PROF.DR MEHMET SAİT HATİPOĞLU İLE KUR’AN DIŞI VAHİY’ ÜZERİNE SÖYLEŞİ (İKTİBAS DERGİSİ, sayı: 197.) - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









PROF.DR MEHMET SAİT HATİPOĞLU İLE KUR’AN DIŞI VAHİY’ ÜZERİNE SÖYLEŞİ (İKTİBAS DERGİSİ, sayı: 197.)
Tarih: 23.03.2012 > Kaç kez okundu? 8425

Paylaş


Hatipoğlu Hocamız Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi Hadis Kürsüsünden emekli olup hala Hadis/Sünnetle ilgili çalışmalarına devam etmektedir.

Kürşat Atalar –

Hocam, namaz konusunda şöyle bir görüş var:“ Peygamberimiz namazı, kendinden önceki ümmetlere de namaz emri olduğu için, öncekilerin kıldığı gibi kıldı. Yani Allah ona ‘namazı şöyle kılacaksın, böyle kılacaksın’ demedi. Kendisi kıldı; Allah da bunu onayladı. Bu görüşün amacı vahy-i gayri metluv ya da hadis-i kudsî gibi müracaat kaynaklarını önlemek olarak görünüyor. Bu konuda neler söylersiniz?



Prof. Dr. Mehmet. Sait Hatipoğlu –

Büyük bir probleme parmak bastınız. Bu da Peygamber Efendimizin kültürünün kaynakları meselesi. Yani bizde Peygamberin Sünneti konusunda bir bilgi var; bu bilginin kaynakları nereden geliyor? Yani Rasulullah mesela bahsettiğiniz namaz mevzûunu, namaz kılmayı kimden öğrendi, nasıl öğrendi, nasıl tespit etti meselesi var. Bu meselede hadis kaynaklarının verdiği cevaplar, “Rasulullah bunu Cebrail (A.S.)’dan öğrenmiştir ve öğrendiği şekilde de tüm müslümanlar kendisinden öğrenmiştir” şeklindedir. Bunun dışında bazı kimseler Rasulullah bunu kendisinden önceki geleneklerle öğrenmiştir demektedir; tabii bir namaz geleneği var, ibadet geleneği var. Bunlardaki şirk unsurlarını temizlemiş ve ideal bir ibadet olarak kendisi tertip etmiş şeklinde bir iddia da var...



Mehmed Durmuş –

Kendi “içtihadı” mı oluyor yani hocam.

M.S.Hatipoğlu.-

Kendi içtihadı olarak görenler de var. Ama, kaynak kim olursa olsun, Hz Peygamber ve ashabının kıldıkları namaza hiçbir Kur’anî itiraz yoktur. Yani Cenab-ı Hakkın tasvibine mazhardır namaz. Mamafih Rasulullah’ın bütün yaptıklarının bizzat aldığı talimatla, vahiyle olduğu şeklinde bir iddia ileri sürmek mümkün değildir. Yani bir 23 sene Peygamberliği devam etmiş bir zatın bütün fiillerinin ilahi talimatla olduğu şeklindeki bir iddiayı kabul etmek durumunda değiliz. Çünkü bunun aksini gösteren hadisler var. Bizzat Peygamberimizin Cenab-ı Hakk tarafından itâba maruz kaldığı yerler vardır. Ayetlerde bunun delilleri var. Yani her hareketi Allah’ın emriyle olsaydı, Rasulullah böyle bir tenkide maruz kalmazdı, diyoruz. Onun dışında, bizzat kendisinin, kendi fillerine getirdiği değişik yorumlar vardır. Yani değiştirdiği fikirleri vardır.



M.D.- Örnek verebilir misiniz?

M.S.Hatipoğlu.-

Mesela Rasulullah, korkunç bir cinayet işlemiş birilerinin “yakılması” emrini vermiş. Rivayetlerde böyle. Daha sonra bu emrinden vazgeçmiş. “Yapmayın” diyor, “bize yakışmaz; Yakmak, Allah’a mahsustur” diyor..

“Ben size şöyle şöyle demiştim. Bundan sonra artık böyle yapmayın” gibi tasarrufları var. Eğer diyoruz, ilahi talimatın gereği böyle birşey yapmış olsa, böyle bir fikir değişikliğine gerek kalmazdı. Onun dışında bizzat sahabenin müdahalesiyle değiştirdiği fiilleri vardır Rasulullah’ın. Tarihî hayatında bunların misallerine sahibiz. Böyle olunca, Peygamberimizin, 1) vahiyle malumat sahibi olduğu hususlar var, 2) kendi içtihadını kullandığı yerler var. İslam dünyasında bu iki kaynağın sınırını ayırdedebilmek ölçüsünü tam olarak koyan, ben şahsen hiçbir alimi göremedim. Yani bizim için ilahi olan nedir, ilahi olmayan nedir? Bunun ayrımını tam yapamıyoruz bugün. Çünkü bunun ayrımını Peygamberi-miz “benim şu emrim ilahidir, şu emrim gayr-i ilahidir, bendendir” diye her fiilinde söylemiş değildir. Söyledikleri birkaç fiildir. Bunun dışında, Peygamberimize bizzat icrâ hürriyeti tanıyan ayetler var:“istersen yap, istersen yapma!” diyen ayetler var. Peygamberimizin siyaset ve devlet idaresi ile ilgili tatbikatlarında tamamen kendi içtihadlarıyla hareket ettiği sahalar var. Şimdi bu sahaların ilahi ve gayr-i ilahi noktaları ayırt etmemiz mümkün değil bizim için. O bakımdan, vahiy gayri metluv diye bir kaynağı ben hâlâ sarâhaten anlayabilmiş değilim. Yani bir Kur’an’ı Kerim var. Bütün müslümanlar bunun vahiy mahsulü olduğunda müttefiktirler. Bunun dışındaki bir görüş, İslama aykırıdır. Ama Kur’an’ın dışında da vahiyler olduğu şeklinde pekçok alimden gelen ifadeler var. Peygamberimize de dayıyorlar ve bunların fiili örnekleri olarak ta kudsî hadisler dediğimiz, bir takım rivayetlere başvuruluyor. “Allah bana şöyle söyledi...” Peki neyle söyledi? vahiyle mi, ilhamla mı, yoksa siz burada “Allah’ın bu mevzuda şöyle söylemesi bana uygun geliyor” şeklinde bir anlayışamı gideceksiniz? Çünkü bazı alimler vardır ki, “Peygamberimiz Allah adına konuştuğu zaman yine kendisi konuşuyor” diyorlar. Yani, Cenab-ı Hakk, bu mevzuda hüküm verseydi ne derdi? Bundan bahsediyorlar.



Furkan Şahin-

Yani yine içtihad ediyor.

M.S.Hatipoğlu.-

Evet, içtihadta bulunuyor. “Allah adına böyle birşey söylüyor” diyor bazı alimler ki benim için de bu mümkündür. Yani, bu hadisler için:“Cenab-ı Peygambe-rin, Allah’ı en iyi tanıyan bir fert olarak, Allah adına herhangi bir mevzuda söylenmiş bir görüşüdür” şeklinde bir tarife gitmek mümkün olur gibi geliyor bana şahsen. Çünkü bizde, gündelik hayatımızda bile, herhangi bir meseleyle, mühim bir meseleyle karşılaşsak, Allah adına hüküm vermeye kalkıveriyoruz hemen. Diyelim biz çok sevimli bir kediyi ezerek öldüren bir adamı görsek ne deriz? “yahu, Allah bunu bilmem kaç kamyon odunla yakar!” deriz mesela. Yani Allah adına biz orada hüküm veriyoruz. Neye dayanarak bu hükmü verebiliyoruz? Çünkü Cenab-ı Hakk’ın adaletine, merhametine ve şefkatine dair bizim Kur’an’dan aldığımız bir kanaatimiz var. O kanaat çerçevesinde “Allah adına” bir içtihadta bulunuyoruz.



K.A.- Hocam, bu vahy-i gayri metluv konusunu sadece hadise değil, bizzat Kur’an’a dayandıran-lar var. Mesela, Hz Zeynep’le ilgili Tahrim suresinde bir ayet var: “Biz onu sana bildir-diğimiz zaman...” şeklinde geçiyor. Bunun gibi, Mevdudi de kitabında 10 küsür ayet sıralamış. Acaba bunlar delil olabilir mi?



M.S.H.- Kur’an-ı Kerim’de metnen olmadığı halde, kendisine Allah’ın bildirdiğinden bahseden bazı ayetler var. Diyelim ki o Tahrim Suresi’ndeki ayette: “bunu sana kim bildirdi.Allah bildirdi” deniyor. Şimdi Allah’ın bildirmesi meselesi ayetle mi olmuştur yoksa Allah’ın imkan verdiği, bir durumla mı olmuştur? Bu nokta açık değildir. Siz, Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir imkanla güç birşeye eriştiğiniz zaman, onu Allah’a nispet edersiniz. Ama bu, fiili olarak sizin yaptığınız bir iştir. Ama yalnız başınıza kendinizin yapamıyacağını tahmin ettiğiniz için, onu, Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu olarak görürsünüz. Burada da benim anlayışım o. Hz. Zeynep’le ilgili Tahrim Suresi’ndeki ayette, dışarıdan bir bilgi olarak durumu anlamıştır Peygamberimiz, öğrenmiştir; fakat bu bilgiyi Cenab-ı Hakk’a nispet eder. Bunun pekçok örneği var Kur’anı Kerim’de. Mesela “borçlandığınız zaman katipler bunu yazsın” diyen ayette, “Allah’ın öğrettiği şekilde yazsın” diyor o katibe. O katip, Allah’ın mektebinden çıkmış değil ki, Yani Allah öğretmedi ona, değil mi? Ama Cenab-ı Hakk, o katibin hesap yapmayı öğrenmesini mümkün kılmıştır. Siz mesela fakültede okudunuz, değil mi? Sizi Allah mı okuttu öne diz çöktürüp te? Hayır, öyle birşey yoktu. Ama siz ne diyorsunuz? “Allah’ın yardımıyla okudum; Allah bana imkan verdi, okuttu” diyorsunuz. Aynı ifadenin, aynı esprinin Kur’an-ı Kerim’de misalleri vardır. Peygamberimiz bu yolla gelmiş olan bilgilere de sahiptir. Yani bilgi beşeri vasıtayla geliyor, ama onun kaynağı Cenab-ı Hakk’tan olduğu için, Cenab-ı Hakk’ın lütfu olduğu için, bir imkan olduğu için, onu Cenab-ı Hakk’a nispet ediyor. Yani bu yoldaki ayetleri böyle anlamak gerektiğine inanıyorum.









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 443
Toplam Tekil 1635974
IP 54.167.165.157






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu