ÖZGÜRLÜK VE “DEMOKRASİ BAYRAMI” - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ÖZGÜRLÜK VE “DEMOKRASİ BAYRAMI” - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 14.05.2012 > Kaç kez okundu? 1872

Paylaş


Kurucu Cumhuriyet ve Türk İnkılâbına yönelik bir “düşmanlık hareketi” olan; Aynı zamanda Mareşal Mustafa Kemal’e rağmen Rıza Nur, Bay İsmet ve (dâhili-harici) şerikleri tarafından İngiliz & Amerikan Şürekâsı ile yapılan gizli anlaşmaları hayata geçirmek amacına matuf “11 Kasım 1938 karşı devrimi” sonucu Türkiye:, 12 yıl süreyle bir esaret, koyu istibdat, despotizm ve diktatörlük rejimine, daha doğrusu zulmüne maruz kaldı…

Mezalimin 1939 -44 dönemi: Asaleten Türkleri ve Türk kanaat önderlerini sindirme;

1945 -1950 arası; 2. Dünya Savaşı bahanesiyle, (savaşa girilmediği halde) topyekun milleti açlık, kıtlık, fakirlik ve işsizlikle kırma, hayatından bezdirme, devletten nefret ettirme, ümitlerini kırma ve yıldırma operasyonları ile geçti.

Bu nefret ve fetret döneminde ayrıca:

17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı yasa ile kurulan Köy Enstitüleri, 1944’den itibaren politize edilerek, Marksist–komünist hücrelere dönüştürüldü. 1945’de BM’e katıldıktan sonra Türk Silâhlı Kuvvetleri “Milli Ordu” olmaktan sür’atle çıkartılarak; ABD güdümlü cuntalara terk ve teslim edildi. Cumhuriyet tarihinin en iğrenç ve utanç verici “Açık Oy - Gizli Sayım” soytarılığı ile Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı. 27 Aralık 1947 günlü Fulbright antlaşması ile Milli Eğitim sistemini şekillendirme görevi ABD’ye terk edildi. 1949’da avrupa konseyine girilerek vahşi, kapitalist ve emperyalist batı’nın, Osmanlı’dan sonra tekrar Türkiye devleti ve Türk milletini sömürme, yozlaştırma, insanlık dışı yaptırımları dayatma yolu açıldı…

Oysa, Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı olduğu, 1929 –1932 dönemi yaşanan “Dünya Ekonomik Bunalımı”; Basiret ve beka sahibi, yürekleri iman, insan ve vatan sevgisi ile çarpan Milliyetçi yöneticiler sayesinde Türkiye’de hissedilmemişti bile!..

Buna mukabil 1940 -1945 arası politikacıların bilgisiz, yeteneksiz, basiretsiz olmaları yüzünden; Savaşa girmememize rağmen fakirlik, açlık, yokluk ve zorluklar hayatı çekilmez, yaşanmaz hale getirmiş:, Atatürk, Cumhuriyet ve demokrasi dönemi kazanımları hovardaca harcanarak sür’atle tüketilmiştir. İkinci dünya savaşında, tedbiren sınırda bulunan, ordumuzu güya doyurmak için köylüden toplanan hububat heba edilmiş Camiler depoya çevrilmiş; Dini hassasiyeti olan halkımıza “Türkçe Ezan” dayatılmış, Kur-an’ı Kerim toplatılmış ve Anadolu da İslâm’ın tasfiyesi için her nevi baskı, şiddet ve menfur tedbire tevessül edilmiştir.

Açıkça ve kısaca: 1939 – 1950 sürecinde ülkemizde Cumhuriyet, özgür bilim, düşünce ve ifade hürriyeti; Hak, adalet ahlâkı, hukuk ve demokrasiden eser yoktur. Ezilen halk, despot hükümet eliyle resmi gasp, zoraki irtikap, yalan-talan; Açlık-yokluk, işsizlik, fahiş vergi, fahiş fiyat ve soygun derecesinde haksızlık ve yolsuzluklara maruz bırakılmıştır…

11 yıl hüküm süren bu fetret döneminde özgürlük ve demokrasi yoktur.

Beyaz İhtilâl, meşru bir haktı. Meşru ve hukuki yolla yapıldı.

1946 – 1950 arası: Kurucu Cumhuriyet ve Türk İnkılâbı kökünden yeşeren, “yeni bir Milli mücadele ruhuyla (46 ruhu)”, bütün engel, tuzak, tutuklama, hile ve desiselere rağmen azim ve kararlılıkla yükselen, Türk Milleti’nin kahir ekseriyetince kabul görerek benimsenen “Halk Hareketi” 14 Mayıs 1950’de: “Yeter!... Söz Milletindir..” diye haykırmak, zulme baş kaldırmak, direnmek suretiyle ülkeyi tekrar özgürlük, adalet ve demokrasiye kavuşturmuştur.

Özgürlük, Cumhuriyet ve Demokrasi’nin, birlikte hayat bulduğu tarih: 14 Mayıs 1950’dir.

Her “14 MAYIS” mutlaka “Türk Demokrasi Bayramı” olarak kutlanmalıdır.

Çünkü: Güncel Demokrasi Projeleri yalan, hile ve aldatmaca olup; Başta Türkiye, Türk-İslâm âlemi ve mazlum milletlere saldırı üzerine kurulu; Emperyalizmin en önemli projelerinden biridir. Amaçları: Hedef ülkelerde STK’ları kullanarak ‘demokrasi’, ‘İnsan hakları” ve ‘özgürlük’ ilenmeleriyle devletleri bölmek, dâhili-harici bedhahlar yoluyla parçalamak; Önce demokrasiyi ilga; Sonra bölücü terörü, acze düşen muhalefet yerine ikame ederek; Özgür bilim, denetim, hak-hukuk, adalet, Cumhuriyet ve Demokrasi silmek!.. İleri demokrasi havarileri için amaç bu…

Türk Milleti 14 Mayıs 1950’de bir defa bu tuzaktan kurtuldu. Bir “kurtuluş savaşı” daha yapmak zorunda kalmamak için “Demokrasi Bayramına” sahip çıkılmalıdır. Aksi takdirde bu gidişle çok istese de kutlayamayabilir!.. “14 Mayıs Demokrasi Bayramınız” kutlu olsun!..

DEMOKRASİYE İLK ADIM

VE İLK DEMOKRATİK AÇILIM

Mustafa Nevruz SINACI

Başta “açılımlarla yaratılan hayal kırıklığı ve hüsrandan ibaret sonuçları ile toplumu içine çekildiği tartışmaların” zirve yaptığı bu dönem olmak üzere; Genelde Ocak ayının ilk haftası ile Mayıs’ın 14’ü Cumhuriyet tarihi ve demokrasi yönünden çok önemli ve bir o kadar da anlamlıdır.

Çünkü kuruluştan bu güne, bütün dönemlerin “en büyük ve tek gerçek açılımı” 1946 yılı Ocak ayının ilk haftasında yapılmış; 14 Mayıs 1950 ‘Beyaz İhtilâl’i ile de, bu açılımın sonuçları alınmıştır. Bu açılımın esas kaynağı ve dayanağı, 1922 yılında:

“Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti, Demokrasi esasına dayalı bir Devlettir” ve “Demokrasi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sınırsız bir yetkiye sahip olması demek değildir" diyen Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’tür.

1929’da ise, bu sözlerini: “Demokrasi esas itibarıyla, siyasi niteliktedir. Bir ilim, fikir ve fen’dir. Ferdi ve eşitlikçidir. Demokrasinin bu esas ve istinatlarına göre, tüm vatandaşlara siyasi hürriyet ve çalışma hakkı, teşebbüs serbestisi sağlamak; Bilim, sanat, ahlâk gibi fikri sahalarda gelişmesiyle ilgilenmek ve milli egemenliğe, usullere uygun olarak katılmalarını, aynı siyasi haklara sahip olmalarını sağlamaktan ibaret noktalar ve devletin bütün vatandaşa karşı başlıca vazifelerinin sınırını gösteren işaretlerdir” açıklaması ile tamamlar ve bütünler. (1929 – Medeni Bilgiler ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, Prof. A. İnan)

Mustafa Kemâl Atatürk’ün en büyük sevdası, emeli, ideali cumhuriyet’i demokrasiyle buluşturmak, birleştirmek ve bütünleştirmekti. O, bu konuda yüksek bir azim-irade ve mutlak kararlılığa sahipti. Ancak, bu emel, ideal ve en değer verdiği proje, vefatından sonra, 07 Ocak 1946’da fiilen başladı; Çok zorlu, çetin ve ağır şartlar altında güçlükle yürütülen 4.5 yıllık bir mücadele sonucu 14 Mayıs 1950’de hayata geçebildi. Atatürk, yaşadığı dönemde demokrasiyi yaşattı, ama ne yazık ki, kurumlaştığını göremedi….

DEMOKRASİNİN AYAK SESLERİ

14 Eylül 1923’de, Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) İsmet Paşa, Celal Bayar, Recep Peker, Refik Saydam ve Prof. Fuat Köprülü tarafından kurulan Halk Partisi’nin; İsmet Paşa etrafında yuvalanan bir takım yönetici ve üst bürokratlar cumhuriyeti tahkim (sağlamlaştırma) ikame ve idame, demokrasiyi kurumlaştırma konusunda:, Cumhuriyet ilân edilerek devletin kurulmasından sonra bir isteksizlik, olumsuzluk ve dönem itibarıyla garip, tuhaf bir tutum içine girdiler...

Bunun üzerine, Demokrasiyi ihdas, ikame ve ihya konusunda kararlı olan Mustafa Kemal, inisiyatif kullanarak; 1924’de, Ali Fuad Cebesoy önderliğinde, en güvendiği kader arkadaşları; Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Rüştü Paşa, İsmail Canbolat, Sabit Bey, Ahmet Muhtar, Halis Turgut, Necati Kurtuluş, Mersin Mebusu Besim Bey, Erzurum Mebusu Faik Günday ve Sabit Bey’lere “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nı teşkil ettirdi, kurdurttu.

Kuruluş amacı İnsan hakları, adalet ve demokrasi olan parti, İsmet İnönü ve yandaşları tarafından “çok tehlikeli bir rakip” ve potansiyel “demokrasi sevdalısı” olarak görüldüğünden; Cumhuriyetin Reisi, Büyük Önder Gazi Mareşâl Mustafa Kemal’e rağmen akla-hayale ziyan menfur oyun, düzen, tuzak, komplo ve kumpaslar sonucu 03.Haziran.1925’de kapattırıldı.

Ancak O, demokrasi aşığı Mustafa Kemal Atatürk yılmadı.

Beş yıl sonra, 12 Ağustos 1930’da; Ali Fethi Okyar ve Samet Ağaoğlu’na “Serbest Cumhuriyet Fırkası”nı kurdurttu. Kız kardeşi Makbule Hanım ve üç yakını ile Halide Edip Adıvar’ı da müteşebbis heyet olarak bizzat görevlendirdi. Fakat bu Fırka’da, malum ve menfur husumet grubu, tefrika ve fesatçı İsmet Paşa’nın gizli cunta, sulta ve avenesinin iğrenç furya, komplo, kumpanya, iftira ve çirkin kumpaslarına fazlaca dayanamadı. Başkaca bir yol ve çaresi kalmadığından 17 Kasım 1930’da kendini feshederek siyasetten çekilmek zorunda bırakıldı.

Yani Atatürk, bütün iyi niyet ve samimi teşebbüslerine rağmen, en önemli ve en hayati projesi olan: “Cumhuriyet ile taçlanmış; Demokrasi ile mündemiç” dört başı mamur ve müreffeh, birinci sınıf dünya devleti bir Türkiye’nin; Namuslu, erdemli, onurlu, sorumlu, dürüst, demokrat ve ehil ellerde hayat bulduğunu, ahir ömründe göremedi.

Çünkü buna izin verilmedi. Ta ki, 7 Ocak 1946 ve 14 Mayıs 1950’ye kadar!..

KUTSAL İSYAN; BEYAZ İHTİLÂL

VE DEMOKRASİ BAYRAMI

Mustafa Nevruz SINACI

Nihayet DP, dünya konjonktüründen de yararlanılarak; 07 Ocak 1946’ da; Atatürk’ün Başvekili Celal Bayar, Aydın Mebusu Adnan Menderes, İçel Mebusu Refik Koraltan ve Kars Mebusu Ordinaryüs Profesör Dr. Fuat Köprülü tarafından kuruldu.

Bu, gerçek bir “açılım” ve Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil “atılım” projesi idi…

Ancak, hayata geçmesi 4 buçuk yıl sürdü. 4.5 çileli, acı, efsanevi ve ıstıraplı yıl..

Devleti işgal ve tasallut altında tutan, bütün kurumlara yerleşen, çöreklenen (yeni) Halk Partisi’nin il başkanları Valiler, ilçe başkanlıklarını yürütenler de kaymakamlardı. Böylece, tam bir saadet zinciri biçimi organize olmuş, devleti fiilen ele geçirmiş, bu makam ve memuriyetler ile emir ve hizmetlerindeki bilumum kamu kaynak ve gücünün ezici tacizine maruz kaldıktan başka; partizanların hırs, husumet, kin, kıskançlık, ihtiras, fesat ve tefrikaları yüzünden “1946 Demokrasi Açılımı” çok büyük zorluklarla başarıldı…

Bu direniş; (11 Kasım 1938, Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbına) “Karşı Devrim”in doğal gereği ve gerçekte Atatürk ilkeleri ile Türk İnkılâbına reddiye ve apaçık bir başkaldırı idi... Bu nedenle; Cumhuriyeti yürekten benimsemiş ve demokrasiyi hatmederek, hazmetmiş siyasi kitle ve kurumların “Demokrasi Bayramı” 14 Mayıs’tır “Demokrasi Bayramı’nın ana nedeni ise:, Bu antidemokratik mukavemetin, hakiki ve samimi Cumhuriyetçiler tarafından kırılmış olmasıdır…

Gelin şimdi “Demokrasiyi ret ve ifsat’a yönelik” asıl nedenlere bakalım:

ATATÜRK NE DEMİŞTİ:

Daima hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var. Ceddimizin ‘medeni, siyaset’ dedikleri ‘demokrasi’ uğruna kurulan “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” ile “Serbest Cumhuriyet Fırkası” üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra 1937’de Atatürk: “Ekonomik kalkınma; Türkiye’nin, hür, bağımsız daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye ideali’nin bel kemiğidir. Kalkınma iki büyük kuvvete dayanır.

Bir; Toprağın iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi durumu;

İki: Türk milleti’nin silâh kadar makine tutmaya yarışan kudretli eli ve ‘milli olduğuna inandığı iş ve zamanlarda tarihin akışını değiştiren yiğitlikle beliren yüksek sosyal benlik duygusu...” (1937-Atatürk’ ün S. ve Demeçleri, 1-1945)

Atatürk’ün en büyük ve en verimli, cesur projeleri hayata geçirdiği bir sırada, hükümet ile arası iyice bozuldu. İsmet Paşa azledildi. Hükümeti tefessüh etti. Yerine Mahmut Celâl Bayar Başvekillik görevine atandı. Bayar, 8 Kasım 1937’de Hükümet Programını TBMM’ne sundu.

10 Kasım 1937 günü Atatürk, Bayar’a “Millete yepyeni bir program bildirdiniz. Bu program, benim millete vaat ettiğim hususlardır. Ben, milletle beraber, bizzat Celâl Bayar ile arkadaşlarının programının nokta, nokta tatbik edildiğini takip edeceğim” dedi. (AA, 11.11.1937)

İşte, 14 Mayıs sürecinin doğum günü olan 7 Ocak 1946’da, Atatürk’ün Galip Hocası, Başvekili ve İzmir Mebusu Celal Bayar başkanlığında; Aydın Mebusu Adnan Menderes, İçel Mebusu Refik Koraltan ve Kars Mebusu Ordinaryüs Profesör Dr. Fuat Köprülü olmak üzere; Halk Partisinin en akil, sadık ve âlim ‘duayenleri’ tarafından kurulan, tarihi ve kadim DP’nin “Parti Programı’nın” esası, özü, kaynak ve dayanağı budur.

ATATÜRK’ÜN PROGRAMI:

Yani, bizzat Atatürk’ün telkin ve tavsiyeleri yönünde kaleme alınan; Şahsen okuduğu, bütün safhalarıyla yazımında bulunduğu, yazılanları tekrar ve tekrar incelediği, çok hassas bir değerlendirme neticesinde üzerinde, kendi el yazısıyla ek ve değişiklikler yaptığı ve yaşadığı sürece sahiplendiği; 12 Kasım 1937’den itibaren Başvekil Bayar ile yerinde tetkik, tefhim ve uygulama amaçlı” olarak Şark Vilâyetlerinde inceleme gezisine çıktığı program ve demokrasi projesi budur;. Bu tarihi “DP PROGRAMI” Korkut Özal’a kadar Partinin fiili-resmi programı olup; Atatürk yaşadığı sürece, 10 Kasım 1938’e kadar kesintisiz uygulanmış, vefatından sonra Cumhurbaşkanı İ.İnönü tarafından önce engellenmiş, sonra durdurulmuş olan programdır...

NEDENİ: Programın “Karşıdevrim ve Kemalizm’i ilga” eylemine ters düşmesidir.

Zira; 11 Kasım, 27 Mayıs ve diğerleri bütünüyle Atatürk ve Türk İnkılâbı düşmanıdır..

TARİHTE VE GÜNÜMÜZDE

DARP, DARBE VE KARŞIDEVRİMLER

Mustafa Nevruz SINACI

Karşıdevrim veya 2. cumhuriyet adlı 11 Kasım 1938 tarihli bu eylem, 7 Ocak 1946’ya kadar adeta bir fetret, intikam ve nefret devri zulmüyle sürmüş; Atatürk ilkeleri, Türk inkılâbı ve milli hafıza tarihin karanlıklarına gömülmek istenmiştir. 1938 -1950 arası bu nedenle kâbus gibi karanlık ve kayıp bir dönemdir. Milli Şef ve kabinesi Mussolini ve Hitler’e özenmiş, bunları bile kıskandıracak bir sulta, cunta, saltanat, zulüm, diktatörlük, kara despotlukla 14 Mayıs 1950’ye kadar, tam bir baskı, zulüm, azap, darp ve işkence ile hüküm sürmüşlerdir.

İşte bu nedenle; Mustafa Kemal Atatürk’ün 11 Kasım 1938’de çöpe atılan Programını tekrar hayata geçiren, tarihi ve kadim; Efsane Demokrat Parti’nin gerçek sembolü: “Yeter!... Söz Milletindir” anlamına gelen, başparmağı açık “sağ el”dir. Bu amblem 1972’de Ferruh Bozbeyli, Sadettin Bilgiç, Dr. Faruk Sükan ve arkadaşlarınca 18 Aralık 1970’de kurulan Demokratik Parti hariç; 19 Haziran 1992 tarih ve 3821 sayılı kanun gereği 1992’de yeniden açılan tarihi ve hakiki “Demokrat Parti”ye kadar hiçbir parti tarafından kullanılmamıştır.

Sonrası malum. Prof. Dr. Orhan MORGİL ve Mustafa Nevruz SINACI tarafından yeniden açılışı yapılan Demokrat Parti’nin, 1993 – 2005 arasında başına gelmeyen kalmadı. Sırasıyla Hayrettin Erkmen, Aydın Menderes, Hüseyin Murat Uzman, Korkut Özal, Yalçın Koçak, İsmet Hacısalihoğlu, Yaşar Aydın ve nihayet Ömer Yıldırım; Merhum ve müstesna, demokrasi Şehidi Genel Başkan ve Başvekil Adnan Menderes’in koltuğuna oturdular!...

Yani, yeniden açıldıktan sonra, pek çok badire, dahili-harici müdahale, darp, vesayet, cunta-sulta kıskacına rağmen ruhlanan, istikamet tutturan tarihi, hakiki ve kadim DP’nin 19. sıra sayılı (pazara düşürülmeden önceki) son 10.uncu olağanüstü Büyük Kongresi 08 Mayıs 2005 tarihinde, Balgat Ziyabey Caddesi Genel Merkez salonunda yapıldı.

Ondan sonra pazarlamacı, peşkeşçi ‘siyaset simsarı-misyon taciri’ sözde başkan Yaşar Aydın ve Ömer Yıldırım; alıcı ANAP adına simsar Erkan Mumcu ile şeriki Mehmet Ağar!..

Yani, Demokrat Parti’nin DYP tarafından gasp ve ANAP tarafından 2. kez, (hukuk ve ahlâka) aykırı pazarlanmasını müteakip aldığı D(y)P adı ile önce Mehmet Ağar, sonra “annem bana, “sen büyüyünce başbakan olacaksın” diyen Süleyman Soylu ve nihayet Namık K. Zeybek, utanç verici bir zûl olan, emanetçilik, vesayetçilik görevlerini ifa ve icra etmeye çalıştılar..

Lâkin bakın şu samimiyetsizliğe ki; Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar şürekası ile başlayan süreçte silsile-i meratibe asla uyulmadı. Orijinal Tüzük ve Program çöpe atıldı. 46 ruh, dava ve misyonun ilzamı “başparmağı açık ‘Yeter!.. Söz Milletindir..anlamına gelen’ Sağ El” amblem olmaktan çıkartıldı.Vakıa, tarihi ve kadim Demokrat Parti şimdi işgal, intihal, gasp ve tasallut altındadır. Hakiki ve samimi mensupları cebren ve hile ile kapı dışarı edilmiş; Partinin manevi şahsiyeti, değer ve potansiyeli sömürülmekte, istismar edilmektedir.

2005 sonrası süreç ve enteresan “demokratlıklardan” bir örnek…

Bakınız: Ülkeyi, 50 yılda 90 yıllık birikim, ilim-irfan, zenginlik ve mutluluk, olabildiğince varlık, asgari müşterekte birlik, iyilik, emniyet, huzur ve güvenlikten eden zihniyetin icraatına!..

HÜSAMETTİN CİNDORUK’UN PARTİSİ:

Hüsamettin Cindoruk’un emanetçiliğinde vaki, kain ve adı “Demokrat Parti?!..” olan yeni oluşumun adını DP koydular ve emanetçi oldular. Oysa DP geleneğinde emanet, vesayet gibi kirli işlere yer yoktur. Partinin sahibi millet’tir, milletten başka kimse partinin sahibi değildir. Çünkü: Demokrat Parti'de ‘demokrasi, medeni siyaset ve fazilet anlamında cumhuriyet bütün usul, umde, ilke ve unsurlarıyla “tam bir adalet, yüksek ahlâk ve dürüstlükle” yaşanır.

Parti vazifelerinde mutlak ehliyet, kesin liyakat, ahlâk ve demokrasi hâkimdir.

Ve nihayet; İşareti EL, temel söylemi: Yeter!.. Söz Milletindir.. ise, O, gerçek DP’dir. Kadroları tertemiz, şaibesiz, pırıl-pırıl ak, berrak ve Millidir. Her DP’linin kalbi vatan, millet, hürriyet, bayrak ve adalet için çarpar. Siyaseti fazilettir. Aksi takdirde, sahte, yapay, sanal, taklit ve mukallittirler. Adları “DP”, at’ları AB-D patentli “Truva Atı” olsa bile, tarihi ve kadim, gerçek Demokrat Parti ile ilgi, alâka, rabıta ve bağlantıları iddia olunamaz!..

Olsa dahi, bu koskoca bir yalan ve kadim Demokrat Parti’ye iftiradır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 566
Toplam Tekil 1638455
IP 54.163.92.62






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu