Çağırıyorum: Gelip Alnımı Karışlasın! - Muazzez İlmiye Çığ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Çağırıyorum: Gelip Alnımı Karışlasın! - Muazzez İlmiye Çığ
Tarih: 09.04.2009 > Kaç kez okundu? 2089

Paylaş


AÇIK MEKTUP

Sabah gazetesi yazarlarından Engin Ardıç, 14 Mart 2009 günü gazetesinde yazdığı yazısında, yazdıklarının doğru olmadığını söyleyenlerin alnını karışlayacakmış. Ben kendisine meydan okuyorum: gelsin alnımı karışlasın!

Bu şahıs ya tarih okumuyor (ki çok yazık bir gazete yazarına) ya da okuyor; ama okuduklarını bilerek çarpıtıyor!.. Eğer öyleyse, yalan söylüyor, demektir. Bu da Allah korkusu olan inançlı bir kimsenin yapamayacağı bir şeydir.

Ne yazmış bu önemli yazar?

-Atatürk’ün pasaportu yokmuş...

Nasıl olur! İstanbul’dan Samsun’a gidebilmek için İngilizler pasaport vermemişler miydi? Hatta, atının bile pasaportu vardı! Onunla giden 19 arkadaşının da... Yalnız birine alamamışlardı ve o da ancak atların arasına gizlenerek yola çıkabilmişti. Bu çıkışla savaşlarda yorgun düşmüş, yığınlarla insanını kaybetmiş, ne yapacağını bilemeyen yorgun şaşkın bir milleti ayaklandırarak ülkeyi düşmanlardan temizledi ve böylece onlara büyük bir gururla pasaport verenleri, İstanbul’dan kovdu. Yoksa yalnız İstanbul’ pasaportla girip çıkmak değil, vatanımıza da pasaportla gidilecekti: eğer elimizde bir parçası kalabilseydi!..

-Atatürk, Anadolu’yu şehir şehir dolaşmaya kalkmış... Halbuki o zaman toplum o kadar donuk, ulaşım o kadar yetersiz, bir yerden bir yere gitmek başlı başına heyecan verici bir serüven gibi bir şeymiş. Onun yerine uçağa binip Atina’ya gitmeli, eski düşmanını kucaklamalı imiş!

Bu kadar hayasızlık olamaz! Eğer Atatürk o kötü yollarda bütün sıkıntılara katlanarak dolaşıp o donuk toplumu canlandırarak ve kadını-erkeği çoluğu-çocuğu ile bütün gayretleriyle uğraşarak ülkemizi düşmanlardan temizlemeseydi, bu beyefendi böyle İstanbul’da oturup düşünmeden ağzına geleni de yazamazdı!

Evet, Atatürk uçağa binip Yunan dostlarının elini sıkmadı; ama o düşmanı olan Venizelos, Atatürk’ün esir aldığı kumandana ve ayağına serilen düşman bayrağına gösterdiği insanlığı anlayarak/takdir ederek onu Nobel Barış Ödülü’ne namzet gösterdi. Diğer taraftan, asker pilot olarak yetişen evlatlığı Sabiha Gökçen’i tek başına uçakla Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’ya barış elçisi olarak gönderdiğinde, o ülkelerdeki insanlar -inanılmayacak bir coşku içinde- sokaklara dökülerek onu karşıladılar ve ayrıca devlet misafiri olarak büyük bir törenle ağırladılar. Atatürk, evlatlığını bile kendisi gibi karşılattıracak bir saygı kazanmıştı dünyada..

-Atatürk, Milletler Cemiyeti’ne gidip konuşarak kendini göstermemiş.

O, Milletler Cemiyeti’ne gitmedi; ama onlar, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini tanıyarak Cemiyet’e alacaklarını bildirdiler. Atatürk, hemen mal bulmuş gibi kabul etmedi bu teklifi. Ancak bizim şartlarımız kabul olunursa gireriz, dedi. Atatürk’ün gidip boy göstermesine gerek kalmadan şartlarımız kabul edildi ve böylece Cemiyet’e girdik.

-Atatürk’ün, İstanbul’a ve Anadolu şehirlerine geliş günleri neden büyük bir olay gibi pazarlanıyormuş! Hitler, Mussolini, Stalin’in Stuttgart’a Venedik’e, Odessa’ya gidişinin bilmem kaçıncı yıl dönümü kutlamaları var mı?

Bir kere bu şahsın Atatürk’ü bu adamlara benzetmesi kadar “banal”, bu kadar aptalca bir şey olamaz. Bunlar, devletlerinin tarihine büyük kara lekelerle girdiler. Ülkelerini, onarılması güç felaketlere sürüklediler. Atatürk ise, ülkemizi işgal eden düşmanı sürüp çıkardığı şehirlere ayağını bastığında, O’nu büyük şenliklerle karşılamıştı halk... O anıyı unutmayan şehirliler anısını devam ettiriyorlar. Kime yalakalık ediyorlar? Atatürk çoktan öldü...

-Atatürk Beyaz Saray’a, Moskova’ya, Fransa’ya giderek barış görüşmeleri gibi hatıralar bırakmamış...

O oralara giderek kimsenin kıçını yalamak istemedi. Hepsi yalakalık yaparak ne koparmak isteyeceğini, onlar da bundan nasıl yararlanacaklarını düşünecekti. Atatürk için hem kendi onuru hem devletinin onuru her şeyden üstündü; attığı adımlar ve sarf ettiği sözler de hep hesaplı idi. Aklının estiği gibi hareket etmez ve konuşmazdı. O yüzden bütün dünyada saygı gördü. Bunun en önemli kanıtı, öldüğü zaman bütün dünya gazetelerinde hakkında yazılan övgülerdi. (Nuri M. Çolakoğlu tarafından derlenen Dünya Basınında Atatürk kitabına bakılması...) Bu kitapta, yazarın büyük adam olarak Atatürk’e gelmediğini yazdığı Hitler, Atatürk hakkında neler söylüyor: Führer, Atatürk’ün yönetimindeki Türkiye’nin elde ettiği başarıların, Nasyonal Sosyalistlerin iktidara gelme yolundaki ilerlemesinde kendisine ilham verdiğini ve Türklerin vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı’nın kendisine yürüdüğü yolda ışık tutan bir örnek teşkil ettiğini, söylüyor.

Bizim yazara göre Hitler ve Mussolini, Atatürk’e ziyarete gelen Afganistan, İran ve İngiliz kralından daha üstünlermiş! Bakın hele bu yazarın bilgiçliğine!?

Atatürk, pasaport alıp yurtdışına çıkmamış; bu hem doğru hem yanlışmış! Atatürk çıkmamış; ama Mustafa Kemal çıkmış... Libya’ya gitmiş; ama o yurtdışı değilmiş... Sofya’ya, Berlin’e gitmiş; ama o zaman Osmanlı subayı olarak görevli gitmiş...

Bu adam hiç tarih okumamış! Saptan dolma veya hınzırca konuşmak buna denir. Mustafa Kemal Sofya’da yan gelip yatacağı, kadınlarla veryansın zevk edeceği yerde, askerlikten uzaklaştırmak için gönderildiği o yerden gönüllü olarak Çanakkale’ye giderek ateşin içine attı kendini ve son anda Çanakkale Savaşı’nı kazandırdı ülkeye...

Libya’ya ya da sanki keyif için gitti! Trablusgarp’ta olan savaşa katılmak için gönüllü olarak, İngilizlerin öldürmesi tehlikesini de göze alarak, kılık-kıyafet değiştirip gitti ve tam İtalyanları püskürttükleri zaman, Osmanlı devleti onu hiçe sayarak teslim ediverdi orasını İtalyanlara...

Evet, bu gazeteci beyefendiye, dinimizin öngördüğü gibi namuslu olmasını, kendisine bugünkü durumunu kazandıran Atatürk’ü -kim bilir hangi yararları uğruna- utanmadan küçülteceğim, diye tarihi kendine göre uydurmamasını, böylece gençlere kötü örnek olmamasını tavsiye ederim. Bunu ne Allah ne de Peygamberimiz onaylar.

İsterse gelsin benim alnımı karışlasın; ama korkarım eli yanar!!!

28 Mart 2009

Muazzez İlmiye Çığ





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 20
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 194
Toplam Tekil 1638083
IP 54.197.75.176






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu