Türkiye’de ve Dünya’da Vicdani Red Hareketleri - Dr. Tahir Tamer Kumkale - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türkiye’de ve Dünya’da Vicdani Red Hareketleri - Dr. Tahir Tamer Kumkale
Tarih: 18.05.2009 > Kaç kez okundu? 2569

Paylaş


Geçen hafta medyada yer alan ama satır aralarında gizlenerek gündeme gelmeyen “Vicdani Red” faaliyetleri ile ilgili haberi irdelemek zorundayız.

Milliyet’in haberi özetle şu şekilde idi. “ Anayasa Mahkemesi,vicdani retçilerin sürekli cezalandırılmasına yol açtığı gerekçesiyle AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm etmesine neden olan “emre itaatsizlikte ısrar” düzenlemesinin iptali istemini ‘usul yönünden’ reddetti.

AİHM, vicdani retçi Osman Murat Ülke hakkındaki kararında, askerlik yapmak istemediğini belirten Ülke’ye “emre itaatsizlikte ısrar” düzenlemesi nedeniyle sürekli biçimde hapis cezası verilmesini AİHS’ye aykırı bulmuştu. Bu maddeye göre, askerlik yapmayacağını belirten kişiyi “emre itaatsizlik” suçundan ceza veriliyor. Aynı kişi, askerlik yapmama iradesini sürdürürse, “emre itaatsizlikte ısrar” suçundan birden çok davaya maruz kalıyor.”

Bilindiği gibi “ Vicdâni Red Hareketi”, bütün dünyada yaygın olan bir kavram ve harekettir. Savaş karşıtlığı olarak tanımlanan bu kavram kişiye dışarıdan yapılan bir tahakkümü ve herhangi bir şekilde yapılan zorlamayı reddetmek anlamına gelmektedir.

Askerlik ve savaş ortamı şiddeti öngördüğünden ve askerin silahı da bizzat şiddet yaratan malzeme olduğundan vicdâni redçiler silah taşımayı ve kullanmayı reddederler. Asker olmayı ve askerlik kanununun gösterdiği kurallara uymayı kabul etmezler.

Bu düşünce tamamen bireysel bir tutumla ortaya çıktığı takdirde kişinin psikolojik durumunu yansıttığından kişisel hastalık hastalık olarak görülüp tedavi yoluna gidilebilir. Fakat bu konu ayni düşünceye sahip bu kişilerin örgütlü şekilde bir araya gelmeleri, birlikte eylem yapmaları, bu eylemleri ile toplumda rahatsızlık yaratmaları, kendileri gibi düşünenlerin kurdukları dış teşkilatlarla uyum içinde birlikte çalışmaları, değişik toplum kesimlerini etkileyerek taraftar ve destek kazanmaları sonucunda devlete, devletin nizamına, toplumun yaşantısına karşı menfi etkileri yüzünden vereceği zarar düşünüldüğünde terör ile özdeşleşen asimetrik savaşın bir tarafı olarak görülebilirler.

Vicdâni Red Grupları; toplu yaşam düzeninin koyduğu kurallara değil, kendi vicdanlarının sesine göre ve kendi koydukları kurallara göre hareket etmeyi doğal ve en demokratik hak olarak kabul ettiklerinden otomatik olarak toplum düzenini bozmakta ve topluma zarar vermektedir. Devletin vicdani red grubunun bütün hareketlerini çok dikkatli takip ve kontrol etmesi gerekmektedir.

Bu düşünce tarzı dünyada hızla yaygınlaşmaktadır. Değişik ülkelerdeki gruplar uluslararası organizasyonlarla biraraya gelerek toplu davranış ve direniş göstermeye başlamışlardır. Doğal olarak asimetrik savaşı körükleyerek bu savaşın getireceği yıkımdan medet uman küresel güçler bugün ve gelecekte çok daha yaygın olarak bu grupları mevcut kamu düzenine karşı kullanacaklardır.

Günümüzün gelişmiş kitle iletişim araçlarının dünyanın her tarafına ayni anda yaydığı savaş ve şiddet görüntüleri bu grupların sayısını ve direncini arttırmaktadır. Bugün sadece savaş karşıtı gibi fikirleriyle son derece doğal ve masum görülen bu grup bizzat devlet düzeninin bozulmasında temel rolü oynayacaktır.

Şimdi bu konuda basında yer alan bir kaç habere göz atalım;

- İzmir Savaş Karşıtları Derneği Başkanı Osman Murat Ülke’nin 7 Ekim 1996 tarihinde TCK m.155’deki "halkı askerlikten soğutma" suçunu işlediği gerekçesiyle, Askeri Ceza Kanunu m.58’de düzenlenen "milli mukavemeti kırma" fiiline dayanılarak tutuklanması ile birlikte ülkenin siyasal gündemine "vicdani red" kavramı girmiş oldu.

- Türk kamuoyu bu kavramla, 1989’da Tayfun Gönül ve Vedat Zencir’in Sokak Dergisi’nde vicdani retlerini açıklamaları ile tanışmıştı. Bunlar hakkında TCK m.155’den dava açıldı ve sivil mahkemede yargılandılar. Bu yargılama sonucu, Vedat Zencir beraat etti, Tayfun Gönül ise üç ay ceza aldı ve bu da para cezasına çevrildi.

- Vicdanı red ile birlikte asker kaçaklarının sayısı artış gösterdi. 1993 yılı sonunda Genelkurmay tarafından Askeri Mahkemeler’in yaygın kullanımı başladı. Böylelikle, sıkıyönetim dönemleri ve casusluk suçları dışında da sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasının yolu açıldı.

- Vicdani red, kısa tanımıyla; bir bireyin ahlâki tercih, dini inanç ya da politik görüşleri nedeniyle askerlik yapmayı reddetmesidir. Farklı motivasyonlardan kaynaklanan ama aynı eylemde birleşen bireylerin, kuşkusuz, ortak bir paydaları vardır. Bu payda militarizme karşı olmaktır. Militarizmin ve hizmet ettiği devlet aygıtının (tahakküm mekanizması da diyebiliriz) birey üzerindeki en arsız tasarruf iddiasına karşı olmaktır.

- Tahakküm mekanizması hayatımızın birçok alanında ve hatta hayatımızın kendisi üzerinde çeşitli tasarruflar iddia etmektedir, bu tasarrufları kullanmak için şiddeti örgütlemekte ve bu tasarruf iddiasına karşı çıkmayı da (yine örgütlü şiddet ile garanti altına alınan) yaptırımlara bağlamaktadır. Tüm toplumsal modelimiz, bir tahakküm mekanizması olan iktidarın bu tasarrufunu kullanabileceği biçimde dizayn edilmiştir. Ailede, okulda, işyerinde, orduda ve hergün yürüdüğümüz caddelerde. Ve tek tek her birey, iktidarın kendi üzerindeki bu tasarruflarını kabul edecek, bu tasarruflarına hizmet edecek ve üstüne üstlük bir de bundan gurur duyacak biçimde yetiştirilmekte, daha doğru bir tabirle öğütülmektedir.

Evet, insan hayatı üzerindeki bu tasarruflar neredeyse sonsuz bir çeşitliliktedir. Vergiye tabi tutulmak, yasal olarak gözaltına alınmak, yasalar ile onaylanmayan ama aynı yasalar tarafından fiili olarak korunan bir biçimde işkenceye uğramak, tecavüz edilmek, okulda dayak yemek, işten çıkarılmak, aç bırakılmak, hayatımızın bir buçuk yılını orduya adamak, yapmaktan kaçındığımız takdirde soruşturulmak, aranmak, yakalanmak, dövülmek, itaat etmeye zorlanmak, insan öldürmesini öğrenmek, şiddet kullanmak, insanlıktan çıkarılmak, yapmak istemezsek yine dövülmek, ana dilimizi konuşamamak, vb,. Yaşamımız boyunca bunları ve daha nice benzerlerini hepimiz görürüz. Bazılarımız bunların arasında yaşar gider, bazılarımız ise "Niye?" diye sorar. Rahatsız olur. Yaşanan durumu kendi adalet tasarımına, ahlakına, inançlarına, kısaca kendisini kendisi yapan herşeye aykırı bulur. Burada bir insanın hayatı üzerinde iki farklı hak iddiası vardır; biri o insanın kendisine aittir, diğeri ise iktidara. Vicdani red kararı, bu çatışkının en yoğun yaşandığı durumlardan birinde ortaya çıkar ve çoğunlukla, askere çağrılan bireyin bu çağrıyı alenen reddetmesiyle gerçekleşir. Aslında söz konusu olan, bireyin kendi hayatı ve bizzat yaşama hakkı üzerinde, kendisinden başka bir gücün tasarrufunu kabul etmemesidir.

Hangi gerekçeyle olursa olsun askerlik yapmayı reddetmek, savaş mekanizması ile işbirliği yapmayı reddetmektir.

Savaşın hiçbir türüne destek vermemek ve herhangi bir savaş mekanizması içinde yer almayı reddetmek anlamında vicdani red; savaşı, yani militarizmi, yani örgütlü ve kurumsal şiddeti onaylayan hiçbir politik amacı ve toplumsal tasarımı insan topluluklarının geleceği için hayra alamet bir şey olarak görmemektedir. Vicdani reddin dayandığı temel haklardan biri de evrensel bildirgenin 18. maddesinde belirtilen "düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı"dır. Vicdani red, düşünce ve vicdan özgürlüğünün meşru bir kullanımı ve tezahüründen başka birşey değildir. Bu tezahür ediş, doğal olarak beraberinde "düşünceyi ifade özgürlüğü" gibi temel bir hakkın kullanımını da getirmektedir.

Vicdani redçilere göre savaş; yol açtığı ağır kıyım ve yıkımlarla insanın varlığına karşı en ciddi tehdittir. Başta yaşam hakkı olmak üzere her türlü insan hak ve özgürlüğünün alabildiğine çiğnendiği, yok edildiği nesnel bir durumdur. Bu bakımdan savaşın hiçbir türüne destek vermemek; öldürmeyi öğreten, ölmeyi ve öldürmeyi emreden her türlü şiddet mekanizması içinde yer almayı reddetmek anlamına gelen vicdani redçilik ise, yaşam hakkını mutlak olarak savunmak demektir. Öncelikle kendi yaşam hakkından yola çıkan vicdani retçi, gerçekleştirdiği bu eylemi ile aynı zamanda başkalarının yaşam hakkının koruyucusu ve güvencesi de olmaktadır.

Savaşın hiçbir türüne destek vermemek; herhangi bir savaş mekanizması içinde yer almayı reddetmek anlamındaki "vicdani red", taraflardan tümüyle bağımsız ve üçüncü bir seçeneğin varolduğunu açık ve net olarak göstermektedir. Bu, aynı zamanda, savaşın insan kaynaklarının kurutulması çağrısını da içermektedir. Bu çağrının karşılık bulması halinde savaşı durdurabilme ve gerçekten savaş yanlısı güçlerden bağımsız, adil bir çözüm üretebilme imkanı yakalanabilecektir.

Vicdâni redçiler ülke bazında teşkilâtlanıp vicdâni red cephesini büyütmeye devam ederken, uluslararası kuruluşlar nezdinde yaptıkları girişimler ile devlet yöneticilerinin kendi yanlarında hareket etmelerini sağlayan pek çok karar çıkarmayı da başarmışlardır.

Bu konuda karar alan kuruluşların başında Birleşmiş Milletler gelmektedir. BM’in askerlik hizmetinde vicdâni red ile ilgili 1993 yılı kararı; (8 Mart l993 dökümanı E/CN 4/1993/L.107: "Gençliğin, askerlik hizmetini vicdani red sorusunu kapsayacak biçimde, insan haklarırının desteklenmesi ve korunması içerisindeki rolü") Avusturya, Kosta Rika, Rusya, ABD, Kanada, Hollanda, Portekiz ve İngiltere tarafından hazırlanmıştır.

Bu kararda özetle; “ Eğer henüz yapılmadıysa, askerlik hizmetini vicdâni red’di samimi temelde ele alan, askeri hizmetten ayrı tutmayı amaçlayan yasalar yapılmasını ve önlemler alınmasını devletlerden rica eder” diyerek konuyu detaylı incelemiştir.

BM’in yanında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı(AGİK), Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu aldığı kararlarla vicdâni redçilere sahip çıkmışlardır.

Konu şimdilik çok yenidir. Vicdâni redçiler bugün sahip oldukları potansiyel ile devletleri ve devletlerin oluşturduğu gruplara zarar vermekten çok uzaktır. Fakat yakın gelecekte asimetrik savaş plânlayıcı ve uygulayıcıları tarafından dikkate alınması gereken bir hareket olarak değerlendirilmek zorundadır.

Tedbir almakta geç kalınmaması için şimdiden uyanık olmakta ve konunun dikkatle takip edilmesinde yarar vardır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 715
Toplam Tekil 1637776
IP 54.87.119.171






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu