KURBAN VE CUMHURİYET BAYRAMLARIMIZ HAYIRLI VE KUTLU OLSUN - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









KURBAN VE CUMHURİYET BAYRAMLARIMIZ HAYIRLI VE KUTLU OLSUN - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 24.10.2012 > Kaç kez okundu? 1769

Paylaş


Karşılıklı sevgi, içten saygı, dostluk, kardeşlik ve barış kaynağı Kurban bayramı ile Hürriyet, adalet, eşitlik, demokrasi ve egemenlik timsali Cumhuriyet bayramını birlikte idrak etmenin onur, mutluluk ve sevincini yaşıyoruz.



Biri Manevi, diğeri Milli olmak üzere; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü ve kurtuluş haftasına denk gelen “iki büyük sevincinizi” birlikte en samimi duygularımla kutlar; Bayramların size, ailenize; Türk, İslam ve İnsanlık âlemine adalet, barış, sağlık, mutluluk ve başarılara vesile olmasını diler;



Bilvesile selâm ve saygılarımı sunarım.

***



ÖNCE HAC, SONRA KURBAN (1)

Mustafa Nevruz SINACI

Hıristiyan Batı ve Çağdaş Haçlı Seferlerinin komuta kademesi Amerika’da İslâmofobi, sözde "İslam korkusu (fobisi)"; Terim olarak İslam'dan ve Müslümanlardan korkma, çekinme içgüdüsünü ifade etmesine rağmen; Hakikatte İslâm ve Müslüman düşmanlığı istikametinde bir gelişme kat ederek, şimdilerde “insanlık dışı bir akım” hüviyetine büründü. Zira İslâm’ın kutsal değerlerine ve bizzat Hazreti Peygamberine yönelik alçakça, küstahça saldırılar, asla bir korku, çekince değil; Bilâkis amansız, alçak, hain, kalleş ve cüretkâr bir düşmanlıktır.

Dolayısıyla bu, bir fobi (korku) ile değil; Radikal bir sendrom’la izah edilebilir.

Hal bu iken; İslâm’ı yaşadığı iddiasında olan Müslümanların da samimi bir özeleştiri yaparak, kendilerini yargılamaları ve “ne kadar Müslüman olduklarını” sorgulamaları gerekir.

Çünkü başta Avrupa ve diğer Hıristiyan ülke ve milletler olmak üzere; Uzun süredir dünyanın pek çok yerinde “İbadet şekilleri, davranış biçimleri, örf, adet, gelenek, görenek ve töreleri ile toplum içinde yaşama tarzları” itibarıyla (İslâm değil) Müslümanlar; Alenen, sosyal medya, basın-yayın ve vicdanlarda sorgulanmakta ve yargılanmaktadırlar.

Bu meyanda “Müslümanlar hakkında” en çok sorulan, merak edilen ve ısrarla cevap aranan sorular ve sorunlar şunlardır:

“Müslüman hırsızlık, yolsuzluk, sahtekârlık, dolandırıcılık, namussuzluk yapar mı?

Gasp, irtikap, (narkoterör) kaçakçılık, kayıt ve kapsam dışılık, anarşist ve teröristlik gibi adi insanlık düşmanlığı ile iştigal eder mi?

Kamu düzenini tehdit, kişisel veya kitlesel hürriyeti tahdit, alçakça saldırı, soykırım, keyfi tehcir, tecrit (abluka altına almak) ve katliam gibi suçlar işler mi?..

Müslüman sözünde durur mu? Yalan söyler mi? Emanete hıyanet eder mi?...

Şüphesiz bunların hepsinin cevabı “kesinlikle hayır”dır.

Ama gelgelelim, biz her ne kadar “hayır” desek de; Olaylar bizi yalanlamaktadır.

Bunun nedeni: Bid’at, sapma, istismar, suiistimal ve hurafeler gibi İslâm’a vahamet derecesinde zarar veren faktörler ile din tüccarlığıdır. Yahut, menfaat karşılığı suçları olağan, doğal ve mazur göstermeye çalışan cahiller ile suç’un nevi her ne olursa olsun, neticede mutlaka affedileceği konusunda teminat verme gafletinde bulunan menfur, münafık ve mürailer sorumlu tutulabilir!. Ancak, bu bir çözüm değildir.

Mevzuu mademki “kurban’dır, öyle ise aşağıdaki vakıayı hatırlayalım:

“Kurban vurgunu; Ankara Emniyeti'nce başlatılan Operasyonla gözaltına alınan ve aralarında THK, LÖSEV, Deniz feneri derneği, Mehmetçik Vakfı bşk.’nın bulunduğu 31 kişi adliyeye sevk edildi. THK genel başkanı Osman Yıldırım'ın serbest bırakıldığı operasyonda gözaltına alınanlar; vekâletle bağışlanan 215 bin hayvanın sadece 3'te birini keserek, yaklaşık 60 milyon TL haksız kazanç elde ettikleri iddia ediliyor. (ANKA, 23.12.2009)”

İşte, yıllardır sürüp giden aldatmaca, kandırmaca, nitelikli dolandırıcılık, organize din ticareti ve apaçık insanlık düşmanlığı. Olayın içinde, kamuoyunda saygınlığı ile bilinen büyük firmalar, Cumhuriyet kurumları, TSK ilişkili vakıflar, varlık nedeni soygun/vurgun olan sözde yardım dernekleri var. Bu menfur ve melânet güruh tarafından sahte evrak düzenleniyor, hile, desise yapılıyor. İhalelere fesat karıştırılıyor. Dini vecibeler, insani boyut, hak-adalet, hukuk ve ahlâkla bağdaşmayan fiil ve tasarruflarla Müslümanlar soygun ve vurguna kurban ediliyor.

Suçlular arasında, Allahın belâsı, domuzlaşmış, menfur-melânet noter vekilleri, vakıf denetçileri, veteriner hekimler, din görevlileri, kombina sahipleri, stk başkanı, şirket sahipleri ve çalışanlar var. Suçlular, kesilmesi gereken hayvanları kesilmiş gibi gösterip sahte belge tanzim ederek, haksız / haram kazanç sağlıyor, suçlarını sahtekârlık ve yalancılıkla örtüyorlar. Bu menfur eylemin bir-kaç yıllık faturası milyonlarca kurban ve trilyonlarca TL!..

Ulvi bir ibadet, uhrevî mükâfat, af, rahmet / bereket ve mağfiret kapısı olarak görülen kurban nelere kaadir!.. Algılama-uygulama biçimindeki yanlış bakınız nelere vesile olmakta.

Sebep: Ancak Kâbe’de (Hac’da) ifası caiz kurban kesiminin, yanlış mekânda icrası…

ÖNCE HAC, SONRA KURBAN (2)

Mustafa Nevruz SINACI

Aslında dünya lideri, kür’e-i arzın adalet güneşi, efendileri, inkişafın dinamosu olması gerekenlerin düştüğü hale bakın! Bunlar insan değil ki, Müslüman olabilsinler. Kaldı ki, İslâm oldukları iddiasına muhatap devletlerin; Bu tarihi, şanlı ve şerefli referansa halel getirmemek uğruna “adalet-hukuk; suç ve ceza” hususunda çok dikkatli, ilkeli ve toleranssız gerekir…

Istılah da, (Kurban Bayramı’nda) sadece “harem-i şerif’te, yani Kâbe-i Muazzama da” Hac farizasını yerine getirenler kurban kesebilir. Bunun yanı sıra, İslâm ve imanın şartlarına mutabık bir hayat yaşama mecburiyeti de vardır. Yani: Kurban kesecek kimsenin evvelâ Hac mahallinde bulunması veya önceden ‘Hac farizasını yerine getirmiş kişi’ yani ‘HACI” sıfatını haiz olması şarttır. Sonra beş vakit Namaz kılması, Oruç tutması ve sair (güç ve imkânlarının yettiği) ibadetleri yapıyor, düzenli olarak İslâm’ı yaşıyor konumunda bulunması gerekir.

Vekâlet:

Alınan kurban’ın kesim esnasında bizzat başında bulunmak, duaya katılmak ve kesilen kurban’ın etinden mutlaka yemek biçimindedir. Yani; Kurban edilen hayvanı bizzat görmeden, kesimine nezaret etmeden ve etinden yemeden “kurban kesilmiş” olunmaz. Dernek, vakıf veya benzer kurum ve hayır kuruluşlarına “kesilmiş olan kurban”ın üçte ikisi veya tadımlık hariç tamamını vermek caizdir. Lâkin kesilecek hayvanı görmeden, bilmeden ve kasap’a el vermeksizin; Parasını verip gayrisine şahit olmaksızın vaki vekâlet geçerli değildir. Dinen caiz olduğu da iddia edilemez…

Akika, adak ve kefaret gibi haller dışında; Özellikle de, “Kurban Bayramına özgü bir ibadet” biçiminde algılanarak kurban kesmemek gerekir. Zira Kurban kesmek ancak Hacda farzdır veya aynı manada vaciptir. Peygamber Efendimizde Hac’da ilk kurbanlarını kesmişler ve bilâhare “kurban kesmeyi” ömürleri boyunca sürdürmüşlerdir.

Kur-an’ı Kerim, sadece hac yaparken kurban kesmeyi emreder.

Buna göre:

“Kurban kesmek ancak, Hac (Kâbe/Mekke-i Mükerreme / Mescid-i Haram) da farz veya aynı manâda vaciptir. Bu iki terim, aslında aynı şeyi ifade eder. Bunun dışında kurban kesmek müstehap (Sevilmiş şey, yapılması sevaplı olan. Peygamber Efendimizin bazen yapıp bazen terk eylediği, farz ve vacibin dışındaki sevaplı işler. Sevaplı iş, nafile, mendup, fazilet, edeb, tatavvu) sünnetlerdendir. Hac’da kurban kesemeyenin; üç gün orada 7 gün döndükten sonra oruç tutması farzdır.

“Kurban kesmek, hac ibadetini yerine getirenler için bir vecibedir. Ancak Türkiye’de ‘zengin’lerin yerine getirmesi gereken bir ibadet biçimi olarak algılanmakta; Bununla birlikte, kurban etinin bir kısmının fakirlere dağıtılması kaydı şartıyla bunun (uygulamanın) hayırlı bir “gelenek” olduğu söylenebilir. (Prof. Dr. Ömer Özsoy, Prof. Dr. İlhami Güler)

“Kurban, haccı yaşayanların bayramıdır. İhramlanıp Arafat’ta gündüzleyen, Meş’ar’e doğru akan, Müzdelife’de geceleyen hacılar, ertesi sabah şeytan taşlar, tıraş olur ve ihramdan çıkar. Artık hac tamam olmuş sayılır. Arafat’ta yaşadığı muarefe, yani Rabbiyle tanış olma sınavından geçen, Meş’ar’de gece boyu kendi içine dönüp şuurlanma sınavı veren hacı, artık bayram sabahına tıpkı Ramazan Bayramı sabahı gibi bir tür çözülme ve serbestleşme ile girer.

İhramda iken tek bir kıl bile koparılmasına izin verilmez, bir yeşil yaprağı koparması yasakken, bayram sabahı bir canı, bir hayvanı boğazlamak üzerine vacip olmuştur. Hacının ihramı, bu anlamda Ramazanın orucuna benzer. Oruçlu Ramazan Bayramına dili çözülmüş; Hacı ise, Kurban Bayramına eli çözülmüş olarak girer. Kurban Bayramı sabahı, hacı’dan bir önceki gün yasaklananları yapması emredilir. Kıl koparamazken tıraş olması; Bir yaş yaprağı bile koparması men edilmişken kurban kesmesi istenir…

Eli çözülmüştür, Şeytanı taşlamaya da hak kazanmıştır artık... Müzdelife’de yaşadığı kalbi şuurlanma / bilinçlenme sırasında toprağı kazarak bulduğu taşlarla birlikte, eliyle ettiği / edeceği ne kadar kötülük varsa şeytanın yüzüne savuracaktır artık…

ÖNCE HAC, SONRA KURBAN (3)

Mustafa Nevruz SINACI

Hacı Kurban Bayramının sabahına ferahlamış, sınavlarını geçmiş, engelleri aşmış olarak girer. Artık gün, kelimenin tam anlamıyla bayramdır. Haccı yaşayanlar Kurban Bayramını iyi bilir, iyi hisseder.

Kurban kesen elin kendi nefsinin (vücudunun) emrinde olmadığını, şeytana taş atarken eliyle ettiği şerlerin kendinden geldiğini, kestiği kurban ve hatta kendi kılının da kendi mülkü olmadığını bilerek eder bayramını. Öylece kurban ‘kurban’ olur; Rabbine “yakınlaşma” günü işte budur. Kurban bir can sınavı, bir yakınlık sevdası, bir varlık sorunudur. Elimizdeki bıçak önce canımızın boynuna değer, varlığımızın boyutlarını keser ve Rabbimizden uzaklığımızı yahut Rabbimize yakınlığımızı ölçer.” (Senai Demirci)

Yukarda açıklandığı üzere ‘kurban kesmek’ Hac ibadeti dâhilinde ve bu anlamda bir vacip olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla Kurban Bayramı, Müslümanların Mekke, Haremi Şerifte, yani kutsal Hac mahalli Kâbe’de toplanarak; yıllık mutat İslâm kongresi vesilesiyle birbirleriyle kucaklaşmaları, ümmetin sorunlarını müşavere ve müzakere etmeleri ile Hacc’la birlikte yeniden hayat bulmaları nedeniyle (geride kalanlarca) yapılan bir kutlamadır.

Kutlama ve Hacıların birbirlerini tebriki, Kâbe de kurban kesim ile birlikte ‘bayram namazı’ merasimi ile başlar. Mekke dışında, hacca denk, geleneksel ve dinsel bayram olarak idrak edilen bu kutlu merasimin amacı: Alnımızın değdiği kıble kadar yakın, tek bir secdeyle gidip gelinecek denli yanımızdaki; İnsanlığın ilk mâbedi ve çevresinde yaşanan mübarek hac sevinci, kutsi heyecan ve telaşı idrake gayret etmektir. Haccı, hacıların gönlüne girerek yaşamaktır. Hayatları hac’la yeniden hayat bulan ve adeta yeniden doğan büyüklerimiz, yakınlarımızın feyiz, af-mağfiret, bereket ve rahmetini paylaşmaktır.

İşte, Bayrama, kurban bayramına öylece varmak ve sanki ‘biz’de Haremi Şerif’te, Kâbe huzurunda, Hacer-ül Esved karşısında imişiz gibi’ tali bir ibadet şuuru, teslimiyet ve hûşu içinde “tastamam” idrak etmek gerekir!..

Kurban bayramından maksat yakınlık ve yakınlaşma manâsına gelen kurb, müminin cisim/madde çeperini aşarak Allah'a yaklaşması demektir. Unutmayalım ki, kurban, kelime anlamı ile Allah'a yakınlaşmak gayesiyle, O'nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O'nun rızası için HACC’da boğazlamak demektir.

Bu husus, Bakara Suresi: 196, Al-i İmran Suresi: 183, Mâide Suresi: 2, 27, 95, 97, Hac Suresi: 28, 33, 34, 36, Saffât Suresi: 107, Fetih Suresi: 25 ve Kevser Suresi: 2. âyetleri ile Hz. Aişe (ra) ve Sahabe’den Ebu Hureyre (ra), Zeyd İbnu Erkam (ra), İbnu Abbas (ra), Ümmü Bilâl Binti Hilâl (ra) Uveymir İbnu Eskar (ra) ve Hazreti Cabir (ra)’ın naklettikleri Hadis-i Şerifler ile sabittir. Şu hale nazaran:

Başta Namaz, Oruç, Zekât ve Hac olmak üzere her biri ilâhi emir ve tıpkı ‘H2O’ gibi orijinal tertip, formülden ibaret ibadetler; Orijinal biçim, emredildikleri usul, esas ve şekilde algılanarak uygulanırsa doğru olur. Temel âdet (evrensel kural) ve ibadetlerde zaruret harici tolerans yoktur. Ancak tali (tamamlayıcı, bütünleyici) ibadetlerde bu düşünülebilir.

Örneğin: Kurban Bayramı bir “kavurma bayramına” benzetilemez, dönüştürülemez!..

İslâm ve iman’ın şartlarını noksansız uygulamayan; Doğruluğu, dürüstlüğü, adalet ahlâkı ve faziletli yaşamayı emretmeyen; Dahası insanları kötülükten men etmeyen (emri bil maruf, nehyi anil münker); Kur-an’da vahiyle sabit haramlardan sakınmayan, yasaklara aldırmayan, basiret, adalet ahlâkı, samimi ve dürüst ibadet, hakkaniyet, hukuk ve medeniyet ile ilgili emirleri uygulamayan; İslâm âleminin kalkınmasına, gelişmesine, yükselmesine katkıda bulunmayan kişinin Müslümanlığından söz edilemez!..

Namaz kılmayanın, oruç dâhil olmak üzere ‘ibadet’ yerine kaim yaptığı hiçbir eylemi makbul, mükemmel, tamam, uygun ve muteber sayılamaz. Müslümanlar zahire (görünene) göre hükmeder. Gaybı sadece Rab bilir. İlim ve iman ile amel etmek, eylem ve söylemde bir olmak insan ve İslâm olmanın en ve tek belirgin işaretidir.

ÖNCE HAC, SONRA KURBAN (4)

Mustafa Nevruz SINACI

İslâm’da ilmin kaynakları, tatbiki iman ve ibadet dayanakları Ayet, Hâdis, İcma-i ümmet ve içtihat olup; Ülkemizde kurulu DİB ve benzeri kurum/kuruluşların, (Müslüman halkın rey, rıza ve muvafakati ile seçilmemiş olmaları nedeniyle) hüküm irsali, yorum ve içtihat’a hak ve yetkileri yoktur. Bu tür kurumlar, yerleşik İslâm ümmetinin ibadet, mâbed, imar, inşa, idame ve ihyası ile namaz kıldırma memurlarının idaresi gibi muamelat işlerini tedvir vazifesi ile kaimdir.

Müslümanlıkta, İsa ve Musa şeraitlerinde olduğu gibi bir ruhban sınıfı yoktur.

İcma-i ümmet ve içtihat hakkı bizatihi Müslüman ahali, âlim ve ileri gelen müminlere aittir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı adına her hangi bir kişi çıkıp da: Mübarek Kurban bayramında “kurban kesilir” veyahut da “kestirmeyiz” deme hakkına sahip değildir.

Tıpkı başörtüsü konusunda ayet, hadis dışında tek bir kelime edemeyeceği gibi; Amir zat, siyaset, Hükümet, tarikat ve cemaat baskısı, tasallutu olmaksızın; Hak rızası için, adalet ahlâkı ve faziletle ümmeti temsil eden müminlerin reyi ile tertip ve teşekkül edinceye kadar!..

Dönem itibarıyla, muharref şeraitle yönetilen Hıristiyan ve Musevi/Yahudi yönetim unsurları tarafından İslâm âlemi, Müslüman ülkeler ve halkları adeta bir hasım ve düşman olarak algılanmakta;, Başta Irak ve Afganistan olmak üzere pek çok İslâm ülkesine tasallut, işgal ve tecavüz edilmiş bulunulmaktadır.

Yanı sıra, Müslümanların ağırlık, yoğunluk ve çoğunlukta olduğu ülkelerin hiç birisi hâkim, hükümran, özgür ve bağımsız değildir. Fakirlik, cehalet ve geri almışlık; Düne kadar dünyayı peşinden sürükleyen Müslüman ülke ve halkların önde gelen sorunudur.

Bunun başlıca nedeni:

Müslümanların insan hakları, adalet ahlâkı, eşitlik ve hukukun üstünlüğü ilkelerinden sapmış; Ticaret ve siyasette fazileti terk etmiş; Kur-an’ı Kerim’in emir ve yasaklarını bir kenara itmiş, gözden çıkartmış ve tefessüh etmiş, gaflet ve dalalet içinde “batı bataklığına” batmış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Sebep:

Mezhepçiliğin hâlâ ön plânda tutulması ve içtihat kapılarının açılmamasıdır. Oysa zaman, ittihad (işbirliği) ve tevhid (birlik) zamanıdır. Bu nedenle İslâm da içtihat kapısı asla kapatılamaz, kapalı tutulamaz. Çünkü İslâm dininin güncelliğini, güzellik, tazelik, sadelik, asra önderlik ve kamu vicdanına istikamet kazandırması dirilik ve zindelikle mümkündür.

Bu imkân ise ancak içtihat kapılarının açık olması ile kabil ve mümkündür.

Örneğin, Şiiler hiçbir zaman müçtehitsiz kalmadıkları içindir ki, her çağda hâsıl olan sıkıntı ve sorunlara çareler, çözümler üretmiş ve uygulamışlardır. Buna mukabil Sünnilerde (ehlisünnet ve-l cemaat mezheplerinde) Abbasi halifesinin Memluklulara sığınmasının akabinde Sultan Baybars'ın emriyle dört Mezhebin içtihadına bağlanmak şartıyla birlikte “bu yapılan içtihatların dışında” içtihat yapmak yasaklanmış ve bu yasak asırlar boyu süregelmiştir. Bu da ayrı ve önemli olay olup Ümmeti bağlamaması gerekir.

Keza, İmam-ı Gazali’nin benzer bir hükümle “bundan böyle içtihad kapıları kapanmıştır” demesi İslâm’a ve Müslümanlara bin yıldır çok büyük zararlar vermektedir.

İşin doğrusu:

Saltanat sahipleri, işgalci ve sömürgeciler, düzenlerini rahatça sürdürmek için, şeytanî bir kurnazlıkla, “İçtihat kapısı kapanmıştır.” hükmünü koydurmuşlardır. Öyle ki, mezhep içtihatları dokunulmaz tabular hâline getirilmiş; Kur-an’ın önüne geçirilen bu akaid (kural) ve içtihatların, tabii ki günümüz ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Çünkü insan dünyayı tanıdıkça, yeni ihtiyaçları olmakta, sanayi ve teknoloji ilerledikçe, her alanda bilgiler değişip, geliştiğinden, daima yeni içtihatlara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tıpkı kurban ve sair ibadetlerin uygulanmasında olduğu gibi…



KURBAN AYETLERİ

Mustafa Nevruz SINACI

Bakara Sûresi (196) Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.

Âl-İ İmrân Sûresi (183) Onlar, "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"

Mâide Sûresi (2) Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ'be'ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

Mâide Sûresi (27) (Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.

Mâide Sûresi (95) Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ'be'ye hediye olarak varmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir..

Mâide Sûresi (97) Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.

Hac Sûresi (28) Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde5 (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.

Hac Sûresi (33) Sizin için onlarda belli bir zamana kadar bir takım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)'dir.

Hac Sûresi (34) Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

Hac Sûresi (36) kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

Sâffât Sûresi (107) Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

Fetih Sûresi (25) Onlar, inkar edenler ve sizi Mescid-i Haram'ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke'ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkar edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.

Kevser Sûresi (2) O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.,

KURBAN’A DAİR HADİS’İ ŞERİFLER:

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resûlullah (sav) buyurdular ki: “Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş yapamaz Zîra, kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıl1arıyla, tırnaklarıyla gelecektir Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah (CC) indinde yüce bir mevkiye ulaşır Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifâ edin”

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resülullah (sav) kurban kesmek istediği zaman iki tane büyük şişman çift boynuzlu alaca, hadımlaştırılmış koç alırdı Bunlardan birisini Allah (CC)’ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehadet eden ümmeti adına keser, diğerini de Muhammed ve ÂI-i Muhammed aleyhissalâtu vesselam adına keserdi.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resülullah (sav) buyurdular ki: “Maddi imkânı olup da kurban kesmeyen namazgâhımıza (Harem-i Şerif) sakın yaklaşmasın”

Zeyd İbnu Erkam (ra) anlatıyor: Resulullah (sav)’ın ashabı: Ey Allah’ın Resulü dediler, (Kâbe’de) bayram günü kesilen şu kurban nedir?. Bu, babanız Hazreti İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir” buyurdular Ashab: Pekiyi, kurban kesmede bize ne gibi sevap var ey Allah’ın Resûlü!, dediler “Kurbanın her bir kılı için bir sevap” buyurdular Ashab tekrar: “(Kesilen kurban, koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resûlü (sevap nasıl olacak)?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselam: “Yünün her bir kılı için de bir sevap var!” buyurdular.

İbnu Abbâs (ra) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam’a bir adam geldi ve: “Üzerimde bir deve (kurbanı) borcu var Ben onu satın alacak güçteyim Ama deve bulamıyorum ki satın alayım” dedi Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm ona yedi davar satın alıp kesmesini emretti.

Ümmü Bilâl Binti Hilâl, babasından naklediyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Koyun nev’inden ceza’ (yani altı ayını doldurmuş ve bir yılını doldurandan geri kalmayan dolgun kuzu)nun bayram kurbanı olması câizdir.

Uveymir İbnu Eşkar (ra)’ın anlattığına göre, “Kurbanını bayram namazından önce kesmiş, sonra da durumu Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a açmıştır Aleyhissalâtu vesselâm da kendisine: “Kurbanını iade et (yeniden kes, o kurban yerine geçmez)” cevabını vermiştir.

Hz Câbir (ra) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kurban ettiği her deveden bir parça etin alınmasını emretti (Toplanan) etler bir çömleğe konulup pişirildi Sonra Resül-i Ekrem aleyhissalâtu vesselâm ve beraberindekiler etten yediler ve et suyundan içtiler.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 880
Bugün Tekil 226
Toplam Tekil 1641461
IP 54.158.92.239






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































10 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yüksel Türk; senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur. (Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu