Sonu Gelmeyen Tehcir ve Ermeniler - Erdinç Aslan - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Sonu Gelmeyen Tehcir ve Ermeniler - Erdinç Aslan
Tarih: 16.04.2009 > Kaç kez okundu? 2555

Paylaş


Her yıl nisan ayı geldiğinde Ermenileri bir telaş alır. 24 Nisan 1915’de uygulanan tehcir kanunuyla kendilerine soykırım yapıldığı iddialarına bütün dünyayı inandırmaya çalışan Ermeniler özellikle bu ayda propaganda faaliyetlerine yoğunluk kazandırırlar.

Oysa dünya kamuoyunun görmek istemediği hatta ülkemizde bile birçok kimsenin farkında olmadığı bir gerçek var. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Türk tehciri... Ermenilerin propagandalarını yoğunlaştırdığı bu dönemde Türklere karşı giriştikleri katliamların, soykırımların ve tehcirlerin iki asırdan beri nasıl sistematik bir şekilde devam ettiğini bir kez daha hatırlamakta yarar var.

10 Şubat 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Antlaşmasının en derin tesiri bu antlaşmayı imzalayan Ruslar ve İranlılar üzerinde değil, Kafkasya’da yaşayan Türkler üzerinde olmuştur ve bu tarih, sonu gelmeyecek bir tehcir’in, bir soykırımın başlangıç günü olacaktı.

1800’li yılların başlarında nüfusunun yüzde 80’inden fazlası Türklerden oluşan bugün ki bağımsız Ermenistan’ın kurulu olduğu araziler, o tarihlerden başlayarak günümüze kadar devam eden ve çeşitli dönemlerde değişik yöntemlerle uygulanan tehcir ve soykırımlarla günümüzde tek bir Türk’ün bile yaşamadığı topraklar haline getirilmiştir.

Bölgenin o tarihlerdeki demografik yapısıyla ilgili birçok belge bulunmaktadır. 1590’da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen Revan (Erivan) Tapu Tahrir defterinde kayıtlı köylerden yüzde 80’inden fazlası Türk Köyü idi ve bu köylerin tamamının ismi Türkmen boy ve oymaklarına ait isimlerdi. Ermeni Tarihçilerden Z. Gorgodyan’ın, 1932 yılında Erivan’da bastırılan “1831-1931’inci Yıllar Arasında Sovyet Ermenistan’ın Ahalisi” (Ermenice) adlı kitabında Ermenistan’da kayıtlı 2310 yerleşim yerinden 2000’nin adının Türkçe menşeli olduğu kaydedilmiştir.1

Türklere sadakatle bağlı oldukları için Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeniler Osmanlıların zayıflamaya başladığı 1700’lü yılların başından itibaren Türklere karşı düşmanca tutumlar içine girmişlerdi. Sadakatlerine en fazla ihtiyaç duyulduğu dönemlerde Osmanlı’nın düşmanlarının yanında yer alan Ermeniler özellikle Kafkasya’da üstünlüğü ele geçiren Ruslara çeşitli defalarda müracaat ederek bu bölgede bağımsız bir Ermenistan, bağımsız bir Hıristiyan Devleti kurulması için kendilerine yardım etmeleri talebinde bulunmuşlardı.

1828 yılındaki Rusya-İran savaşından Rus Çarı I. Nikola’nın galip gelmesiyle iki ülke arasında 10 Şubat 1828’de Türkmençay Antlaşması imzalanır. Antlaşmaya göre bugün ki Ermenistan denilen arazinin tamamı ve Nahçivan bölgesi Rusya’nın egemenliğine geçer.

Nikola, antlaşmanın ertesi günü Erivan, Nahçıvan ve Ordubad’ı içine alan bölgeyi "Ermeni Vilayeti" olarak adlandıran fermanını ilan eder. Rus Generali Graf Paskyeviç Erivanski’nin emri ile bölgede nüfus tespiti yapılır, İ. Şopen tarafından yapılan tespitte bu arazide 118.650 kişi yaşadığı belirtilir, 81.749 Müslüman ve 25.131 Ermeni bulunduğu kayda alınır. 2

Türkmençay Antlaşmasından sonra Kafkasya’da üstünlük kuran Ruslardan cesaret alan Ermeniler kısa sürede bu bölgelerde tehcir ve katliam hareketlerine girişirler. Her yeri yakıp yıkan Ermeniler Türk köylerine saldırarak binlerce Türkü katledip, binlerce Türkü yaşadığı topraklardan zorla çıkartırlar. Bu, onların sonu gelmeyecek katliamlarının da başlangıcı olur. 1828-1829 yılları arasında, yani yalnızca bir yıl gibi kısa bir sürede 420 Türk Köyü zorla boşaltılır ve 105 köye İran’dan göç ettirilen Ermeniler yerleştirilir.3

Burada yaşayan Türkleri azınlık durumuna düşürmek için yalnızca Ermeniler değil, Yezidi Kürtler ve Rumlarda getirilerek boşaltılan Türk Köylerine yerleştirilirler. 1828 yılında 118.650 olan toplam nüfusun 25.131’i Ermenilerden oluşurken 1831 yılına gelindiğinde Ermenilerin nüfusu 241.112’ye ulaşır.

Ermeni Katliamları yalnızca Kafkasya bölgesiyle sınırlı kalmaz, kısa sürede Anadolu’ya da sirayet eder. 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanlarıyla Osmanlının kendilerine tanıdığı geniş özgürlükleri kötüye kullanan Ermeniler Anadolu’nun birçok yerinde ayaklanmalar çıkarırlar. Özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından Rusların galip gelmesi Ermenileri daha da saldırganlaştırır. Silahlanan Ermeniler Müslüman halka saldırmaya başlarlar. 1905 yılında Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’e suikast teşebbüsünde bulunacak kadar gözleri dönen Ermeniler bunda muvaffak olamazlar, fakat daha sonraki yıllarda birçok Osmanlı Paşası ve devlet adamı suikastlarla hayatlarını kaybeder. Ermeniler bu sinsi ve kahpe yöntemi sonraki nesillerine de miras bırakırlar.

Anadolu’nun hemen hemen her yerinde devlete isyan bayrağı açıp ayaklanan Ermeniler Kafkasya’da da boş durmaz, katliamlarına devam ederler. 1905 yılında Ermenistan’ı tamamen Türklerden arındırmak arzusunda olan Taşnaksutyun Komiteleri Türk köylerine saldırarak mahsum köylüleri öldürmeye başlarlar. 1907’ye kadar devam eden olaylarda Eçmiadzin (Üçmüezzin), Gümrü, Zengezur, Erivan, Nahçivan ve Karabağ bölgelerinde Türkler kitlesel olarak kırgına uğrar, pek çok köy boşaltılır, binlerce insan göç etmek zorunda kalır.

I. Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte, karşı cephede yer alarak Ruslarla birlikte Osmanlı’ya karşı savaşan Ermeniler devletin kontrolünden tamamen çıkar. Özellikle Ermenilerin bölgeyi iyi bilmeleri Rusların çok işine yaramaktaydı. Sarıkamış Harekâtı ve Çanakkale Savaşları sonunda birkaç ayda yüz binlerce şehit veren Osmanlı Devleti, Ermenilerin yüz yıla yakındır sürdürdükleri bu hainliklerine artık tahammül edemez onları cephe gerisine taşımaya karar verir. 24 Nisan 1915’de uygulanmaya başlanan yer değiştirme ile Ermeniler, imparatorluğun daha güvenli yerleri olan Suriye ve civarına yerleştirilirler.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondoros Antlaşması ile Osmanlı Devleti çok ağır bir yara alır. Özellikle Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun bir bölümünden çekilmek zorunda kalan Osmanlı’nın terk ettiği topraklarda bir kez daha Ermeniler tarafından tarihin en acımasız, en vahşi katliamları yapılmaya başlanır. Başbakanlık Devlet Arşivlerine göre 1910-1922 yılları arasında Anadolu’da Ermeni Çeteleri tarafından öldürülen Türklerin sayısı 523 bin 955 olarak gösterilmektedir,4 yine aynı şekilde 1918-1920 yılları arasında Ermenistan’da yaşayan 575.000 Azerbaycan Türkünün 565.000’i katledilmiş veya zorla göç ettirilmişti.5

Ermenistan’ın Bolşevik Rusya’nın hâkimiyetine girmesiyle Türk tehcir’i ve soykırımı sona ermez, aynı şiddette devam eder. 1953 yılına kadar Ermenistan’da yaşayan 53 bin kişi zorla göç ettirilir ve bir o kadarı da baskı ve zulümlerden bıkarak kendi isteğiyle göç eder.6

1970’li yılların ortalarından itibaren Ermeniler dedelerinden kendilerine miras kalan yöntemlerle tekrar cinayetlere başlarlar. Hedef bu sefer Türkiye’nin yabancı ülkelerdeki temsilcileri olur. 27 Ocak 1973 tarihinde Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’in 78 yaşındaki Amerikan uyruklu ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyan tarafından şehit edilmesiyle başlayan katliamlar 1984 yılına kadar devam eder. Bu saldırılarda 42 diplomatımız katledilmiş, 4 yabancı da Ermeni kurşunlarıyla hayatlarını kaybetmişlerdi.

1980’li yılların sonuna doğru Ermeniler bir kez daha hedef değiştirler ve saldırılar yine Azerbaycan Türklerine yönelir. Mayıs 1988’den itibaren Azerbaycan Türklerine karşı yapılan baskılar daha da artar. Ermenistan Bakanlar Konseyi eski Başkan Yardımcısı Arutyunyan’ın elebaşı olduğu silahlı Ermeni çeteleri köylere hücum ederek evleri yağmalamaya, Türkleri katletmeye başlarlar. Hiçbir yerden destek alamayan Türkler baskılara dayanamayarak, Azerbaycan’a göç etmek zorunda kalırlar. 1988-1989 yılları arasında 230 bin Azerbaycan Türkü yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan zorla çıkarılır. 1989’da Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin tamamı Ermenilerin yaptığı zulme dayanamayarak Ermenistan’ı terk etmek zorunda kalırlar.

Türkleri tamamen Ermenistan’dan çıkaran Ermeniler bununla yetinmeyip, Azerbaycan toprağı olan Karabağ’a ve diğer Türk şehirlerine saldırırlar. 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 reyon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının %20 sini işgal ederler. İşgal edilen bölgelerden Yukarı Karabağ’dan 192.300 kişi, Laçin’den 59.500 kişi, Şuşa’dan 29.500 kişi, Kelbecer’den 50.500 kişi, Ağdam’dan 158.000 kişi, Fuzuli’den 100.000, Cebrayil’den 51.600 kişi, Gubatlı’dan 30.300 kişi ve Zengilan’dan 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak Azerbaycan’ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edilirler.7 1994 yılında 25 Şubatı 26 Şubat’a bağlayan gece Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan 613 kişi Ermeniler tarafından katledilmişti. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 7’ten fazlası ise yaşlıydı. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştu. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştu. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştü.8

Görülüyor ki Ermeniler 180 yıldan beri sürekli Türklerin yaşadığı yerlere saldırarak, hem topraklarını genişletip, hem de o bölgenin ahalisine soykırım uygulamışlardır. Parlametolarında Ermenilerin haksız iddialarına çanak tutanlar bu gerçeği görmezden geldikleri gibi bunları dile getirenlere de hapis cezası verebilecek kadar haksız uygulamalar yapmaktadırlar. Oysa iki asırdan beri Ermeniler tarafından gerek Anadolu’da, gerekse Azerbaycan’da katledilen Türklerin (yalnızca resmi kayıtlara geçen) sayısı birliğe üye ülkelerin birçoğunun nüfusundan fazladır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 20
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 476
Toplam Tekil 1637537
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu