EŞKİYA, DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLDU - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









EŞKİYA, DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLDU - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 12.03.2012 > Kaç kez okundu? 2405

Paylaş


Yaşadığımız çağda özellikle 1990’lardan sonra Sovyetler Birliğinin çökmesiyle birlikte güç dengelerin alt üst olmasıyla uluslararası arenada kanunsuzluk, zorbalık ve saldırganlık genel kural haline gelmiştir. ABD emperyalizmi yanına diğer köhnemiş ve kocamış Avrupalı sömürgeci devletleri de yanına alarak dünyanın dört bir yanında tahakküm kurmayı hedeflemiş ve bu amaca ulaşmak doğrultusunda hiçbir kural ve kanun tanımamaktadır. Batılı emperyalist devletlerin dünyanın her noktası ve özellikle stratejik ağırlığa sahip olan, yer altı ve yer üstü zenginlikleri barındıran ve nüfus bakımından önemli bir pazar olacak olan bölgeleri ve ülkeleri hedeflerine oturtturmuşlardır.

Emperyalistler dünyamızın yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek ve ucuz enerji kaynaklarına kavuşmak doğrultusunda hâkimiyetlerini pekiştirmek maksadıyla bağımsız ve egemen devletlere yönelik her türlü baskıyı, gayri meşru müdahaleleri, kargaşa ortamı yaratarak etnik, dinsel ve kültürel ayrımcılıkları ön plana çıkartarak ülkelerde kargaşa yaratarak iç savaşlar çıkarmış ve çıkarmaktadırlar. Kimi zaman denetimlerinde bulunan uluslararası kültür emperyalizminin araçları olan uluslararası medyayı da kullanarak hedefteki ülke ve onun yönetimini uydurma nedenlerle terörist olmak, teröre destek vermek vb. yaftalamalarla dünya kamuoyu nezdinde izole etmeye askeri müdahale etme ortamını ve bahanesini yaratmaya çalışmaktadırlar.

Başka bir yöntem olarak kendilerinin yarattıkları ve milletlerin başına bela ettikleri irili ufaklı yerel diktatörleri daha da saldırgan olmaları ve komşu devletlere saldırması yönünde teşvik ediyor, hatta destekliyor ardından o diktatörün denetimlerinden çıkmasıyla birlikte onu devirmek amacıyla kanlı savaşlar başlatarak ülkeleri işgal etmeye başlıyorlar. Bunun en bariz örneği, ABD ve diğer batılı devletlerin Irak’ta Saddam Hüseyin gibi bir diktatörü yaratarak, önce İran’a saldırmasını teşvik etmiş, hatta teknolojik ve askeri yardımda bulunmuş, ne zaman ki Saddam Hüseyin denetimden çıkıp batının başka bir kukla devleti konumunda olan Kuveyt’e saldırmışsa tepesine çökmüş Birinci ve İkinci Körfez Savaşı’nı çıkartarak milyonlarca Iraklının ölümüne ve koskoca bir ülkenin tahrip edilmesine neden olmuşlardır.

Askeri işgal sonunda günümüzde Irak etnik ve mezhepsel olarak fiilen üçe bölünmüş daha önce barış ve kardeşlik duygularıyla bir arada yaşayan Sünniler, Şiiler, Kürtler, Türkmenler ve diğer etnik gruplara mensup Irak halkı birbirlerine düşman edilmiş ülkeyi meçhul bir gelecek beklemektedir.

Afganistan’da ise ABD ve yandaşları başka bir taktik izlenerek uzun yıllar süren iç savaşın ardından hâkimiyeti ele geçirmek için birbirleriyle kanlı çatışmalara giren mücahit gruplarının anlaşmazlığını fırsat bilerek Taliban Örgütünü yaratmışlar, maddi ve lojistik destek sağlayarak zavallı Afgan halkının başına musallat etmişlerdir. Taliban Yönetimi ise ülkede uyguladığı dehşet verici yöntemlerle Afgan halkının ve bütün dünyanın tepkisini çekerken bu kez de varlığı Afganistan’a müdahale nedeni olmuştur.

ABD ve yandaşları bu kez de kendi yarattıkları bu canavarı yok etme bahanesiyle jeo-stratejik bakımından önümüzdeki yıllarda büyük önem taşıyacak olan Afganistan’a yönelmiş son model uçak, tank ve toplarıyla bu bahtsız ülkeyi işgal etmişlerdir. Bu işgal sayesinde zaten yoksul olan ülke tamamen topyekûn saldırılar sonucunda ekonomik, sosyal ve toplumsal olarak bitme noktasına gelerek milyonlarca vatandaşını kaybetmiş ülkenin altyapısı ve üstyapısı tahrip edilirken, Afgan halkı ise halen işgalci batılı askerlerle Taliban militanlarının arasında sıkışıp kalmıştır.

Kuşkusuz ABD ve diğer emperyalist devletlerin katkısıyla Afganistan günümüzün en istikrarsız, en güvensiz ve en yoksul devletlerinden birisi konumundadır. ABD ve diğer batılı askerlerin Afgan Halkının ve bütün Müslümanların kutsal değerlerini, inançlarına ve bütün değer yargılarına saldırarak, hakaret ederek ve aşağılayarak onurlarını zedelemek genel bir politika olarak uygulanırken, şimdide bir ABD’li askerin otomatik silahıyla 20 suçsuz Afganlı sivil ve askeri öldürmesi, saldırgan ve işgalci orduların çirkin ve insanlıktan yoksun yüzlerinin göstergesidir.

Uluslararası finans ve mali kartellerin askeri ve uygulama mekanizması durumundaki ABD dünyayı istikrarsızlaştırmak, var olan hâkimiyetini pekiştirmek, kukla hâkimiyetleri daha da korkutarak tamamen denetiminde tutmak politikasını uygulamaktadır. ABD başkanlığındaki, uluslararası emperyalizm ve finans kapital çevreleri halen uluslararası emperyalizme direnen egemen, bağımsız ve müstakil devletlerin yönetimlerini devirmek istikrarsızlaştırmak ve devre dışı bırakmak amacıyla her türlü desise, entrika ve her türlü kirli oyuna başvurmaktadır.

Siyonist İsrail’e karşı ön cephelerden biri konumunda bulunan Suriye yönetimi İsrail saldırganlığına karşı ön cephede yer alan Hamas, Hizbullah, İslami Cihat gibi örgütlere destek olduğundan dolayı ABD İsrail ve yandaşları mülteci Arap Şeyhlerinden Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve başka batı kuklası irili ufaklı Arap diktatörlerin tepkisini çekmektedir. Suriye yönetimini devre dışı bırakmak ve ön cepheden geri çekmek amacıyla İsrail, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan, Katar vb. mürteci Arap Yönetimlerini de yanına alarak ülkede kaos çıkartmakta, istikrarsızlaştırmakta ve teröristlere silah ve teçhizat yardımında bulunmakta, böylece Beşer Esat yönetiminin de ülkeyi demokratikleşme yönünde atacağı adımları ve yapacağı reformları sabote ederek hedeflerine ulaşmayı planlamaktadırlar.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu saran toplumsal hareketlilik süresince ABD ve yandaşları bu hareketleri kendi mecrasından çıkartarak yönlendirmeyi ve istedikleri doğrultuda hedeflendirmeyi ve sonuçlandırmayı amaçlamışlardır. Bu hususta uluslararası emperyalizmin kullandığı en önemli araç, kuşkusuz uluslararası medya yani gazeteler, basın, radyo, televizyon, haber ajansları ve sosyal medyadır. Bu doğrultuda taraflı ve çifte standartlı yaklaşımın en bariz örneklerinden biri Bahreyn’de cereyan etmektedir.

Ortadoğu’da başlayan hareketlik toplumsal hareketliğin ilk günlerinden itibaren Fars Körfezindeki bu küçük ada devletinin halkı da mürteci Alı-Halife yönetimine karşı isyan bayrağı açmış ülkelerinin daha demokratik bir yönetime kavuşması ve kendilerinin yönetimde temsil edilmeleri doğrultusunda barışçıl nitelikte gösteri yürüyüşleri başlatmışlardır. Daha ilk günden itibaren Alı-Halife yönetimi halkın bu masum ve barışçıl taleplerine şiddetli bir tepki göstererek güvenlik güçlerini onların üzeri saldırtmıştır (1).

Hemen hemen bütün halkın itirazı eylemlere iştirak etmesiyle birlikte yönetim Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinden yardım talep edince Suudi ve Birleşik Arap Emirliği komandoları ve özel birlikleri bu küçük ülkeyi işgal etmiş ve Bahreyn halkına yönelik inanılmaz şiddet uygulamaya başlamışlardır. Unutmamak gerekir ki, Bahreyn bir buçuk milyonluk bir ülkedir; olaylar sırasında ölenler ve yaralananlar sayısal olarak diğer benzer ülkelerden az olacaktır. Ölenlerin ve yaralananların yekûn olarak sayılarının Suriye’den oransal olarak az olmaları bu halkın haklı taleplerini görmezlikten gelmeyi ve kamuoyuna yansıtılmaması tezini doğurmamalıdır.

ABD ve yandaşları Suriye yönetimini devirmek amacıyla her türlü girişimi yaparken hatta defalarca Birleşmiş Milletler’den bu ülkeye askeri müdahale amacıyla yasa tasarıları hazırlayıp çıkarmak isterken halkına karşı acımasızca şiddet uygulayan Bahreyn Yönetimi’nin sırtını sıvazlamakta, hatta halkın isyanını bastırmak amacıyla ona askeri teçhizat ve silah yarımında bulunmaktadırlar. Batının bu bonkör desteğini memnuniyetle kabul eden mürteci Bahreyn Kralı geçen haftalarda minnettarlığını göstermek amacıyla İngiltere Kraliçesi’ne bir milyon değerinde mücevher hediye etmesi bu minnettarlığın göstergesi olarak yorumlanmıştır.

Batının hedefindeki bir diğer ülke ise İran’dır. İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu 1979 İslam Devrimi’nden bu yana sürekli olarak batının hedef tahtasında yer almış, kimi zaman askeri müdahale, sürekli ambargo bazen terörist saldırılara maruz kalmıştır. Batılı devletler İran’da kimi zaman etnik ve dinsel grupları tahrik ederek İran yönetimini köşeye sıkıştırmaya, bertaraf etmeye veya izole etmeye gayret göstermişlerdir. Son yıllarda ise ekonomik ambargoların kapsamı iyice genişletilerek bu ülkenin barışçıl nükleer çalışmalarını bahane ederek ambargoları ülkenin ekonomisini felç edecek dereceye yükselmişler ve ellerindeki bütün araçları kullanarak İran ekonomisini bitirmeyi, teknolojik ambargolarla ülkenin teknolojik ve bilimsel gelişmesini durdurmayı ambargolarla toplumsal hareketlilikler yaratarak yönetimi zayıflatmayı nihayetinde devirmeyi hedeflemişlerdir. İran halkı ve yönetimi otuz yıla aşkın bir süredir bütün bu baskılara ve ambargolara rağmen onurlu bir duruş sergilemiş, başta nükleer teknoloji, silah teknolojisi, uzun menzilli balistik füzeler olmak üzere pek çok bilimsel saha da batılıları da hayrete düşürecek başarılara imza atmıştır.

İran konusunda beni şaşırtan en önemli husus uluslararası bağımsız medyanın tavrıdır ki, buna ülkemizdeki medyanın büyük kısmı da dâhildir. Başka bir ifadeyle, yılardır ABD ve İsrail’in İran’a saldıracaklarını ve İran’ın nükleer tesislerini askeri ve sanayi altyapısını tahrip edecekleri tezi, fikri ve düşüncesi konusu işlenmektedir. Acaba kimse sormuyor mu, ne demek bağımsız ve egemen bir devlete saldırmak? Uluslararası kuralları hiçe sayarak bir ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşı girişimde bulunmak.

Yazımın başlığında kullandığım “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Oldu” cümlesi tam buraya uygun bir tanımlamadır. Zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararı olmadan “BM Güvenlik Konseyi’nin egemen ve bağımsız devletlere askeri müdahale etme yetkisine de karşıyım” nasıl bir egemen devlete askeri müdahalede bulunulur. Bunu yapanlar var tabi ki eşkıyalık ve saldırganlık doğal ve doğuştan tabiatında bulunan ve devlet terörünü genel bir politika olarak uygulayan Siyonist İsrail devleti bundan öncede Irak’a 1981 yılında saldırmış Osirak Nükleer Tesisi’ni yerle bir etmiştir. 2007 de ise Suriye’ye saldırmıştır (2).

İsrail saldırganlığının kural tanımazlığının ve terörü bir devlet politikası olarak uyguladığının son kanıtı daha yeni yapılan saldırılarla ispatlanmıştır. Siyonist İsrail ordusuna bağlı savaş uçaklarının Gazze’nin batısındaki Tel El-Heva yakınlarındaki Filistin televizyonu civarında seyretmekte olan bir araca saldırması sonucu iki kişinin şehit olduğunu bir kişinin de ağır yaralandığını görmekteyiz. Şehitlerden biri, Nablus’tan son esir takasıyla serbest bırakılıp Gazze’ye sürgün edilen Filistinli esir Ahmed Hannani, diğeri ise Rafah’tan Halk Direniş Komiteleri Genel Sekreteri Kays Zuheyr’dir. Saldırı neticesinde iki şehidin bedenleri feci şekilde parçalanmıştır. İki gün önce ise yine İsrail savaş uçaklarının saldırısı sonucunda Gazze’de 20 Filistinli masum vatandaş yaşamını yitirmiş, 70 den fazlası yaralanmıştır.

Şimdi soruyorum nerede Arap Birliği , nerede Suudi Arabistan , nerede Katar ve diğer mürteci Arap yöneticiler, ben şimdiye kader bu vahşi saldırıları kınamalarına hayatım boyunca şahit olmadım, hunharca , acımasızca şehit edilen Gazze’li Filistinliler yoksa Müslüman değil mi? Bu satılmış, hain Arap mürteci kralları ve emirleri Suriye ve İran’a müdahale söz konusu olunca en önde yer alırken , hatta ABD ve diğer emperyalist güçleri egemen ve bağımsız Müslüman devletlere saldırmak ve bombalamak için açıktan ve gizliden teşvik ederken , neden Siyonistlerin masum Filistinli Müslümanları katil ederken hiç sesleri çıkmıyor? Çünkü bu yönetimler hak düşmanı ve insanlık düşmanı , kukla , iradesiz satılmış yönetimlerdirler.

Hiçbir uluslararası kural ve kaideye saygı göstermeyen ve terörizmi devlet politikası haline dönüştüren yıllardır İran’a komşu bazı devletlerin topraklarını da kullanarak bu ülkenin nükleer fizikçi ve bilim adamlarına suikastlar düzenleyen İsrail devletinin saldırgan mahiyeti ortadadır.

Tekrar soruyorum. Acaba eğer İran veya başka bir devlet önümüzdeki kış aylarında, yaz aylarında veya belli bir süreçte İsrail’e ABD’ye veya başka bir ülkeye saldıracağını onların nükleer ve askeri tesislerini vuracağını deklere ederse veya liderlerinden birisi böyle bir beyanat verirse batı kamuoyunun ve kitle haberleşme araçlarının tepkisi ne olur? Kesinlikle hemen terörist ilan edilir. Bütün uluslararası kuruluşlarca kınanır. Her türlü siyasi, ekonomik, askeri ambargoya maruz kalır, ülkenin hava sahası uçuşa yasak bölge olarak ilan edilir.

Ülkenin bütün yurt dışındaki varlıklarına el konur, liderlerin yurt dışı seyahatleri yasaklanır. Uluslararası ceza mahkemesi vb. mekanizmalar devreye sokulur ve benzeri pek çok tedbire başvurulur. Peki, neden bu sıraladığım uygulamalar İsrail’e ve ABD’ye yönelik uygulamaya konmuyor? Neden bu ülkelerin yöneticileri bağımsız basın yasın organları tarafından eleştirilmiyor, sorgulanmıyor ve kınanmıyor? Çünkü adalet, insan hakları, uluslararası hukuk vb. şaşalı değimler sözde kalmaktan öteye gitmemektedir. Çünkü dünyaya hâkim olan bu evrensel değerlerden çok güç ve saldırganlık politikasıdır. Çünkü dünya yönetimine eşkıyalar hükümdar olmuştur.

Sonuç Olarak

Güya demokrat bir yönetim sergilemeye başlayan başkan Obama yönetimindeki ABD emperyalizmi ve diğer batılılar ve tabi ki Siyonist İsrail Devleti saldırganlığı ve eşkıyalığı genel bir politika olarak benimsemişlerdir. Dikkatinizi çekmek istiyorum. Hiçbir ABD üst düzey yöneticisi veya komutanı İran’a saldırı tezi ortaya atıldığında “yok böyle bir şey, ne demek bağımsız ve egemen bir devlete saldırmak, biz ABD olarak ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılıyız” deme onurunu ve şerefini göstermemişlerdir. Onların söylediği böyle bir saldırının riskidir. Yani ABD’li yetkililer ve komutanlar açıkçası şunu ifade etmek istiyorlar ki, eğer İran’ın vereceği karşı tepki olmazsa veya eğer İran’ın saldırımız karşısında bizim bölgedeki askeri üstlerde konuşlandırdığımız askerlerimize yönelik bir saldırı tehdidi söz konusu olmazsa biz zaten çoktan İran’a saldırırız.

ABD yönetimi İsrail’e İran’a saldırmama konusunu telkin ederken bu duruş İran’ın milli egemenlik ve ulusal hâkimiyetine karşı duydukları saygıdan ileri gelmemektedir. ABD’nin tek korkusu İsrail’in böyle bir maceraya atıldığı takdirde bu saldırının doğuracağı riskler ve İran Devleti’nin bu saldırı karşısında alacağı tedbirler neticesinde ABD ve yandaşlarının göreceği zarardan ileri gelmektedir.

ABD başkanlığındaki uluslar arası emperyalizm elindeki bütün imkânları kullanarak bölgemizdeki milli devletleri yok etmeye, ulusal devletleri çökertmeye, dinsel, etnik, kültürel ve mezhepsel kimlikleri ön plana çıkararak Balkanizasyon siyaseti güderek kargaşa, iç savaş ve nihayetinde askeri işgal yöntemine başvurarak kanlı hâkimiyetini kurma peşindedir. Bölgemizde yaşayan bütün milletler bunun farkına varmalı ve bilmelidirler ki, devrilen her bağımsız, egemen ve ulusal niteliklere sahip devletler emperyalizmin hedefleri ve amaçlarına hizmet etmektedir. Saldırılar ve işgallerle gerçekleşen bu yönetim değişiklikleri gün gelir bütün bölgenin istikrarsızlaşmasına Irak’a ve Afganistan’a dönüşmesini ve benzemesini sağlar.

Dipnotlar

1. Bahreyn konusunda ayrıntılı bilgi için bkz:

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1381%3Abahreyn-krizi-ekseninde-suudi-ve-ran-catmas&catid=168%3Aortadogu-analizler&Itemid=149

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=994:bahreyn-krizi&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

2. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: http://www.aygazete.com/Anasayfa.php?59972







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 398
Toplam Tekil 1637459
IP 54.197.142.219






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu