Rusya’nın Suriye’ye Bakışı: Suriye ile İmtihan - Fyodor LUKYANOV - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Rusya’nın Suriye’ye Bakışı: Suriye ile İmtihan - Fyodor LUKYANOV
Tarih: 10.04.2012 > Kaç kez okundu? 2087

Paylaş


“Suriye krizi, ahlakla jeopolitika, prensiplerle jeostrateji arasında ikilem yaratmaktadır. Suriye, bütün ülkeler için turnusol kağıdı olup tarih, sınavı başarıyla geçenlerle geçemeyenleri unutmayacaktır.” Suriye merkezli olayları konu eden Ankara’daki konferans işte bu ifadelerle açılmıştı. Bu konferanstan iki gün önce de İstanbul’da “Suriye Halkı’nın Dostaları” toplantısı gerçekleşmişti. Genel konuların müzakereleriyle başlayan toplantı, “Rusya ile ne yapmalıyız? Nasıl doğru siyaset izlemesini sağlamalıyız?” sorusu ile tıkanmıştır.



Konuşmalar birbirini takip etmiştir. Bazı suçlamaları, Suriye’deki iktidar değişiminden sonra Rusya’nın çıkarlarının gözetileceğine dair vaatler takip etmiştir. Rusya’nın ileri görüşlü olmadığına dair fikirler, Moskova’nın kendi siyasetini çok sert ve sadık bir şekilde savunduğuna dair düşüncelerle birlikte dile getirilmiştir. Günün sonunda ise net ve şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıkmıştır: Suriye krizinin çözümünün önünde tek bir engel vardır ki, o da Rusya’dır (İran’ın da adı geçmiş, ancak daha düşük seviyede). Rus katılımcıların dikkatleri barışı engelleyen asıl sorunlara çekme çabaları bir sonuç vermemiştir. “Rusya, Esad’ı desteklemeyi bırakmalı, gerisi kendiliğinden çözülecektir.” Bunları dinlerken son aylarda gittikçe daha fazla dünyanın dikkatlerini çeken Rusya’nın Suriye siyasetinin başarılı olduğu sonucuna vardım. Bu başarıyı da Suriye krizinin çözümü (bu ümitsiz bir vakadır) açısından değil, Rusya’nın kendisine edindiği amaç açısından ele almak gerekmektedir. Amaç ise bencil, ancak haklıydı. Rusya, Batı’daki ve Arap dünyasındaki ortaklarına Moskova devre dışı bırakılarak Orta Doğu’da (daha doğrusu her yerde) herhangi bir sorununun çözülemeyeceğini ispatlamak istemektedir.



Libya savaşı, Rusya’nın Ortadoğu sorunlarından uzaklaştığına ve karışmama siyasetini tercih ettiğine dair izlenim bırakmıştı. Böyle bir siyaset kazanç getirmemiştir. Çünkü galip gelenler, Rusya’nın ekonomi alanındaki çıkarlarını gözetmemiş, Rusya da oyunun dışında kalmıştır. Diğer bütün olaylar ve Kadafi’nin öldürülmesi, Rusya’nın katılımı olmadan gerçekleşmiştir. Rusya’nın isyanına karşın ise “Siz engelleyebilirdiniz, ancak engellemediniz. Şimdi neden isyan ediyorsunuz?” şeklinde cevap vermişlerdir.



Libya krizi, Rusya’nın şimdi bu kadar sert ve uzlaşılmaz tutum sergilemesinin önemli nedenlerinden biridir. Rusya’nın bu tutumunu Ocak ayında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şöyle özetlemişti: “Birileri, Suriye’ye saldırmak isterse bunu engelleyemeyiz. Ancak bunu BM Gvenlik Konseyi’nde kanunlaştırmalarına da izin vermeyiz.” Diğer bir deyişle ya 2003 Irak senaryosu tekrarlanacak, ya da Moskova’nın şartları kabul edilecekti. Moskova’nın şartları ise şöyledir: Uluslararası topluluk, taraflardan birini desteklemek ve diğerini yok etmek üzere iç savaşa karışamaz.



Rusya uzun süreden beri bu kadar sert ve aşağılayıcı bir eleştiriye maruz kalmamıştı. Suriye krizindeki tutumu dolayısıyla Moskova, bezirgan gerekçelere ve kanlı zorbalıkla arkrabalık bağlarına sahip olmakla suçlanmaktadır. Ancak öngörülen izolasyona rağmen Rus Dışişleri Bakanlığı, bütün darbeleri başarıyla püskürtmekte ve tavrından taviz vermemektedir. Birkaç hafta süren saldırıdan sonar da zaten geri adım atılmıştır. Irak tecrübesi daha unutulmamış ve BM onayı olmadan en cesur başkentler bile harekete geçmeye cesaret edememişlerdir.



Kofi Annan’ın BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi olarak görevlendirilmesi ve onun krizin çözümüne dair bir plan hazırlaması ki, Rusya’nın karşı çıktığı hususlardan hiçbiri bu plana dahil edilmemiştir, Rus siyasetinin başarısıydı. En önemlisi de uluslararası toplum, böyle durumlarda kullanılan zengin diplomatik yöntemlerin varlığını hatırlamıştır. Bu yöntemlerin başında özel temscilcinin görevlendirilmesi ile olayın yerinde incelenmesi amacıyla heyetlerin gönderilmesi vs. gelmektedir. Bütün bunlar hiç şüphesiz bundan daha bir yıl, en kötü ihtimalle de altı ay önce hayata geçirilmeliydi. Ancak o tarihte olayların kendi başına çözüleceği fikri hâkimdi.



Arap ülkeleriyle onların Batılı ortakları, başlangıçta Suriye krizinin ancak rejim değişikliği gerçekleştiği takdirde çözüleceğine dair düşünceyle hareket etmişlerdir. Onlara göre, geriye kalan her şey anlamsızdı. Esad Hükümeti’nin meşruluğunu kaybetmesi (kanlı olayları başlatarak bunu kaybettiği varsayılabilir) ve bazı muhalif grupların meşru hâle gelmesi (dış güçler yurtdışında oluşturulan Suriye Mili Birliği’ni desteklemektedirler) gibi konular da kimseyi ilgilendirmemektedir. Gerçi Batı’nın yaklaşımı, bir ara az da olsa değişmeye başlamıştı. Esad rejimi, öngörülenden daha sağlam çıktı. Muhalifler ise birlik beraberlikten uzak oldukları gibi Batı açısından istenmeyen İslami unsurlar da içermektedir. İşte o anda taraflara eşit uzaklık siyaseti izleyen ve arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu ileri süren (samimiyet derecesi önemli değildir) bir Rusya’nın varlığının, krizden çıkış konusunda faydalı olabileceğine karar verilmiştir. Bununla birlikte Suriye etrafındaki siyasi sürecin önemli güçlerinden biri olan Körfez Arap ülkeleri, eski görüşlerini savunmaya devam etmektedirler: Diktatör ne olursa olsun ve herhangi bir şart ileri sürülmeden iktidardan uzaklaştırılmalıdır.



Rusya’nın siyasetine gelince, onu özellikle statü bağlamında başarılı olarak kabul edebiliriz. Moskova, kendisinin devre dışı bırakılamayacağını hatırlatmıştır. Geçen konferans çerçevesinde değerlendirecek olursak Rusya’nın önemi abartılmıştır bile.



Bundan sonra ne yapılmalıdır? Kofi Annan misyonunun başarılı olmasının ihtimali azdır. Çok geç kalınmıştır. Ayrıca sürecin önemli oyuncuların büyük bir kısmı, misyonu krizi çözme ihtimalinden ziyade Moskova için yapılan geri adım olarak değerlendirmektedir.



Suriye’de toplu şiddetin yeniden başlaması da ihtimal dâhilindedir: hükümet hâlâ ayaklanmayı bastırmayı ümit etmekte, kanın dökülmeye devam etmesi ise muhaliflerin işine yaramaktadır. Böylece daha sonra masaya oturma ihtimali tamamen ortadan kaldırılmış olacaktır. Kaldı ki, rejim muhalifleri arasında ortak bir muhatap da yoktur. Kanlı olaylar tekrar başladığı takdirde rejim karşıtı açıklamalar ve talepler daha sert bir şekilde dile getirilecek ve Rusya’nın uluslar arası hukuk ile diplomatik yollara başvurulması gerektiğine dair tezi savunması zorlaşacaktır. Bunlar zaten bir sonuç da vermez.



Moskova’nın izlemesi gereken iki alternatif yol vardır. Bunlardan ilki, Rusya’nın gerçek bir arabulucu olmasıdır. Buna göre de Beşir Esad’a garantiler verilerek istifa etmesi sağlanacak ve yine şimdiki iktidardaki azınlığın çıkarları garanti altına alınarak yeni hükümet kurulacaktır. İkinci yol ise yukarıda bahsedilen Rusya’nın inatçılığından diplomatik kârın elde edilmesidir. (Şu an maksimum oranda bir kâr elde edilebilir, önümüzdeki dönemde durum Rusya aleyhine gelişebilir.) Hayasız bir şekilde söyleyecek olursak, Moskova, kendi çıkarlarını gözeterek (sadece Suriye’de değil, genel olarak başka konularda da) ve bir takım anlaşmalara vararak Esad rejimini satabilir ki, bu rejim uzun vadede zaten ölmeye mahkumdur. Birinci yol daha zordur, ancak özellikle imaj bakımından daha kârlıdır. İkinci yol da kolay olmayıp konjonktüre bağlıdır. Bu yol seçildiği takdirde söz konusu çıkarların korunması da sağlanmalıdır.



Ankara’daki konferansın sunucusu haklıydı. Suriye krizi, uluslararası ilişkiler kitaplarına imtihan örneği olarak dâhil edilmeyi hak etmektedir. Ancak burada ahlak imtihanı değil, diplomatik ustalık imtihanı söz konusudur.





* Bu yazı, “Ekzamen po Sirii” adıyla www.gazeta.ru adlı internet sitesinde 5 Nisan 2012 tarihinde yayımlanmış ve ORSAM Avrasya Danışmanı Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu (Kamalov) tarafından tercüme edilmiştir.



Fyodor Lukyanov, Russia in Global Affairs Dergisi Editörü

Kaynak: http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3392





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 308
Toplam Tekil 1642479
IP 54.166.37.177






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.098 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu