SURİYE İLE SAVAŞ CİNAYETTİR. TÜRK HALKININ BU SAVAŞI ÖNLEYECEK GÜCÜ VARDIR.. - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SURİYE İLE SAVAŞ CİNAYETTİR. TÜRK HALKININ BU SAVAŞI ÖNLEYECEK GÜCÜ VARDIR.. - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 02.07.2012 > Kaç kez okundu? 1913

Paylaş


Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur; Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. ”Öldüreceğiz” diyenlere karşı “Ölmiyeceğiz” diye harbe girebiliriz. Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir cinayettir. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)



Ömrü savaş meydanlarında geçen ve muhteşem bir kurtuluş savaşını kazanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk; “Millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir” sözleriyle savaş ile ilgili karar alıcılara gereken emri net bir dille vermiştir.





Atatürk, bu sözleri bugün paldır küldür sürüklendiğimiz Suriye ile savaş gibi durumları ortamı çok önceden görerek söylemiştir.





Gazi, burada “harp” sözcüğü ile iki tarafın orduları dahil topyekün bütün unsurlarıyla her alanda yaptıkları sıcak çatışmayı tanımlamaktadır. Mahalli çatışmaları kendi milli çıkarları doğrultusunda yönlendiren küresel güçler dışında birbiri ile savaşan devletler bu tip savaşlar sonunda galip gelseler dahi maddi ve manevi çok büyük kayba uğrarlar. Çünkü bu savaşların tek galibi ülkeleri savaşa sürükleyen küresel odaklardır.





Onlar hep kazanırken sudan sebeplerle çatıştırılan ülkelerin kayıplarının telafisi kolay olmaz. Savaşan milletlerin refah ve gelişmişlik seviyelerinin savaş öncesi durumlara ulaşması ise uzun zamana ve büyük maddi desteğe ihtiyaç gösterir. Doğal olarak bu seviyeye ulaştırılmaları da yine onları çatışmaya sokan güçlerin maddi katkıları ile olacaktır. Yani onlar bu şekilde hem çatışan ülkelerin yönetimleri üzerindeki denetimlerini pekiştirecekler hemde maddi kazançlarını katlıyacaklardır. Ve bu vahşi düzen yüz yıldır değişmeden devam etmektedir.





Kanaatimce silahsız askeri keşif uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi olayı küresel güçlerin Ortadoğuyu yeniden düzenleme planının uzantısı içinde yer alan BOP uyarınca yaratılmış bir senaryodur. Suriye’de bir yılı aşkın bir süredir devam eden iç çatışma ortamı içinde meydana getirilmiş önceden planlanmış münferit bir olaydır. Bu olay Türkiye ile Suriye’yi savaşa sokarak ülkemizi her alanda güçsüz ve zayıf düşürme hedeflerine giden yolda atılmış çok açık provakatif bir faaliyettir. Asla Suriye ile savaşmamızı gerektirecek bir olay değildir.





Ak Parti döneminde komşularıyla sıfır sorun gibi çok iddialı bir dış politika uygulayan Türkiye, attığı yanlış adımlarla bütün komşularıyla sorunlu hale gelmiştir. Aslında sıfır sorun politikası özünde çok doğrudur. Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi dünyanın petrol ve enerji merkezini kontrol eden ülkelerin sımsıkı kenetlenmesi ve aynen Atatürk dönemindeki” Bağdat Paktı” benzeri bir çatı altında güç birliği içinde olabilmeleri çok önemlidir. Bu şekilde bölgede söz sahibi olmak isteyen küresel güçlerin eylemlerini durdurabilecek caydırıcı bir ortam da meydana getirilmiş olacaktır.





Fakat ABD’nin uygulamaya başlattığı BOP operasyonları bu büyük dayanışmayı önlemiştir. Ülkeler bir araya gelemedikleri gibi her biri kendi içlerinde aynen BOP haritasındaki bölünmeyi gerçekleştirecek şekilde iç savaşın içine sokularak dışarıdan müdahalelere açık hale getirilmişlerdir.





Bugün Başbakan Erdoğan’ın söylemleri açıkça bir Türkiye-Suriye savaşına doğru sürüklendiğimizi göstermektedir. Savaş kararını verecek yetkili makamlar Gazi’nin başlıkta verdiğim sözünü tekrar tekrar okumalı, millet hayatının tehlikede olup olmadığını irdelemeli ve ülkeyi geri dönülemez badirelere sokmaktan kaçınmalıdırlar.





Savaşın sıkıntısını ve getireceği yıkım felaketini sadece bizi savaşa sokanlar değil tüm milletimiz çekecektir. Bu yüzden savaş kararını alacak yönetimler önce savaşı bizzat yapacak halkın duygu ve düşüncelerini test etmek zorundadırlar. TBMM’de vekillerin alacağı savaş kararından çok sokaktaki halkın bu savaşa vereceği destek önemlidir. Çünkü burada canını ve malını kaybedecek kesim doğrudan doğruya halkın kendisidir.





Halkınız istemiyorsa, siz başlatsanız bile bu savaşı başarıyla sonlandıramazsınız. Çünkü inanmadığı değerler uğruna insanlarınızın hayatını tehlikeye atamazsınız. Bugün Türkiye’de çok gelişmiş kamuoyu araştırma şirketleri vardır. Bunlar yönetim adına kısa sürede Türk halkının Suriye ile savaşa nasıl baktığını öğrenebilirler. Aslında ben neden bugüne kadar hiç bir şirketin bu konuda ciddi bir araştırma yapmadığını da merak ediyorum. Onlar araştırmasalar da halkın içinde yaşayan biri olarak birkaç satılmış beynin dışında tüm Türk halkının Suriye ile sıcak savaştan yana olmadığını iyi biliyorum.





Sağduyu sahibi Türk halkı on yıldan fazla süren Irak’ın işgali faciasını yakından takip ederek bilinçlendi. Burnumuzun dibinde kendi düzeni içinde belli bir refah seviyesine ulaşmış Irak halkını seçilmiş liderleri Saddam Hüseyin’in zulmünden kurtarmak için ABD kıtalar ötesinden geldi ve ülkeyi bir uçtan bir uca işgal etti. ABD,Irak halkına demokrasi getirme oyununa başka ülkeleri de kattı ve koalisyon güçleri adı altında dünya ordularını bölgeye yığdı. Havadan ve karadan yapılan acımasız saldırılarla bir milyonu aşkın Irak’lı hayatını kaybederken Irak toprakları bütün tarih, kültür ve tabiat varlıklarıyla harabe haline getirildi.





Ülke yağmalanırken Irak halkı kendi içinde birbirine düşürülerek işgalci güçlerle değil, birbirleri ile savaştırıldı. Iraklılar her alanda zayıflayıp fakirleşti. Oysa ABD kontrolündeki petrol patronları ve silah tüccarları, para babası bankerler, medya patronları ve nihayet küresel işadamları kârlarını katladılar.





Bugün demokrasiye kavuşturulduğu iddia olunan Irak’ta akan kan durulacak gibi görülmüyor. Etnik ve dini gruplar arasındaki saldırılar ile her gün yüzlerce kişi ölürken ülke giderek dağılıyor. Irak bu hali ile yakın çevresine de ve özellikle bize zarar vermeğe devam ediyor..





İşgâli takiben Kuzey Irak’ta ABD ile sınırdaş olarak bölge ile doğrudan teması kesilen Türkiye’nin baskısından kurtulan PKK terör örgütü, ABD’nin kontrolundaki bölgede giderek güçlenmiştir. Aldığı ABD, AB ve peşmerge desteği ile silahlarını ve kadrolarını yenileyerek giderek güçlenen PKK, 2003 yılından başlayarak Türkiye’ye soktuğu militanları ile ülkemizi asimetrik savaşın harekât alanı haline getirmiştir. Şimdi ayni durum muhtemel Türkiye-Suriye savaşı sonrasında Suriye’nin kuzeyinde kurulacak ve bilahare Kuzey Irak ile birleştirilecek Suriye Kürt bölgesi için düşünülmektedir.





PKK’nın Türkiye’ye açtığı savaşta maddi ve manevi kayıplarımız büyüktür. 30 yıl önce 10 milyar dolara tamamlanması plânlanan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Türkiye’nin sulu tarıma açılacak toprakları ve tamamen kontrol altına alınacak su kaynakları ile Güneydoğu en zengin bölgemiz haline gelecekti. Bölgenin ve ülkemin insanları bu zenginlikten nasiplerini alacaklardı. Ama olmadı. Yapamadık. Yaptırmadılar. Güçlenmemizi istemediler. Küresel güçler sinsi plânları ile bölgeyi harabeye çevirirken insanlarımızı fakirleştirip anarşi ve terörün acımasız ellerine teslim ettiler.





Şimdi de hiç gereği yokken Suriye ve Türkiye’yi savaştırarak Türkiye’yi BOP haritasında gösterildiği şekilde bölmeyi hedefliyorlar. Aslında burada karşımızdaki düşman devlet sadece Suriye değildir. Suriye ile birlikte karşımızda Rusya, İran ve Çin ittifakı bulunmaktadır. Türk ordusu Suriye’ye saldırırken Rusya ve İrandan petrol ile doğalgaz sevkiyatının kesilmesi dahi bizim bu savaşı başlamadan kaybetmemiz gibi bir sonucu doğuracaktır. Burada istenen Türkiye’nin zayıf, güçsüz ve birilerinin desteğine muhtaç halde bulundurulmasıdır. Küresel güçlerin emperyalist hedeflerine katkıda bulunacağım diyerek bu acı faturayı Türk halkına ödetmeğe kimsenin hakkı yoktur.





Son bir yıldır “Arap Baharı” gibi bir safsata kavramın halkının çoğunluğu Müslüman olan Afrika ve Ortadoğu ülkelerini ne hale getirdiği ortadadır. Devletler kendi içinde parçalanıp biribirlerine adeta soykırım uygulamakta ve sonunda haçlı ittifakının istediği şekilde bölünüp parçalanmaktadır. Bahar adıyla adlandırılan bu savaş Müslümanlar eliyle uygulanan yeni tip “Haçlı Savaşları”nın tipik bir örneğidir.





Demokrasi götürüyoruz adı altında ülkeler BOP haritasındaki gibi etnik ve dini yerleşim bölgelerine göre bölünmektedir. Bölünen bölgelerdeki doğal kaynaklar ise haçlı ittifakının emperyalist çakalları tarafından yağmalanmaktadır.





Şimdi sıradaki yem Suriye’dir, Suriye’yi İran ve Türkiye takip edecektir.





BOP çerçevesinde parçalanmak için on yıldır hazırlanan Türkiye “İleri demokrasi uygulaması” adı altında bölünme ve parçalanmanın eşiğine getirilmiştir. Cumhuriyeti savunması gereken dinamik güçler digital polis ve yargı operasyonları ile savunma reflekslerini kaybetmişlerdir. Milli değerlerinden hızla soyutlanarak tepkisizleştirilen Türk halkı yaşadıklarına anlam verememekte ve algılama zorluğu çekmektedir. Eğer küresel güçlerin desteği ve küresel medyanın israrlı yönlendirmesi ile yürütülen provakatif operasyonlarla Türkiye ve Suriye sıcak savaşı fiilen başlatılabildiği takdirde bu savaş, 89 yıllık bağımsız cumhuriyetin tarihe karışması ile sonuçlanacaktır.





Suriye ile harp Atatürk’ün deyimi ile asla zaruri ve hayati değildir. Şu anda ülkemiz 1918’in mütareke ve işgal yıllarındaki durumun bir benzerini yaşamaktadır.





Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği şartlar yeniden teşekkül etmiştir.





Beliren tehlikeyi halka duyuracak basın susmuş ve sinmiştir.





Sanal gündemlerle kafası karmakarış edilmiş milletimiz adeta algılama yeteneğini yitirmiştir. Oysa bütün olumsuz şartlara rağmen Türk toplumunu yıkıma götürecek bir sıcak savaşa dur demek görevi tek tek bu necip milletin fertlerine düşmektedir.





Türk insanı Suriye ile savaş istemediğini her yerde ve her platformda haykırmalı ve olayların kontrolünü kaybettikleri açıkça görülen yöneticilerini uyarmalıdır.





Emperyalist saldırıları ancak Türk milletinin hür iradesi ve vicdanından gelen vatan ve millet aşkıyla göstereceği dik duruşlar önleyebilir.





Bu maksatla halkımız birilerinin kendisine önder olmasını beklememelidir. Yani peşine takılacak adam aramamalıdır. Herkes kendi iş ve sosyal çevresinde etrafında olan kendisi gibi düşünenlerle biraraya gelip savaşa doğru bu korkunç gidişe dur demelidir..





İnanıyorum ki Türk milleti tarihten gelen sağduyusu bütün savaş oyunlarını bozacaktır. Atatürk’ün söylemi ile “Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."











Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 564
Toplam Tekil 1638453
IP 54.163.92.62






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu