BİR YOLCULUĞUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BİR YOLCULUĞUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 14.09.2012 > Kaç kez okundu? 1861

Paylaş


Geçtiğimiz günlerde gazetemizdeki köşe yazıma ‘Yorularak Dinlenmek’

(www.salihsimsek.net/component/content/article/302-yorularak-dnlenmek.html) başlığını koymuş ve Sakarya’dan Gaziantep’e yaptığım ‘hızlı’ bir yolculuk vakasını anlatmıştım. Eylül başında yine ‘Yorularak Dinlenmek’ üzere bir ‘sılayı rahim’ daha yaptım. Böylece memleketim olan Gaziantep’e 1 ay içinde 2 defa aracımla gidip gelmiş ve yaklaşık 4.500 kilometreden fazla direksiyon sallamış bulunuyorum.



Bu sefer ki yolculuğumun başlığını belki de ‘Yine Yorularak Dinlenmek’ veya daha önce iki kayıp vakasını anlattığım ‘Güzel Memleketimin Güzel

İnsanları’na (www.salihsimsek.net/component/content/article/275-guezel-memleketmn-gue zel-nsanlari.html) bir ilâve olarak ‘Güzel Memleketimin Güzel Davranmayan Bazı İnsanları’ koyacaktım, ama yol boyunca dikkatimi çeken bazı hususlar yüzünden yukarıdaki başlığın uygun olacağına karar verdim.



İkinci seyahatimi biraz ‘yavaş çekim’de yaptım. Artık beni tanıyan herkes çok iyi biliyor ki, ben bir yol aşığıyım. Tercihim hep karayolu… Uçakla gitsem bile, gittiğim yerde bir kiralık araç ve ben yine karayollarındayım. Yollar çok ilginçtir… Onlar insanları birbirlerine yaklaştırdığı gibi uzaklaştırıyor da… Bu husus yolları kullananların niyetine ve durumuna bağlı. ‘Uzaklaşmak’ da ‘kavuşmak’ da yolcunun elinde… Ben yaklaşmaya ve kavuşmaya talibim. Acele etmeden yavaş yavaş, hazmede ede kat ettiğim yollarda, etrafımı hep ‘alıcı gözüyle’ incelerim. Bu sefer de öyle yaptım.



Sakarya’dan otobana girmeyip yaygın adıyla E–5 yolunu (D–100) takip ederek, Orta Asya bozkırlarının melodilerini kamçı yapıp, at kişnemeleri ihtiva eden bir müzik eşliğinde, yol aldım. Bolu Dağı’nın orman havasını teneffüs ettim. Eski trafik canavarı, bu korkunç (!) yolu nostaljik olarak yaşadım… Duble haline getirilmiş yol, sessizliğe bürünmüş, asırlık yorgunluğunu gideriyor… Bakacak mevkiindeki çok sevdiğim mola yerinde durdum ve aracımdan termosumu çıkarıp kahvemi içtim. Ankara’ya kadar ‘durulabilecek’ her yerde mola verdim.



Ankara’ya yaklaşırken bir yol kenarında yapılmış mola yerine giriyorum, tam bir pislik abidesi… felâket ki ne felaket!… Aslında Bakacak’ta mola verdiğim yer de pek farklı değildi… İnsanımız çok özensiz ve düzensiz… Tüm çöplerini orada bırakmışlar. Sanki Allah’ın bir başka kulu oraya uğramayacak… Kadınlar, çocuk bezlerini gelişi güzel etrafa saçmışlar… Yiyecek atıkları, içki şişeleri ve meşrubat kutuları her tarafa serpilmiş… Ortalıkta ‘çöp bidonu’ da yok… Olsa, onu kullanırlar mı, onu da bilmiyorum. Pek de emin değilim… Ama olmaması, her pisliğin her tarafa atılmasını gerektirmez, ama insanımızın bir kısmı maalesef bu kadar eğitimsiz… Sahip olunan güzelliklerin kıymetini bilmiyorlar…



Ağır çekimli seyahatim esnasında yolları kullanan araçların içinden önünüzde çöp ve sigara izmariti atılıyor. Önüne geçip atanların ‘kafalarını dağıtmak’ geliyor içimden… Ne yazık ki böyle bir imkânım yok! Arkadan gelen var mı, yok mu diye düşünmek, akıllarına bile gelmiyor… Öyle görünüyor ki ne kadar kaliteli yollarımız olursa olsun, duble yollarımız ne kadar çoğalırsa çoğalsın, insanımızın en azından bir kısmı, henüz bir ‘yol kalite kültürü’nü edinip olgunlaşmamış. Altlarında çağın son model araçlarının olması onları, kullandıkları araçlarına uygun, ‘çağın insanı’ yapamamış… Hâl⠑geri kalmış ülkeler kültürü’nün, tam bir ‘şehirli’ olamamanın bir takım özelliklerini taşıyor.



Yolculuk esnasında ana yol üzerinde bulunan il ve ilçelere girip çıkıyorum. Sanki hepsi ağız birliği etmişlercesine, her belediye, yolları kazıyor. Azılanlar hemen yapılsa ne âlâ… Bekletiliyor. Mübarekler, sanki seçim ile işbaşına geldiklerinden bu yana, yeni seçime kadar geçen süre içinde, akılları başlarına yeni geliyor. 11 yıl önce içini dolaştığım Aksaray, yine aynı… Ana yollar düzenleniyor (!)… Kalacağım oteli buluncaya kadar, açık yolları araya araya zor buluyorum. Diğer belediyeler de aynı… Hepsi rezonansa geçmişler. Seçimler yaklaşırken hepsi yollarda çalıştıklarını (!) gösteriyor olmalılar.



Yolumun üzerinde olmasına rağmen, 1969 yılı Ekim veya Kasım ayında, o zamanki adıyla, İTİA - İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi’nde öğrenci kaydımı yaptırıp, sadece bir gün derse girip ayrıldığım, Çukurova Üniversitesi’nin Merkez Kampusu’nu hiç görmemiştim. Kilis Yedi Aralık Üniversitesi’nde iki yıl önce uluslararası bir kongrede tanıştığım bir dostuma, İİBF Öğretim Üyesi Dr. Hakkı Çiftçi’ye ‘uğrama’ sözüm de vardı, aradım. İslâhiye’ye geçerken iki saatliğine ziyarette bulunacağımı söyledim. Tarif ettiği yerde buluştuk. Benim aracımı bir yerde bıraktık ve beni kendi aracına aldı. Önce yemeğe götürmek istedi. Giderken sordu:

— Hocam, yemeği ‘salaş’ bir yerde ‘nefis kalite’de mi yiyelim, yoksa ‘lüks’ bir yerde ‘vasat kalite’ bir yerde mi?

Benim hayatım boyunca hiç lüksüm olmadığından tereddütsüz cevap verdim:

— Ben ‘salaş’ yere razıyım.



Gittiğimiz yer bir ciğerci… Evet, Gazianteplilerin tabiriyle ‘cartlak’ kebapçısı… Ciğerci Ertan… Kozan yolunda sıradan bir esnaf lokantası… Ciğerci Ertan, ‘ciğerci’ ama Güney’e has tüm kebap çeşitleri var… Ne kadar, ne yedim bilmiyorum… İçtiğim özel imalat köpüklü ayranları unutamıyorum. Kendimi dışarı zor atıyorum. Hem de yedek yiyecekleri paket yaptırarak…



Çukurova Üniversitesi Kampusu bir hârika… O ağaçların ihtişamı yok mu, unutmak ve sevmemek mümkün değil… ‘Şimdiye kadar niye ziyaret etmedim’, diye de hayıflandım. Hele hele İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nde tanıştığım dostlar birer harika… Prof. Dr. Alper Güvel ve Prof. Dr. Murat Doğanlar ve adını şu anda hatırlayamadığım diğer dostların gösterdikleri misafirperverliğe hayran kaldım. 2 saatliğine uğradığım dostlardan 5 saatte zor kurtuldum (!).



Gece vardığım memleketim İslâhiye’de, sabah biraz dolaştım. En azından 55 yılını çok iyi bildiğim merkezin en eski caddesi olan caddeyi görünce, içim sızladı. Böyle bir düzenleme nasıl yapılır, anlamıyorum. Buraya keşke hiç dokunmasalardı!.. Benim bildiğim en az 60 yıllık ağaçlar kesilmiş ve yerlerine sembolik, oyuncak gibi, yarım metre boyunda, sözüm ona çam ağaçları dikilmiş. Yakında görülecektir ki bunlar kuruyup gidecektir. Cadde tek yön ve ancak bir aracın geçebileceği kadar genişlikte tutulmuş… Bir kamyonet durup yük boşaltsa, arkasından gelen her araç beklemek zorunda kalacak… Sözüm ona araçların park etmeleri için birkaç tane ‘cep’ bırakılmış. Bu ceplerin her birine ancak iki bisiklet veya en çok iki araç park edebilir. Cadde kenarına konmuş ‘babalar’, gerçekten birer ‘iskele babası’ olmuş… Mübarekler sanki kaldırımda ‘yayalar yürümesin’ diye, o kadar çok ve sık dizilmişler ki, sebebini anlamak mümkün değil. Görenler burada bowling sporu yapılacak zannedecekler.



Yapılan tahribat artık yapılmış, geri dönüş yok… Ağaçlar artık geri gelmez. İslâhiye Belediye Başkanı’na seçildiği sırada, 04.04.2009 tarihinde bir açık mektup yayınlamıştım. Şimdi ondan, o mektubu bulabilirse eğer, tekrar okumalarını istiyor ve ona âcizane bir tavsiyede bulunuyorum: bu caddeyi trafiğe kapayın!. Hilkat garibesi ‘baba’ları da kaldırın… Cadde, araç trafiğine kapatılıp sadece yayaların giriş çıkışına açık bir cadde olsun.



Benim naçizane görüşlerim böyle… Keşke yapılan işlere başlanmadan önce cadde esnafının fikri sorulsaydı. Öğrendiğim kadarıyla hiç kimseye sorulmamış ya da ben sorulana rastlamadım. Belediyelerin ‘ben yaptım, yaptığım kesin doğrudur’ mantığı ile hareket etmeleri hiç de hoş değildir. ‘Araç trafiğine kapatılsın’ şeklindeki teklif, benim şahsi kanaatimi ifade ediyor. Bu teklif de esnafa sorulabilir. Dünyanın ve Türkiye’nin araç trafiğine kapalı çok sayıda caddesi vardır. Belki de ‘İslâhiye Örneği’, muadil bazı ilçelerimize de örnek olur.



İslâhiye ile ilgili maksadımı aşan ifadelerim olduysa af ola… Ben memleketimi seviyorum… Ben, İslâhiye’yi seviyorum. Hoş olmayan icraatlara sahne olsa da, doğru bildiğimi söyleyecek ve sevmeye de devam edeceğim.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 322
Toplam Tekil 1640677
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.287 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu