Faşist Demokrat Düşünce Biçimi ve Yansıması Olarak “Yeniçağlaşma” İthamı - İkbal Vurucu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Faşist Demokrat Düşünce Biçimi ve Yansıması Olarak “Yeniçağlaşma” İthamı - İkbal Vurucu
Tarih: 16.04.2009 > Kaç kez okundu? 2211

Paylaş


Günümüz iktidar mücadeleleri artık fiziki şiddetten ziyade zihinsel iktidar biçimleriyle kurulmakta ve bunun içinde şiddetin en etkili ve güçlüsü mesabesinde “kavramlar” aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Kavram despotizminin düşünce planında işlerliği bireyin toplumsal rolü, yani araçsallaştırılma nesnesi olarak kullanılan maske: demokra(si)tlıktır. Hiçbir birey salt “kendi” olarak toplumsal ilişkilerde rol almaz. Taktığı maskeler aracılığıyla ilişkiler siteminde kendi konumu belirler. Fakat artık maskelerin bile aşılarak sihirli, büyüleyici, otorite ve şiddeti özünde taşıyan kavramlarımız var. Demokrasi, özgürlük, batıcılık, çağdaşlaşma, çok kültürlülük, hoşgörü vs… Bir de bunların etkinlik alanlarını çizen siyasi, ekonomik, ideolojik daire vardır ki bütün bu kavramların asıl olarak işlevselliğini işler kılan işte budur. Söz konusu sihirli sözcükler bir toplumsal ve kültürel “kast”a mütealliktir.

Birey kendi düşüncesine, eylemine, bu eylemin işlevine, sonucuna güvenmemekte bunu da efsunkar kavramların kullanımında veya kendi otoritesi bağlamında kullanarak sağlamaktadır. Bu sebeple siyasi, fikri tartışma ve mücadelelerde ve eylem biçimlerinin işlevi ve sonuçları hesaplanarak bir davranış biçimi geliştirilememekte aksine kendilerine saygısızlık, güvensizlik belgisi olan “ithamla” yarışmaktadır. Bunu yaparken de karşısındaki kişi ve grupları söz konusu kavramlarla siyasi ve sosyal-psikolojik boyutta itibarsız hale getirmekte, baskı altına almakta, özünü dönüştürme araçları kullanmaktadır. Böylece kendine uygun bir “düşman” yaratılarak mücadele edecek konuma indirgenmektedir.

Kendilerini demokrasi olgusunun merkezine koyarak kurdukları özdeşlikle bu özdeşliğe dahil olmayan “ötekileri” radikal bir dışlama ve tecrit gerçekleştirilmektedir. Söz ve eylemleri, demokrasi adına olmakta, bu da bir korunma zırhı oluşturmaktadır. Kendilerini özdeşleştirdikleri bu kavramlar seti vasıtasıyla öznellikleri meşrulaştırılmakta, salt bu konumda bulunmalarını, söz ve eylemlerinin geçerliliği için bir argüman olarak öne sürülmektedirler. Yapılan eylem ve sözün toplumsal işleyişteki gözlemlenebilir bir davranışa kaynaklık edip etmediği, ederse ne yönde, nasıl bir değişikliğe ön ayak olduğu gözardı edilerek kendilerine atfettikleri “demokrat” etiketiyle meşruiyetin zemini oluşturulmaktadır.

Başkasını değersizleştirerek, daha da ileri gidip aşağılayarak kendi konumunu yükseltmek. Kendi de aynı eylem ve hareket biçimine sahip olması karşısında ötekinden farklı kılan nokta “demokrat duruş” iddiası olmaktadır. Aynı davranış biçiminin uygulayıcılarından birini “meşru” birini “gayri meşru” olarak konumlama iradesi, kendilerine atfettikler kavramların araçsallaştırılmasında bulabiliriz. Bütün bu davranış biçimleri “Demokrasi” realitesinin özüne inilememesinin ve ne kadar yüzeysel bir algılayışa ve kavrayışa sahip olunduğunun göstergesidir.

Hegomanyanın bir öznesi olmayı reddetmek bir erdemdir. Hegomonyanın psikolojik baskı araçlarına karşı direnmek, çarka dahil olmamak, bağımsız, ilkeli bir duruş sergilemek insan olarak “varolma”nın bir vasfıdır. Kavramlara esir olunmamalıdır. Kavramlarla mücadele etmek gerçek bir “demokrat”ın birinci görevidir. İktidar her aracı hegomanyası için kullanır, kullanıma sokar. Bizim için önemli olan bu hegomanyayı oluşturan, bizi çepeçevre saran anlamlar evrenini dönüştürmeye çalışan mekanizmanın işlerliğini sağlayan ana sistematiği yani “kavramları” öz anlamında korumaktır.

Devletin ve egemen iktidarın hizmetindeki aydınlar grubu bu iktidarın nimeti olarak sağlanan meşruiyet bağını da kullanarak evrensel özgürlük mefhumları üzerinde bir hegomanya kurmaktadır. Toplumsal ve kültürel bir zeminde, demokrasinin gereği olarak “millet” zemininde bir meşruiyet değilde “iktidar” zemininde bir meşruiyet kısa sürelidir. İktidarın bitiminde meşruiyette biter… millete dayana bir meşruiyet ise ancak milletin bitimiyle sona erecektir.

Nereden gelirse gelsin her zorbalığa, her türlü baskı biçimine, hakikati manipüle edici tavırlara, eylemlere, karşıt gördükleri kişi olarak hegomanya kavramalarını, klişeleri, sloganları kırmak, bunları afişe etmek, görünür kılmak gerekir. Bilinenden, görünenden korkulmaz.

Bugün, iktidarın sürekliliğini sağlamaya yönelik hiçbir işletici, üretici eyleme katılmayan birey, grup ve kurumlar dışlanarak kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Toplum katmanlarında siyasi hükümetin iktidarını kabullenmeyenler kavramlar aracılığıyla denetim altına alınarak zihinsel ve bedensel bir kontrol mekanizması oluşturulmuştur.

Aynı meslek, grup, kültür zümresine dahil olan rakiplerini “demokrasi” adına yargılayarak suç unsuru olarak itham etmek. İşte bunlardan, icat edilen yeni biri de: “Yeniçağlaşmak”…

Hükümetin gözü kapalı destekçisi gazetelerin yönetici ve bazı gazeteci yazarları Hürriyet Gazetesini eleştirirken(!) “Yeniçağlaşan Hürriyet” terkibini kullandılar. Ne demek “Yeniçağlaşmak”, bu kavramı icat eden “demokrat aydınların”, “entellektüeller”in yazdığı gazeteler ile “Yeniçağ Gazetesi” arasında ne gibi bir fark vardır? Bu kavramla ne kastedilemektedir? Yani birinin demokrat, itidalli, orta yollu, hak-hukukçu olmasına mukabil ötekinin demokrasi karşıtı, darbeci, otoriter vs. mi kabul edilmektedir? Böyle bir ithama kaynaklık eden referanslar nelerdir? Karşıt konumda yer almanın ve bunların birinin “iyi” diğerinin “kötü” olmasının ölçütü nedir? Birinin iktidar yanlısı diğerinin muhalif olması mıdır? Yoksa manşetleri mi çok radikal, keskin. Peki, bunun ölçüsü ne, yani radikal olmanın ölçüsü nedir?

Ne de olsa Türk toplumunda “muhalif” olana iyi bakılmaz. O zaman ölçü Türk toplumunun siyasi değerleri olmaktadır. Bunun toplumsal meşruiyet kaynağı ise yani olumsuzlamanın ve iktidarı savunmanın “millet iradesi”dir!

Fazla uzatmaya gerek yok. Bunun tek sebebi vardır: otoriter bir zihniyet yapısına sahip olmak. Ahlaki, siyasi değerleri olana kavramlarla yapılmış bir hamasette kendini bu değerlere mündemiç görmek. Demokrat olarak kendini addetmek ve demokrasinin kalesi olarak kendini konumlamak. O zaman düşmanda size karşı olandır. Bizatihi “siz” demokrasinin ölçütüsünüz.

Yaptığım şu alıntıya dikkat edin. Bu kişi bir gazetenin yayın yönetmenidir. Hukuk kurallarını çiğneyerek devam eden bir hukuki dava hakkında her gün yayın yaparak yasaları çiğneyen bir gazetenin yayın yönetmenidir. Ama bütün kanunlar “demokrasi” için çiğnenebilir. Bunun meşruiyeti demokrasiyi savunmaktadır. İşte alıntı: “Hukukçular bunu yapabildiğine göre, sıradan insanlar da hukuk tanımayabilir; kim ne diyebilir ki! Kimse şaşkınlığını bilgisizliğine yormasın. Bu ülkede bir oyun oynanmıyor; aksine her şey çok açıktır. Açık olan bir savaşın başladığıdır. Anayasal sistem artık ortak bir yükümlülüğün ve düzenlemenin adı değildir. Hukuk, AK Parti’ye karşı siyaset savaşının, topluma karşı düşmanlık ve kinin koçbaşıdır. Bu savaşı kutsallaştıranlar için hukuk bir araçtır; savaşı kazanmak için bazen koltuk değneği bazen tank mermisidir… söz bitti sözleşme bitti.” (Mustafa Karaalioğlu, Star Gazaetesi, 8 Haziran 2008). Her gün yazarlarının büyük bölümü bu “dil”i kullanan, sürekli bir savaş ve ithamla, Ergenokon soruşturmasında hukuku ihlal eden bir gazete ve yönetimi maalesef “yeniçağlaşma” kavramını kullanıyor. Ne demek istediğimizi bu örnek daha iyi anlatmaktadır. Demokrasi tüccarı ve sadece kendini demokrat kabul eden bir zihniyet yapısı ve siyasal bilinç. Partinin yani AKP’nin bir din “gibi” algılanarak ilişki biçimini bu temele oturtmaktadır. Bu nokta-i nazardan kendi dinlerine mensup olmayanları rahatlıkla aforoz etme, dışlama, hakaret etme, yani “ötekileştirme” hakkını “Demokrasi” adına kendilerinde görmektedirler.

Velhasıl bu ülkede demokrasinin en büyük düşmanı ve yerleşmesini engelleyen en büyük husus “demokrasi tacirliği”dir. Her bir ideolojinin mensuplarının sadece kendilerini, iyiye, doğruya, ileriye, güzele layık görüp ötekini “yok etmesi”dir. Bu tavır Türk düşüncesinde olduğu kadar siyasi yaşamında da ciddi bir sorundur. Yıllarca kendilerinden olmayanı belki de haklı gerekçelerle “kartel medyası”, “yanlı medya”, “iktidar beslemesi” vs. diye suçladıkları gruplardan pek bir farkları kalmadıklarını hatta haksızlık yapmayalım onları aratır duruma gelindiğini belirtelim.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 567
Toplam Tekil 1639319
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 4.506 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu