SİYONİST İSRAİL’İN SALDIRILARI , SATILMIŞLARIN TAVRI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SİYONİST İSRAİL’İN SALDIRILARI , SATILMIŞLARIN TAVRI - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 19.11.2012 > Kaç kez okundu? 1702

Paylaş


ABD başkanlık seçimlerinin bitmesiyle birlikle Obama’nın yeni dönem çalışma arkadaşlarını seçme ve atama sürecinde Siyonist İsrail Devleti ülkede ki seçimler arifesinde bir kez daha saldırgan mahiyetini ortaya koyarak büyük bir hapishane konumunda tuttuğu işgali altındaki Gazze’yi bombalayarak Orta Doğu’da ki bulanık siyasal ortamdan faydalanmayı hedeflemektedir.

Son bir yıl içerisinde saldırgan İsrail yönetimi sürekli olarak ambargo altında inleyen Gazze’ye saldırılar düzenlemekte ve masum Filistinlileri öldürüp, yaralamaktaydı. Bu süreçte Yahudi yerleşimciler güvenlik güçlerinin zımni desteğini alarak Batı Şeria’ya, Gazze ve işgal altında ki diğer Filistin topraklarında yerel Filistinli halkın evlerine, arazilerine ve tarlalarına haksız olarak el koymaktadırlar. Bu süreçte İsrail güvenlik güçleri de Filistin köylerine saldırarak tarlalarını tahrip ederek, camilerini yıkmış, su kanallarını tahrip ederek, Filistinli köylüleri topraklarına uzaklaştırmaya böylece Gasip Yahudi yerleşimcilerin iskânı için ortam hazırlamıştır.

İsrail Devletinin tahrik ve saldırganlığı bununla da kalmayarak, sürekli bir şekilde Lübnan ve özellikle Hizbullah’ın denetimindeki bölgelere saldırarak, Filistin direnişinin en önemli cephesini de taciz etmiştir. Bunları yaparken üç ilahi dinin kutsal saydığı Kudüs’te Müslümanların hâkimiyet ve tarihsel damgası konumunda bulunan başta Mescidi Aksa olmak üzere, kutsal mekânlar ve camileri tahrip etme ve arkeolojik kazı bahanesiyle temellerinde kazılar yaparak, bu mekânların zamanla yıkılmasını planlamış ve adım adım yürürlüğe koymuştur.

Alışveriş merkezi yapma bahanesiyle Kudüs’te ki başta Osmanlı döneminden kalma hanlar, külliyeler ve diğer kültürel ve tarihi mirası yok etmeyi planlamıştır. Kuşkusuz bu son uygulamayı sözde kutsal toprakların hükümdarları yani Sudi Arabistan’ın krallarını örnek alarak yapmaktadırlar. Zira Sudi kralları da daha fazla rant ve gelir elde etme nedeniyle Osmanlı döneminde Mekke, Medine ve diğer kentlerde Osmanlılarca inşa edilen camileri, kervansarayları, külliyeleri, han ve hamamları birer birer yıkarak, hem büyük Osmanlı medeniyetinin damgası konumunda ki tarihi yapıtları ortadan kaldırmakta, diğer taraftan ise yeni rant kapıları elde etmeyi hedefleyip, gerçekleştirmektedirler.

İsrail yönetiminin seçimler arifesinde Filistinlilere yönelik böyle bir saldırı gerçekleştirecekleri pek çok Orta Doğu uzmanı tarafından dile getirilmekteydi. Zira 2008 yılında da 1500 masum Gazzeli’nin İsrail ordusu tarafından katledildiği, dökme kurşun harekâtı da bir seçim arifesinde gerçekleştirilmişti. Mayıs 2010’da terörist İsrail komandolarınca, insani yardım taşıyan sivil “Mavi Marmara” gemisine saldırılıp, 10 vatandaşımız şehit edilip, onlarcası yaralanınca şöyle bir tespitte bulunmuştum:

İsrail; ordusu, hükümeti, MOSSAD’ı, muhalefeti ve tüm devlet aygıtlarıyla bir bütündür ve terörist bir devlettir. Nitekim daha katliamın üstünden bir saat geçmeden muhalefet parti ve liderleri katliamı desteklediklerini ve saldırgan Siyonist devletlerinin yanında olduklarını beyan etmişlerdir. Barış, dostluk, insanlık, kardeşlik, insan hakları, hukuk, sevgi, yardım vb. kavramlar saldırgan Siyonist İsrail Devleti için yabancı kavramlardır. Vahşet, terör, işkence, katliam, saldırı, soykırım, biyolojik ve kimyasal silah kullanımı, kadın, çocuk, yaşlı ve sivilleri öldürmek, Siyonist İsrail Devleti’nin karakteri ve özelliğidir.

Kurdurulduğundan beri İsrail Devlet adamları, ordu komutanları, başbakan ve cumhurbaşkanların elleri masum insanların kanını taşımaktadır. O ülkede katliamlara, masum ve sivillere uygulanan işkencelere, sivillerin öldürülmesine iştirak etmemiş hiçbir İsrailli, o üst makamlara yükselemez. İnsani yardım taşıyan gemilerimize saldıran ve sivil yardım gönüllülerini gözlerini kırpmadan katleden komandalar ve komutanlar ödül olarak gelecekte İsrail Devletinin en üst makamlarına getirileceklerdir.

İsrail Devlet geleneklerine göre en çok masum Müslümanı öldüren en yüksek makama gelme şansını elde eder. Unutmayalım Sabra Şettila katliamlarını yapan Deir Yasin gibi onlarca köyü ve kasabayı içinde yaşayan bütün canlılarıyla yok edenler daha sonra bu sahte rejimin Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı olarak karşımıza çıkmışlardır.(1)



İsrail Devleti’nin tarihini inceleyen herkes, bu basit denklemi ayan beyan görebilir. Bu devletin emperyalist İngiltere ve diğer batılılarca kurdurulduğu 1948 yılından itibaren bu ülkede yönetim kadrosuna gelen bütün sivil ve askeri erkân ve üst yöneticiler mutlaka gençliklerinde sivil ve masum Müslüman kanı dökmüş ve katliamlara imza atmışlardır. Saldırganlık, masumları katletme, devlet terörü uygulama, muhalifler, Filistinli komutan ve sivil yöneticilere suikastlar düzenlemek, hapishane de işkenceler yapmak, devrimci direnişçi ve anti Siyonist Müslüman ve Filistinli siyasileri zehirlemek, suikastla ortadan kaldırmak, bağımsız onurlu ve egemen Müslüman devletlerde kargaşa yaratmak, karşı devrimcileri desteklemek, etnik ve dinsel gurupları desteklemek ve bütün kirli amel ve eylemlerle sözde büyük İsrail ve Erzimovud’u gerçekleştirmek amacına yönelik, Siyonist amaçlarını gerçekleştirmeyi hedeflemiş ve uygulamaya koymuşlardır.



İsrail Devleti’nin bu saldırgan, zalim, terörist, kirli plan, savaş ve saldırıları karşısında başta ABD Emperyalizmi olmak üzere diğer batılı devletler her zaman sessiz kalmış, hatta desteklemişlerdir. Nitekim İsrail devleti başta ABD’den aldığı askeri, ekonomik, siyasi ve diğer desteklerle bütün saldırganlığını sergilemektedir. En büyük katliamları, sivil ölümleri ve insanlık dışı uygulamalarında asla batıdan tepki görmemiş, üstelik sürekli olarak desteklenmiştir.



Son saldırıların başlangıcında da İsrail ordusu her zaman ki terörist yöntemlerini kullanarak, Hamas direnişinin en ön cephesinde Anti Siyonist direnişi sürdüren El Kassam tugaylarının üst düzey yöneticilerine Ahmet El Ceebri’yi aracın içinde seyahat ederken Gazze sokaklarında vahşice bir sinsi saldırıyla şehit etmiştir. Ardından savaş uçaklarıyla Gazze’ye saldırmış, sivil yerleşimler, devlet binaları ve kentin diğer bölgelerini bombalayarak masum, hamile kadınlar, bebekler ve sivil insanlar başta olmak üzere onlarcasını şehit etmiş, yüzlercesini yaralamıştır. Kuskusuz bu bombardımanlarla yetinmeyecek olan İsrail’in savaş kabinesi daha büyük bir planlı savaş hazırlığı yapmaktadır ki 75 bin yedeği daha askere çağırmış ve seferberlik ilan etmiştir.



Tüm bunlar yaşanırken, ABD ve diğer batılı Emperyalistler, İsrail’in saldırganlığını kınamak bir yerde dursun, her zaman ki gibi Filistin direnişini hedeflerine almış, direnişin bel kemiğini oluşturan Hamas’ı her zaman ki gibi terörist yaftalaması yaparak İsrail’e desteklerini bildirmişlerdir. Siz şu batının yüzsüzlüğüne bakın! Saldırgan bir şekilde suikastla komutanları şehit edilen Hamas ABD’ce terörist ilan ediliyor, saldırıyı yapan İsrail ise desteklenip, korunuyor. Batı’nın bu yanlı ve taraflı tavrına alışığız, zaten bunca yıldır İsrail’in saldırgan ve terörist eylemlerine yönelik, Birleşmiş Milletler güvenlik konseyinde ki bütün girişimler ABD ve Batılı devletlerin vetosuyla önü kesilmiştir.



Benim Batılılara diyeceğim bir şey söz konusu değildir, zira sömürgecilik, emperyalizm o devletlesin doğasında ve zatında bulunduğundan iyilikten, doğruluktan ve adaletten yana bir tavır beklemek abesle iştigalden bir şey olmaz. Benim derdim vicdanlarını, ruhlarını, insanlıklarını ve bütün benliklerini birkaç günlük kirli iktidar uğruna şeytana satmış, Batı teslimiyetini şiar edinmiş, satılmışlığı ve köleliği karakter edinmiş, Arap Devletlerinin yöneticileri, emirleri, kralları, aydınları hatta kamuoyuyladır.

Suudi, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Ürdün, Bahreyn, Fas, Umman ve diğer satılmış kralcıklar ve emircikler neredeler? Neden hiç sesleri solukları çıkmıyor? Suriye’de karşı devrimcileri, Selefileri ve Vahabi karşı devrimcileri destekleyen, silah veren maddi ve lojistik destek sağlayan, doğada toplanan satılmışlar neredeler? Aslında ben biliyorum nerede olduklarını, her zamanki gibi canı gönülden İsrail’i destekliyorlardır.

Hatta adım gibi eminim Sudi kralları, Katar emirleri, Fas, Ürdün ve kralcıklar ve emirciklerin yöneticileri, Hamas direnişinin liderlerinin suikasta kurban gitmelerinden dolayı fazlasıyla, mutlu olmuşlardır; ama içlerinden de geçiriyorlardır, ne zaman Hamas’ın İslami Cihadın veya Hizbullah’ın liderleri suikasta uğrayacaklardır. Örneğin anti Siyonist cephenin en ön cephesinde savaşan Lübnan Hizbullah’ın lideri Şeyh Hasan Nasrallah’ın nefes alması bile söz konusu satılmış liderleri rahatsız etmektedir. Gerçekten de Şeyh Hasan Nasrallah Gazze’ye yapılan saldırıları şiddetle kınamış ve bu savaşın kendi savaşları olduğunu beyan etmiştir. Eminim direnişin sembolü Şeyh Hasan Nasrallah yaşadığı sürece satılmış emirler ve krallar huzurla nefes alamamaktadırlar.



Son iki yılda Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da meydana gelen toplumsal gelişmeler sayesinde meydana gelen değişim ve dönüşüm ortamından İsrail bazı müttefik ve dostlarının kaybetmiştir. Bunların başından Mısır’da Hüsnü Mübarek yönetiminin halk ayaklanması sonucunda devrilmesidir. 83 milyonluk Mısır’da şuan da Müslüman kardeşler kökenli Muhammed Mursi yönetimin başında bulunmaktadır.

Mısır ordusunun tutumu 1979’dan beri Camp David anlaşmasıyla Mısır ve İsrail arasında barış, Mısır’ın ekonomik sorunları, Sudi yanlısı Selefi grupların baskısı, ABD ile Mısır arasında ki sıcak ilişkiler ve benzer pek çok nedenden dolayı Mısır yönetiminin İsrail saldırılarına karşı beklenen sert tavrı koyamayacağı kanaatindeyim. Kuskusuz Mehmet Mursi yönetimi Hüsnü Mübarek dönemine karşın İsrail karşısında daha dik bir tutum sergilenmektedir.

Bu doğrultuda Gazze’nin dış dünya ile bağlantısını sağlayan refah kapısı açık tutulmakta, İsrail’in son saldırıları karşısında Mısır Tel Aviv’de ki büyükelçisi Atıf Seyid Elahil’i Kahire’ye geri çağırmıştır; ama Mısır kamuoyu ve Mısır halkı İsrail ile olan bütün diplomatik ilişkilerin kesilmesini Camp David anlaşmasının askıya alınmasını Mısır’dan İsrail’e giden gazın kesilmesi ve başka radikal eylemler beklemektedirler. Büyükelçi geri çağırmak daha önceleri de yapılan ve pek radikal bulmadığım bir eylem tarzıdır. Nitekim 1982 yılında da Mısır İsrail’in Lübnan’a saldırmasını protesto etmek amacıyla da İsrail’in büyükelçisi Saad Murtaza’yı geri çağırmıştır.

Yine 2000 yılında İsrail ordusunun Filistinlilere karşı tepki olarak Tel Aviv’de ki büyükelçisi Muhammed Besyuni’yi geri çağırmıştır. Mısır şuanda 28 milyar dolar bütçe açığıyla karşı karşıyadır. Halkının %40’ı fakirlik çizgisi altında yaşayan bu ülke Batı’dan gelecek ekonomik yardımlara muhtaç durumdadır. Müslüman kardeşler yönetimi batıyla iyi ilişkiler kurmak niyetindedir. Avrupa Birliği (AB) dış ilişkiler sorunlusu Catherine Ashton’in Kahire’yi ziyareti sırasında Avrupa Birliği’nin 6 milyar 400 milyon dolar Mısır’a yardım edeceği anlaşması imzalanmıştır.

Yine önümüzdeki hafta Mısır hükümeti ile uluslararası para fonu arasında Mısır’a 4 milyar 800 milyon dolarlık kredi verilmesi anlaşması imzalanacaktır. Öte yandan Barack Obama’nın Mısır’a 450 milyon dolalar tutarında ki yardım fonu kongre engeline takılmış durumdadır. Yukarıda sözüne ettiğim ekonomik nedenler Mısır’da Muhammed Mursi yönetiminin Batı’ya olan ekonomik ihtiyaçlarından dolayı İsrail saldırganlığı karşısında takınacağı sert tavırda önemli handikap oluşturmaktadır. Önümüzdeki süreçte Mısır’da halk ve Mısır kamuoyunun karşısında Müslüman kardeşler destekli yönetimin çok zor günler beklediği aşikârdır.

Burada Mısır yönetimini ekonomik yardımlarla dizginlemeye çalışan Sudi Arabistan, Katar ve diğer körfez ülkelerinin de Mısır’ın daha radikal tavır takınmasında büyük bir engel oldukları kuşku götürmeyecek bir gerçekçiliktir. Bu durum Kuzey Afrika’da ki değişimlerden sonra iktidarı ele geçiren Tunus ve Libya içinde geçerlidir. Zira Sudi, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer körfez ülkelerinin Petro dolarları yeni yönetimler için vazgeçilmez bir kaynak olduğundan söz konusu ülkelerin dış politika da kendini gösterecek bir araçtır. Diğer ülkelerin tavrına bakacak olursak, Batı ekseninde ki Müslüman devletler her zamanki gibi cılız bir sesle saldırıları kınamakla yetinmişlerdir. Ülkemiz ise, ilk günden itibaren devletin en üst makamlarının ağzından bu saldırıları şiddetle kınamıştır.



Sonuç olarak;



Bir kez daha İsrail saldırganlığıyla karşı karşıyayız. İsrail bölgede süre gelen siyasal istikrarsızlığı ve kaos ortamını fırsat bilerek, Filistin direnişini kırmayı hedeflemektedir. Bunu defalarca denemesine rağmen her seferinde hüsrana uğramasına rağmen bölgedeki yeni güç dengeleri ve siyasal denklemlerden medet ummaktadır. Suriye’yle ilgili daha önceki bir yazımda Suriye’de meydana gelen gelişmelerin Filistin direniş cephesinin zayıflatılmasına yönelik olduğunu ifade etmiştim.(2)

Nitekim İsrail hükümeti Suriye’de ki çatışmaları fırsat bilerek yeniden Gazze direnişini kırmayı hedeflemiştir. Önümüzdeki günlerde bu saldırıların topyekûn bir saldırıya dönüşmesi muhtemeldir. Dün Hamas direnişçileri İsrail saldırıları karşısında İsrail’e yönelik savunma amaçlı roketler fırlatmışlardır. Dikkat çekici olan Hamas savunma kuvvetlerinin bünyesinde İran yapımı 75 km menzilli şafak 5 füzelerinin bulunmasıdır. Büyük ihtimalle söz konusu füzeler ve diğer savaş ekipman araç ve gereç Suriye kalanıyla direniş cephesine ulaştırılmıştır. İsrail saldırganlığı karşısında İran, Suriye, Hizbullah Hamas, İslami cihat ve diğer devrimci örgütler sağlam bir direniş cephesi oluşturmuşlardır.

Nerede Arap Ligi, Hani İslam Konferansı Örgütü nerede? Yoklar, olamazlarda ,zira onlar Anti Siyonist ve direniş cephesinin en önemli kalesi olan Suriye yönetiminin devirmek için birbirleriyle yarış halindedirler. Hiç kuşku duymuyorum ki Fars Körfezi kıyısındaki ve bölgedeki diğer satılmış yönetimler İsrail karşıtı direniş ve mukavemet cephesinin varlığından rahatsızdırlar ve bu cephenin dağılması için büyük çaba harcamaktadırlar. Bunun en önemli göstergesi Suudi, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün , Fas ,Bahreyn ve diğer mürteci , çağdışı hükümdarlar bütün gayret ve çabalarını Suriye Yönetimini devirmeye, Hamas’ı yanlarına çekerek ılımlılaştırmaya,Lübnan’da Hizbullah’ı zayıflatmaya ve İsrail ile ABD’yi İran’a saldırmaya teşvik etmektedirler.

Söz konusu batı uşağı yönetimlerin iktidar ve siyasal terminolojilerinde mukavemet, devrem, anti Siyonizm, anti emperyalizm, direniş, onur, haysiyet, şeref, bağımsızlık, insanlık, Müslüman kardeşliği, İslami ve insani dayanışma ve benzer kavramlarına rastlamak mümkün değildir. Onlar karanlık ve çağdışı yönetimlerini sürdürebilmek için batı uşaklığı, İsrail köleliği, satılmışlık, vatana ihaneti, diktatörlüğü, ikiyüzlülüğü, ve kötülükten yana bütün kavramları şiar edinmişlerdir.

ABD’nin sözde demokrat başkanı verdiği bütün demeçlerinde ABD Yönetimi olarak masum Filistinli Müslümanları katiliden İsrail’in terörist yönetimini tam olarak desteklediklerini açıklamaktadır. Başkan OBAMA utanmadan, yüzü kızarmadan , küstahça ve alçakça bu saldırıları İsrail’in savunma hakkı olarak değerlendiklerini açıklamaktadır. Bu şerefsiz açıklamalarını da hiç çekinmeden basın ve kitle iletişim araçlarından yapmaktadır. Müslüman ve Arap yönetimlerinin korkaklığı, satılmışlığı, uşaklığı, ihanetlerini ve sünepeliğini bildiğinden dolayı bu küstah demeçlerini aleni şekilde dünya kamuoyu ile paylaşmaktadır,zira o da iyi biliyor ki uşaklar asla patronlarına ve sahiplerine ses çıkaramazlar.

Bu direniş ve mukavemet cephesinin zayıflatılması, parçalanması ve hatta yıkılması yönüne başta ABD ordusu ve istihbaratı ve diğer Batı’lı devletler, NATO, İsrail ordusu ve MOSSAD, Sudi Arabistan Katar ve diğer satılmış körfez ülkeleri yönetimleri büyük çaba ve gayret göstermektedirler; ama direnişin günden güne güçleneceğin ve daha başka devletleri ve örgütleri bünyesine katacağından ve kazanacağından hiç kuşkum yoktur.







*Giresun Üniversitesi,İİBF, Öğretim Üyesi

BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü





Kara_agacli@yahoo.com















DİPNOTLAR:

1. http://www.aygazete.com/Anasayfa.php?58005

2. http://www.kafkassam-merkez.com/index.php?act=cont ent&id=6643&id_cat=1





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 880
Bugün Tekil 226
Toplam Tekil 1641461
IP 54.158.92.239






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































10 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yüksel Türk; senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur. (Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu