Buldur Halk Fıkralarından Örnekler - Prof. Dr. İsa Kayacan - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Buldur Halk Fıkralarından Örnekler - Prof. Dr. İsa Kayacan
Tarih: 06.05.2009 > Kaç kez okundu? 3870

Paylaş


Merkezi Denizli’de bulunan ve kısa adı EGAY-DER olan Egeli Araştırmacı ve Yazarlar Birliği’nce, 17–19 Eylül 2004 tarihlerinde Denizli’de düzenlenen “III. Uluslar arası Türk Medeniyetlerinde Sözlü Kültür Geleneği (Fıkralar) Sempozyumu”na sunulan 25 bildiriden birisi de “Burdur halk fıkralarından örnekler” başlığıyla bu satırların yazarı İsa Kayacan’a aitti.

Ocak 2005’de, yukarıda sayısı belirtilen bildiriler, Şükrü Tekin Kaptan’ın yayına hazırlaması, A. Kadir Uslu’nun kapak tasarımıyla ve 254 sayfayla merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon Ltd. Şti’nin dizgi ve mizanpajından sonra, Denizli’deki Bilal Ofset Tesislerinde kitaplaştırıldı.

Anılan kitabın 125–130 ncu sayfalarında yer alan İsa Kayacan (Türkiye, Gazeteci-Araştırmacı-Yazar) imzasıyla yer alan fıkralar şöyle sıralandı:

BURDUR HALK FIKRALARINDAN ÖRNEKLER

Fıkralarla anlatılanların, ortaya konulanların anlamı olanlar, kalıcılıklarını kendileri yaratır, kendileri sağlarlar.

Bu halk fıkraları arasında; okuyunca, dinleyince tebessüm ettiklerimizin, kahkaha attıklarımızın, düşünüp ders alıp, sonuç çıkardıklarımızın sayıları az değildir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğünde; Fıkra: “kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürü, hikaye” olarak ifade ediliyor, açıklanıyor.

Bu anlatım ve noktalardan hareket ederek, Burdur fıkralarından bazı örnekler verelim ve birlikte gözden geçirelim. Buyurun efendim:

1. Pekmezin Beş Para Etmez:

Yörüğün biri uzunca aradan sonra Burdur pazarına gelmiş. Kunduracılar çarşısından geçerken gözüne kunduracıların derileri yumuşatmak için deri bastırdıkları kazanları ilişmiş. Adam kazanın içindekini bilmeden, rengi benzediğinden, bunların pekmez kazanı olduğunu düşünmüş ve dükkan sahibine sormuş:

-Usta pekmez kaç para?

Dükkan sahibi Yörüğü göz ucuyla süzmüş. “Bu aptal adamı işleteyim” diye düşünmüş.

-Valla okkası 2 lira.

-Bir deneyelim o zaman.

-Al şu tası. Daldır. Yörük tastan bir yudum içmiş, yüzünü buruşturmuş ve demiş ki;

-Usta bizi bir şeyden anlamıyor sanma. Pekmezin beş para etmez.

2. Gali Demeyelim:

İki Burdur’lu trenle İstanbul Haydarpaşa’ya gitmişler. Ancak konuşmalarını düzgün bir İstanbul Türkçe’si ile sürdürmek arzusu içinde, biri ötekine seslenmiş:

-Gali demiyelim gali. İstanbul’a geldik gali.

3. Kalıpsız:

İnar (Yaylabeli) köyünden bir adam Burdur’a pazara gelmiş. Ayakkabı alacak, ancak

Ayağına uygun boyda bir takım bulamamış. Sonunda satıcı da pes etmiş ve demiş ki;

-Amca amma da kalıpsızmışsın..

Bizimki dükkandan ayakkabı alamadan çıkmış ama bu kalıpsızsın lafına fena bozulmuş. Burdur’dan otobüse binmiş, köy girişinde inmiş. İnar köyünde yüksekten bakılınca Burdur ve göl ayaklarınızın altında kalır. Bizim köylü bir kayanın üstüne çıkmış ve ayakkabı satıcısına haykırmış;

-Sensin kalıpsız.

4.Traktör Suyla Çalışsaydı:

Kurna köyünden biri bir traktör almış. Depoyu bir doldur, iki doldur cebinden mazot

Parası çıktıkça zoruna gitmeye başlamış. Bir gün depoya yarı yarıya su ile doldurmuş basmış kontağa tarlaya doğru sürmüş. Derken yolda traktör hoplamış zıplamış ve durmuş. Adamcağız sağına soluna bakmış son çare Burdur’dan bir traktör ustası çağırmış. Usta epey araştırdıktan sonra bir full olan depoya bakmış

-Amca bunun içine su girmiş.

-Evet ben doldurdum.

-A be amca bu traktör hiç su ile çalışır mı?

-Biliyorum. Ya çalışsaydı amma, nasıl da kar ederdim.

5.Otobüsü Kaçırınca:

1970 li yıllarda Kozağaç-Ambarcık köyünden birisi Hacca gitmek ister. O yıllarda otobüs ile seyahat edildiğinden Burdur, Konya Urfa ve Cilvegözü gümrük kapısından Suriye’ye geçilirmiş. Adamcağız gümrük çakışı sırasında tuvalete gidince otobüsü de kaçırmış. Epey bir şaşkınlıktan sonra kendini toparlamış ve oradakilere sormuş:

-Bu otobüs buradan mı geri gelecek?

-Evet

Adamcağız hacıların geri dönmesini orada beklemiş. Bu arada sakalıda epeyce uzatmış. Dönüş vakti gelince gelen hacılardan biraz tespih, zemzem suyu ve hurma almış. Aynı otobüs ile Burdur’a geri dönerek köyüne gitmiş.

Köyde hoş beşten sonra anılarını soranlara çok güzel geçtiğini, Burdur’dan çıkıp Cilvegözü’ne kadar olan mesafeyi en ince ayrıntılarına kadar ve hatta saati saatine uzun uzun anlatırmış.

-Peki hacım, ilerisinde Mekke-Medine’den anlatsana? Diyenlere ise adamcağız çaresizlik içinde elini yelpaze gibi sallayarak.

-Hölühülühvlhölühölüüüüüüüüüüüüü, deyip geçiştirmiş.

6. Biz Her Gün Yiyoruz:

Tefenni,Guluman (Yeni adı Belkaya) köyüne bir gün Kaymakam inceleme gezisine çıkar. Uzun yıllar sonunda bir devlet büyüğü gören köylüler öğle yemeği olarak bir kuzu kebabı çevirirler. Sofraya oturan Kaymakam ve arkadaşları afiyetle kuzuyu yerlerken, köylülerden kimse sofrada yer almayınca, kaymakam davet eder:

-Ağalar gelin sizde yeyin.

Kaymakamla aynı sofraya oturmayı kendilerine uygun göremeyen köylülerden birisi hemen cevabı yetiştirmiş.

-Afiyet olsun Kaymakam bey, biz her gün yiyoruz.

7. Dana Pabuç Yemez Ama:

Yıllar önce Bayındır köyüne bir ağa ziyaret etmiş. Günlerden Cuma günü ve ağa camiye gitmiş. O yıllarda ayakkabı yok ve herkes çarık giyiyormuş. Bizim ağa iskarpini (Kundura ayakkabı) çıkarmış, cami girişine koyup içeri en öne gidip oturmuş. İlk çıkan köylü gençlerden birisi, geçerken iskarpini ayağına denemiş uyduğunu görünce de çıkarmadan evine gitmiş.

Ağa çıkınca bakmış ayakkabının yerinde yeller esiyor. Sormuş etrafındakilere;

-Yahu benim pabuçlar nerede?

Şakacı bir ihtiyar cami avlusunda ot yiyen danayı göstererek;

-Dana yedi ağam, demiş. Ağa olayı anlamış ve döktürmüş;

-Bayındır Bayındır/İnsanları hayındır/Dana pubuç yemez ama/Bu bana bir oyundur.

8.Meh..Meh:

Çeltikçi ilçesine bağlı Yukarı Sülemiş (Kartalpınar) köyüne bir gün Aşağı Sülemiş (Güvenli) köyünden bir heyetin ziyaret etmesi gündeme gelmiş. Yukarı Sülemiş’liler dağ köyüne yerleşik Yörükler olduğu için nazik ve kibar konuşamayız, gelen heyete rezil oluruz, endişesi taşımaya başlamışlar. Aralarından biri, Aşağı Sülemiş köyünden geçen yıl taze bir gelin geldiğini ve bu çay ikramını ona yaptırılırsa daha nazik ve düzgün konuşacağını anlatır. Köyün ileri gelenleri bu fikri beğenir ve uygulanır.

Aşağı Sülemiş köyü heyeti gelir. Hoş beşten sonra çay ikramı için gelen gelin herkese çayı verir “meh meh” diyerek oradan ayrılır.

9.Penaltıdan Gül Atılınca:

1970 li yıllarda Burdur spor ile Isparta spor arasında oynanan maçlar çok fanatik geçerdi. İki komşu şehrin futbolcu taşıyan otobüsleri taşlanır ve büyük kavgalar yaşanırdı. Burdur’da oynanan yine öyle bir maçta hakem penaltı vererek Burdurspor’un gol atmasını sağlar, Buna bozulan Isparta’lı taraftarlar itiraz etmek için bağırırlar:

-Saymeyooooz, saymeyooooz……

Hemen ardından Burdur’lu taraftarlar öfkeyle bastırır;

-Sayceniiiiz, sayceniiiz,sayceniiiz.

10.Anlarsın ya:

Tefenni Beyköy kasabasından Ahmet adında bir adam varmış. Arkadaşları ona “Makas Ahmet” lakabını takmışlar. Makas Ahmet aşağı, Makas Ahmet yukarı. Adam içinden kızarmış, ancak belli etmemeye çalışırmış.

Günün birinde bizim makas Ahmet evlenmiş. Fakat karısı da bir süre sonra, Makaz Ahmet şunu al, Makas Ahmet şunu getir diye seslenmeye başlamış. Bir gün Ahmet:

-Bak hanım, arkadaşlar diyor bir şey söylemiyorum. Ben aslında bu lakaptan kıl kapıyorum. N’olur sen söyleme. Yoksa bir gün fena yapacağım. Hanımı gülmüş geçmiş ve aldırmamış. Hiçbir şey olmamış gibi lakabı ile hitap etmeye devam etmiş. Ancak bir gün bizim makas Ahmet’in sabrı taşmış. Hanımını bir güzel dövmüş. Ağız, burun kan içinde kadıncağız yerlerde ama yine de elini yumruk yaparak kaldırmış, işaret parmağı ile orta parmağını uzatarak açıp kapamış açıp kapamış ve “Anlarsın ya” diye seslenmiş.

11.Rütbe Farkı:

Yıllar önce Burdur’lu bir Albay hakkın rahmetine kavuşmuş. Ulu camide kılınacak cenaze namazının ardından kaldırılacağı selasıyla duyurulmuş. Cenaze namazı sırasında sivil ve askeri erkan bir araya gelir ve saf tutar. Namazdan önce müezzin cemaata seslenir.

-Er kişi niyetineeee, er kişi niyetineee.

Hemen ön sıralardan sert bir uyarı gelir.

-Hoca efendi, o bir Albaydı. Er değil.

12.Aman Ber Şey Söyleme:

Yıllar önce Karamanlı ilçesinde yaşanan bu olayda komşunun komşusundan bir isteği vardır. Evin dıştaki büyük kapıyı aralayan adam, ev sahibine seslenir.

-Osman dayıııı. Sana eşek diyeceğim. Osman dayı ne demek istediğini bilir fakat anlamamazlıktan gelir.

-Aamat, deyorsun ya daha nasıl olacek. Gir ahıra eşeği de al, ineği de. Yeter ki bana bi şey deme.

13. Accık Daha Okuyup:

Çocukluğumda, Orman Muhafaza Memurlarının, köylü üzerindeki etkisinin gösterilişi olarak, “Açççcık daha okuyup, Ormancı olmakla” ilgili bir hikaye anlatılırdı. 2002 yılında Çağdaş Halk Ozanımız ve folklor araştırmacısı Osman Akkoç bu hikaye ile ilgili bir anlatım metni gönderdi.Burada şöyle deniliyor:

-“Aççık daha okuyup Ormancı olmak” deyimi kesin olmamakla birlikte Burdur, Dirmil (Yeni adı Altınyayla) ilçesinin Maşta köyünde geçer. Bu köye, 1963 yılında Burdur Valisinin yolu düşer ve köyün girişinde, arabası çamura saplanır. Hiç kimse kurtarmaya gelmez.

O yıllarda Maşta köyünü kar bastırır, ayrıca köylüler köyden çıkamaz. Valinin kim olduğunu, makamının ne anlama geldiğini bilmeyen bir yaşlı nine oradan geçmektedir. Valinin yanına yaklaşır ve sorar:

-Oğlum, sen neyin nesisin?

Vali, Maşta’lı yaşlı ninenin elini öperek.

-Ben Valiyim teyzeciğim der.

Köyünde ormancıdan başka bir memur, devlet görevlisi görmeyen, bilmeyen nine bu cevabı alınca şöyle karşılık verir:

-A benim gözel olum…Aççıcık daha (biraz da) okusedin de, ormancı olseydin ya…işte o zaman senin arabanı çıkarırlardı…

Ben İsa Kayacan olarak bu hikayenin doğruluğunu biliyorum. Ama unvanı belirtilen mülki amirin, Vali değil de Kaymakam olduğunu, arabasının çamura saplanmasından sonra değil de, normal köy içindeki gezintisi sırasında bu yaşlı nineyle karşılaştığını, bu cevabı aldığını hatırlıyorum.

14.Sürüm Sürüm Sürünsün:

Bilindiği ve görüldüğü gibi fıkralar değişik vesilelerle ortaya konuyor. Bir bakıyorsunuz bir toplantıda, bir bakıyorsunuz yolda yürürken, bir bakıyorsunuz köyde komşular arasındaki konuşmalarda sohbetlerde…

Sonra gazete sütunlarına taşınan haberlerle belgeleniyor bu fıkraların pek çoğu. Burdur Gazetesinin 18.05. 2004 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, o tarihten itibaren fıkralaşmış. Birlikte okuyalım:

Engelli öğrencilerden Vali’ye: “Sürüm sürüm sürünsün”:

Burdur Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi öğrencilerinin hazırlamış olduğu okul gecesinde, Hüsnü Bayer Spor Salonu tıka basa doluydu.

Zihinsel engelliler Futbol Şampiyonası için, Burdur’a gelen futbolcular, anneler, babalar, İş Eğitim öğrencilerinin gösterilerini, ayakta alkışladılar. Gösterilerin bir bölümünde bir gurup öğrenci sahnede yerlerini aldılar. Sırayla mikrofona gelip: “Müdürümüz sürüm sürüm sürünsün, öğretmenlerimiz sürüm sürüm sürünsün, Sayın Valimiz de sürüm sürüm sürünsün” dediler.

Bu esnada salonda buz gibi bir hava esmeye başladı. Dinleyiciler, bu öğrenciler ne söylediklerini biliyorlar mı der gibi birbirlerinin yüzüne bakmaya başladılar. Tam bu sırada bir öğrenci, üzerinde “Sürün Kolonyaları” yazan bir dövizle sahneye çıkınca seyirciler kahkahaları koyuverdiler. Gecede bu espri gibi bütün gösteriler fevkalade anlamlı, fevkalade güzeldi.

Burdur Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi öğrencilerinin hazırlamış olduğu okul gecesinde, öğrenciler, profesyonellere taş çıkartacak güzellikte pleybekler, step gösterileri, dans gösterileri ve kına gecesi sergilediler.

KAYNAKLAR:

1- Dr. İsa Kayacan’ın, değişik gazetelerde yayınlanan araştırmaları.

2- Hüseyin Kayacan’ın derlediği ve değişik gazetelerde yayınladığı fıkralar. (Burdur)

3- Burdur Gazetesi, 18.05.2004 (Haber).





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 461
Toplam Tekil 1640816
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu