301. Madde, Türklük ve Paris Akşamları - Av. Mustafa Barlas - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









301. Madde, Türklük ve Paris Akşamları - Av. Mustafa Barlas
Tarih: 10.03.2009 > Kaç kez okundu? 2336

Paylaş


Türk Ceza Kanununun 301. madde metninde bugün yapılacak olan değişiklik –siz bu yazıyı okurken değişiklik yapılmış olacak- aslında madde metnini hukuksal açıdan çok fazla değiştiren bir değişiklik olmayacak. Esasen mevcut uygulamayı değiştiren bir tadilat söz konusu değil. Çünkü, “Türklük” sözcüğünün yerine, “Türk Milleti” ibaresinin yazılması; “Cumhuriyetin” yerine “Türkiye Cumhuriyeti” lafzının konması bu maddenin uygulamasına ilişkin yerleşik içtihat ve yorumlarda hiç bir fark oluşturmayacak ve yeni bir uygulamayı yaratacak kabiliyete sahip değil.

Madde metninde yer alan, “Türklük” ile “Türk Milleti” ibaresi arasında yargılama ve içtihad açısından madem herhangi bir farklılık yok idiyse, yasa koyucu tarafından neden böyle bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç duyuldu? Böyle bir ihtiyaç acaba nereden doğdu?

Türklük ve Türk Milleti

Türklük ve Türk Milleti kavramları zaten birbiriyle iç içe olan kavramlardır. Fakat, Millet/ulus ile “Halk” kavramları birbirinden farklı anlamlar içeren ifadelerdir. Halk, belli bir bölgede belli bir zamanda yaşayan kitleyi, insan topluluğunu ifade etmekteyken, millet çok daha geniş ve kapsamlı bir tanıma sahiptir.

Millet; yaşayanları, ölmüşleri ve henüz doğmamış olan çocukları ve doğacakları ile birlikte tarihsel bir “devamlılık” içerir. Keza “ülkü” birliği gibi yüklemeler de millet tanımının anlamına dahildir. Diğer bir anlatımla, millet ya da ulus kavramının daha soyut bir yönü varken, halk ise daha somut (müşahhas) ve elle dokunulan, gözle görülen ve içinde yaşanılan toplumu deyimlemektedir.

Günlük Türkçede gelişigüzel bazen bilinçli bazen de bilinçsiz olarak birbirinin yerine ikame ederek kullandığımız Türk halkı ya da Türk milleti kavramları aslında özel bir kasıtla kullanılmadığı sürece her iki kavram da birbirine yakın anlamları anlatmaktadır.

Oysa “halk” kavramı daha derinliksiz, sığ ve bünyesinde “ruh” barındırmayan ve daha ziyade bir “güruh” olan topluluk anlamına yakındır.

Sadece Anadolu’da değil dünya coğrafyasının tamamında yaşayan 220 milyonluk Türk nüfusu ve bunların ortak dil, kültür ve orijinleriyle birlikte yeraltında kefenli ve kefensiz bütün yatan ecdadı ile ve en nihayet henüz doğmamış ve doğacak olan çocuklarıyla birlikte bir bütünlüğü ifade eden millet çok geniş bir anlam içermektedir.

Fakat, kanaatimizce Türk Milleti ifadesi Türklük sözcüğünün yerine konulurken en derin ve kapsamlı tanımı yerine, “Türk halkı” anlamını çağrıştıran bir üslup benimsenerek kullanılmıştır.

Bu nedenlerle “Türklüğü” ibaresinin yerine “Türk Milleti” ifadesinin konulması bize göre ceza kuralı ile ”hukuken korunması amaçlanan yararın” daraltılması anlamını taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle, ceza normunun himaye ettiği o geniş “Türk’e” ait olan her şeyin tahkir edilemezliği, aşağılanamazlığı zırhı inceltilmiştir.

Bu değişiklikle “ülkü denen nazlı gelin” olan Türklük soyut ve göksel anlamları aşındırılarak daha somut ve maddi bir çerçeveye sokulmuştur.

Bunun birkaç adım sonrası nasıl olabilir? Reşat Nuri Güntekin’in ünlü Tanrı Misafiri hikayesinde anlattığı gibi; gerçek niyetini gizleyerek suret-i Hak’dan görünmeye çalışıp takiyye yapan beleşçi misafirin, konukluk süresini uzatmak amacıyla devamlı gece gündüz Kuran okuduğu, fakat arada yağlı yemekleri götürdüğü, yavaş yavaş semirdikçe de Kuran’dan ilahiye, ilahiden gazele ve en nihayet daha oynak olan “Kara gözlerin öldürür beni” şarkısına geçtiği örneğinde olduğu gibi tedrici değişiklikler de yapılabilir.

Türklük kavramı yerine Türk Milleti; bir süre sonra Türk Milleti yerine, Türk halkı; Türk halkı yerine de en nihayet Türkiye halkı ve hatta halkları olarak değiştirilmek de istene bilir.

Türk Ceza Kanununun 301. maddesinde yapılması planlanan değişiklik iler ilgili olarak özellikle öne çıkan “Türklük” bahsi hemen akla bu düşünceleri getiriyor ister istemez.

Halbuki Türklük ile ilgili akla gelen düşüncelerden çok gönle ve hayale düşen duygular bizi çok daha fazla etkiliyor sanırım. Gençlik yıllarımızda duygularımızla düşüncelerimiz at başı giderdi. O yüzden, davulcunun peşine takılan çocuklar gibi duyguları düşüncelerinden en az bir adım önde giden kişilerin peşine takıldık. Şimdi yine kendimizi yoklarsak o duyguları -çok şükür- yine orada bulacağımızı sanıyorum.

Türklük Duygusu :

Velhasıl Türklük düşünce ile birlikte aslında belki de daha çok bir duygudur. Bir algılayış belki de Yahya Kemal’in “Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden” diyerek Türklük tercihine vurgu yaptığı bir dizesinde ifade ettiği gibi hissediştir, seziştir.

1987 yılının sert kışında vize sınavlarımızın iptal edildiği mart ayının soğuk ve karlı günlerinde genç bir hukuk öğrencisi iken Türk dünyasının önemli isimlerinden olan ve hayatı dağdağalı ve çetin mücadelelerle geçmiş olan Rahmetli Baymirza Hayit ile tanışmıştım. Türk Ocağı tarafından 21 Mart 1987 tarihinde düzenlenen “Dünyada Türklük” Sempozyumuna “Türkistan’ın Bugünkü Meseleleri” ile ilgili bir tebliğ sunmak üzere Almanya’dan İstanbul’a gelmişti. Onu Laleli’de kaldığı otelden alıp yine Aksaray Laleli’de bulunan ve Türkçü çizgide yayın yapan Tanıtım Dergisine götürmüştüm.

Diz boyu karla ve buzla kaplı kaldırımlarda birlikte sendeleyerek yürüdük. Fırtınalı yaşamın yıprattığı yorgun ama dinç bedenini yıllara meydan okurcasına sürüklerken koluna girdim. O kısa zamanda, bana hayatındaki savruluşları anlatırken, sanki bu sevimli ihtiyar adeta benim ailemden bir “emmi” gibiydi.

Yine aynı yıl 1987 yılının 3 Mayıs günü, Marmara Tarih öğrencisi bir arkadaşımla birlikte Doğu Türkistan’ın Bağımsızlık (Gökbayrak) mücadelesinin lideri, (90 küsur yaşlarında idi o zamanlar) rahmetli İsa Yusuf Alptekin’i ziyaret etmiştik. Tabii ziyaret mekanımız Millet Caddesi üzerinde bulunan ve o dönem üç ayda bir yayınlanan Doğu Türkistan’ın Sesi dergisinin idarehanesiydi.

O dönemlerde, çok sık ziyaretine gittiğim ve rahmetle anmak istediğim Doğu Türkistan’ın Sesi dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğünü, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ağabey yapıyordu. Börklü, kalpaklı, karayağız bir çeri olarak hayal ettiğim Niyazi Ağabeyle (Yıldırım Gençosmanoğlu) ilk tanışmamda çok büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Çünkü, hiç de tahayyül ettiğim insan gibi değildi. Savaşkan bir, tarihi Türk çerisi yerine, karşımda tam bir Osmanlı beyefendisi, çelebi bir zat duruyordu. Gelirken “devletle; şerefle” karşılayan ve giderken, “devletle; şerefle” uğurlayan kibar bir insan. Türklük gurur ve şuurunu kaleme aldığı destanlarla, şiirlerle coşturan bu güzel insanı, destan şairini Cenab-ı Allah Korkut Ata ile birlikte haşretsin.

Bir Şiir : Paris Akşamları

Hemen hatırımıza yine aynı zamana rastlayan o dönemde ilk kez okuduğumda beynimden vurulmuşa döndüren bir şiir geliyor. “Paris Akşamları” adlı bu şiir, 1947 yılı sonbaharında Paris şehrinde Sen Nehri kıyısında cesedi bulunan Buğra Alpgiray adlı bir Kırım Türküne aittir. Bulunan cesedin cebinden bir kağıt çıkıyor ve kağıtta bu şiirin yazılı olduğu görülüyor. Şahsın Buğra Alpgiray adlı, Kırım’dan II. Dünya Savaşı döneminde tehcire tabi tutulan bir Kırım Türk’ü olduğu anlaşılıyor.

Ceza yasasının 301. madde metninde yapılması öngörülen değişiklik ve Türklük ifadesinin değiştirilmesi kamuoyunda konuşulmaya başlandığında aklıma ve gönlüme ilk gelen bu “Paris Akşamları” şiiri olmuştu. İşte Türklük kavramını en şahane şekilde ifade eden o şiir:

PARİS AKŞAMLARI

-Azerbaycanlı Mehmet AĞAOĞLU’na-



Bu kent her şeyiyle bana yabancı,

Caddeler, binalar, bütün insanlar!

Öyle hasretim ki ezan sesine

Ararım çevremde minare cami

Lakin takılırım çan kulesine

Her semtin muhteşem kilisesine

Yad el elemleri sarar içimi



Uzaklarda yurdum, burdan çok uzak

Her mevsim güneşli, masmavi göklü,

Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü

Ozanlı, garipli, kervansaraylı

Hele insanları Alpli, Giraylı..

Yok haber onlardan, baba evinden

Bu yüzdendir halim, kopuk bir yaprak

Her şey çok uzakta, benden çok uzak.



Gözlerim daima engine dalar

İsterim ki, her an anayurdumda

Dağları dumanlı yaslı Kırım’da,

Duvarında mavzer ve Kur’an olan

Ata ocağında, bizim konakta

Bir bakır sinili sofra başında

İftar beklenilsin dua edilsin

Ve sessiz sedasız yemek yenilsin

Sonra şadırvanda abdest alınıp

Hep birlikte teravihe gidilsin.



Uyansam her sabah ezan sesiyle

Görsem Ayşeciği su testisiyle

Ninemi yaşmaklı namaz kılarken,

Dinlesem dedemi Kur’an okurken.



Başımı huşuyla yastığa koysam

Sonra toparlanıp yola koyulsam

Yahut günün şavkı vururken camdan

Heybetli sesiyle çağırsa babam

Tutup elleriyle omuzlarımdan

O müşfik haliyle sarılsa öpse...



Semaver kaynarken ocak başında

Dünya Türklüğünden, Türk Tarihinden

Bozkurttan, Turandan söz etse dedem

Sonra Türklük için eylese niyaz

Gözlerinden akan yaşını görsem.



Evet yurdum uzak, burdan çok uzak

Bir ferahlık yahut bir şeyler umarak

Düşerim yollara akşam üstleri

Hep böyle çaresiz, yıllardan beri

Her zamanki gibi yorgun ve bitkin

Artırıp yükünü hasta kalbimin

Her an heyecanlı, gözlerimde yaş

Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş

Dolaşırım Paris caddelerini

Yorgun akan Sen’i, köprülerini...



Bir karakış vakti Sen kıyısında

Kafamın içinde Türklük ülküsü

Ruhumu kavuran özyurt hasreti

Böyle göçeceğim ebediyete;

Donmuş cesedimi bulup çöpçüler

Defnedilmek üzere götürecekler,

Kimim ben ve neyim, ne bilecekler...



Buğra ALPGİRAY





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 10
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 763
Toplam Tekil 1638652
IP 54.205.150.215






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu