SON BAŞVEKİL VE “AHDE VEFA” - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









SON BAŞVEKİL VE “AHDE VEFA” - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 20.05.2012 > Kaç kez okundu? 2050

Paylaş


Lânetli çadır tiyatroları ve Türk hukuk tarihi’ni yüzkarası, ebedi utancı “yassı-ada” despot hanesinde, sözde muhakeme konusu bir olay ve tarihi bir hakikat: Bulaşık yıkayan Valide Sultan ve ‘Anne, ne olur bizi affet, geç geldik’ diyen son Başvekil Adnan Menderes!..

Hain mütegallibe tarafında atılı suçlarından birisi…

İşte hak sahnesi ve o, içler acısı hakikat:

“Merhum Adnan Menderes, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider. Bir ara Türk Büyükelçisini yanına çağırarak;

- Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar nerededir, ne yer, ne içer, ne ile geçinirler? diye sorar. Ama büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını görünce, pek şaşıran ve öfkelenen Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;

- Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi gelir ve temin ettiği adresi Başvekil Adnan Menderes’e verir..

Derhal Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.

Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında üçüncü sınıf bir varoş lokantasının mutfağında, Fransız işçi, köylü ve amelelerinin temizlik işlerini yapmakta, bulaşıklarını yıkamakta, yani bulaşıkçılık yapmaktadırlar….

Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;

- Anne, ne olur bizi affet, geç geldik, der.

Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;

- Sen kimsin?, diye sorar. Menderes de;

- Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başvekiliyim, der.

- “Ben başvekilim” sözünü duyan koca sultan sevinç, mutluluk ve heyecandan öyle bir çığlık atar ki, adeta kalbi duracak gibi olur. Oracıkta yere düşer, bayılır.

Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.

- Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım, der. Celal Bayar: - Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar, der.

Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.

Mektupta, tam olarak şunlar yazılıdır:

“- Ana’larının ve Baba’larının Fransa da hizmetçilik ve bulaşıkçılık yaptığı bir ülkenin Baş Vekili olmaktan hicap ediyor ve utanç duyuyorum. İstifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes…” Adnan Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır. Sonuçta, hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.

Anavatan’a Dönüş:

İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır. Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi bizzat Başvekil Adnan Menderes’tir.

- Şâyet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim, der. Başında tülbent elinde tespihiyle Başvekil Adnan Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;

- Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başvekil de; - Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…, demesinden sonra Şefika Sultan; - Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gaâfil avlandık” der. Adnan Menderes; - Estağfurullah, zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını sual edip, öğrenmek için geldim, der...

Ayrılırken, (daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu) şişkince bir zarf bırakır. İşte, Menderes’in amansız suçlarından birisi de budur. Oysa, Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır? Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir. Bu yaşananlar bir bedel midir? Yorum ve değerlendirme her zaman olduğu gibi okuyanlara aittir!…” (Belge için bak: Vikikaynak)

Bir “DEMOKRASİ SINAVI” ve ötesi!..

Mustafa Nevruz SINACI

Hani, Yüksek Seçim Kurulu 2820 Sayılı SPK, md: 37 gereği, “seçime katılma hakkı” (!) bulunan “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları” (Anayasa md: 68) siyasi (kitle) partilerine; “hangi seçim çevrelerinde hangi usul ve esaslara göre aday tespiti yapacaklarını” sormuştu. 19 Mart 2011 günü gelen cevaplar içler acısı!.. İnsan hakları, adalet, hak, hukuk ve özellikle demokrasi adına utanç verici!.. Kahir ekseriyeti “merkez yoklaması!..”

DEMOKRASİ UTANCI; İNSAN HAKLARI,

ADALET VE HUKUK YÖNÜNDEN TAM YÜZKARASI

Birde bunlara, öteden beri (1961 ve 1982 Anayasalarında) “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru” ve “kitle partisi” denir!.. Malum, ülkemizde şahıs, sınıf, zümre, ideoloji ve doktrin partileri yasak ya!..

İş bu “merkez yoklaması” her ne kadar yasal olsa bile, gerçekte haksız-hukuksuz, antidemokratik ve gerçekten yüzkarası!.. Vesayetçi, sultacı, cuntacı, despotça, diktatoryal bir tasallut ve tasarruf!... Özellikle, yeni-ileri (orijinal ve özgün) demokrasi havarisi AKP’nin, doğrudan aday adayı kaydı yapması ve bir çeşit “temayül yoklaması” sonucuna göre merkez yoklaması yapacağını bildirmesi çok ayıp; Üzücü, düşündürücü ve ileri sürdüğü demokrasi söylemleri adına utanç vericidir. Hele bir genel başkan yardımcısının; “Son söz sayın genel başkanın” diyebilmesi, ne büyük bir talihsizlik ve hicap verici bir utançtır!..

DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!..

Gaflet ve dalâlet ile malul; Maksatlı ve mâkus siyaset erbabının sıkça lânetlediği 12 Eylül 1982 Anayasası’nın ilk ve orijinal (12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982’de halk oylamasıyla kabul edilen) biçimi, şu gelinen noktaya nazaran; Hak, hukuk, adalet ahlâkı, insani boyut ve “yönetimde istikrar = temsilde adalet” ilkesine çok daha yakın, yatkın ve uygundu. 1982 Anayasası’nda bugüne kadar 17 esaslı değişiklik yapıldı. Bu köklü değişiklik ve düzenlemelerle; geçici maddelerle birlikte, 1982 Anayasasının toplam 177 maddesinden 80'i değiştirildi, 3’ü yürürlükten kaldırıldı. Eklenen 3 geçici maddeden 2'si daha sonra Anayasa’dan çıkartıldı.

Geriye kalan bu!...

Her değişiklik, milli iradeye bir darbe vurdu ve demokrasiyi daha da geriye götürdü.

VAHİM BİR ALDATMACA:

Mevcut 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun değişik 37’nci maddesine göre siyasi partiler, ‘aday tespitini serbest, eşit, gizli oy, açık tasnif esasları çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilir’!.. Hükmünde yer alan ‘serbest (hiçbir etki, telkin ve baskı altında kalmadan), eşit, gizli oy,’ ibaresi tamamen yalan, aldatmaca, uygulama imkânından vareste ve kandırmacadır.

OYSA!.. 1982 ANAYASASI NE DİYORDU..?..

1980 darbesinden sonra askerlerin hazırladığı SPK’nın ilk metninde aday belirleme kuralı, “siyasi partiler adaylarının listesi ve bunların listedeki sırası, o seçim çevresinde o siyasi parti üye kayıt defterine göre düzenlenen parti seçmen listesindeki bütün üyelerin ilçe seçim kurullarının yönetiminde serbestçe oy kullanacakları bir önseçimle tayin ve tespit edilir” biçimindeydi. (Anayasa'da 17 Mayıs 1987 tarihinde yapılan ilk değişiklikle 67, 75. ve 175. maddeler yeniden düzenlendi, Geçici 4. madde yürürlükten kaldırıldı. Değişik: 23.7.1995 -4121/5 md. ile 17.5.1987-3361/1 md.; 23.7.1995-4121/5 md.) Oysa bu hüküm, 1965 tarihli ilgili madde hükmünün, 1983 metninde doğru Türkçe yazılmış biçimidir. Demek oluyor ki, demokraside ilerlemek yerine sürekli bir gerileme sürecine girilmiş bulunulmakta..

TAHRİFAT VE TAHRİBAT

Demokrasi, adalet ahlâkı ve hukuk penceresinden bakıldığında; 1987’den günümüze Anayasa değişikliklerinin, millet iradesinin TBMM vasıtasıyla devlet idaresine yansıması bakımından, en uygun, ideal ve mükemmel hükümlerin kaldırılmış olduğu görülmektedir.





TAHRİBATIN ÖTEKİ YÜZÜ

Mustafa Nevruz SINACI

Şu hale nazaran “insan hakları, adalet, hukuk ve demokrasi adına yapıldığı iddia edilen anayasa değişiklikleri”; Hayret ve dehşet verici “antidemokratik” bir gerçektir ki; Demokrasi, birey ve halk (kamu) yararına değişiklik ve düzenlemeler değil; Tam aksine adeta bir tahrifat ve tahribattır!..

Yine, ilk haliyle siyasi partiler yasasının “aday tespitinden” sonra gelen maddesine “her ilden çıkacak milletvekili sayısının yüzde beşini aşmamak üzere merkez adayı” gösterilebileceği hükmü eklendi. ‘Yüzde beş’ oranının 10’dan çok vekil çıkaran iller için anlamı vardı. 1987 seçiminde merkez kontenjanı konulabilecek iller Adana, Ankara, Bursa, İstanbul, İzmir ve Konya’dan ibaretti. Bunun dışında kontenjan kullanılamazdı…

Geçici hükümle adayları belirlenen 1983’den sonra: ‘her ilde önseçim yapılması’ kuralı; Yüzde beş kontenjan olayı; Parti değiştiren vekiller hakkındaki kısıtlar;, Seçilecek milletvekili sayıları dâhil olmak üzere, pek çok “demokratik hüküm” antidemokratik hüküm ve keyfi maddelerle Turgut Özal tarafından 1986 ve 1987 yıllarında, 3270, 3370, 3377 sayılı kanunlarla “millet iradesi, parti içi demokrasi ve seçim mevzuatına” en ters ve aykırı biçimde değiştirildi. Partilerin lider nam despot ve diktatöre bağlı örgütlenmesinin yolu açıldı; Böylece Türkiye de demokrasi ve hukukun üstünlüğü; Gelecek nesillerce “lânetle anılacak” bir parti sahibince “transformasyon” kisvesi altında deforme edildi. Artık partiler kurumsal olarak lider oligarşisine geçebilirdi.

MÜTHİŞ BİR ÇİFTE STANDART

YAHUT MÜRAİLİK VE İKİYÜZLÜLÜK!..

Nitekim öyle de oldu!..

Parti sahipliği altında gelişen ve yerleşen oligarşi 1989’lardan sonra çok sevildi. Çok takdir edildi ve beğenildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, hırsızlık ve suiistimalleri, Gümrük Birliği katılım faciası, AB entegrasyon sürecine “millet iradesine aykırı olarak” start verilmesi, Milli Dava Kıbrıs’tan feragat, üst üste kriz, kaos ve özelleştirme furyası ile tarihin en büyük peşkeş, vurgun, soygun ve hortum olayları “bu süreçte” cereyan etti…

Çünkü artık, devlet idaresinde millet iradesi yoktu!...

Zira “yeni demokrasi”, “ileri demokrasi”, “insan hakları ve hukukun üstünlüğü” gibi parlak söz ve söylemlerle; Tıpkı ABD’nin Sudan’dan, Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya kadar olan hinterland’da uyguladığı gibi Türkiye’de de : “demokrasi, insan hakları ve barış getirme” adına böyle garip bir süreç yaşandı.

ÇOK ÖZGÜN VE ÖNEMLİ BİR ÖRNEK

Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne rastlayan 18 Mart 2011 günü, Milli Gazete’nin baş sayfasında yer alan bir haberde; Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, 28 Şubat post modern darbesinin sorumlularından hâlâ hesap sorulmadığını belirterek, "Bugün darbe planları yapanlara Ergenekon, Balyoz ve Kafes davaları ile hesap soruluyor. Ama 28 Şubat'ta resmen teşebbüste bulundular. Bunlardan niye hesap sorulmuyor? Sorumluları var. Örneğin Çevik Bir... Ama Sayın Başbakan Çevik Bir'i Türkiye ile İsrail arasında ilişkileri geliştirsin diye danışman olarak değerlendirmiş" tepkisinde bulundu.

EVET!.. ELBETTE!..

Gerçekten de, olağan ve doğal şartlarda yapılması gereken ilk iş: Kamu düzeni ve milli vicdanı en çok sarsan, Cumhuriyet tarihinin en büyük kırılması ve Atatürk karşıtı bir kalkışma olan 27 Mayıs’ı sorgulamak ve yargılamaktı… Sonra 12 Mart 1971 ve 12 Eylül, 28 Şubat vd.,

Zira bir millet, milleti ihlâsla temsil eden siyasi hareket veya demokrasi adına ifa ve icra olunan inkılâp; Önce rejimle yüzleşmeli, milletle hesaplaşmalı ve “tam dürüst, bağımsız ve tarafsız” bir hesaplaşma ve yüzleşmeden sonra; Demokrasi, adalet ve hukukta ileri adımlar atmalı idi!.. Değil mi..?...

Elbette ve mutlaka: Türk Milleti adına ve Türk Milleti namına…







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 358
Toplam Tekil 1639900
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.503 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu