Rekabet, Medeniyet ve Krizler - Haydar Hepsev - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Rekabet, Medeniyet ve Krizler - Haydar Hepsev
Tarih: 26.11.2008 > Kaç kez okundu? 2556

Paylaş


Denge ve Adalet Medeniyeti

Osmanlı Devleti, Ortadoğu ve Balkanlar gibi iki zor coğrafyada 400 yıldan fazla hüküm sürdü. Bu iki bölge, hem coğrafi hem etnik hem de dini açıdan çok fazla çeşitliliğin ve rekabetin olduğu yerlerdir. Dünyanın başka yerlerinde bu kadar etnik ve dini farklılık bulunmamaktadır.

Osmanlı her iki bölgede de iyi hatıralar bıraktı. Bunun iki sebebi var: Birincisi, adalettir ve insan haklarına riayettir. Osmanlı’nın Müslim, gayr-i Müslim ayırımı yapmadan hukukta, siyasette, sosyal hayatta gerçekleştirdiği adalettir. Mesela Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde isteseydi Fener Patrikhanesi’ni tamamen ortadan kaldırabilirdi. Kaldırsaydı ne olurdu; Ortodoks Hıristiyanların dinlerine müdahale etmiş olmakla kalmayıp belki de Hıristiyan âleminin birleşip Osmanlı’ya karşı yeniden bir Haçlı seferine kalkışmasına sebep olabilirdi. Ya da başsız ve kilisesiz kalan Ortodokslar, isyan edip Osmanlı’nı başını ağrıtabilirdi. Yani Fatih’in böyle bir davranışı uzun vadede devletin aleyhine olacak bir vahim bir hata olabilirdi. Osmanlı’nın adaletinin Boşnakların, Arnavutların, Pomakların ve Balkanlardaki diğer bazı insanların Müslüman olmalarına yani devletin doğal müttefiki haline gelmelerine yol açtığı da bilinen bir gerçektir. Bu Osmanlı’nın adaletiyle ilgili sadece küçük bir örnektir. (Şunu da eklemek gerekir ki adalet derindir, uygularken ilk elde anlaşılmayabilir ama yanlış bir hüküm, yüzyıllar sonra bile karşınıza çıkabilir ve ondan ötürü suçlanırsınız.)

İkinci sebep de şudur: Osmanlı, gittiği hemen her yerde birçok medeniyet eseri inşa ederdi. Cami, medrese, imaret, kütüphane, han, hamam, kervansaray, tekke, köprü, yol gibi o devirde inşası çok masraflı medeniyet eserleriyle hem Balkanlara hem de Ortadoğu’ya büyük yatırımlar yapmıştır. Yani almasını bildiği kadar vermesini de bilmiştir. Osmanlı’nın sömürgeci olmadığına en büyük delil işte budur. (Buralara daha çok yatırım yapılıp Anadolu’nun ihmal edildiği şeklinde bazı eleştiriler vardır. Osmanlı elbette Anadolu’yu ihmal etmemiştir ama) Balkanlar ve Ortadoğu’ya yapılanlar sayesinde, halkların gönlü kazanılmış ve dolayısıyla yönetim kolaylaşmış hem de buralara Osmanlı’nın mührü vurulmuştur. Bu konuda Roma medeniyetiyle paralellik kurulabilir. Gerçi Roma’nın gittiği yerlerde yaptığı mimari eser ve abideler onun gücünün taştan simgeleriydi ama yine de insanların işine yarıyordu yani Roma da almakla beraber az çok verebilen bir uygarlıktı.

Sömürgeci Medeniyet

Bugünkü Batı’ya gelirsek... Yaklaşık iki yüzyıldır süregelen, son yüzyılda iyice pekişen, geçen yüzyılın sonunda da tekleşen hâkimiyetiyle Batı, kelimenin tam anlamıyla sömürgeci bir uygarlık olmuştur. Girdiği her yeri iliğine kadar sömürmüş ve oralarda adaleti yerleştirememiş, medeniyet namına da büyük bir eser bırakmamıştır. (Yani takipçisi olduğunu iddia ettiği Roma’yı bu konuda taklit etmemiştir.) Batı, mesela, Afrika’daki açlıktan iki sebepten sorumludur. Birincisi, vahşi sömürgecilik döneminde Afrika’nın bütün yaşam kaynaklarını kuruttuğundan; ikincisi, kendisi refah içinde yüzmesine rağmen Afrika’ya gerçekten yardım etmediğinden. Bu özelliğiyle Batı, kendisinin dışındaki bütün dünyanın olumsuz duygularını adeta celbetmektedir.

Diğer taraftan Batı, hâkimiyetinin başladığı zamandan itibaren dünya barışını hiçbir zaman kuramamıştır. Batı, kendi içinde bile barışı sağlayamadığından dünyayı iki defa kana bulayabilmiştir. Dünya barışını kurabilmenin göstergesi Ortadoğu’dur. Ortadoğu’da barışı kuramayan hiçbir süper güç, uzun vadede hükümranlığını devam ettirememiştir. Bu kaziyye, bütün tarih için geçerlidir. Çünkü burası bütün dinlerin gözbebeğidir, çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu kadar çok çeşitli insan, ırk ve din yoktur. Bugünkü tekli dünyanın ve Batı’nın lideri Amerika, Ortadoğu’da barışı nasıl sağlayabilecektir? Batı’nın ileri karakolu olarak kurdurulan İsrail devletine rağmen bu barış kurulabilir mi? Gözü güçten, zenginlikten, petrolün ve doğal kaynakların tek sömürücüsü olmaktan başka bir şey görmeyen Amerika, bu hırslarla barışı sağlayabilir mi?

Batı, çok çalışkandır, çok gayretlidir; yaptığı her hareketin mutlaka entelektüel (tarihi, coğrafi, demografik) alt planını çok iyi hazırlamaktadır. Mesela, yüzyılın başında Amerikalı bir arkeolog olan J. Breasted tarafından geliştirilen Bereketli Hilal (İng. Fertile crescent; daha geniş bilgi için bkz. Ana Britannica) kavramı Ortadoğu’yu yönetmenin ipuçlarını veriyor. Kavram, Fırat, Dicle ve Nil’i kapsayan dünyanın medeniyetler ve zenginlikler beşiği olan bölgeyi ifade ediyor. (İşin enteresan tarafı petrolün ve diğer birçok değerli maddenin de bu bölgenin zenginliklerinden olmasıdır.) ABD, Irak ve Somali harekâtlarıyla Bereketli Hilal’i iki uçtan kuşatmış oldu. İsrail ise Bereketli Hilal’in ortasına konmuş bir bombadır.

Batı, bu tür hazırlıklarla yetinmeyip bütün propaganda (inandırma, kandırma) yöntemlerini de uygulamaktadır. (Irak ve Somali harekâtlarından önce dünya kamuoyunun etkin propaganda yöntemleriyle medya tarafından nasıl yönlendirildiğini hatırlamak gerekir. Belgeseller ve haber programları ile insanların zihinlerini olası harekâtlara hazırlama/inandırma çalışmalarında, Batı ve ABD pek mahirdir.)

Ayrıca üçüncü kol faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Körfez Harekâtı sıralarında 7.000 CIA casusunun Ortadoğu’da görevlendirildiğini Amerikan basın organları açıklamıştı. Bunun yanı sıra günümüzde üçüncü kol faaliyetleri medya içine sızmayı gerektiriyor. Batı, kendi görüşlerini bütün dünyaya aktaran basın organları ile yetinmiyor; karşı cepheden de etkin gazetecileri ve yayın organlarını da satın almayı ihmal etmiyor. Sonuçta sizi, size öyle anlatıyorlar ki kendinize bile seve seve düşman oluyorsunuz!

En Büyük Krizin Ortasında

Mikrop, her zaman ve her yerde vardır ama insanın hasta yapmak için bünyesinde bir zaaf olmasını bekler. Hasta olmamak için mikroplardan korunmalıdır, daha da önemlisi vücudu sağlam tutmak için çalışmalıdır. 18. yüzyıldan itibaren başlayıp 20. asırda iyice kesinleşen kriz, İslam’ın en büyük krizi oldu. İlk kriz hicri 2. ve 3. asırlarda yaşanan felsefi (itikadi, ilmi) buhrandı. Sebepleri de İslam’ın kısa zamanda yayılmasıyla çok çeşitli ırktan insanın Müslüman olması; böylelikle çok fazla kültür, medeniyet ve felsefeyle İslam’ın karşılaşması ve Arapçaya çevrilen çok çeşitli kadim eserlerin zihinlerde meydana getirdiği karışıklık idi. Ümera (yöneticiler) ve ulema (bilginler) el ele vererek bu krizi aştılar ve bu dönemde İslam’ın ilim alanında en büyük eserleri de ortaya konmuş oldu.

İkinci kriz, Haçlı ve Moğol istilalarının yaşandığı iki meş’um yüzyıldadır. Bunun sebebi de İslam âlemindeki birliksizlik ve büyük bir İslam devletinin bulunmayışıydı. Bu kriz de (Muhyiddin Arabî, Mevlana Celaleddin Rumi, Şehabeddin Sühreverdi, Şeyh Sadi-i Şirazi, İbn Teymiyye, Abdülkadir Geylani, Şeyh Necmeddin Kübra gibi) bilginlerin, şeyhlerin ve fakihlerin büyük etkisiyle aşıldı. Memluk, Osmanlı ve Babür devletlerinin doğurduğu bir İslam rönesansıyla neticelendi.

Üçüncü kriz ise hem fikri-felsefi-manevi boyutu hem de İslam âlemindeki birliksizlik cephesiyle en uzun süren en büyük kriz oldu. Öncekiler bu kadar derine inmemişti. Müslümanlar kendi değerlerini hiç bu kadar yitirmemişlerdi. İslam, kendi çocuklarını hem sayı hem de zihinsel olarak hiç bu kadar kaybetmemişti. Kendi içimizden kendimize hiç bu kadar ihanet edilmemişti.

Bu en büyük buhran ve karmaşa halen devam ediyor maalesef. Batı’ya karşı koyabilecek güçlü bir devlet veya birlik de yok. Batı da bunu fırsat bilip bastırıyor ve İslam dünyasını artık ayağa kalkamaz bir hale getirmek istiyor.

Bütün bu dağınıklığa rağmen İslam, Batı medeniyetine karşı koyabilecek tek uygarlıktır, tek güç, tek umuttur. Nasıl mı diyecek olanlara cevap yukarıda diyeceğim.

www.yucedevlet.com





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 270
Toplam Tekil 1640625
IP 23.23.50.247






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.217 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu