ÇANAKKALE'DE ALMAN GÖZÜYLE TÜRK ASKERİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ÇANAKKALE'DE ALMAN GÖZÜYLE TÜRK ASKERİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 17.03.2012 > Kaç kez okundu? 1950

Paylaş


Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)



18 Mart 2012’de Çanakkale’yi geçilmez kılan Türk askerinin 1915 yılında yarattığı muhteşem zaferin 97 inci yılını idrak ediyoruz. Anadolu’yu gerçek Türk vatanı yapan en önemli yapı taşlarından biride Çanakkale Zaferi’dir. Her Türk ailesinde mutlaka bir Çanakkale şehidi veya gazisi vardır. Bu kutsal topraklar için kanını ve canını veren aziz büyüklerimizi gururla yâd ediyoruz.



1914-1918 Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devletinin sonunu hazırlamıştır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk bu son cihan imparatorluğu içindeki Türk milletini yabancı çizmesi altına düşmekten kurtarmıştır. Dağılan imparatorluk enkazından çıkartılan Türkiye Cumhuriyeti dünya devletleri arasındaki şerefli yerine taşınmıştır.



Türk askeri binlerce yıldır var olduğu tarih sahnesinde yurdunu ve milletini korumak için kendisine düşen görevi daima yerine getirmiştir. İyi komutanlar ve liderler elinde dünyanın en güçlü silahı haline gelen Türk Askeri; 1 inci Dünya Harbinde Osmanlı Devleti mağlup olmasına rağmen yüz binlerce Mehmetçiğini şehit ve gazi vererek görevini başarı ile tamamlamıştır.



Devletin yıkılışı ve mağlubiyetinde muharebe alanındaki askerin payı çok azdır. Ordu - Millet vasfı bu savaşta da en güzel örnekleriyle ortya konulmuştur. Türk milleti bütün varlığını vatan toprakları uğruna vermenin gururunu yaşamıştır. Fakat anlaşma yaptığımız ülkelerin mağlubiyetleri ile bizim de mağlubiyetimiz kaçınılmaz olmuştur.



Savaşa girdiğimizde Osmanlı Ordusu'nun henüz giderilememiş çok büyük eksiklikleri vardı. En başta eğitim ve öğretimi noksandı. Bu husus savaşta çok kayıp verilmesine ve panik yaratılmasına sebep olur ki, maalesef bunların hepsi yaşanmıştır.



Cephanemiz çok kıttı ve savaş için gerekli ikmal yığınaklaşması yapılmamıştı. Birliklerin Kıt'a Yüklerinde ( Personel ve silah üzerinde taşınan miktar) mevcut az sayıdaki mühimmatı harbin devamınca bütünleyecek stoklar mevcut değildi. Ayrıca cephede savaşan askerleri her alanda destekleyecek Yurtiçi ikmal teşkilatlarının çoğunun kuruluşu tamamlanmamıştı. Yani savaşa başlarken asker dâhil hiç bir muharebe noksanını karşılayacak ikmal stoklarımız yeterli değildi.



Mehmetçik; tarihin her devrinde kendisine verilen görevi her türlü zor koşullarda yerine getirmeye gayret etmiştir. Mehmetçiğin vefakâr, fedakâr, cefakâr, cesur ve dinamik tutum ve davranışı tarihin hiç bir döneminde değişmemiştir. Bu savaşta da devletin kurucusu ve gerçek sahibi olan Türk çocukları çok büyük zayiat vermişlerdir. Babalar ve oğulları iki nesil birlikte cepheden cepheye koşmuşlardır. Bu fedakâr insanların büyük çoğunluğu evlerine sadece şehitlik beratları ve künye levhaları dönebilmiştir.



Birinci Dünya Hrbinde Almanya'nın başlıca amacı, sömürgecilikte İngiliz ve Fransızların yerine geçmekti. Bununla birlikte dünyada giderek stratejik bir madde olmaya başlayan Hazar Denizi ve Ortadoğu petrollerine de el koymak istiyorlardı. Buna göre Enver Paşa'nın Türk askerlerini Sarıkamış'ta, Galiçya'da, Arabistan çöllerinde feda edercesine harcaması ancak Alman ihtiraslarının ve amaçlarının gerçekleşmesine yarayabilirdi.



30 Nisan 1919 da Osmanlı Hükümetinin yayınladığı resmi tebligata göre bütün savaş boyunca Osmanlı Devleti 2.850.000 kişiyi silâh altına almıştır. Bunlardan toplam kaybımız ise 2. 290.000 kişidir. Mondros Mütarekesi sırasında cephelerde dağınık halde elde kalan asker sayısı 560.000 kişidir. Sadece Çanakkale’deki şehitlerimiz 55.000 kişidir.



Osmanlı Devleti; seferber ettiği 61 tümenden 2’sini Avusturya'ya yardım için Galiçya Cephesine, 3 Tümen Romanya'ya, 2 Tümende Makedonya’ya göndermiştir. Cephelerinde muharebeye katılmıştır. Yani Osmanlı Devleti en zayıf döneminde Avrupalı müttefiklerine yardım için 90.000 seçme askerini Avrupa cephelerinde kırdırmıştır.



Avrupa cephelerine yapılan bu büyük Osmanlı yardımına karşılık olarak Osmanlı Devletine yapılan Alman yardımı savaş boyunca toplam 19.000 asker idi. Personel yardımı çok az olmasına rağmen Osmanlı Devleti müttefiklerinden silah ve teçhizat bakımından daha fazla yardım görmüştür.



Ülkemizi Birinci Cihan Harbine sokan ittihat ve Terakki yöneticileri; askeri bir ihtilal ile ele geçirdikleri yönetimi kaybetmemek için orduyu ve askerleri bir siyasi alet olarak kullanmışlardır. Mustafa Kemal Paşa 13 Mart 1926 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinde yayınlanan beyanatında ordunun o zamanki genel durumunu şu şekilde özetlemektedir;



“ Ben Harbi Umumi'nin müttefiklerimiz için iyi netice vereceğine itimat etmiyordum. Fakat emr-i vaki'den sonra bulunduğum cephelerde harbi muvaffakiyetle is'al etmeğe çalıştım. Diğer cephelerde ise sanki aksine bir müsabaka vardı. Başkomutan Vekili her hareketinde bir ordu mahvederdi. Sarıkamışta olduğu gibi... O ve arkadaşları zaten daha evvel Türk milletini ve ordusunu gayr-ı tabii bir vaziyete sokmuşlardı. Bu gayr-ı tabii vaziyet ordunun ecnebi bir heyet-i askeriye eline terk ve tevdi edilmesidir. Bu nokta-i nazardan Almanları ve Alman heyet-i askeriyesini tenkit etmek istemem Asil tenkide layık olanlar bittabi bizim devlet reisimiz ve devlet adamlarımızdır.



Türk ordusunun aciz ve kabiliyetsiz olduğu kanaati ile o heyeti ayaklarına kadar giderek ve rica ederek memleketimize davet edenler onlar idi. Bu heyete Türk Milletinin kabiliyetsizliğinden ve beceriksizliğinden bahsedilmiş ve kendilerine adeta gelip bizi adam etmeleri teklif olunmuştur. Ben ordunun kayıtsız şartsız, bütün esrarı ile Alman heyet-i askeriyesine tevdi ve teslim edilmesinden çok müteessir idim. Daha karar verilmezden evvel tesadüf en bu vakaya muttali olduğum vakit, sesimin erişebileceği makamata kadar itirazatta bulunmağı vazife addetmiş idim itirazlarıma hiç kimse cevap vermedi. Cevap vermeye lüzum görmedi.”



Alman Başkomutanı Mareşal Hindenburg Enver Paşa'nın Türk ordularını Alman ihtiyaçlarına göre kullandırmaya hazır olmasını beğeniyordu. Fakat fiili komutanlık işinde o'nun ve diğer Türk komutanlarının kifayetsizliklerini şu şekilde dile getiriyordu;



" Harp hakkında her ne kadar yüksek bir fikre sahip olmakla beraber Enver Paşa'nın mütalaat-ı askeriyesi ve diyebilirim ki erkân-ı harbiye hidematı hakkındaki malumatı nakıs idi. Bu, hemen hemen bütün Türk kumandan ve erkân-ı harplerinde tesadüf olunan bir noksan idi. Biz onun şarklıların bir nakısa-ı tabiyesinden ibaret olduğuna kanaat getirdik."



Mareşal rütbesi ile Osmanlı ordusu başkomutanlığına getirilen Liman Von Sanders Paşa’nın Türk Ordusu hakkındaki görüşleri harbin sonuçları bakımından dikkate değerdir.



" Başarı ile dövüşebilecek iyi bir Türk Ordusu, sağladığı destek hiç denecek kadar az olan Galiçya ve Makedonya cephelerinde ateşe sürüleceği yerde, kendi ülkesinde dövüşse idi savaşın sonucuna daha tesirli bir biçimde yardım etmiş olurdu. Türkiye kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı halde dışarıya vardım etmeye koyulduğu gün yanlış bir yola sapmış oldu."



Enver Paşa'nın savaş Avrupa’da kazanılacak düşüncesiyle, Almanya ve Avusturya lehinde her türlü fedakârlığı Almanları bile usandıracak seviyede olmuştur. Ayni şekilde Alman genel karargâhına karşı gösterdiği kesin boyun eğiş yüzünden en iyi subay ve erlerimizi Avrupa cephelerine göndermesi ve Osmanlı cephesi için hasta, cılız ve talimsiz askerleri alıkoyması sonucu Almanlar Osmanlı komuta heyetini kifayetsiz olarak değerlendirmişlerdir. Osmanlı ordusunda hem kurmaylık ve hem de komutanlık yapmış olan Von Kressi'nin ordu hakkındaki sözleri ordunun gerçek durumunu yansıtmaktadır;



" 1914 senesinde Türk ordusunun en büyük noksanı, kaybedilmiş üç harbin sarsıntılarından sonra birlikleri harbe hazırlamak için yapılacak muharebe talimlerini öğretecek subayların celbine vakit bulamamış olmasından meydana gelmiştir. Ne üst komutanlar, ne yüzbaşılar ne de teğmenler kıtaları’nın muharebe için talim ve terbiye etmeyi ve bunlara seferi vazifeler, harbe uygun talimler tertip ve talimleri idare ederek sonlarında fayda verecek bir şekilde tenkit etmesini öğrenmemişlerdir.



Yaşları henüz otuza basmış ve Harp Akademisinden yetişmiş tümen ve alay komutanları olan genç Türk subaylarının ekserisi zeki, enerjik ve çalışkan kimselerdi. Bunların Harp Akademilerinde Alman muallimlerden aldıkları nazari bilgi biz Almanları hayrete düşürecek kadar mükemmeldi. Bu subaylar taktik meselelerde ekseriyetle büyük bir vukuf ve mükemmel bir istidat sahibi olduklarını gösteriyorlardı. Onlarda teşkilatçılık kabiliyeti de vardı ve komuta ettikleri kıtalarını muharebede iyi kötü sevk ve idare edebiliyorlardı. Keza bunların çoğu iyi taktikçi idiler. Fakat kıtada hiç hizmet etmeden Harp Akademilerinden doğrudan doğruya Harbiye Nezaretine tayin edilerek orada kendilerine bir alay veya tümen komutanlığı verilinceye kadar kalmış olduklarından ameli kıta hizmetini öğrenmeye ve kendi subayları ile erlerini iyi bir plan dâhilinde ve sistematik bir tarzda eğiterek yetiştirmeye kâfi gelecek bilgi ve tecrübeleri elde etmek için vakit ve fırsat bulamamışlardı. Onlar ekseriya kıtanın hususiyetini ve ruhunu anlama fırsatı bulmadan yüksek ve ağır mesuliyetli komutanlıklara getirilmişlerdi. "



Enver Paşa'nın Kurmay Başkanı olan Alman generali Von Seckt 13 Aralık 1917'de Türk askerini şu şekilde tanımlamıştır;



“ .... Esas bakımdan Türk askeri hele Anadolu askeri mükemmeldir. Ona karşı sevgi ile ilgi, yeterli yiyecek, düzenli bir eğitim, metin ve kendinden emin bir komutan ondan büyük değerde verim elde etmeyi sağlar. Araplara gelince, onlarda pek güzel yetiştirilebilecek askerlerdir, şu şartla ki, ta baştan onlara karşı sert fakat adil bir biçimde davranılsın. Anılan birliklerin çoğunun vuruşma değerinin azalması Türk komutanlığınca kullanılan yanlış usullerin sonucudur.



Aşağı yukarı iki yıldan beri birliklere talim ve terbiye için zaruri olan vakit bırakılmamıştır. Küçük veya büyük birlikler, sağlam ve tek vücut sayılabilecek bir duruma gelmeleri beklenilmeden biteviye dağıtılmışlardır. Bölükler, taburlar, mitralyöz bölükleri, bataryalar her an başka başka yönlerden istenilmekte ve oralara gönderilmektedirler. Bu birliklerin yola çıkmadan önce son dakikada hiç veya çok az talim görmüş erlerle yahut ta daha yeni kurulmuş ve kurulmakta olan başka birliklerden alınmış kimselerle ikmal edilmesi gerekiyor. Kendilerinden başka birlikleri ikmal için adam alınmış olan bu son birliklerde yeniden bütünlenmeden ve hiç bir hazırlık yapmadan muharebe için yola çıkartılıyorlar. Bu biçimde yola çıkartılan askerlerin çoğu birbirlerini tanımıyorlar ve komutanlarını ise daha da az tanıyorlar. Onlar yalnızca işlerin gitmediği bir yere gönderildiklerini biliyorlar… "



İşte ordunun komuta kademesi ve erat hakkındaki bu tespitler harbin sonuçlarının nasıl olacağının önemli bir göstergesidir. Osmanlı Devletinin, Almanya’nın yanında savaşa katıldıktan sonra ister istemez onunla birlikte yenileceği açıkça belli idi.



Ancak savaş her şeyden önce Türklük ve Osmanlılık bakımından yönetilebilir ve yabancılara körü körüne alet olunarak Türk gençleri cephelerde heba edilmezdi. Milli gücümüz yerinde ve kendi toprakları yararına kullanılarak saçılıp savrulmazdı. Yüksek komuta mevkilerine siyasal uğraşları ve komitecilikteki başarıları dolayısıyla adam getirileceği yerde askerlikte değeri olan kimseler getirilebilirdi. İşleri doğru ve namuslu bir biçimde ele alıp halk soydurulmaz ve aç bırakılmazdı. Fakat görünenler bunların tam tersinin yapıldığı şeklindedir.



Eğer işin başında ehli bulunsa idi, 1918'de yenilgi ve yıkım gelip çattığı vakit Türklük ve Türk milli gücü bu derece yıpranmış bulunmazdı.



Dr. Tahir Tamer Kumkale



http://www.kumkale.net



http://kumkale.wordpress.com





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 553
Toplam Tekil 1640095
IP 50.16.107.222






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu