Dünyaca ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy (Roje Garodi) vefat etti - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Dünyaca ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy (Roje Garodi) vefat etti - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 21.06.2012 > Kaç kez okundu? 2325

Paylaş






Roger Garaudy (Roje Garodi)







Roger Garaudy (Roje Garodi)









Türkiye’de ve bütün dünyada tanınan ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy (Roje Garodi), Paris’te 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. Garaudy 18 Haziran Pazartesi günü Paris’te toprağa verilecek. Eserleri kırkı aşkın dile çevrilen Roger Garaudy (Roje Garodi), geride 60 kadar eser ve sayısız makale bıraktı.

Roger Garaudy (Roje Garodi), Fransız Komünist Partisi’nde en yüksek düzeyde görev yapan ve dış dünyaya Fransa’nın yüz akı olarak takdim edilen bir düşünürdü. Charles de Gaulle, Stalin, Castro, Picasso, Aragon, Gaston Bachelard, Jean-Paul Sartre, Romain Rolland gibi dünya çapında lider ve sanatçılarla yakından görüştü.

1982 yılında Müslüman olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâm’la ilgili olarak da önemli eserler verdi. Roger Garaudy (Roje Garodi)’nin “Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum” ve “İnsanlığın Medeniyet Destanı” başta olmak üzere dilimize 30 kadar eseri çevrilmiş bulunuyor.



ROGER GARAUDY HAKKINDA KISA BİLGİ



17 Temmuz 1913’te Marsilya’da doğdu. 1952 yılında Sorbonne Üniversitesi’den edebiyat dalında, 1954 yılında da SSCB Bilimler Akademisi’nden bilim dalında doktor unvanını aldı. Bir ara Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yaptı.

Fransız Parlâmentosu’nda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve Senatör olarak görev yaptı.

Fransız Komünist Partisi’nde zirveye tırmanmışken yaptığı tenkitlere kulak asılmadığı için bu kuruluştan koptu.

Üniversitedeki profesörlüğüne döndü. Emekliye ayrıldıktan sonra telif çalışmalarına hız verdi. Her biri dünya çapında yankılar uyandıran eserleri yayınladı, pek çok ülkede konferanslar verdi. Basın yayın kuruluşlarında yayınlanan bildirileriyle milletlerarası siyaset ve yanlış tutumlar konusunda görüşlerini sık sık kamuoyuna duyurdu.

Çağımızın yetiştirdiği dev düşünürlerden biri olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâm’ı seçip Filistin halkının haklarını İsrail’e karşı savunmaya başladıktan sonra, pek çoğu İsrail taraflısı sermayenin elinde olan Batı basın-yayın organları ve büyük yayınevlerince dışlandı. Avrupa ve Amerika kitle iletişim araçları kendisini tam bir sükût ambargosuna tâbi tuttular. Kendisinden tek satırla, tek kelimeyle dahi bahsetmez ve kendisine söz hakkı vermez oldular.

Roger Garaudy (Roje Garodi), seçkin ve çok kültürlü bir kesime hitap etmesine rağmen, kırkı aşkın dile çevrilen eserleriyle, dünya aydınları arasında çok geniş bir kitle tarafından tanınıyor ve okunuyor.



Roger Garaudy (Roje Garodi) Müslüman oluşunu “Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum” kitabında şöyle anlatır:



“Okudukça Kur’an, bana daha çok yaklaştı. Sanki bugün yazılmıştı ve doğrudan bana sesleniyordu. Bizzat yerin, Kıyamet günü, sarsıntısıyla birlikte, insanların eylemlerine ve hatalarına şahitlik edeceğinin anlatıldığı Deprem (Zilzal) sûresini okurken, ayaklarımın altındaki toprağın homurdandığını hissediyorum.

Sorumluluğun bu uyanışını ben, hiçbir zaman çok çarpıcı bir mesel olan “Gece Yolculuğu” (İsra)’yı okurkenki kadar güçlü yaşamadım. O gece Hz. Peygamber rüyasında, dünyayı ve insanları toptan temaşa etmek üzere, bir insanın çıkabileceği en son nokta olan Yüce Allah’ın yakınlarına kadar yükselerek bütün göklerin katlarını dolaşır. Nitekim bu sure Dante’ye, onun dinî destanı olan İlâhî Komedya’sını ilham etmiştir. Eşi Hz. Ayşe’nin bildirdiğine göre, Hz. Muhammed bu sureyi her gece okurdu.

Mirac, her ibadetin ruhudur. Çünkü o an, eylemlerimizin her birini ferdin bakış açısı olmayan bir bakış açısı içine oturtmayı denemek üzere, gündelik meşguliyetlerden kurtulunduğu andır. Ben merkez değilim. Allah’tır merkez. O zaman, yer Kıyamet Günü’ndeki gibi titrer ve yeni bir mücadelenin saati çalar.

Bu yol alışın ana noktalarına, iki kitabımda, L’Islam habite notre avenir / İslâm Geleceğimize Yerleşmiş ile Promesses de l’Islam / İslâm’ın Vaad Ettikleri’nde temas ettim. Daha sonra Müslüman ülkeleri dolaştıktan sonra, Mosquées, Miroir de l’Islam / İslâm’ın Aynası Camiler adlı eserimde, Allah’ın mevcudiyetinin görünür işaretleri olarak, dünyanın büyük camilerinin mimarî mekânının ve güzelliğinin manevî izahını vermeyi denedim.

Cenevre’de, 2 Temmuz 1982’de, imam Buzuzu’nun önünde müslümanlığa girişin anahtarı olan “Allah’tan başka ilâh yoktur ve Hz. Muhammed O’nun elçisidir” kelime-i tevhidini söylediğimde demek ki, kendimi bu karara tamamiyle hazır ve bunun bütün sorumluluğunu üstlenecek durumda hissediyorum.

O gün, hem iç tedirginliği veren bir kopuş, hem de sükûnet verici bir bağlanış duygusu içindeyim. Bir dünyadan, benimkinden, bundan böyle beni reddedecek olan Batı dünyasından kopuyorum. Ama aynı zamanda, bende her zamanki inancımdaki devamlılık duygusu da var. Bendeki bu iman, Kur’an’ın, numunesini Hz. İbrahim’de ve onun Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyetinin belirtisi olan kurbanında gösterdiği bu iman sade ve güçlü, köklü ve ilk imandır.

Yalnızlığım, bana yalnızlık gibi görünmüyor. Sûfîlerin, yani bütün zamanların en büyük şairi Mevlâna Celâleddin Rûmî’den, Müslüman İspanya’nın keşif adamı Mürsiyeli İbni Arabî’ye ve onun aşk destanına kadar, İslâm’ın derûnî hayatının manevî efendilerinin varlığıyla dopdoluyum.”



Roger Garaudy daha Müslüman olmadan önce, 1975’te yayımlanan İnsan Sözü kitabında şunları yazıyordu:



“Ben ölümü hayatı sevdiğim aşkla seviyorum. Çünkü ikisi bir bütün eder.

Ölüm -bununla, emek ve sevgiyle geçen uzun bir hayattan sonra gelen doğal ölümü kastediyorum- bir sınır, yaşamın inkârı değildir. Tersine, ölüm hayata en yüksek anlamını kazandırır. Kendi ölümüm hep idealimin kişisel bir ideal olmadığını hatırlatır. Ben ancak beni aşan bir ideale katılıyorsam insanımdır.

Kendisine karşı mücadele vermemiz gereken aslı mesele, yapacak çok şeyleri olan çocukların, gençlerin vakitsiz ölümünü engelleme mücadelesidir. Savaş ve yoksulluk tanımayan bir toplum düzeni ve toplumun insanca bir örgütlenmesi için büyük çaba harcamalıyız.

Bir yaşlının ölümüne gelince, meselâ insanî görevimin sonunda gelecek olan kendi ölümüm, benim için hiç de bir felâket değildir. Böyle bir ölüm sadece yaşlılığın son ufkudur. Yapabileceklerimin yelpazesi ben yaşlandıkça daralıyor, ideallerimin alanı küçülüyor, ortaya bir şeyler koyma gücüm gittikçe daha azalıyor. Bu gidişin içinde benim ölümüm, artık varıp sınıra dayanma oluyor.

Çalışmamla, düşüncemle, sevgimle ortaya koyabildiğimi her şey, insanın insanla sürüp giden varoluşuna iyice kazındı ve sonsuza dek de orada kalacak. Tıbbın bir uygulaması, saçma bir biçimde kendisi amaca dönüşmüş bir uygulama, bir süre daha beni bitkisel hayatta tutmayı sürdürse de, İnsanlığını hayatına katkım kırıldığı anda artık benim bir canlı olmam son bulmuş demektir. Bu katkım olmadıkça, tıbbın beni saçma bir şekilde bitkisel hayatta tutmasının hiçbir anlamı yoktur.”

---

Kerkük bir Türk Şehridir.

Türklükle coşmaktadır

Yazan: Sadun KÖPRÜLÜ

sadunkoprulu@gmail.com

Büyük Türk milleti onuruna, töresine, tarihine, geçmişine gelenek göreneğine, bağlı bir millet olarak, hiç bir zaman mert yiğit şehitlerinin temiz kanlarıyla varlıklarını unutmayarak, canlarını bu Vatan, toprak uğrunda özveri vererek atalarının yolundan ayrılmadılar, ayrılmayacaklar.

Irak Türklerinin Anayurtları olan Kerkük için, kanlarını, canlarını bile verseler de bir karış toprak, yerlerini acımayan düşmanlara vermeyeceklerdir.

Kerkük bir Türk şehri olarak, tüm baskı, sinsi planlara, işbirlikçilere rağmen hep Türk şehri kalacaktır.

Kerkük Türklerin anayurdu olarak hiçbir zaman Irak Türk milletinden başka hiçbir millet bu topraklarında yaşamadılar, yalnız kıyıcı dikta rejim ve devletler tarafında kullanılanlar bu tarih boyu Türk olan topraklara yerleştiler.

Yine tüm baskı, asimilasyon politikalara rağmen bu topraklar Türk topraklarıdır.

Ve Türkler engellere işkence karşı canlarını vererek yaşayacaktır.

Kerkük bir Türk şehri olarak, milletine bağlılığıyla güvenerek bir genci bile kalsa hep Türk şehri kalarak varlığını tarihini koruyarak toprağını şehitleriyle savunacaktır.

Tarihin kutsal sayfalarında bakınca çağlar boyunca

Binlerce Türkler Kerkük için canlar verdi kanlar verdi, şehit oldu, uzun yıllar hapishaneye atıldı, kadın, yaşlılar, çocuklar bile kurşuna dizildi, Kerkük diye Türklük diye yaşadılar ve hala kanlar vererek bu yüce sevdadan, aşktan vazgeçmemektedirler.

Yiğit, kahraman şehitlerimiz

Yarbay Abdullah Abdurrahman, Necdet Koçak, Adil Şerif, Rıza Demirci, Mehmet Saatçi, Rüştü Reşat Salihli, Mehmet Korkmaz, Hüseyin Demirci, Aydın Mustafa, Ahmet Enver Köprülü iki oğluyla, Zehra BEKTAŞ ve binlerce

Başkaları şehit oldular Kerkük diye, Hapishanede Enver Neftçi, Şakır Fatih KİFİRLİ, Behaddin KOCAVA şehit olup öldüler hep Kerkük, Kerkük diye bu topraklarında Al bayrağın bir an önce dalgalanmasına hasret kaldılar.

Bizlerde Irak Türkleri olarak gençleri, yaşlıları, erkekleri, kızları, kanları, çocukları

Kahramanların şehitlerin

Yollarındayız, Atalarımızın izindeyiz, yolundayız hep ölürüz, ölürüz can veririz, kan veririz Kerkük, Kerkük için bir karışın yâdlara, düşmanlara

Hainlere, işbirlikçilere

Vermeyiz, bir damla kanımız kalsa bile milli mücadelemizi

Kanımızla sürdüreceğiz.

Kerkük’e bağlı Türk tüm

Köylerimiz, ilçelerimiz, yerlerimiz topraklarımız Kerkük’le Musul, ERBİL, DİYALA onlara bağlı Tuzhurmatu, Tazehurmatu, Kifri, Kümbetler, Kızıl yar, Tavuk, Bastamli, Hanekın, Mendilli, Kızlar bat, Şehriban, Adana köy, Vasit, Deli Abbas, Altunköprü, Telafer, Şirin han, Mehalabiya, Selami’ye, Reşidiye, Ömer mandan, Aziziye, Yengice, Türkmen bağ ve başka ilçe, bucak, Kasaba, Köylerimiz Türk’tür her zamanda Türk kalacaklar

Her zaman onlarlayız onlar canımızdır atar damarımızdır.

İlkemize, milletimize inanarak İnşallah bu topraklarımız, yurtlarımız yakındada ellerimize dönecektir.

Kerkük’te hiç bir millet olmadan Kürtler 1959 den sonra yerleşti, dağdan köylerden iş aramak için ve önemli petrol koyularının ve gelir elde etmek için Şorca da yerleştiler.



Araplar ise Saddam rejimi tarafından Irak Türklerini

Yerlerinden, topraklarından

uzaklaştırma sırasında, 1976 den sonra başlamıştır, bu tarihlerden önce Kerkük şehri hep Türk şehriydi,ve Türk şehri olmuştur, Saddam rejimi Araplara arsa ev, para vererek Güneyden ve Arap devletlerinden Mısırlıları, Filistinleri Türk topraklarına yerleştirmiştir.

Şimdi Amerika

Ve İsrail planıyla yüz binlerce Kürtler Kerkük’e ve ilçe, köylerimize Erbil, Musul şehirlerimize yoğun olarak yerleşmektedirler.

Bizler Irak Türkleri olarak,

Hiçbir Türk dünyasın unutmadık onlar kardeşlerimiz, soydaşlarımız, acıları acımız, çileleri, çilemizdir.

Nerde bir Türk olursa orası bizim vatanımız, toprak, yerlerimiz sayılmaktadır.

Büyük Turan ülkesi, Türkiye’den başka, bizim Anayurtlarımız, Türkmenistan, Türkistan, Tacikistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Tebriz, Erdebil, Urumya, Halep, Türkmen Sahra, Kızılderililer, Lazikiya, Cenin, Colan, Ehzan, Kara bağ, Gagavuz, Ahıska,

Sibirya, Kafkaslar, Lübnan, Libya, Urdun, Cezayir ve Mısırdan başka Türk topraklarında yaşayan her bir Türk’le kan kardeşiz ilkemiz bir duygumuz, yolumuz bir kanımız, dilimiz gönlümüz birdirbir kalacaktır ve her an damarımız Türklük sevgisiyle, aşkıyla coşarak, atacaktır.

Nerde olursa olsun, bizler Türk toprakları kendi topraklarımız, olduğundan dolayı, onları canımızdan, her bir varlığımızdan fazla severiz ve onun yolunda ölmeye her an cephede durarak bu toprakları korumak için büyük Türk milletiyiz.



Türk olarak bizlerde her zaman Türklük, Türkiye, Türk dünyası aşkı çok özel, çok önemli kutsaldır, bu aşktan bu sevdadan ölürüz ayrımlarız, vazgeçmeyiz.



Doğrudur düşmanlar söylediği gibi bizler Türkiye için her şeyimizi, malımızı, mülkümüzü, kanımızı, canımızı vermekteyiz, niye vermeyelim doğru Türk olan kardeşi Türk’e nasıl canını kanını vermeyecek, bizler için bu aşk yüce, gönülden duygumuzla coşan içimizde kavrulan bir aşktır.



Bu uğurda çok Irak

Tüm Türk dünyasında Türkler Türklükle, bayrak, toprak aşkıyla kurşuna dizildi, idam oldu hapishaneye atıldı,

Ama aşklarından taviz veremediler ve her zaman söylediler ki ne Mutlu Türk’üz, Ne Mutlu bizler Kerküklü, Erbil’li, Musullu Telaferli, ve Iraklı Türk’üz, Türklük diye öleceğiz yaşayacağız, asla topraklarımızı düşmanlara vermeyeceğiz.

Hiçbir Türk toprağını, Vatanını, dilini, tarihini unutamaz mert, temiz olanlar hiçbir zaman işbirlikçi, hain olamazlar.

Düşmana aldanamazlar.

Uyamazlar.

Bu Türk topraklar dedelerin, atalarının topraklarıdır.

Kerkük ve tüm Irak Türklerinin yerleri, toprakları, hep onlarındır ve onlarında kalacaktır.

Irak’ta hiç bir millet yaşamadan, Irak’ın güneyinde, kuzeyinde, batı, doğusunda milattan önceleri, yalnız ve yalnız efendi tarihi belli yüce, Sümer Türkleri yaşarmış, Türklerin kurmuş oldukları devlet, ilhanlarda Devletler bellidir.

Bugünlerde boş kafayla uykuda yaşayan hayale dayanan peşmerge güçleri ve İsrail, Amerika’yla İşbirlikçi Mesut Barzani uzun yıllardan babası gibi planlar çizerek Irak Türklerini yok etmeye kalkmaktadır.

Kerkük, Erbil, Musul, Diyala, Vasit, Bağdat Ve başka Türk topraklarımızı kendi yerleri olduğunu tekrar, tekrar çıkmayan kapalı yollarına devam ederek eski tarihli büyük devletler kuran bir milleti yok etmeye düşmanca, sinsi planlarıyla yok saymaya çalışıyorlar.

Kürt denilen unsurlar nerden geldi ?-Asılları ne? Kürdün adı bundan bir kaç yıl önce ortaya atıldı, önce düşünüp bunu araştırsınlar? Molla Mustafa uzun süre Komünist, Rusya’ya ajanı olarak Kürdün Rus ırkından olduğunu söylemiştir, tıpkı siyasi ve kültürel misyonerlerin ağzından ve asıllarının Acem İranlı, Hindistanlı Ve Almandan bir parça olduklarını da söylemektedirler.

Acaba bu gün tüm bunları değişerek Kürt diye ortaya çıktılar, tarihleri nerede, nerden geldiler? Dilerinde kullandıkları sözler, numaraları hangi dillerde olduğunu iyice bilmelidirler.

Türkler bakınınca tarihleri, dilleri belli, ataları belli 24 Oğuz boyları, soyları, oymak, aşiretleri bellidir.

Kürt diline baktığımız sırada birkaç dillerden sözler uydurmakla konuşmaktadırlar, her milletin dilinde numara bulunmaktadır, yalnız Kürtlerin dillerinde olan numaralar Acemce, Hindice, İran’cadır.

Neden bunu soruşturmadılar, çünkü Kürtler Millet değildiler.

Artık bir millet önce tarihini ve ne olduğunu araştırmalıdır ve kurmuş oldukları devletleri belli etmelidir ve ne olduğunu akılca düşünüp kavramalıdır.

Bu günümüzde Kürtlerin çoğunluğu, kendilerini Mason Yahudi sayarak Irak’ın kuzeyinden birçok sayıda Kürtler Yahudi olarak İsrail da yaşamaya, yerleşmeye giderek kutsal İslam dinini bırakmışlardır.

Adlarında belli olan Kürtlerin Yahudi olmaları dinlerini bile satarak Masonların İsrail’in kucaklarına düşmüşlerdir, günümüzde onlara Irak’ın kuzeyinde eğitim veren kimlerin ne olduğu ve hangi devletlerin ajanları oldukları bellidir.

buna kanıt olarak ta Molla Mustafa Mesut Barzani’nin babası, hayatının uzun yıllarını İsrail da geçirmiştir, ve birçok kaynak Yahudi olduklarını göstermektedir.

Ayrıca Türk düşmanı olan öteki işbirlikçisi Celal Talabani ve Nuri Talabani kuklalarını iyice tanımalıyız.

14 Temmuz 1959 yılında Kerkük katliamının, önde gelen cellâtlarından olarak, Irak Türklerine karşı her türlü zulüm, baskı ve işkence yapmakla görevli olarak ellerinde silahla çok Türkleri şehit etmişlerdir.

Nuri Talabani aşağılık duygularının tatmini yönünde sözüm ona “Kerkük’ü Kürtleştirme adına” işlediği bu vahşetlerin ardından efendilerinin yol göstermesi ve desteği ile yetmemiş

Kitapçıklar yayınlamaktadır, yayınladıkları paçavra haritalarda Kerkük’ü bir Türk şehri olmaktan çıkarıyor, bilinmeyen, tarihi olmayan Kürt göstermektedir.

Bu yüz kızartıcı yayınları Türkiye’de de yayınlatma cesareti göstermişlerdir.

Türk Kerkük’ü Kürt göstermeden önce, soyunun ne olduğunu ve nereden gelmiş olduğunu bilmelidir ve açıklamalıdır.

1990-2003 Yılında Kerkük Türk şehrine saldırmakla, yağma yaparak nüfus ve tapu dairesini yakarak, şehrin kütüphanelerini yağmalayarak ve birçok eylemler düşmancasına planlı olarak düzenlemişlerdir.

Çok sayıda masum çocuk, kadın ve yaşlıları öldürmüşlerdir.

Bizler Irak Türkleri olarak, Kerkük Türk şehrini hiçbir zaman, bir düşmana, işbirlikçilere vermeyiz ölürüz Kerküksüz kalmayız, Kerküksüz hiçbir zaman Türklük olamaz, Kerküksüz hiçbir zaman Türkmen eli kurulamaz, Kerkük Irak Türklerinin kan damarları, Kerkük Türklerin başkenti, sevgi, aşk besleyen, büyüten büyük gönülleridir. Kerkük’ü bıraktığımız zaman, Kerkük uğrunda şehit olan,

Hapishaneye atılan soydaşlarımıza, kardeşlerimize Irak Türklerine, Dünya Türklerine acaba ne söyleyeceğiz?

Bizim varlığımız Kerkük’le Türklükledir, Türk dünyasıyladır.

Türkler hiçbir zaman Kerküksüz olamaz, Kerküksüz bizler için ölüm daha iyi olacaktır, artık Kerkük’le

Yaşayacağız ve onun için ölürüz canımızı, kanımızı veririz.

Artık canımızı veririz, kanımızı veririz, Kerkük’ü asla, asla veremeyiz, bir erimiz, bir damla kanımız, kalana dek, ölene can verene dek, Kerkük bir Türk şehridir ve Türk şehri kalarak, Türklük duygusuyla coşacaktır Kerkük olmadan tüm umutlar, ilkelerimiz yok olacak,. Kerkük’ün varlığı bizim varlığımızdır, Kerkük için yaşıyoruz ve Kerkük diye Dünya yüzünde Irak Türklerini var olduğu, büyük bir millet olduğu tüm Irak Türklerinin köy, ilçe şehirlerinde yüce Tarihlerini Kerkük’le geleceğimizin parlak olmasıyla, bağımsızlığımız, özgürlüğümüz yansıtarak bu uğurda tarihe yazılan kanını, canını veren şehitlerimizi canlandırmaktadır…

Artık Kerkük ile yaşıyoruz ve gelecekte de Kerkük ile umutluyuz ve Kerkük’ün bir Türk şehri olduğunu Kayseri, Kalesinde, Kışlasında, Taş Köprü, içli, duygulu, izleri türküleri, ölmeyen Hoyratları Türklüğüne müjdeler vererek yarınların Türk milletinin olmasını söyleyerek, Al, Mas Mavi bayrağıyla Gökyüzünde canlanarak, Kerkük Türk’tür, Türk kalacak tarihten günümüze kadar söylemektedir.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 358
Toplam Tekil 1639900
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.288 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu