TIRMANAN TERÖRÜ ÖNLEMEDE LİDERLER GÖRÜŞMESİ İŞE YARAR MI - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TIRMANAN TERÖRÜ ÖNLEMEDE LİDERLER GÖRÜŞMESİ İŞE YARAR MI - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 07.06.2012 > Kaç kez okundu? 1818

Paylaş




Millet ve kahraman çocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneği pek seyrektir. Bu milli görünüş ile daima övünebiliriz- Gazi Mustafa Kemal Atatürk-(1931)



Bugün 06 Haziran 2012 Çarşamba ve medya gündeminin ana maddesi şöyle;



“Gözler Kürt sorunu konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapacağı görüşmeye çevrildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunun çözümü için hazırladıkları 10 maddelik öneriyi Başbakan Erdoğan’la paylaşacak. Kritik görüşme, AK Parti Genel Merkezi’nde saat 15.30’da gerçekleşecek..”



Görüşmelerin içeriğine girmeden sonucun ne olacağını önceden görmek mümkündür. Çünkü “Silahlar sussun. Analar ağlamasın”diyerek başlatılan bu çalışmaların 30 yıldır silahların gölgesinde süregelen konuyu çözemeyeceği açıkça bellidir. Çünkü sorunun belirtildiği gibi Kürtlerin sorunları ile ilgisi yoktur.



Sorun uluslararası terördür ve bunun Türkiyedeki uygulamalarıdır. Uluslararası terörün milli bir vasfı yoktur. Çıkış noktası, planlayıcıları ve destekçileri küreseldir. Sorunu ancak uluslararası terörden medet umarak bunu bir araç gibi kullanan küresel odaklar çözebilir. Onlar istemedikleri takdirde bugün yapılan liderler toplantısından bir sonuç beklemek hayalciliktir. Önce kendini, sonrada milleti aldatmaktır.



Peki ne yapacağız? Elimiz kolumuz bağlı oturup başımıza gelenleri kabullenecek miyiz?



Tabi ki hayır. Bizimde yapacaklarımız var. Öncelikle sorunun ne olduğu üzerinde siyasi liderler fikir birliğine varacak ve ortak hedef belirlenecek. Sonra devlet, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının tartışması ile tespit edilen sorunla mücadele yöntemleri ortaya çıkartılacaktır. Bilahare konunun gerçek mağduru Türk milletine durum anlatılarak bu tedbirlerin alınmasının ülkenin ve milletin bekası için zorunlu olduğuna insanlarımız inandırılarak özverili olmaları istenecektir. Halkın desteğinin de alınamasını müteakip topyekün bütün milli güç unsurları devreye sokulacak ve terör belası ülkemizden def edilinceye kadar mücadeleye devam edilecektir. Eğer bu yapıldığı takdirde, Kürt kökenli vatandaşlarımızın aslında bahsedildiği gibi acil çözüm gerektiren sorunları olmadığı da ortaya çıkacaktır.



Şimdi gelelim son yıllardaki anaları ağlatan terör olaylarının sebep, uygulama ve muhtemel sonuçlarına;



Bugün küresel güçlerin çıkarlarının odaklandığı bir konumda yer alan Türkiye ile yakın komşularında ABD’nin Büyük Ortadoğu Plânının (BOP) uygulamaya sokulmasıyla başlayan “Asimetrik Savaş” acımasızca sürdürülmektedir. Halk ayaklanmalarının ABD’nin Irak’taki bölme, parçalama ve enerji kaynakları üzerinde tam kontrolu sağlamasını müteakip askerlerini bu ülkeden çekmeye başlamasıya alevlenmesi dikkat çekicidir.



BOP kapsamındaki uygulamalar öncelikle Tunus’un 23 yıllık lideri Ben Ali’ye karşı başlatılmıştır. Sözde işsizliği ve ekonomik darboğazı protesto için kendisini yakarak intihar girişiminde bulunan Muhammed Buaziz isimli gencin görüntüleri Tunus’tan dünyaya yayılmıştır. Tunusta başlayan halk isyanları hızla bölge ülkelerine sıçramıştır.



Tunus’ta ABD ve AB destekli halk hareketlerini kontrol altına alamayan Devlet Başkanı Zeynel Abidin Ben Ali ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Haklarında pek çok dava açılan Ben Ali ve eşi Leyla Trabelsi gıyablarında yapılan ilk davada 35'er yıl hapis cezası almışlardır. Ortadoğu’da halk tarafından devrilmiş ilk diktatör olarak tarihe geçen Ben Ali’nin bu durumu sırasıyla Mısır, Cezayir, Libya, Yemen, Ürdün, Suriye, Bahreyn, Katar başta olmak üzere bütün ülkeleri etkilemiştir.



Bugün Ortadoğuda ok yaydan çıkmıştır. Diktatörlüklere karşı halk hareketi adı altında BOP çerçevesinde yer alan 24 İslam ülkesinde başlatılan küresel destekli ayaklanmalar devam etmektedir. Bu ayaklanmalar sonucunda bölgenin siyasi haritası BOP planında öngörüldüğü şekliyle tamamen değişmiş olacaktır. Bu isyanların oluş şekline ve sonuçlarına bakıldığında sadece enerji kaynaklarını kontrol eden bölge ülkelerini değil, bütün insanlığı da etkileyeceği açıkça görülmektedir.



Bölgeyi yeniden yapılandırmayı hedef alan küresel güçler en büyük kozunu Libya lideri Kaddafi’ye karşı oynamıştır. Ülkenin petrol kaynaklarının bulunduğu Bingazi bölgesinin bölünmesini hedef alan isyanı kanlı şekilde bastırmaya çalışan Kaddafi’nin Libyasında BM Güvenlik Konseyi kararıyla başlatılan ve Türkiyenin’de askeri destek verdiği NATO bombardımanı acımasızca sürdürülmüştür. Libyalı muhalif güçlerin Kaddafi emrindeki Libya devlet güçlerine karşı verdikleri mücadele ile devlet güçlerinin NATO’ya karşı verdikleri mücadele kuralsız şiddetin uygulandığı tipik bir Asimetrik Savaştır.



Türkiye Libya savaşında Kaddafi’ye karşı savaşan Libyalı muhalifleri tanıdığını resmen açıklamış ve her türlü desteği vermiştir. Sonunda yenilen Kaddafi, kendi halkına linç ettirilerek sıradaki diğer ülke liderlerine muhtemel akibetleri hakkında gerekli gözdağı verilmiştir. Bugün Libya’nın doğal kaynakları batılı firmalarca paylaşılmıştır. Türkiye’nin her alanda büyük kaybı olan bu savaş sonunda Libya halkı tam bir kaosa sürüklenmiştir.



Mısırda 30 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek’in halkın baskısına dayanamayıp istifa etmesi ve yönetimi askerlere devretmesini müteakip bu ülkedeki operasyonun tamamlandığını değerlendiren küresel güçler bu defa faaliyetlerini tam kırk yıldır Suriyeyi’ yöneten Esad ailesinin devrilmesi için yoğunlaştırmışlardır.



Suriye’deki olaylar Türkiye için çok önemlidir. Suriye’yi kolayca kontrol edecekleri dört ayrı devlete bölüştürerek yeniden yapılandırmayı düşünen küresel güçler yeni durumun İsrail’in gücünü arttıracağını hesaplamışlardır. Bugün sınırlarımza akın eden mültecilerle uğraşma durumunda kalan Türkiye’nin Suriye’nin doğusunda oluşturulacak ve bilahare Irak Kürdistanı ile birleştirilecek Suriye Kürdistanı’nın kurulması ile başının çok ağrıyacağı açıktır.



Çünkü, “Sıranın artık Diyarbakır merkezli büyük Kürdistan’ın oluşturulmasına yani, Türkiye Kürdistan’ının kurulmasına geldiği” batılı yayın organlarında artık açıkça dile getirilmektedir. Nitekim bu husus Türk medyası ve bilim çevrelerinde de uzun süredir tartışılmaktadır. 14 Temmuz 2011 günü Kürdistan ordusu olarak tanımladıkları PKK terör örgütünce yapılan baskın sonucu 13 askerimiz şehid edilip 7 askerimiz yaralanırken BDP yöneticileri Diyarbakırda Kürdistan’ın özerkliğini ilan ettiklerini dünyaya açıklamışlardır. Bilahare Uluslararası İkiz Yasa’lar uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilan ettikleri Kürdistan’ın özerkliğini tanımak zorunda olduğunu vurgulamışlardır.



BOP plânlamacılarına göre Türkiye’nin PKK terör örgütüne karşı 30 yılı aşkın süredir sürdürdüğü asimetrik savaşın sonuna gelinmiştir. Ve günümüzde Batı medyasında bu şavaşı Türkiye’nin kaybettiği vurgulanırken savaşın galibinin PKK’ olduğu gerçeği de her platformda açıkça dile getirilmektedir.



Bilindiği gibi düzenli orduların ve klasik savaş metotlarının kullanılmadığı asimetrik savaşı yürütenlerin arkasında mutlaka küresel güçler ve küresel sermaye bulunmaktadır. Bu güçler son yıllarda kendilerini riske atmadan ve kendi topraklarını savaş alanı olarak kullanmadan ülkeleri içeriden fethetme yolunda önemli başarılar sağlamışlardır.



Klasik savaş metotlarının dışında çok küçük ama çok özel yetiştirilmiş birliklerle, çok özel taktikler kullanılarak yapılan, nerden ve nasıl geldiğini belli etmeden büyük maddi ve manevi yıkımların yaşandığı ve tamamen gayri nizami şartlarda yaygın olarak uygulanan “Asimetrik Savaş” günümüzün vazgeçilemez gerçeğidir. PKK, terör örgütünün Türkiye’ye karşı sürdürdüğü saldırılar bu savaşın tipik bir örneğidir.



Küresel güçlerin hedef seçtikleri ülke halklarını etkileme, yönlendirme gibi faaliyetlerinin altında yatan etken özetle, başka devlet ve milletleri kontrol ederek dünya’nın kontrolünü ele geçirmektir. Bu maksatla sıcak savaşlar yerine psikolojik savaş operasyonlarına öncelik verilmektedir. Hedef kitlelerin beyinleri yeterince karıştırılıp algılama fonksiyonlarının kaybettirilmesini müteakip asimetrik savaş metotları ile fiili işgâl tamamlanmaktadır.



Son otuz yıldır dış destekli yıkıcı ve bölücü akımların ülkemizi yangın yerine çevirmesi üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri asimetrik savaşa karşı koyabilmek için yeniden yapılanma içine girmek zorunda kalmıştır. Bugün terör örgütü yöneticisi olarak suçlanarak beş aydır tutuklu bulunan zamanın Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ;"..Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, konvansiyonel harp ile asimetrik harbi her üç kuvvetin müştereken birlikte icra edebileceği, nitelikli, beka kabiliyeti yüksek, modüler, elastiki ve her türlü ortamda kesintisiz görev yapabilecek bir kuvvet yapısına sahip olması her zaman dikkate aldığımız bir hedeftir." Diyerek konunun önemini vurgulamıştır. Yani, özel hallerde muharebe yapacak özel kuvvetlerin sayı ve teşkilat açısından yeniden güçlendirileceğini belirtmiştir.



Özetleyecek olursak PKK terör örgütünün faaliyetleri tipik bir asimetrik savaş uygulamasıdır. Asimetrik Savaş ise günümüz insanlığının çözmesi gereken önemli ortak sorunlarından biri olarak önümüzde durmaktadır.



Bugün Tunus’ta, Mısır’da, Yemen’de, Libya’da ve Suriye’de canlı birer örneğini gördüğümüz asimetrik savaş insanlık alemi için yeni değildir. Bunların örnekleri İkinci Cihan Harbini müteakip oluşan sistem içinde ülkelerin içeriden fethine yönelik senaryolarla sıkça uygulama alanına sokulmuştur.



Bu senaryo hep aynidir ve klişeleşmiştir. Yani her yeni ülke için rutin ve önceden bilinen adımlar atılmaktadır. Küresel saldırı için küresel liderlerin takip ettikleri şablon senaryoyu hatırlayalım;



* Önce hedef ülkelerin yönetimine kolaylıkla etki edip yönetebilecekleri diktatörlerin gelmesi sağlanıyor. Bu diktatörlere her alanda destek verilerek ülkede bazı önemli kalkınma hamleleri yapması sağlanıp halkın desteği elde edilirken ülke ekonomisinin tamamen kendilerine bağımlı hale getirilmesi safhası tamamlanıyor.



* Ülkede hakimiyetini pekiştirerek zenginleşen ve kendilerini ülkenin tek hakimi gören diktatörler zaman içinde kendini erişilmez ve vazgeçilemez görerek kendi halkına zulüm yapmaya başlıyorla. Zulüm ve haksızlık karşısında oluşan gayri memnun kitlelere dışarıdan her türlü maddi ve manevi destek sağlanarak daha önce getirdikleri diktatörün karşısına bu defa yeni diktatör adayları çıkartıyorlar.



* İstedikleri zaman geldiğinde hemen düğmeye basıyorlar ve destekleyerek çatışmaya hazırladıkları muhalif kesimleri“demokrasi isteriz “sloganları ile mevcut rejime karşı ayaklandırıyorlar.



* Ayaklananlara karşı eski diktatör şiddet kullanmaya başlayınca bu defa da küresel medya vasıtasıyla yaygarayı basıyorlar ve muhtemel bir müdahale için dünya kamuoyunu hazırlamaya başlıyorlar.



* Diktatör ülkesinde yeniden kontrolu sağlamaya başladığında bu defa fiziki müdahale için yasal zemini oluşturmak üzere konu BM Güvenlik Konseyine getiriliyor. Burada klasikleşmiş ve önceden uygulanarak başarısı kanıtlanmış karar metinleri devreye sokularak işgale kadar gidebilecek askeri müdahale kararı alınıyor.



* Artık diktatörün düşürülmesi zamanı gelmiştir. Bunun için her zaman ABD kooordinatörlüğünde oluşan askeri koalisyona mensup askeri güçlerin (son yıllarda bu gibi operasyonlarda NATO güçleri kullanılmaktadır) fiilen ülkeyi bombalaması safhası başlatılıyor.



* Bombalamaları ve abartılarak gösterilen yıkıcı sonuçlarını dünya milletlerinin izlemesi sağlanıyor. Dünyanın bu yeni gündemi medyanın 24 saatini alıyor. Koalisyon güçlerinin ve muhteşem silahlarının masum halk üzerindeki yakıcı ve yıkıcı etkisi bir savaş filmi izler gibi izleniyor. Ve bu arada bedava olarak silah sistemlerinin reklamları yapılmak suretiyle silah tüccarlarının üretim çarkları hızlandırılıyor.



* BM güçlerinin resmen diktatörün askeri gücünü kırmak için yaptıklarını iddia ettikleri bombalama devam ederken diktatöre muhalif olan önceden hazırlanmış güçler yeniden toparlanıyor, silah ve teçhizatları yenileniyor, doğrudan diktatör güçlerine saldıracak hale getirilerek ülkede istenen iç savaş fiilen başlatılmış oluyor.



* İç savaş esnasında ülkede üretim duruyor, oluk gibi kardeş kanı akıyor. Sonunda ülke tamamen yakılıp yıkılarak bütün milli güç unsurları ile zayıflatılarak her alanda dışa bağımlı bir hale getiriliyor.



* Doğal olarak dış destekli isyancılar karşısında dayanamayan diktatör ortadan kaldırılıyor ve artık tamamen zayıflamış olan ülkeye kullanılacak piyon niteliğinde yeni diktatörler atanıyor.



* Sonuçta bu ülkenin stratejik kaynakları ve doğal zenginlikleri çok daha uzun bir süre küresel güçlerin kontrolunda kalmaya devam ediyor.



İşte ABD tarafından ortaya atılan ve 24 İslâm ülkesine demokrasi getirmeyi hedef aldığı bildirilen Büyük Ortadoğu Planının ( BOP ) uygulama şekli aynen böyle oluyor. Biz ise bu oyunu bile bile bir türlü ne olduğunu öğrenemediğimiz “Kürt Sorunu” üzerinde tartışmaya devam ediyoruz.. Doğal olarak sonuçta kaybeden taraf oluyoruz.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 705
Toplam Tekil 1638594
IP 54.158.84.38






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu