KAHRAMANLARINI SAHİPLENMEYEN DÜZEN AYAKTA KALABİLİR Mİ? - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









KAHRAMANLARINI SAHİPLENMEYEN DÜZEN AYAKTA KALABİLİR Mİ? - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 21.04.2012 > Kaç kez okundu? 2225

Paylaş


Bir milletin yükselmesi için ilim, san’at fikri ve iktisadi ilerlemeler ne derece mühim ise ordu da bu ehemmiyete paralel ehemmiyette tanınmalıdır. Mazide nice yüksek medeniyetler görülmüştür ki, muhafaza ve müdafasında kusur edildiği için istilalar altında çiğnenmiş ve yıkılmıştır.- Kemal Atatürk (1930)





Büyük Türk Sözlüğü KAHRAMAN’ı, yiğit, pehlivan ve bahadır olarak tanımlar. Ayni sözlük yiğitliğin ve kahramanlığın sadece harp meydanlarında görüleceğini vurgular.



Kahraman; kendini doğrunun iyinin ve güzelliğin elde edilmesi yoluna koyan ve doğru bildiği yolda canını çekinmeden riske atan insandır.



Kahraman; canından, malından, sahip olduklarından, hayal ve beklentilerinden vazgeçerek hiç bir maddi menfaat gözetmeden devlet ve milletinin milli çıkarları uğruna risk almaktan çekinmeyen insandır.



Kahramanlar, dünya nimetlerini bir eliyle itebilen kendini aşmış bilinçli kişilerdir. Bir anlık cinnet anı ile kahraman olunmaz. Tesadüflerin ortaya çıkardığı olağanüstü olayları iyi yönetmekle de kahraman olunmaz. Kahramanlık şuurlu, bilinçli ve sürekli davranışların sonunda elde edilen ve bir daha istense de terk edilemeyen güçlü bir karakter olgusudur.



Kahramanlar; En zor şartlarda dahi kendi canını, namusunu ve malını değil, tüm milletin canını, malını ve namusunu koruyan, şehit kanı ile vatanlaşmış topraklara düşman ayağı değdirmemek için canını verip kanını gözünü kırpmadan döken mümtaz insanlardır.



Devletler çok az sayıda yetişen kahramanlarına daima sahip çıkarlar. Onların heykellerini herkezin görebileceği yerlere dikerek hatıralarını sonsuza kadar yaşatırlar. Kendi içinden çıkardığı bu özel insanlarla milletçe gurur duyulmasını sağlarlar. Devletler, bunu yaparken bir yandan tarihlerine sahip çıkarlar ve diğer yandan yeni yetişen nesillerine geçmişleri ile gurur duyacakları gerçek objeleri sunarak kahramanlarına vefa borcunu ödemiş olurlar.



Kahramanlık, kolay elde edilen bir ünvan değildir. Kahramanı bürokrasi değil, bizzat halkın sağduyusu tayin eder. Yani kişiyi içinde yaşadığı toplum kahraman ilan eder ve onu sahiplenir. Halkın kahramanlaştırdığı kişilerin hem kahraman ve hem de hain olmaları eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü o kişiyi kahramanlık mertebesine ulaştıran nesnel objeler beyinlerde daima taze olarak yaşar. Kişiyi hür iradesi ile kahramanlaştıran halka bu kahraman kişinin aslında hain olduğunu anlatabilmek ve onun kahraman olmadığına inandırmak mümkün değildir.



Kahraman dahi olsalar insanların heykellerinin henüz hayatta iken dikilmesi sık rastlanan bir durum değildir. Genellikle kahramanların heykelleri öldükten sonra dikilerek o kişi beyinlerde ölümsüzleştirilir ve o kahramanın isminin nesilden nesile aktarılarak yaşaması sağlanır..



Türkiye’de hayatta iken heykeli dikilerek ölümsüzleştirilen kişilerden biri de bugün 28 Şubat 1997 Darbe soruşturması çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmek, hükümetin görevlerini kısmen veya tamamen engellemek, engellemeye teşebbüs etmek, darbeye teşebbüs etmek suçlamasıyla Sincan Cezaevinde tutuklu olarak bulunan E. Kurmay Albay Dr. Oğuz Kalelioğlu’dur.



Tutuklanan Albay Kalelioğlu; 1974 Kıbrıs Barış Harekatında 20Temmuz-15 Ağustos arasındaki sürede üstün Yunan ve Rum birlikleri karşısında Magosa Kalesi içinde sıkıştırılan 10.000 Kıbrıslı Türkün imhasını önleyen efsanevi Mağosa Mücahit Tabur Komutanı Ütğm. Oğuz Kalelioğlu’dur. Bu mücadele O’nu Gazimagosa halkı nezdinde kahramanlaştırmıştır. Magosa halkı kale kapısı önündeki meydana diktikleri özgürlük anıtı içine kendilerini kurtaran Kalelioğlu’nun 6.5 metre boyunda heykelini koyarak kendisini ölümsüz kılmışlardır.



28 Şubat 1997’de Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanı olarak görev yapan Albay Kalelioğlu; 28 Şubat soruşturması kapsamında Genelkurmay 2. Bşk. Org. Çevik Bir’inde aralarında olduğu 31 emekli subay ile birlikte 12 Nisan 2012’de gözaltına alınmış ve 16 Nisanda 18 subay ile birlikte tutuklanarak Sincan Cezaevine konulmuştur.



Tam 46 yıldır yakından tanıdığım ve 1980’den başlayarak uzun süre birlikte görev yaptığım E. Top.Kur. Albay Kalelioğlu’nun suçsuz olduğunu değerlendiriyorum. Ve yargılaması sonucunda aklanarak uğruna canını adadığı Türk milletine ve T.C. Devletine hizmete kaldığı yerden devam edeceğine de inanıyorum. Yargının şaşmaz terazisinin Oğuz Kalelioğlu’nun mağduriyetini kısa sürece ortadan kaldıracağını umut ediyor ve bağımsız Türk yargıçlarına güveniyorum.



Milli kahramanımız Oğuz Kalelioğlu’nun kahramanlık hikayesini 22 Nisan 2002 tarihinde Önce VATAN Gazetesindeki köşemde anlatmıştım. Tam 10 yıl sonra 21 Nisan 2012’de bu yazıyı yeniden yayınlamak durumunda kalacağımı aklıma dahi getiremezdim. Albay Kalelioğlu hakkındaki görüşlerim ayni olduğuna göre ayni yazıyı bugünde ayni gururu taşıyarak yayınlıyorum..



İşte, Dr. Tahir Tamer Kumkale imzasıyla 22 Nisan 2002 ‘de Önce VATAN Gazetesinde yayınlanan “HEYKELİ DİKİLEN KAHRAMAN OĞUZ KALELİOĞLU” başlıklı yazım;







Bugün STAR Gazetesinde okuduğum Saygı Öztürk'ün "İŞTE O ASKER ,İŞTE O HEYKEL" başlıklı yazısı beni 1 Ocak 1975 sabahına götürdü. Sisli ve puslu bir Kıbrıs sabahında Magosa limanına yanaşan ERKİN çıkarma gemisinden karaya ayak bastığımda Kıbrıs gazilerini değiştirmeye gelen bu ilk asker kafilesini karşılayanların içinde, işte O heykel'deki kahraman Sadi Oğuz Bey'in vakur ve heybetli çehresini hatırladım. O soğuk kış günü bu kahraman sınıf arkadaşımı kucaklarken duyduğum gurur ve sevinci unutmam mümkün değildi.



Sayın Saygı Öztürk, bu milli kahramanımızı aşağıya aynen aldığım yazısı ile halkımıza tanıtmaya çalışmış. Çalışmış diyorum. Çünkü Oğuz Kalelioğlu'nun bu ülke için yaptıklarını bir kaç sayfa ile anlatmak mümkün değildir. Soykırım eşiğine gelen mazlum Kıbrıs Türk halkı kendisine hürriyetlerini kazandıran Türk ordusunun bu mümtaz evlâdının yaptıklarını unutmamıştır. Bu kahraman subayımızı efsaneleştirmiş, şiir ve hikayelerine konu etmiş, yaptıklarını evlâtlarına gururla anlatmıştır. Ve nihayet bu kardeşimizi kendileri için yaptığı unutulmaz hizmetlerinden dolayı kutsallaştırarak Gazi ismini verdikleri şehirlerinin girişine heykelini dikmek suretiyle ölümsüzleştirmiştir.



Bu, Türk milletinin kendisine karşılıksız hizmet eden evlatlarına gösterdiği eşsiz bir ahde vefa örneğidir.



Kıbrıs Gazimagosa Muharebeleri, Kıbrıs Barış Harekatı'nın seyrini değiştirmiş ve başarısına çok önemli katkıda bulunmuştur. Üsteğmen Oğuz Kalelioğlu; son olarak 1913 yılında Edirne'nin savunulmasında gördüğümüz Şükrü Paşa'dan sonra başarılı bir kale savunmasının nasıl yapılacağının tarihteki en son başarılı örneğini Magosa'da vermiştir. Dikilen heykel orada yaratılan bir kahramanlık öyküsünü nesilden nesile aktaracaktır. Tarihçilerin Magosa savunmasını kaleme alırken büyük bir gurur duyacaklarını biliyorum. Hayatta iken heykeli dikilen bu kahraman subayımızı yakından tanımaktan ve 30 yıl birlikte hizmet üretmekten büyük bir gurur ve mutluluk duyduğumu da özellikle belirtmek istiyorum.



Dışarıda Mao, Che Guevera gibi sahte kahramanlar arayan sözde aydınlarımıza da Oğuz Kalelioğlu'nu incelemelerini bilhassa tavsiye ediyorum... Emekli Topçu Kurmay Kıdemli Albay Oğuz Kalelioğlu sadece çok iyi bir asker değildir. Çok iyi bir hatip ve çok iyi bir öğretmendir. 1980 yılından başlayarak bilgi birikimi ve tecrübelerini bütün yurt sathına kapsayan ve sayısı ikibini aşan konferanslarla insanlarımıza aktarmaktadır.



Hazırladığı kitap ve dokümanlarla Türk milletinin milli hedeflerimiz doğrultusunda yönlendirilmesi görevini bıkmadan yorulmadan sürdürmektedir. O bu hizmetleri ile Türk milleti'nin gönlünde yıkılmaz ve ulaşılamaz bir yere oturmuştur. O silahlı kuvvetlerin bir albayıdır. Ama Türk milleti'nin gönlündeki Paşa'sıdır. Bu rütbeyi, bu asil millet Oğuz Kalelioğlu'na 28 yıl önce Magosa'da vermiştir. O' bu milletin Oğuz Paşa'sıdır.



1997 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden Emekli olan Oğuz Kalelioğlu şimdi başka bir irfan ordusunun içinde şerefle görev yapmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı Başdanışmanı olan Oğuz Kalelioğlu din adamlarımızın Türk milletinin milli hedefleri doğrultusunda yetiştirilmesinde önemli görevler üstlenmiştir.



Oğuz KALELİOĞLU'nu 11 Nisan 2002 günü Eyüp Müftülüğü konferans salonunda İstanbuldaki müftüler ve din görevlilerine verdiği "Türkiye’nin Jeopolitik Önemi ve Dünyadaki Yeri” konulu konferansında yeniden izleme imkanı buldum. 30 Ağustos 1966 yılının genç ve dinamik teğmeninin heyecanını ve memlekete hizmet aşkını, hiç kaybetmeden 2002'ye taşıdığını görerek ülkemiz adına sevinç duydum.



Bu asil memleket evlâdını, değerli kardeşim Oğuz Kalelioğlu'nu kutluyorum. Bağrından böyle değerler çıkartan asil milletimizi de kutluyorum. Bugün ülkemizin, haketmediği halde her alanda düşürüldüğü kötü durumdan durumdan milletimizi çıkartacak Oğuz Kalelioğlu gibi pek çok isimsiz kahramanlarla dolu olduğunun bilinmesini istiyorum. (22 NİSAN 2002)



----------------------------------------------



SAYGI ÖZTÜRK, STAR GAZETESİ



İŞTE O ASKER!, İŞTE O HEYKEL!



---------------------------------------------



Kıbrıs'ta heykeli dikilen komutan, şanlı direnişi Saygı Öztürk'e anlattı.'Üsteğmen Sadi Oğuz.' Ya da gerçek kimliğiyle Tarih Öğretmeni Oğuz Kalelioğlu. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Magosa'ya 'gazi' unvanı verilmesini sağlayan direnişin isimsiz kahramanı. Şimdi emekli kurmay albay ve öğretmen olan Kalelioğlu, kendi heykeli önünde STAR'a konuştu...



Kıbrıs'ta Rumlar azmış... Türkler'i atmak için her türlü yola başvurdukları günlerde, Kıbrıs'ın Magosa kentinde bulunan Namık Kemal Lisesi'ne Türkiye tarafından gönderilen Tarih öğretmeni Sadi Oğuz Bey göreve başlıyor. Bu öğretmen diğerlerinden hayli farklı.



Milli duyguları geliştirici ateşli konuşmalar yapıyor, Kıbrıs Adası'nın önemini vurguluyor, Rum saldırılarına karşı mücadelenin gerekliliğinden söz ediyordu. Lise öğrencileri ve öğretmenler arasında gizli bir çalışma yürütüyor, bazılarıyla geceleri de bir araya geliyordu.



20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın başladığı gün, öğretmen Sadi Oğuz, o güne kadar gizlediği üniformasını giyiyor, ateşli konuşmalar yaptığı gençlerin, öğretmenlerin karşısına, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin genç bir subayı olarak çıkıyordu. O öğretmen, Magosa'ya 'gazilik' unvanı verilmesinde büyük yararlılıklar gösteren ve Silahlı Kuvvetler'den Kurmay Albay rütbesiyle emekliye ayrılan Oğuz Kalelioğlu'ydu.



Magosa Kalesi'ndeyiz :



Rum Milli Muhafız Ordusu, Türkler'in adaya Mağusa açıklarından çıkacağını sanıyordu. O yüzden Magosa'da Yunan komutanların yönetiminde en güçlü tugay ve alayları vardı.



Harekat başlamış, ancak Magosa'ya gelinememişti. Türkler kale içine sığınmış, etrafı yüksek surlarla çevrili Magosa Kalesi'nin etrafı General Kostantin Corcakis komutasındaki Rum Muhafız Ordusu tarafından kuşatmaya alınmıştı. BM Barış Gücü irtibat subayı aracılığıyla Türkler'in teslim olmasını, yoksa katliam yapacaklarını belirtiyordu... Amacı, Magosa sancağını safdışı bırakıp bütün kuvvetleri Girne'ye sevk etmekti.



Şehit olmayı emrettiler:



Barış Gücü Komutanı olan yarbay, aslında Türk dostu idi. Yunanlılar'ın bölgede 8 binden fazla kuvveti, 96 havan mevzisi, tank ve zırhlı kariyer taburu, topçu taburu, uçaksavar bataryaları vardı. Türk tarafının 250 piyade tüfeği, patates çuvalları içinde sokulan 3 havanı bulunuyordu. Barış Gücü Komutanı, bu güç karşısında savunmanın mümkün olamayacağını vurguluyordu.



Magosa Sancaktarı Albay Servet Mörek, Harekat Kısım Amiri Erdoğan Aydemir, teslim teklifini endişeli bir şekilde baş başa konuşurken, Mücahit Merkez Tabur Komutanı Üsteğmen Sadi Oğuz (Oğuz Kalelioğlu) sur dibindeki seferi karargaha geliyor ve teslim olmalarını isteyen BM Barış Gücü Komutanı ile konuşuyor: 'Bizi buraya gönderen Yüce Türk Devleti düşmanı çok görünce 'Teslim olun' demedi. Bilakis sonuna kadar çarpışmamızı ve gerekirse şehit olmamızı emretti.'



Düşmanı durduran atış:



Rumlar, 5 taburdan fazla bir kuvveti askeri ve sivil konvoyla Girne'ye kaydırmak istedi. Araçların tenteleri, perdeleri kapalıydı. BM İrtibat Subayı'na, 'Sivilleri muharebe alanı dışına çıkarıyoruz' denildi. Rum birliği hızla uzaklaşmak isteyince, Tabur Komutanı Oğuz Kalelioğlu, Sakarya Bölük Komutanı Kadir Bayraktar'a 'konvoyun ilk aracını vurun' emrini verdi. Bayraktar'ın ilk atışı, öndeki ilk aracı vurduğunda alevler gökyüzünü kapladı. Yol kapandı ve 5 bin kişilik güç Magosa Kalesi içinde mahsur kalan Türkler'e saldırdı.



Günler geçiyor ama ordumuz Magosa'ya bir türlü ulaşamıyordu. Ellerinde ancak 250 silah, 3 havan bulunan mücahitler, müthiş ve inanılmaz bir mücadeleye girişti. Rum mevzilerinden kaleye havan atışı yapılıyor, 8 kapısı bulunan kaleye Rumlar'ın girmemesi için inanılmaz bir mücadele veriliyordu. Yiyecekleri kalmamış, suları bitmişti.



Susuz, ekmeksiz günler:



Kalenin giriş kapılarının önüne hendekler kazılmış, gelen Rum tanklarının altına, canlarını ortaya koyup, tahrip kalıpları yerleştirilenler arasında yaşlılar, kadınlar bile vardı. Kalenin her yanından alevler yükseliyordu. Rumlar'ın havan atışlarından etkilenmemek için kalenin üzerine sığınaklar yapılıyordu.Kaleye ulaşan haberler ise hiç iyi değildi. Rumlar tanklara Türk Bayrağı asıp 'Biz geldik, sizi kurtarmaya geldik' diyor ve kendilerini heyecanla, sevinçle karşılayan Türkler'i katlediyorlardı.



Rumlar'ın bu oyununa karşı dikkatli olunması istenmişti. Magosa'ya da 'sakın Rumlar'ın bu oyununa gelmeyin' uyarısı yapılmıştı. Günler geçiyor, mermisiz, yiyeceksiz, susuz kalan Magosa Kalesi içindeki Türkler umudunu yitiriyor, komutan Oğuz Kalelioğlu, tehlike işaretleri veriyordu.



Meçhul kahraman asker:



Gelen son mesajlar, Türk askerinin 16 Ağustos'ta Magosa'da olacağı yolundaydı. 15 Ağustos'ta keşif için Magosa yakınlarına gelen Üsteğmen Erdoğan Acar, kaleden yükselen alevleri görünce, emirsiz olarak 9 kariyerle birlikte kaleye kadar yaklaştı. Bunlar önce Rum kariyerleri sanıldı. Ancak, ateş ediyor, kalenin etrafındaki Rumlar çil yavrusu gibi kaçıyorlardı. Bu işin içinde bir şey vardı. Hendeğin içinde bir Türk askeri kaleye doğru tırmanıyordu. Komutan Kalelioğlu, 'Kimsin oğlum sen?' diye sordu. Esas duruşa geçti, 'Tokatlıyım komutanımmm' diye bağırdı. İlk buluşma, ilk kavuşma işte böyle oldu...



Kale kapısının önüne gelen ilk kariyerden inen askere, Rumlar'ın havan atışı yaptığı yer uzaktan gösterildi. Diz çöktü, nişan aldı ve havan Rumlar'ın cephaneliliğinin bulunduğu binanın penceresinden girdi. Daha sonra bu askeri 'ödüllendirmek' için çok aradılar. Savaşın kaderini değiştiren o asker hiç ortaya çıkmadı...



Bugün Gazimagosa'da, Oğuz Kalelioğlu'nun heykeli var. O komutan, 1974 yılında yaşadıkları o müthiş 29 günün öyküsünü anlatırken, ben de dinlerken ağlıyordum



Dr. Tahir Tamer Kumkale





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 654
Toplam Tekil 1641009
IP 54.159.129.152






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.288 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu