Emperyalist Senaryolar Tekrar Sahneleniyor - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Emperyalist Senaryolar Tekrar Sahneleniyor - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 01.08.2012 > Kaç kez okundu? 1890

Paylaş




Ortaçağ’dan beri yeni sömürgecilik yöntemleri kurumsallaşıp dönemin Avrupalı Devletleri, tarafından bütün dünyanın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yağmalanması doğrultusunda kaoslar ,iç çatışmalar, etnik ve dinsel ayrımları ortaya körüklemek, teşvik etmek ve nihayet iç savaşlar çıkarmak suretiyle sayısız millet, devlet ve halkın üzerene saldırılmış ve çeşitli entrika ve diplomatik oyunlarla bu haksız müdahalelere yasal zemin hazırlanmıştır.Daha sonra Amerika Birleşik Devletlerinin ortaya çıkışıyla sömürgecilik yöntemleri de batılıların teknolojik üstünlükleri sayesinde yeni sömürgecilik ve daha sonra emperyalizm olarak bütün dünyayı hakimiyeti altına almayı hedeflemiştir.

Sömürgeye, emperyalist saldırılara ve batı tahakkümüne karşı koymaya çalışan bütün egemen, bağımsız ve antiemperyalist yönetimler ve devletler batının hedef tahtasına oturtularak kimi zaman Vietnam, Kore, Angola, Irak, ve benzer Ülker gibi doğrudan saldırgan ABD ve müttefikleriler inin ordularının hedefi haline gelmiş ve yerle bir edilmiştir, kimi zamanda sözüm ona insan hakları, demokrasi, etnik ve dinsel azınlıkların hakları gibi bahanelerle önce denetimlerindeki uluslararası medya, basın yayın ve haber ajansları vasıtasıyla bağımsız devletleri kamu oyunda yıpratmaya, müdahaleye zemin oluşturmak amacıyla, BM Güvenlik Konseyi ve benzer kuruluşlardan kararlar çıkarmak bunu da yapamıyorlarsa NATO gibi askeri organizasyonları devreye sokmayı başlıyorlar.

ABD ve diğer batılı emperyalist devletlerin kanlı tarihi bu tip savaş ve saldırılardan oluşmaktadır. Sömürgecilik, saldırı, savaş ve müdahaleler yapmak için entrika yapmak bu devletlerin siyasal sistemlerinin şah damarını oluşturmaktadır. Zaten devlet sistem ve aygıtları bu yöntemlere göre oluşturulmuştur. Buna şaşırılacak değilim. Esas rahatsız olduğum husus bizim tarih boyunca doğrudan ve ya dolaysız bir şekilde emperyalist saldırılara maruz kalmış bir toplumda bile aydınlar, yazar ve hatta uzman olarak ortada dolaşanlar yanı başımız da cereyan eden ve hatta ülkemizin ulusal güvenliğini tehdit eden olaylara bile batının gözü ve bakış açısıyla bakmayı marifet saymaktadırlar.

Bu hususta Suriye örneği üzerinde durmamız gereken olayların başında gelmektedir. İki yıl öncesine kader bu ülkeyle çok yakın, dostane hatta stratejik ortalığa varacak ilişkilerimiz söz konusuydu. Ekonomik, siyasi, kültürel , sosyal ve hemen hemen bütün sahalarda işbirliği imkan ve olanaklarımız günden güne gelişerek devam etmekteydi. Ekonomik kiriz batağında olan batı, yayılmacı hedeflerine ulaşmakta ülkemizi en büyük engel olarak gören Siyonist İsrail ve Ortadoğu’da ABD’nin uşaklığını kimseye kaptırmaya niyeti olmayan Mürteci Suudi Arabistan ve ABD köleliğinde ondan geri kalmak niyetinde olmayan Katar gibi devletçikler ülkemizin Ortadoğu dan başlayarak Kuzey Afrika’ya , Afrika’nın içlerinde Asya’nın steplerine uzanan bu geniş coğrafyada istikrar adası olarak ekonomik, siyasi, sosyal ve demokrasi geleneğiyle örnek olma yolundaki atılımlarımızdan ve ataklarımızdan rahatsız olarak bizi içinden çıkılmayacak girift ve karmaşık Ortadoğu denklemlerinin içine çekmeye ve Suriye krizinde taraf olmaya çekmeyi başarmışlardır.

ABD, Fransa ,Köhnemiş, dişleri dökülmüş yinede zatı bozuk olduğundan emperyalist karakterinden, entrikalarından vazgeçmeyen İngiltere, diğer iyili ufaklı devletler ve tabi onların uşakları, kapı kulları, bekçi köpekleri olan Mürteci Suudi Arabistan,Siyonist İsrail, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve diğer gerici şeyhler ve emirler ve son zamanlarda Amerikan Emperyalizmini ve Siyonizm’in eb büyük yardakçısı ve oyuncağı Arap Ligi (Arap Birliği) karar vermişler egemen ve bağımsız Suriye Devletini yıkacaklar, bölecek, parçalayacak ve Taliban benzeri bir yönetimi iş başına getirecekler.

Bütün bunları da demokrasi ve insan hakları maskesi altında gerçekleştirecekler. İşsiz güçsüz, maceracı, fareler misali batan gemiyi terk eden karaktersiz, satılmış askerler, toplumda bir yer edinememiş, serseri, lümpen ve kandırılmış gençler CİA, MOSAD ve benzer istihbarat örgütlerinin organizasyonunda, El-Kaide ve diğer terör örgütleri öncülüğünde kirli Suudi ve Katar Petro dolarlar finansmanında Ortadoğu Mukavemet Cephesi,nin en önemli devletlerinden biri yıkmaya , parçalamaya ve ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar.

Daha şimdiden leş kargaları Kuzey Suriye, Batı Kürdistan, Alevi, Nüsairi yok Sünni Devlet gibi terimler konuşur oldu, hatta değerli yorumcularımız; çoktan sınırları çizmeye başladılar bile. Hafta başında ABD Suudi ve Siyonist İsrail destekli Selefi terör örgütleri Irak’ı daha da istikrarsızlaştırmak amacıyla bugün bu ülkenin 7 kentinde en az 30 terör saldırısı yaparak 300 den fazla masum Irak vatandaşımın ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuşlardır.

Bu sadırlıların arkasında Irak’ın seçilmiş hükümeti ve başbakan Nuri El Maliki’nin Suriye krizin de Anglosakson-Suudi-İsrail ittifakının karşısında yer alarak Selefi ve El-Kaide’li teröristlerin Suriye sınırlarından Suriye’ye sızmalarına izin vermemesi. Kardeş Ülke Suriye’nin bölünüp parçala projesi Mürteci Suudi, Katar, BAE, Siyonist İsrail ve benzeri devletler tarafından gerçekleşe aşamasındayken Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı M.Barzani’de Suriyeli Kürt Gurupları bir araya getirerek Washington’daki erbaplarına karşı görevini yerine getirme ya devam etmiştir.

Ortadoğu ülkeleri birer birer planlı bir proje çerçevesinde istikrarsızlaştırılarak parçalanmaya çalışılıyor. Zavallı Bahrin Halkı Suudi Askerlerin baskısı ve işgali altında inlerken, Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgelerinde ki Goteyif, Elevamiye, Elrebiiye ve diğer kentlerde halkın haklı isyanını bastırmak için sıkı yönetim uygulayıp sivil halka kurşun sıkarken ,Burma’da binlerce masum ve sivil Müslüman Siyonistlerin tahriki sonucu Budistler ve devlet güçleri tarafından diri diri öldürülüp , tecavüze uğrayıp ,evlerinden ve yaşadığı yerlerden kovulurken sözüm ona insan hakları yanlısı Batılı Haber Ajanslarından hiç ses çıkmıyor.

ABD ve diğer müttefikleri her fırsatta BM Güvenlik Konseyinden Suriye’ye askeri bir müdahaleye yol açacak karar çıkarma peşindedirler. Libya için de insani yardım ve uçuşa yasak bölge uygulanması bahanesiyle Güvenlik Konseyinden 1975 sayılı karar çıkartıldı, kıssa sürede NATO uçakları bu zavallı ülkede taş taş üstünde bırakmadılar. Ülkenin bütün kentlerini harabeye çevirerek altyapı ve üst yapıyı tahrip ettiler, tabi tarihinin en büyük ekonomik krizini geçirmekte olan batı şirketlere yeni iş sahaları ve yeni kaynaklar gerekliydi,

Kim ne derse desin şuanda komşumuz Suriye üzerinde kirli bir oyun oynanmaktadır. Bunca yıl gördüklerim, okuduklarım ve yaşadıklarımdan öğrendiğim tek bir gerçek var. Buna göre batılı emperyalist ve sömürgeci devletler asla ve kata kendi menfur emellerine hizmet etmeyecek, maddi ve manevi çıkar sağlamayacak her hangi bir eylemi, hareketi ve olayı desteklemezler. Söz konusu devletlerin her ne düzeyde ve oranda olursa olsun bir halk ayaklanmasını, hareketi ve benzer toplumsal hareketliliği desteliyor ve gündeme getiriyorlarsa mutlaka çıkarları ve menfaatleri söz konusudur.

Suriye’deki yönetimin devrilmesi durumda bu durum hangi ülkeye yarar sağlayacaktır. Bunun tek cevabı var , Siyonist İsrail devletine. Karabasan gibi batılı devletler tarafından Ortadoğu Halklarının başına musallat olan İsrail Devleti son yıllara kader yayılmacı politikaları çerçevesinde çıkardığı bütün savaşlardan galip çıkmıştır. Bunun tek istinası 2006 yılında Lübnan Hizbullah’ı ile 33 Gün savaşı adlandırılan direniş savaşıdır. Bu onurlu direnişte Terörist İsrail devleti acımasız savaş maki asının bütün imkanlarını kullanarak Hizbullah’ın direncini kıramamış ve tarihinin ilk yenilgisini tatmıştır.

O tarihten itibaren Siyonistler ve destekçisi ABD, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar ve diğer satılmış batı uşağı yönetimler direnişin sembolü konumuna yükselen Lübnan Hizbullah’ı hedef tahtalarına oturtmuşlardır. Sosyal, eğitim, ekonomik ve diğer sahalarda Lübnan Hükümetinin koalisyon ortağı olan bu hareketi zayıflatmak, izole etmek ve ortadan kaldırmak amacıyla türlü entrika ve oyunlara baş vurmuş, acil olarak Lübnan direnişin lojistik, maddi ve ikmal yollarını kesmek amacıyla anti Siyonist cephe yani’ İran, Suriye, Lübnan (Hizbullah) ve Gazze’deki Hamas arasındaki bağları kesmek amacıyla söz konusu coğrafyanın irtibat yollarında sorunlar çıkarmaya hatta kesmeyi planlamışlardır

Suriye’yi istikrarsızlaştırmak amacıyla seferber olan güçlerin hedefi öncelikle egemen, bağımsız ve onurlu bir dış politika uygulayan bu devleti zayıflatmak, kaosa ve kargaşaya sürükleyerek El-Kaide gibi ABD patentli terör örgütlerin desteğiyle Irak’taki gibi Sünni, Şii ve Kürt çatışması çıkararak iç savaşa sürüklemek, ülkeyi etnik ve dinsel bazda bölünmeye götürmek, Lübnan’ı tekrar iç çatışmalar ve mezhep savaşlarına sokarak Hizbullah’ı enterne etmek nihayetinde Suriye’nin diğer iki komşusu yani Türkiye ve İran’ı olaylara dahil ederek söz konusu ülkelerde iç çatışmalar çıkarmak ve en sonunda karşı karşıya getirmek.

Bu kirli plan, hedef ve amaçları görmek ve anlamak için kahin olmaya gerek yok. Daha önce benzer şeytani planlar la aynı batılı güçlerin Irak, Afganistan ve diğer ülkelerde sahneye koydukları kanlı oyunları hala sözüm ona demokrasi ve sözde terörle mücadele yaftası ve yalanı altında son hızla sürerken, neden hala aynı saldırgan ve sömürgeci güçlerin oyuncağı olmakta, maşası haline gelmekte ısrar ediyoruz, anlamakta güçlük çekiyorum. Neden egemen güçlerin emperyalist çıkarları doğrultusunda Ortadoğu Haritasını yeniden çizerken, bu yeni paylaşım sürecinde binlerce masum insanın hayatına kıyıp, egemen , ulus ve hakim devletleri yıkmaya çalışırken bunca acı tecrübeye rağmen onların peşinden gidip, değirmenlerine su taşıyoruz.

Bazı öğrencilerim Burma (Miyanma) da Müslümanlara yönelik cereyan eden insanlık dışı katliam hakkında yazmamı ve bu konuda bilgilerimi paylaşmamı istediler. Açıkçası bu yazımın başında da değindiğim gibi olayları değerlendirirken vuku bulan hadiselerde devletlerin ve onların güdümündeki kitle iletişim araçlarının tavır ve bakışından bağlı bulundukları devletlerin niyet ve yaklaşımlarını öğrene biliriz. Burma’da meydana gelen , binlerce masum ve sivil Müslüman’ın güvenlik güçlerinin desteğiyle Budist Çetelerce katıl edilip, diri diri yakılıp, kadınlarına tecavüz edilip, malları, mülkleri yağmalanırken ,neredeydi batının sözüm ona özürlükten , haktan hukuktan yana iletişim araçları, sivil toplum hareketleri, kendilerini Kadimine Haremeyine Şerif yani Kutsal Mekanların Kuruyucusu diye adlandıran Mürteci Suudi Arabistan, Son dönemlerde batı yardakçılığında Arabistan’la yarışan Katar, Arap Ligi ve her konuda sesleri çıkan Müslüman Liderler neden Burmalı Müslümanlara karşı yapılan bu soykırım karşısında susuyorlar. Çünkü emir büyük patron yani Amerika’dan geliyor. Zira olayların arkasında yine ABD var. Nasıl Mı?

Tibet Cin Halk Cumhuriyeti Toprakları içinde Hindistan Sınırında dağlık stratejik bir bölgedir. Başkenti Lahasa olup 17 yüz yıldan itibaren Dalai Lama’lar yönetiminde idare edilmektedir. Tezin Giyatesu 1937 yılından itibaren daha 15 yaşındayken Budist inancına göre Budanın Ruhunu içinde taşıyor diye yönetimin başına geçirilmiştir. 24 yaşındayken Batının (ABD, İngiltere) teşvikiyle yaşadıkları bölgenin özetliği ve Çin’den koparılması için faaliyetlere başlamış, sonunda Hindistan’a sürgün edilmiştir.

Daha sonra ABD’ye yerleşerek yıkıcı faaliyetlerini buradan yürütmüştür. 2001-2007 yıllarında defalarca gizlice Beyaz Saray’da ABD başkanlarıyla görüşmelerde ve müzakerelerde bulunmuş, başta CİA olmak üzere batılı istihbarat teşkilatları tarafından özgürlük ve demokrasi kahramanı gibi batı kitle iletişim araçları tarafından lanse edilmeye başlamıştır.

Burma yönetimine göre Müslümanlar ülkenin 48 milyonluk nüfusunun sadece %4 oluşturmaktadırlar, oysaki orada yaşayan Müslümanlar ve tarafsız gözlemcilere göre bu oran %20 civarındadır. Müslümanların çoğunluğu Bangladeş sınırındaki Rakin Kilid ve Arakan eyaletinde yaşamaktadırlar. Türkçe, Bengalice, Farsça ve Arapçadan oluşan Ruhinga dilini konuşan Burmalı Müslümanlar Burma Yönetimince sürekli baskı görmüş bütün insani ve dini hak ve hukuklarından alıkonulmuşlardır. Özellikle 1962 yılında askeri darbe ile iktidara gelen general Ne Win döneminden itibaren bu baskılar artarak devam etmiştir.

Burmalı Budistler Dalai Lama ile sıkı ilişkiler içindedirler. Hata Dalai Lama Budist Rahiplerin ruhani lideri konumundadır. Sıradan Budistler, kendi ruhani liderlerinin izini hatta teşviki olmadan asla Müslümanlara karışı hiçbir eyleme ve saldırıya girişmezler, tabiatıyla Budist ruhani liderleri de Dalai Lama’dan izinsiz bir girişimde bulunamayacaklarından bu saldırı ve soykırım girişinin emrinin nerden geldiği aşikar değimlidir. Kaldı ki Olaylar tamda ABD dış İşler Bakanı Hillary Clinto’nun Başkent Naypyidaw da başkan Thein sein’le görüşmesinden sonra meydana gelmesi tesadüf müdür. Bence tesadüf değildir buda başta ABD olmak üzere batı devletleri ve batı basınının bu vahşi ve planlı soykırım karşısında suskun kalmasından anlaşılıyor.

Kara_agacli@yahoo.com





*Giresun Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

BİLGESAM Orta Asya Araştırmalar Enstitüsü Direktörü





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 10
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 602
Toplam Tekil 1636896
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu