İçlerinde çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu binlerce günahsız insan yaralandı. Hak bilmez, hukuk tanımaz işgalci İsrail, Gazze’yi (Filistin) yine yaktı ve yıktı...



Gazze’nin feryadına BM yine seyirci kaldı. Amerika yine zalimin ve güçlünün yanında yeraldı. Batı yine İsraili’i savundu. İnsan hakları örgütlerinin sesi ise yine çıkmadı. Adaletsiz, ikiyüzlü, çifte standarlı güç odakları bir kez daha gerçek yüzlerini gösterdiler. İslam aleminin durumu ise yine ayrı bir alemdi...



Zalimin zulmüne uğrayan Filistinli kardeşlerimize başsağlığı, hayatını kaybeden kardeşlerime Allah’tan rahmet, yaralılara ise açil işfalar diliyorum...



Niçin Filistin’de katliamlar son bulmuyor? Neden İsrail’in Filistin’i işgal ve yok etme planları bir türlü durmurmuyor? Niçin Batı ve Amerika hep İsrail’in yanında yer alıyor? Neden BM İsrail’e karşı çaresiz? Niçin İslam alemi bir türlü derlenip toparlanamıyor? Niçin Arap Ligi, Filistin davasında fikir ve güç birliği oluşturamıyor? Dünden bugüne Filistin davasında Türkiye’nin nolü ve mesuliyeti nedir? Ve daha nice sorular...

Bütün bunlara cevap aramak gerekiyor. Mutlaka geriye dönüp tarihe bakmak gerekiyor. En azından son yüzyılı bir film şeridi gibi göz önünden geçirmek gerekiyor...

Cennet mekan Sultan 2. Abdulamid:“İttihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmediğim için ısrar ve tehdit ettiler. Kat’iyen kabul etmedim. Bilâhare 150 milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaad ettiler. ‘Değil 150 milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altun verseniz bu tekliflerinizi kat’iyen kabul etmem!’ diyerek reddettim.” “Sonra hal’imde ittifak ettiler ve beni Selânik’e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ve Allah Teâlâya hamd ettim ki; Devlet-i Osmaniyye ve âlem-i İslâma ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Arazi-i Mukaddese ve Filistin’de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu”diyor.

Malum, Osmanlı Patişahı’nın bu düşünce ve tutumundan dolayı İttihatcılar, onu azlettiler. Abdulhamid Han’ı tahttan indirdiler ve ondan sonra da yapacaklarını yaptılar…

Osmanlı Cihan İmparatorluğu idaresinin Filistin’de son bulması (1917) ile birlikte, 400 yıllık huzur ve sukunet dönemi de bitti. Filistin halkı o gün bu gün bir huzur yüzü görmedi. İş bununla da kalmadı. Filistin toprakları sistemli bir şekilde İsrail tarafından işgal edildi. Filistin halkı kendi vatan toprağında tutsak hale geldi ve ülke adeta bir açık hava hapishanesine dönüştü…

Geçmiş bilinmeyince; hafıza kaybı olunca ve geçmişten ders alınmayınca, olup bitenleri gerçek manada anlamak mümkün olmuyor. Neslimizin mutlaka kendi tarihini bilmesi ve ondan ders alması gerekiyor. Şimdi bugünü daha iyi anlamak için geçmişi bir film şeridi gibi göz önünden geçirelim: Halife Hazreti Ömer (ra) tarafından 637 tarihinde Kudüs feth edildi ve Müslümanların hakimiyeti altına girdi. Daha sonra Büyük Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han tarafından 1516 tarihinde Filistin Osmanlı topraklarına katıldı. Aralıksız 400 yıl boyunca Filistin halkı adalet, hak hukuk, refah ve huzur içinde yaşadı…

Batılı devletler, özellikle İngiltere sömürgeci bir zihniyet içerisinde, 19. asrın başlarında, Orta Doğu coğrafyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürme gayesiyle, Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti kurulması fikrini ortaya attı. O tarihlerde Filistin toprakları üzerinde yaklaşık 8 bin civarında Yahudi yaşamakta idi. Bu kadar az bir toplulukla bir devletin kurulamayacağını açıktı. Bunu bilen İngiltere, özellikle Avrupa’da bulunan Yahudileri göçe teşvik etti. Osmanlı Sultanı 2. Abdulhamid’den alınamayan Filistin toprakları, çeşitli Bizans oyunları ile ve büyük paralar karşılığı, bölgede yaşayan halkın (Arap köylülerinin) elinden alındı…

Tarihte ilk siyonist kongresi İsviçre’de (1897) toplandı. Kongreye Dr. Theodor Hertzel başkanlık yaptı ve kongrede çok önemli kararlar alındı. 2. Siyonist kongre de yine İsvişre’de (Basel) toplandı ve Filistin’de Yahudi kolonileri teşkil edilmesine karar verildi. 2. Abdulhamid bu çalışmaları yakından takip ediyor ve gelişmelerden endişe duyuyordu. Tehlikeyi seze ve Bizans oyunlarını gören Osmanlı Sultan Abdulhamid, Filistin topraklarını sarayın, Osmanlı Hanedanının mülkü haline getirdi. Böylece Filistin’de Yahudiler’e toprak satışının önüne geçilmiş oldu. Bunun ardından Siyonizmin lideri durumunda olan Theodor Hertzel defalarca Osmanlı’ya mektup gönderdi. Neticede (işin planyacısı) İngiltere’nin aracılığı ile T. Hertzel Sultan Abdulhamid Han ile görüştü. T. Hertzel, Sultan Abdulhamid Han’a, altın para karşışığında Filistin topraklarını sattığı takdirde, Osmanlı Devleti’nin bütün borçlarını ödeyeceyiği ve hazineyi para ile dolduracağı vaadinde bulundu. Bu teklif karşısında çok hiddetlenen Osmanlı Sultanı, kesin tavrını ortaya koydu ve „ Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazineleri kucağıma dökseler, size siyonistlik adına bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan, para ile satılamaz!“ dedi.

İngilizler, Osmanlı Devleti’nin başında Abdulhamid Han olduğu sürece Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti’nin kurulmasının mümkün olmayacağını anladılar. Ama asla emellerinden vazgeçmediler. Maksatlarına nail olmak için İttihat ve Terakki Partisi’ne destek vermeye başladılar. Abdulhamid Han’ı tahttan indirmek için türlü yollara baş vurdular. Neticede çeşitli Bizans uyunlarıyla ve İttihat ve Terakki Partisi vasıtasıyla Abdulhamid Han tahttan uzaklaştırıldı.

Osmanlı Sultanı 2. Abdulhamid Han’ın tahttan indilirmesi neticesinde kurulan hükümete üç Yahudi bakan girdi. Bunlar maliye, ticaret ve ziraat ile nafia (imar, iskan ve bayındırlık) bakanlıkları idi. Hükümetin ilk icraatı, azınlıkların da toprak satın alabilmesine imkan sağlayan kanun çıkartmak oldu. İşte İttihat ve Terakki’nin yaptığı en büyük ihanetlerinden biri de bu oldu. Bu noktadan sonra Yahudiler, Filistin topraklarını alarak üzerlerine tapuladılar. Sultan 2. Abdulhamid Han’a (Hanedan) ait olan araziler de kasten ve adeta bedevaya Yahudilere satıldı.

Burada bir çok tarihçinin düşüncesi olarak şunu da ifade etmek lazım: Birinci Dünya Savaşının esas sebeplerinden biri de (bekli de ana sebebi) Osmanlı Devletini yıkmak ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak idi.

1919 tarihinde Filistin’de Arapların nüfusu Yahudilerden 16 misli daha fazlaydı. 1922’de ise Filistin’de 600 bin Araba karşılık ancak 80 bin yaşıyordu. Filistin’e büyük Yahudi göçü 1932 tarihinden itibaren oldu. Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesine müteakip yapılan Yahudi aleytarı siyasetler neticesinde, Yahudiler’in Filistin’e göçleri aşırı şekilde arttı. Tarih 1947’yi gösterdiğinde Filistin toprakları üzerinde yaşayan Yahudi sayısı Arap sayısına eşit duruma gelmişti. Artık İsrail devletinin kurulması konusunda önünde bulunan bütün engeller aşılmıştı. Ve 14 Mayıs 1948 tarihinde Filistin toprakları üzerinde İsrail devleti resmen kuruldu. Kurulan İsrail devletini tanıyan ilk müslüman ülke de maalesef Türkiye (28 Mart 1949) olmuştur.

Daha yakın zamana kadar Türkiye’yi idare edenler dışta ve içte İsrail çizgisinde bir siyaset gütmüşlerdir. Hatta Türkiye’de İsrail lehine darbeler yapılmış veya darbe teşebbüslerinde bulunulmuştur. Kurulduğundan bugüne İsrail ise Filistin’i lokma lokma yutmayı sürdürmüştür. 60 yıldır Filistinli kardeşlerimizin göz yaşları ise bir türlü dinmemiş ve feryadlarını sağır dünya duymamıştır…

İsrail’in Filistin’e yaptığı her saldırı ve bombalamada, gözler önce Amerika’ya çevrilmektedir. Amerika çözsün bu meseleyi denmektedir. Fakat her zamanda aynı hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Bu son saldırıda da Amerika Başkanı Obama net bir şekilde tavrını ortaya koydu: „İsrail kendini savunma hakkına sahiptir“ dedi. Beklentiler yine boşa çıktı. Adalet yine tecelli etmedi. Bu ne biçim bir anlayıştır ki İsrail işgal ettiği topraklarda kendini savunma hakkına sahip olacak fakat Filistinliler işgal altında olan vatan topraklarını kurtarma ve kendilerini savunma hakkına sahip olmayacaklar!

Batılı ülkeler yine koro halinde saldırganın ve işgalcinin yanında yer aldılar. Gazze’ye atılan binlerce bombayı, yılıklan binaları ve öldürülen yada yaralanan yüzlerce masum insanları gömezden geldiler. Telaviv’de bir otobüste patlayan bombaya (şaibeli olay) adeta takıldı kaldılar. Yeri gelmişken bir daha ifade edeyim: Aklı başında olan bir insan, her türlü terör ve saldırıya karşı çıkması lazımdır. Ben terörün her türlüsüne karşıyım. Terörün dini ve milliyeti olmadığı kanaatindeyim. Hülasa, her vesile ile adaletten, barıştan ve insan haklarından dem vuran Batı, yine Filistin’de akan kanı görmezlikten geldi. Saldırgan İsrail’e „ sen haksızsın“ diyemedi…

BM, 5 ülkenin (ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin) tutsağı olduğunu bir kez daha gösterdi. Hele de zulme uğrayan müslümanlar olunca, BM’rin kem küm etmeden öte gidemeyeceği bir kez daha anlaşılmış oldu. Zaten Birleşmiş Milletler; Bosna, Karabağ, Kıbrıs, Keşmir, Arakan, Çeçenistan, Irak, Afganistan ve Doğu Türkistan gibi İslam coğrafyasında olan olaylar karşısındaki tutum ve davranışından dolayı kötü bir karneye sahip. İsrail konusunda ise adeta kör, sağır, eli kolu bağlı ve çaresiz!

Bugün Filistin’nin bu hale gelmesinde, İsrail’in her istediği zaman (bir bahane bularak) Filistin topraklarına bomba yağdırması ve binlerce masum Müslümanın katledilmesinde, Filistinliler’in kendi aralarındaki çekişme ve ayrılığı bir kenara koyacak olursak, esas müsebbibinin biri de kuşkusuz İslam alemidir. İslam aleminde istenilen birlik ve beraberlik maalesef bir türlü sağlanamıyor. Birlik olamamanın sonucu ise hüsrandan başka ne olacak! İslam ülkeleri hala Müslümanların başına gelen felaketlerden ders almamakta. Hala Amerika’dan veya başka bir güçten medet umulmaktadır. Bunun içindir ki hüsranın bir türlü sonu gelmemektedir. Artık bu anlayış ve beyhude bekleyiş son bulmalıdır. İslam alemi artık sen ben çeşişmesini bir kenara bırakmalı ve kendi göbeğini kendi kesmelidir!

Sonuç olarak; Filistin’e barış ve huzur gelmesi, İsrail’in işgal ve zulmünün sona ermesi, başka bir ifadeyle Filistin’in yok olmasının gerçek manada önlenmesi isteniyorsa: Çağın şartları doğrultusunda, „İslam Ülkeleri Birliği“ oluşması yani „güç birliği“ tek çaredir. Ancak o zaman caydırıcı olunur. Kalıcı barış ve huzur sağlananabilir. Bir Hadis-i şerif’te: „Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır“ buyurulmaktadır. İşte bu birlik ve bu güç oluşmaz ise ne Filistin meselesi nede başka bir mesele çözülür. Ne baş dik olur ne sırt pek olur nede karın tok olunur…

Dinslaken, 24 Kasım 2012 ( 10 Muharrem 1434)

Yakup Tufan





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 11
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 602
Toplam Tekil 1636896
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu