Yusuf Akçura milliyetçiliği ve bugünkü önemi - Arslan KILIÇ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Yusuf Akçura milliyetçiliği ve bugünkü önemi - Arslan KILIÇ
Tarih: 13.11.2012 > Kaç kez okundu? 1976

Paylaş


Milliyetçiliğin ortaya çıkışı ve tarihsel rolü

Milliyetçilik kapitalizmin şafağında doğdu. Ortaçağdan çıkışta, bir takım ortak özellikler [1]taşıyan toplulukların, feodal bölünmüşlük ve bağımlılıktan kurtarılarak “millet” denen büyük bir ekonomik ve siyasi bütünleşme içinde birleştirilmesinin ideolojisi oldu.





Kapitalizm, toplumun, “millet” denilen daha büyük bir siyasi yapılanma içinde birleştirdiği üyelerini, “yurttaş”lar ya da (emeğini satmakta) “özgür birey”ler haline getirirdi. Bunu, reayalık, kulluk, marabalık, müritlik gibi bağımlılık ilişkilerine ve bunlara hizmet eden feodal ideolojik dogmaların, inançların vb toplum yaşamındaki egemenliğine son vererek yaptı. Ekonomik gelişmeyi önleyen bölünmüşlüğü ve aklı, düşünceyi, bilimi bukağıya vuran düşünsel, ideolojik kalıpları parçalayarak gerçekleştirdi.



Kandaşlığa, soya, etnisiteye dayanan topluluklar, derebeylik sistemine göre oluşmuş yapılar, küçük ve dışa kapalı toplumsal birliklerdi. Kapitalizm bunları “millet” bağı temelinde birleştirerek, onların bir araya getirdiği insanlar arasında kaynaşma ve benzeşme ilişkilerinin gelişmesine yol açtı.



Kaynaşma ve benzeşmeye kapalı yapılar ve büyük birleşmeleri engelleyen parçalanmışlıklar, toplumun yaşatma ve yaratma potansiyelini zayıflatan bir rol oynuyordu. Toplumu doğa karşısında güçsüzleştiren, insan topluluklarını birbirine yabancılaştıran bir etkide bulunuyordu.



Bu nedenlerle, milliyetçilik ve milletlerin oluşumu, ortaya çıkıp geliştiği Batıda, bireyin ve toplumun gelişmesine hizmet eden, tarihin ileriye doğru akışının önünü açan olumlu ve ilerici bir rol oynadı. Milliyetçiliğin bu rolü Batıda 20. yüzyılın başına kadar sürdü



Kapitalizmin emperyalizm çağı ve milliyetçiliğin ayrışması

Kapitalizm 20. yüzyılın başında Batıda gelişmesinin en yeksek aşamasına vardı. Tekelci kapitalizm haline geldiği bu aşamada kapitalizm, emperyalist bir karakter kazandı. Ve dünyanın kapitalist gelişme yoluna girmede gecikmiş bölgelerini sömürge ve yarı sömürgeler olarak denetim altına alıp kendine bağlayarak, bir dünya sistemi kurdu. Dünyayı merkez ve çevre, ezenler ve ezilenler olarak ikiye böldü.



Emperyalizm, kapitalizmin yapısındaki gerici özellikleri öne çıkardı ve sistemin egemen karakteri haline getirdi. Buna bağlı olarak milliyetçilik de bu ülkelerde, ortaya çıkışındaki ve milli devletlerin oluşum sürecindeki ilerici özelliğini yitirdi. Gerici bir karaktere büründü. Diğer milletleri ve halkları aşağılayan, hatta düşman gören, onlar üzerinde üstünlük taslayan saldırgan ve ırkçı bir akım haline geldi. Emperyalist kapitalizmin sömürgeciliğinin ideolojisi oldu.



Ezilen milletlerin devrimci milliyetçiliği

19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başı arasındaki yaklaşık 50 ylıllık dönemde, kapitalist gelişmesini ve dolayısıyla ortaçağdan kurtuluşunu ve milletleşmesini tamamlayamamış, milli devletini kuramamış ülkeler, sömürgeler ve yarı sömürgeler olarak emperyalist kapitalizmin boyunduruğu altına düştüler. Batıda ilerici bir işleve sahip olduğu tarihsel dönemini kapatmış milliyetçilik, bu ülkelerde ilerici rol oynamaya devam etti. Ve kapitalizmin merkez ülkelerindeki rolünden farklı ve yeni boyutlar kazandı.



Milliyetçilik bu ülkelerde tarihsel rolünü oyanamada; yani ortaçağdan kurtulmada ve milletleşme ve milli devletler yaratma hedeflerine ulaşmada, emperyalist kapitalizmle karşı karşıya geldi. Çünkü bu ülkelerin ekonomik, siyasi, kültürel yaşamına sızmış ve onlar üzerinde denetim kurmuş Batı kapitalizmi, girdiği ülkelerde hem ortaçağ güçlerini ayakta tutuyor, hem de milli devletler kurulmasının önünü kesiyordu.



Bu durum bugün de değişmiş değil. Hatta bilindiği gibi, emperyalist kapitalizmin 1990 sonrasındaki “Küreselleşme” adı verilen son programında, baş hedef ve baş düşman olarak, ezilen ülkelerin milli devletleri ve bu ülkelerdeki milliyetçilik hedef tahtasına kondu.



Böylece bu ülkelerde milliyetçilik, tarihsel rolünü oynayabilmek için emperyalizme karşı da mücadele etmek, yani aynı zamanda antiemperyalist bir rol de üstlenmek zorunda kaldı.



Yine bu ülkelerde milliyetçiliğin bayrağını dalgalandırması gereken burjuvazinin zayıflığı ve üst kesimleri itibariyle de emperyalizmle işbirliğine girmesi, milliyetçiliği, milletin esas unsurunu oluşturan halk sınıflarına dayanmaya, yani aynı zamanda halkçı olmaya yöneltti.



Milletleşme ve milli devletini kuma sürecini, emperyalizme, levanten ve kozmopolit işbirlikçi burjuvaziye ve güçlü ortaçağ kalıntılarına karşı mücadele koşullarında yaşayan Türkiye, 1870’lerden 1940’lara, milliyetçiliğin halkçı ve antiemperyalist karakter taşıdığı tipik ülkelerden biri oldu.



Türkiye’de emperyalizmin denetiminde milliyetçilik

Emperyalizm çağında, milliyetçiliğin ezilen ülkelerde de tarihsel ilerici işlevinden kopan türleri ortaya çıktı. Türkiye bu konuda da, milliyetçiliğin gerici türünün en somut ve en büyük boyutta yaşandığı ülke olarak, tipik ülke olma konumunu sürdürdü.



Irkçı Alman emperyalizmi, yükseldiği ve Türkiye’ye de nüfuz ettiği 1940’lı yıllarda, Türk milliyetçiliği içinden bir grubu devşirerek, kendine bağlı ırkçı ve gerici bir “Türk milliyetçiliği”nin doğmuna ebelik yaptı. Bu gerici milliyetçilik varlık nedenini “komünizme karşı savaş” olarak belirledi. İçerde ortaçağlı güçlere, dışarda emperyalizme dayanan bir çizgiyi benimsemek, bu “yeni” rolün kaçınılmaz sonucu oldu. Benimsenen “yeni” çizgi, Türkiye’nin komşuları başta olmak üzere, mazlum milletleri ve halkları “Türk’ün düşmanı” olarak gören hastalıklı savrulmayla tamamlandı. Türk milletini oluşturan farklı etnik kökenden yurttaşlara karşı güvensizlik ve düşmanlık, onları aşağılayan bölücü, itici ve saldırgan tutum, “yeni çizgi”nin başlıca özelliklerinden biri oldu. Alman faşizminin gayrimeşru çocuğu olarak doğan bu bu “yeni” milliyetçilik, Soğuk Savaş yıllarında ABD’nin denetim ve hizmetine girdi. Ve en sonunda Gladyonun tetikçiliği rolünü üstlenerek, “Türk milliyetçiliği” adına binlerce Türkün kanını döktü.



Yusuf Akçura milliyetçiliği ve bugünkü önemi

Yusuf Akçura, son dönem Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesindeki halkçı ve antiemperyalist milliyetçiliğin kuruculuğunu ve bayraktarlığını yapan devrimci aydınlardandı. Onun Türk milliyetçiliğinin devrimci bir akım olarak gelişmesindeki rolünün kaynağını Niyazi Berkes şöyle belirtiyor: “Akçuraoğlu Yusuf, Çarlık İmparatorluğu'ndaki milliyetlerin ayrılma ya da özgürleşme davasını oranın devrimci akımlarıyla beraberleştiren bir gelenekten geliyordu.” [2]



Türk milleti bugün, sömürgeleşmeyle yüz yüze olduğu, devletsiz halklar sınıfına sürülmek istendiği ve 90 yıl önce bir devrimle kurduğu Cumhuriyetin yıkıldığı bir dönem yaşamaktadır. 1920’lerde giriştiği devrimi tamamlamak ve çağdaş, uygar, demokratik ve kalkınmış bir toplum haline gelmek için yeni bir devrim yapma göreviyle karşı karşıyadır. Bu devrimi başarıya ulaştırmada, Türk milliyetçiliğinin bütün unsurlarıyla emperyalizmin denetiminden kurtarılması ve köklerindeki devrimci çizgiye dönmesinin sağlanması, belirleyici önemdedir. Aynı zamanda yaşanmış ve başarı getirmiş bir pratik olarak Yusuf Akçura milliyetçiliği bu konuda örnek alınması ve benimsenmesi gereken tarihsel kökü oluşturmaktadır.



Yusuf Akçura’nın bütün eserlerini yayımlayacak olan Kaynak Yayınlarının, onun en öğretici makalelerinden derlenen yeni bir kitabını yayımlaması, bugünün önemli bir ihtiyacını karşılayacaktır.

***

Bu der¬le¬me¬de, Yu¬suf Ak¬çu¬ra'nın ye¬di kon¬fe¬rans ve ma¬ka¬le¬si bir ara¬ya ge¬ti¬ri¬ldi.



İlk üç kon¬fe¬rans Türk Yur¬du der¬gi¬sin¬de ya¬yım¬lan¬mış¬tır. Bunlar sırasıyla, "Çağdş Türk Dev¬le¬ti ve Aydınla¬ra Düşen Va¬zi¬fe" (Ekim 1925, c.3, sa¬yı: 13, s.1-16), "Ta¬ri¬hi Gö¬rüşe Da¬ir" (Şu¬bat 1925, c.1, sa¬yı: 5, s.349-357) ve "Her Şey¬den Bi¬raz" (Ka¬sım 1925, c.3, sa¬yı: 14, s.237-243) başlıklı makalelerdir.



Di¬ğer ma¬ka¬le¬ler Ak¬çu¬ra'nın der¬le¬di¬ği Si¬ya¬set ve İk¬ti¬sat Hak¬kın¬da Bir¬kaç Hi¬ta¬be ve Ma¬ka¬le (İs¬tan-bul, 1924) ki¬ta¬bın¬da yer almıştır. Bunlar da sı¬ra¬sıy¬la, "'İt¬ti¬fak'a Da¬ir" (s.21-32), "Va¬zi¬ye¬ti¬miz ve Va-zi¬fe¬le¬ri¬miz¬den Bi¬ri¬si" (s.44-73; ay¬rıca 18 Ha¬zi¬ran 1921 tarihli Se¬bi¬lür¬reşad’da), "Se¬çim¬ler Ari¬fe¬sin-de: İk¬ti¬sa¬di¬yat ve Fır¬ka¬lar" (s.114-122) ve "En Bü¬yük Ci¬ha¬da Da¬ir" (s.123-136) başlıklı makalelerdir.



Bu kay¬nak¬lar¬da¬ki es¬ki ya¬zı me¬tin¬ler Mu¬sa Sa¬rıka¬ya ve Hü¬se¬yin Gül¬te¬kin ta¬ra¬fın¬dan okun¬du; Kur¬tu¬lş Gü¬ran ta¬ra¬fın¬dan sa¬de¬leşti¬ril¬di. Sa¬de¬leştir¬me¬de yal¬nız gü¬nü¬müz¬de an¬laşıl¬ma¬yan söz¬cük¬le¬rin ye¬ni kar¬şılık¬la¬rı ve¬ri¬le¬rek, ya¬za¬rın di¬linin ve üs¬lu¬bunun ko¬run¬ma¬sına özen gösterildi. Metinlere Kay¬nak Ya¬yın¬la¬rı'nca ek¬le¬nen dip¬not ve açık¬la¬ma¬lar pa¬ran¬tez için¬de "(Y.N.)" ola¬rak be¬lir¬til¬di.



Türk Yur¬du'nun Tu¬ti¬bay Ya¬yın¬la¬rı'nca ya¬yım¬la¬nan bas¬kı¬la¬rın¬da¬ki (An¬ka¬ra, 2001) ve Si¬ya¬set ve İk¬ti-sat Hak¬kın¬da Bir¬kaç Hi¬ta¬be ve Ma¬ka¬le ki¬ta¬bı¬nın Er¬do¬ğan Mu¬ra ta¬ra¬fın¬dan ya¬yım¬la¬nan bas¬kı¬sın¬da-ki (Si¬ya¬set ve İk¬ti¬sat, Si¬ne¬mis Ya¬yın¬la¬rı, An¬ka¬ra, 2006) bir¬çok oku¬ma ha¬ta¬sı gi¬de¬ril¬di.





Arslan Kılıç

5 Kasım 2012



ARKA KAPAK YAZISI

Yusuf Akçura, Türk milliyetçiliğinin öncülerinden ve Kemalist Devrim’in ideologlarındandır.



Yaşamını Türk toplumlarının ilerlemesi, yükselmesi, çağdaşlaşması davasına adayan Akçura, bunun için, Türk milliyetçiliğinin halkçı/antifeodal, antiemperyalist ve birleştirici olmak zorunda olduğunu belirtmiştir. Bütün millet ve kavimlerle eşitlik ve barış içinde yaşamak, onun savunduğu Türk milliyetçiliğininin temel özelliklerindendir.



Bu kitapta Akçura’nın, Türk toplumu için halkçı, bağımsız ve çağdaş bir Türk devletinin zorunluluğunu ve bu konuda Türk aydınına düşen görevleri işlediği makaleleri bir araya getirilmiştir. Makaleler, 1921-1925 yılları arasında yazılmış ve yayımlanmış yazı, konferans ve sohbet konuşmalarndan seçilmiştir.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 730
Toplam Tekil 1641085
IP 54.197.124.106






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu