Etnisite Işığında Rusya Federasyonu - Timur B. Davletov - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Etnisite Işığında Rusya Federasyonu - Timur B. Davletov
Tarih: 08.03.2009 > Kaç kez okundu? 3294

Paylaş


Genel Bilgiler

Rusya eskilere dayanan çok zengin tarihi geçmişe sahip olan bir ülkedir. Ve bu tarihi boyunca hem inişli hem de çıkışlı dönemler yaşamıştır o, ama bundan ziyade Rusya, göstermiş olduğu gelişme ve genişleme performansının sayesinde eşi nadir rastlanan tarihsel örneklerden biri olarak öne çıkmaktadır. Rusya devleti 400 yıllık tarihinin zarfında tam 36 kat genişlemiştir[1]. Bu genişleme süreci kenarları hep çiçek dolu bir yol olmadığı gayet açıktır. Kimi bilim adamları Rusya’nın hep yayılmacı siyaset gütmesinin temelinde messianic bir dünya görüşü yattığını iddia eder. Öte yandan Rusya’nın objektif tarihsel gelişmelerin neticesinde göreceli olarak izole kalması Ruslarda, dünyada kendilerine özel bir misyon, yani görev yüklenmişlik hissinin etkisiyle ‘Üçüncü Roma’ adlı bir dünya görüşü oluşmuştur ki bunun temelinde zamanında en önemli medeniyet merkezleri olarak kabul edilen ‘Birinci’ ile ‘İkinci Roma’ların, yani eski adıyla Constantinople olarak bilinen İstanbul ile Roma’nın yerine geçebilme hedefi yatmaktaydı[2]. Aslında Rusların bu tip dünya görüşü tarihleri boyunca izledikleri yayılmacı siyasetlerince doğrulanmaktadır[3]. Kimisi ya bu yayılmacılık ve işgalcilik terimlerinin kullanımından ısrarla kaçınarak yerine “bütünleştirici” ve “keşfedici” siyaseti demeyi yeğlemekte ya da çeşitli milliyetlere mensup olan gayri Rus halkların acımasız savaşlar ve katliamlar sonucunda dayatılmış olan çeşitli zorlamalarla değil de, sanki bütün halklar Rusya’ya dahil olabilmek için sabırsızlıktan can atıyormuşçasına kendi gönül rızalarına dayanan anlaşmalar oluşturarak Rusya’nın içine dahil olduklarını belirtmektedir [4]. Evet, denilebilir ki her ilerleme içinde her zaman gerileme unsurunu taşımaktadır. Bu deyim Rusya olayı için de geçerliliği korumaktadır. Ancak sorunun asıl önemi ve kararlaştırılması gereken noktası bu süreçte ilerlemenin mi gerilemenin mi ağır ve başat olduğudur, çünkü Rus devleti tarafından getirilen ve daha sonra Sovyetler rejimi döneminde pekiştirilen sivilizasyon bir taraftan demiryollarını, elektriği, kollektivizasyonu, çoğu halklar için ise yazılı dillerinin yeniden gün ışığına çıkarılması vb. var iken öbür yanda da yine aynı rejim kolonileştirilmeye, Ruslara karşı savaşlarda kaybedilen binlerce hayata, sömürülmeye, etnik ayırımcılığa, baskıya, represiyonlara, elde edilen yazılı dil (aslında çoğu halklarda Ruslardan önce de yazılı dilleri mevcuttu, ama kimisi halkların yazılı dilini ifade ettiği harfler Arap alfabesi iken daha sonra Latin harflerine (1920’lerin ikinci yarısı),ondan sonra ise Kiril harflerine (1930’ların sonu) geçirilmiş ve bütün bunlara rağmen yine de bunların Sovyetlerin sayesinde yazılı dile kavuştukları ileri sürülmekteydi ulusal düzeyde) ile birlikte kazanılan şekli millilik ile kaybedilen milli içerik ve özlüklere, vs., buna benzer kayıplara sebebiyet vermiştir. Bunun dışında ise geleneksel Rus görüşünün Avrupa ve dünya medeniyetinin ve değerlerinin “geri kalmış” halk ve topluluklara aşılanması ve öğretilmesi olarak değerlendirdiği “eğitim, aydınlanma ve gelişme”yi getiren ve tarihin gelişimi sonucunda başka seçeneği bulunmadığından katlanılması zorunlu olan ve altında aslında kolonileşme sürecinin yer aldığı Rusya’ya “gönüllü” katılmanın belki de beraberinde getirmiş olduğu nadir ilerleme örneklerinden biri olan bu istilaya uğramış halkların Avrupai anlamda genel eğitim düzeyinin yükseltilmesidir ki daha sonraları aksini ileri sürmek zor olan bir şekilde Rusya’daki ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleme imkanına kavuşan bu az önce sözü edilen milletlerin ileri gelen aydın kısmı eline gelen her fırsatta rejime karşı duyduğu rahatsızlığı ve bundan doğan tepkisini dile, kağıt üzerine ve eyleme dökmekte idi.

Nitekim, güttüğü siyaset sayesinde Rusya, geniş topraklı ve çok uluslu bir devlete dönüşmüştür. Fakat bütün bu işgal edilen toprak ve halkların sınırdaş ve bitişik olması Rusya için sömürü ve sömürge gibi ibareleri saf dışı bırakma açısından bir avantajı teşkil etmiştir. Oysa tarihteki İngiltere, Fransa vb. deniz ötesi klasik sömürgeci ülkelerin kolonileri ile ana ülkeleri arasında binlerce kilometrelik mesafeler olduğundan bu devletler Rusya’dan farklı olarak söz konusu avantajdan yoksunlar idi. Ama bütün bunlara rağmen ünlü bir Rus tarihçisi olan Vasiliy Klüçevskiy Rusya’yı kendi kendini sömürge haline getirmiş bir devlete benzetmiş ve Rus devletinin tarihinin de böyle bir devletin tarihi olduğunu belirtmiştir[5]

Rusya’nın genişleme sürecinin başlangıcı XVI. yy. ikinci yarısına rastlamaktadır. Bu tarihten itibaren tahta çıkmış tüm Rus çarları değişik yoğunlukta ama aynı istikamette olmak üzere Rusya topraklarını büyütmüşlerdir. Peki Rusya’nın tarihinde toprak yitirişleri hiç mi olmadı? Elbette ki olmuştur, ama bunlar 1991’in sonunda meydana gelen toprak kaybından farklı olarak yine de dahil olduğu savaşlar, dış saldırılar veya Alaska örneğinde olduğu gibi satışlar sonucunda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu itibarla olaya bakıldığında Rusya tarihindeki en son toprak kayıpların Rus halkı için hem maddi hem de manevi açıdan ne kadar ağır bir darbeyi temsil ettiğini idrak edebilmek hiç de zor değildir. Böyle telafisi veya en azından kısa zaman içerisinde unutulup geçmesi zor olan bir durum var iken bir de azınlık oldukları halde baş ağrıtmaya başlayan çeşitli etnik unsurların kaynağı olan etnik süreçlerin ve bunun bir parçası olan ayırımcılık akımlarının cereyan etmesi, sözü edilen psikolojik darbelerden dolayı zaten bir şoke durumunda bulunan etnik Rusların mevcut ortamdan azami bir şekilde yararlanmak suretiyle kendi şovenizmlerini ileri sürme yoğunluklarını daha da şiddetlendirmektedir. İşte bunun tipik örnekleri oy toplama uğruna Rus halkının içinde var olan kızgınlık duygularını arkasına alarak siyasete soyunan aşırı milliyetçi Jirinovskiy gibileridir. Jirinovskiy konusuna pek dalmadan burada sadece şunu belirtmekle yetineceğim: Jirinovskiy’e göre Rusya’nın 1900 yılında sahip olduğu sınırları* itibariyle yeniden kurulması lazım ve böylece ortaya çıkarılacak olan eski Rus imparatorluğu en başta hakiki Ruslar için hizmet görmelidir. Buna razı olmayan gayri-Rusları ise ülkeyi terk etmeye davet etmekte olan Bay Jirinovskiy’e göre Rus imparatorluğun yeniden kurulması ince zevke hitap eden çok pahalı bir süs eşyası olmayıp Rus halkının “milli diriliş”inin bir icabıdır[6]. Ama durumlar çok farklıdır aslında, çünkü örneğin Baltik ülkelerinde gayri-Ruslar tarafından ülkeyi terk etmeye davet edilen etnik Ruslar her ne kadar o topraklarda kök salmış olabilir ise de aslında misafirlerdir, yani oralara daha sonraları göç etmişlerdir, oysa Bay Jirinovskiy gayri Rusları Rusya’yı terk etmesinin temelinde esaslı bir gerekçe yoktur, çünkü Rus olmayan halklar zaten Ruslardan önce de o toprakların üzerinde bir zamanlar mevcut olmuş devletlerin ülkelerinde oturmakta idiler, dolayısıyla söz konusu bu terk etme daveti biraz ev sahibinin evi boşaltıp terk etmesine benzemektedir. Bununla birlikte bu tür talepler her iki uçta da bulunan olayda da olumsuzdur ve olmaması gereken eylemler sınıfına girmektedir, yani bu taleplerin doğası itibariyle en başta insan hak ve ana hürriyetlerine aykırıdır. Üstelik burada Rus tarihinde en büyük devrimcilerden biri olan Leo Troçki’nin Rusya’nın aslında bir tek etnik halkın oluşturduğu ve hakım olacağı devletten ziyade tarihin kimi gelişimlerinin neticesinde ülkenin içinde yaşayan ve farklı ırk ve etnisitelere mensup olan halkların devleti olarak tesis edilip meydana getirildiğine ilişkin zamanında söylemiş olduğu sözlerinin hatırlanması için tam bir zamandır bence.[7]

Yine Rusya’daki milliyetçilik konusuna gelir isek, gerçek dünyada bu gibi siyasi-toplumsal gelişmeler bütün dünyada gözlemlenen bir milliyetçilik uyanışı çerçevesinde ele alındığında Rusya’daki bu tür aşırı sağ unsurların revaç görmesi o kadar da beklenmeyen bir şey değildir. Sözün gelişi, genel olarak dünyadaki gelişmeler ve özel olarak da Türkiye’deki ve en son olarak da Avusturya’daki seçimleri de bu trendi doğrular niteliktedir. Ama bu ülkelerde Rusya’dan farklı olarak iktidara gelen parti oluşmuş sisteme uyum sağlamakta, oysa Rusya’da böyle bir şey için kesin bir şey söylemek pek mümkün gibi görünmemektedir, çünkü ülkede istikrar ve öngörülebilirlik durumundan bahsetmek oldukça zordur.

Rusya’nın bir başka özelliği de şiddetsiz ve kansız gelişememesidir veyahut ta başka sözlerle ıslahat yoluyla gelişmenin savunucu ve taraftarlarının çoğunlukla yolun başında ulaşmak için belirledikleri hedeflere giden yolda harcadıkları çabaların başarıdan çok beklenmeyen sonuçların ortaya çıkmasına vesile olması gibi örnekler ile dolu olmasıdır. Yani Korkunç İvan olsun, Deli Petro* olsun, Lenin olsun, Stalin olsun hepsi de Rusya’ya gelişme sağlamanın uğruna yüz binlerce insan hayatlarını harcamaktan çekinmemiştir. Dolayısıyla Rusya’da gelişme yönüne bir sıçrama daima şiddet ve kanın eşliğinde gerçekleşmiştir. Öte yandan ise II. Aleksander, M. Gorbaçöv ve diğerleri gibi Rusya için liberal reformlar yoluyla bir gelişme sağlamaya uğraşanlar çoğunlukta istedikleri sonuçların ulaşamayıp elindekileri bile kaybetmekteydiler. Yani devletin her alandaki başatlığına yatıranlar, yani koyu etatistler kazanmaktadır Rusya’da. İşte 26 Mart’ta düzenlenen Başkanlık seçimlerini (bu seçimlerin objektif olup olmadığı ise ayrı bir araştırma konusu olabilir) kazanarak Rusya’nın Yeltsin’den sonra ikinci devlet başkanı olmuş Vladimir Vladimiroviç Putin de kamuya açıkladığı programının temel taşlarının arasında geleneksel Rus özellikler olan kolektifçilik, ile statikçiliği saymış ve bunlara uygunluk ölçüsünde devletin her alandaki öncülüğünün altını çizmiştir[8].

Bu gidişat sanki Rusya’nın kara yazgısı gibidir ve bunun nedeninin kaynağı olarak geçen yüzyılda yaşamış Rus şairlerinden Vasiliy Kuroçkin, Rus devletinin devlet arması olan iki başlı kartalın olduğunu belirtmiştir; bu iki başlı kartalın toplam dört gözü bulunmasına rağmen bu kartal kördür ve dolayısıyla ülkedeki düzensizlikleri görmezden gelmektedir[9].

Toprak (Ülke)

Tarihte bilindiği gibi Rusya her zaman, 1991’de uğradığı toprak kayıplarına rağmen bugün de sahip olduğu geniş topraklara yayılmış değil idi. XVI. yy.daki işgal ve savaşlarla sağlanan genişleme sürecinden evvel genişliği Moskova dukalığının sınırları ile ifade edilen Rusya’nın toprakları günde 50 mile2’lik, yani 80 km2’lik civarında olan bir genişleme hızıyla zamanla Sovyetler döneminde 22,4 milyon km2’ye ulaşarak dünya üzerinde yaşanabilir karanın 1/6’ini kaplar durumuna gelmiş olup Doğudan Batıya yaklaşık olarak 10 bin km.’ ye, Kuzeyden Güneye de 5 bin km.’ ye yayılır, zaman kuşakları bakımından ise on bir saat bölgesini ihtiva eder dereceye kadar genişlemiş oldu[11]. Bunun yanı sıra, tarihte ilk sosyalist devletin yer aldığı ve Batıda Norveç, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Güneyde ise Türkiye, Afganistan, İran, Çin, Moğolistan, Kuzey Kore ile ortak sınırdaşlığı olduğu Sovyetler Birliği toprakları üç okyanusun on iki denizi: Atlantik Okyanusu (Baltik, Kara, Azak Denizleri), Kuzey Buz Okyanusu (Barents, Ak, Karsk, Laptevler, Doğu-Sibirya, Çukotskoye Denizleri), Pasifik Okyanusu (Bering, Ohotsk, Japon Denizleri); tarafından çevrili idi[12]. Bununla birlikte bu kadar geniş topraklara sahip olmanın insan hayatları itibariyle ne kadara mal olunduğunun yanı sıra zorla dahil edilen halkların milli kimlik ve etnik değerlerinden Enternasyonalizm ve Sovyetleştirme, yani Sovyetler Birliğinde yaşayan milliyetlerin birbirleriyle yakınlaşıp kaynaşması ve daha sonra hayali bir Sovyet halkının oluşturulması bahanesiyle uzaklaştırılmaya çalışılması ile yerli medeniyetlerin yok ediliş gerçeğinin de hesaba katıldığında oluşan olumsuzluklarla dolu manzaradan insanın etkilenmemesi mümkün değildir.

SSCB’nin ‘devamı’ olan Rusya (SSCB’ne nazaran %25 oranında) toprak kaybına uğramış olduğunun neticesinde her ne kadar Sovyetler Birliği ile kıyasla hayli küçük olsa dahi, günümüzdeki Rusya sahip olduğu 17 milyon km2 toprak hacmi bakımından (ki bu rakam oran itibariyle eski SSCB’nin sahip olduğu toprakların %75.8’ine tekabül etmektedir) hala da dünyada en büyük devlet sayılmaktadır. Yani, Rusya dünya üzerindeki toplam karanın içinde %11’lik paya sahip olan bir ülkedir.[13] Rusya Federasyonu ülkesi, Sovyetler Birliğine nazaran toprak hacmi itibariyle küçülmüş olsa dahi hala da Batıda Finlandya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Belarusya, Ukrayna ile Güneyde ise Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Moğolistan, Çin, Kuzey Kore gibi ülkeler ile ortak kara sınırını paylaşmaktadır. Bunun yanında da Rusya’nın toprakları Kuzeyden Barents, Ak, Karsk, Laptevler, Doğu-Sibirya, Çukotskoye Denizleri ile Doğudan Bering, Ohotsk, Japon Denizleri ile Batıdan Baltik Denizi ile Güneyden ise Kara ve Hazar (Kaspiy) Denizleri ile çevrilidir. Yani görüldüğü kadar tarihinde hep denizlere açılabilmek için hep bir yol, bir pencere açmanın peşinde koşan Rusya, günümüzde de deniz ve okyanuslara çıkış bakımından çok geniş pencerelerine* sahiptir. Bu kadar geniş araziye (ki bu üstte belirtilmiş bulunan sınırlar ortaklıklarına deniz üzerindeki sınır komşulukları dahil edilmemiştir) yayılmış bir ülke elbette ki arkasında güçlü bir ekonomik potansiyel ile sağlam hukuksal işlevselliğin olmadığı süre boyunca idari, iktisadi ve siyasi gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmaya mahkumdur.

Rusya Federasyonu ülkesinin 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan ulusal oylamada kabul edilmiş Rusya Federasyonu’nun yeni Anayasasında yer alan resmi tanımına gelince ülkenin toplam toprağı (ülkesi) sübjeleri olan ve aralarında cumhuriyetler, bölgeler, otonom bölge, federatif statülü şehirler, iller ve otonom daireler gibi isimlerle sınıflandırılmış bulunan idari birimlerine ait “topraklardan, iç sularından, kara sularından ve bunların üstündeki hava sahasından oluşmakta”dır.[14]

Nüfus

Başlangıçta bir ulusun devleti olarak oluşmuş bulunan Rusya tarafından XVI. yy.dan itibaren işgal ve savaşlar yoluyla başlattığı genişleme sürecinin kurbanı düşen Rus olmayan halkların zorla Rusya’ya dahil edilmesi ile beraber Rusya giderek çok uluslu bir devlet niteliğini kazanmaya başlamaktadır. Zamanla artan bu çokulusluluk Sovyetlerin döneminde en üst noktaya ulaşıp 100’den fazla, kimisine göre ise en az 200 çeşitli etnik halkı kapsamının içine almıştır[15]. 1985 yılının ilk yarısında istatistiksel verilere göre 276 milyon dolayında kişinin yaşadığı Sovyetler Birliği toplam nüfus bakımından dünyada yine ilk beşin içinde yer almakta idi[16].

Sovyetler Birliğinin diğer 14 cumhuriyetin gibi bir üyesi olan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ( RSFSC )’nin toplam nüfusu 143,09 milyon (1985 sayımına göre)[17] iken, Sovyetler Birliği üyelerinin içinde bağımsızlığını en son kazanmış bulunan ve kendini SSCB’nin ardılı değil de ‘devamı’ olduğunu ileri süren Rusya Federasyonu’nun toplam nüfusu 148,1 milyon kişi (1996 itibariyle) olmuştur.[18]

Bununla birlikte kimi tarihi gelişmelerin neticesinde daha önceleri de Rus olmayan halkların yaşadığı Rusya’daki asıl çokulusluluk sürecinin en belirgin, acımasız ve en geniş çaplı başlangıcı olarak kabul edilebilecek olan Rus devletinin 1552’de Tatar Hanlığının başkenti Kazanı işgal etmesi ile beraber birçok yerli halk Rus devletine katılmak durumuna bırakıldı. Aslına bakılırsa dünyada sömürgeci siyaset izlemiş olan ülke listesi sadece Rusya ile sınırlandırmak pek objektif olmaz her halde. Dolayısıyla tarihte birçok Avrupalı devletin zamanında sömürgeci olduğu bir gerçektir. Peki bu pek ak olmayan geçmiş devletin bu günkü ideolojisinin ışığı altında iç veya dış çıkarlarına uygun hale getirilmek üzere nasıl örtülür? Bu sualin doğrultusunda Sovyetler örneğine bir bakalım.

Aslında her ülkenin kendisi için oluşturmuş olduğu ‘resmi tarih’ te diğer devletlerin sömürge politikalarını çekinmeden yazarken aynı alandaki kendi siyasetlerini, ki bu politikalar çoğu zaman acımasız sömürgeleştirme siyaseti olmuş olsa dahi, daha yumuşatılmış bir şekilde, veyahut ta gerçeğin tam tersini anlatan biçimde vermeye çalışması, objektif olarak bakıldığında doğal karşılanması lazım gibi geliyor, ancak yine de Sovyetlerin kendi resmi tarihinde diğer ülkeleri anlatırken göze batan çifte standartları fark edebilme açısından faydalı olacağının kanaatindeyim. Nitekim, Sovyetler Birliğinin son yıllarından biri olarak sayıldığı 1988’de ortaya çıkan Sovyet Ensiklopedik Sözlüğü (Sovetskiy Entsiklopediçeskiy Slovar’)’nde örneğin Osmanlı İmparatorluğu anlatılırken, bu İmparatorluk “XIV –XVI yy.lardaki istila ve işgallerin neticesinde oluşmuştur”, Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili bölümde ise “XVI yy.da Kuzey Amerika’da Avrupalılar tarafından esnasında yerli halkların yerlerinden sürüldüğü ve yok edildiği sömürgeleştirme başlatılmıştır” gibi tarih pasajlarına yer verilirken Rusya “XVI-XVII yy.larda çok uluslu olmakta idi; onun içine Volga havzası, Ural ve Sibirya halkları girmiştir” ve “Ruslar tarafından Kuzey, Volga havzası, Sibirya; Uzak Doğu topraklarının şeneltilmesi (veya keşfedilmesi; yani burada sanki o topraklar kimsesizmiş ve kimseye ait değilmiş gibi terra nullius mesajı verilmek istenmiş olması pek muhtemeldir)nin ve XVI-XIX yy.lardaki bir takım gayri Rus halkların gönüllü olarak Rusya’ya dahil olunmasının neticesinde 1721’den itibaren Rusya İmparatorluğu olacak çok uluslu Rusya devleti oluşmuştur” gibi ifadeler yer almaktadır[19]. Yani yukarıda verilen birkaç alıntıdan anlaşılacağı gibi esnasında yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği, kadim otantik kültürlerin söndürüldüğü, nice devletlerin yok edildiği bu genişleme süreci literatürde ancak üç veya dört cümleye sığabiliyormuş yada sığdırılıp bu kadarıyla anlatılabiliyormuş meğer. Üstelik ideoloji bakımından Sovyetler tarafından geçmiş bir sistem olsa dahi ve ‘ulusların hapishanesi’ gözüyle bakılan Çarlık Rusya’sının zamanında yürüttüğü politikaların anlatımında yumuşaklık kazandırmak veya gerçekleri gizlemek amacıyla verilmiş bu yumuşak ve çoğu kez gerçeği yansıtmayan yukarıdaki Rusya’ya ilişkin bilgilerin yanı sıra sadece Rusya için olmak üzere şu ifadelere de yar verilmiştir: “Çarlık tarafından milliyetlerin oturduğu bölgelerde tesis edilmiş Velikoderjavnaya (yani sayısı az olan halkların aleyhine, sayıca çok olan ve bundan dolayı da başat konumunda bulunan halkların lehine olan) siyasete* ve sömürge rejimine rağmen Rus olmayan halklar için Rusya’ya katılma nesnel olarak ilerleme anlamını taşımaktaydı: Rus halkı ile ekonomik işbirliği, Ataerkil ve Feodal kapanıklığın aşılmasına, üretim güçlerinin büyümesine, önde giden Rus kültürü (Burada ise gayri Rus kültürlerin geri kalmışlığı ima edilmekte olsa gerek) ile tüm Rusya Devrim Hareketine alıştırılmasına yol açmaktaydı. Bu halkların tarihsel kaderleri Rus halkının tarihiyle sımsıkı bir şekilde bağlantılı olma durumuna düşmüştür.”[20] Üstteki cümlelerin aktarılma sebebi, Sovyetler döneminde gayri Rusların Rusya devleti tarafından yutulması gerçeğini, amacı ne olursa olsun, çeşitli yollarla kamufle etme veya gizleme gayretlerini, bu gayretlerden oluşan sansürlü yazılımın neticesinde ortaya çıkan ‘resmi tarih’ in içinde yukarıdaki alıntılara bakılarak ne gibi çifte standartları barındırdığını gösterebilmektir. Nitekim Rus ve Rus olmayan halkların kendi etnik kimliklerini bir tarafa bırakarak beraberce kurdukları iddia edilen “yeni sosyal ve milliyetler arası insan topluluğu olan Sovyet milleti şekillenip vücut bulmuştur.”[21] gibi ifadelerin aslında tarihsel gerçekleri tam olarak yansıtmadığı apaçık bir biçimde ortadadır.

İdari Yapı

Tarihte birçok kez yeniden yapılanmaya (perestroyka) ve çözülüp yeniden dikilmeye (perekroyka) sahnelik etmiş bulunan Rusya toprakları hep bugünkü karmaşık idari yapıyı teşkil etmemekte idi. Fakat bununla birlikte Bugünkü Rusya’nın idari şeması, hukuken devamı veya devam ettiği devleti sayılan eski SSCB’ nin[22] yönetsel taksimatından hem sayıca hem de şekil itibariyle daha az oranda karmaşık değildir. Bunun yanında Rusya Federasyonu’nun sübjelerinin Sovyetler zamanındaki idari birimlerin sahip olduğu hak ve yetkilerden daha fazla yetkiye sahiptir demek hem doğru hem de yanlış olabilir, çünkü SSCB’nin sosyalist federasyon olması gereğince en üst statü olan Birlik Cumhuriyeti adına sahip bulunan federe sübjeler hem bugünkü Rusya’nın içindeki federe cumhuriyetlerin sahip oldukları kendi anayasalarına, devlet arması, bayraklarına vb. sembollere hem de onlardan daha çok yetki sahibi olma anlamına gelen ama bununla birlikte sadece de jure olarak kağıt üzerinde güzel bir meyve resmi gibi kalan ve de facto olarak hiçbir zaman istifade edemedikleri olsa bile o meşhur ‘Birlikten Ayrılma Hakkı’na[23] ve de SSCB’nin yanı sıra Birlik üyesi olan 15 cumhuriyetten sadece ikisine (Ukrayna ile Belorusya – yani Beyaz Rusya) tanınan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün Genel Kurulunda temsil edilme hakkına sahip idiler. Buna ilaveten yine bugünkü Rusya Federasyonu’nun üyesi olan idari birimlerinin arasında bulunan cumhuriyetler sahip oldukları yetki bakımından eski SSCB’nin Birlik cumhuriyetlerine nazaran kaybediyor gibi görünmektedir, çünkü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri (ama OSSC – Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler değil) yine de uygulamadan yoksun ve sadece de jure ve sadece belli bir zaman için ve zamanın şartlarının icabı olsa bile hem doğrudan dış münasebetleri yürütme, anlaşmalar oluşturma, hem de askeri birlikleri kurma hakkına sahip idiler. Bunu SSCB’nin Yüksek Sovyeti tarafından kabul edilmiş olan 1 Şubat 1944 tarihli “Birlik Cumhuriyetlerinde Askeri Birlikleri Oluşturma ...” ile yine aynı tarihli Birlik cumhuriyetlerine dış politikada daha geniş yetkilerin verilmesine dair kanuna bakarak anlayabiliyoruz[24]. Ancak dış münasebetler konusunda günümüz Rusya’sındaki federe birimler, ki buna bölgeler bile dahildir (örneğin, Novgorod Bölgesi), eski birlik cumhuriyetlerinin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin içinde sahip olduğu olanaktan daha avantajlı durumdalar denilebilir. Bunun nedeni olarak da genel olarak Rusya’nın dışa doğru açılmış olmasının (hem iktisaden hem de siyaseten) getirmiş olduğu yeni olanak ve fırsatların etkisi küçümsenemez gibi gelmektedir

Fakat burada daha derinlere girmeden yine bugünkü Rusya’ya dönerek şunu söylemek mümkündür: Rusya Federasyonu’nun idari yapısı gene de oldukça karmaşık bir tablo görünümündedir.

Nitekim, bir Federasyon olan Rusya’daki idari birimlerin sayısı ikisi federal öneme sahip olan şehirler ( Rusya’nın başkenti Moskova ile Rusya’nın daha önceki başşehri St. Petersburg ); isimlerini toprakları üzerinde yaşayıp oraların yerlisi olduğu etnik halklardan alan yirmi bir cumhuriyet (Respublika); bir otonom bölge ( Avtonomnaya Oblast’); altı il (Kray); on otonom daire (Avtonomnıy Okrug); ve kırk dokuz bölge (Oblast’) olmak üzere toplam seksen dokuz tanedir[25].

Rusya Federasyonu’nun idari yapısı :

1) Cumhuriyetler,

2) Bölgeler,

3) Otonom Bölge,

4) Otonom Daireler,

5) İller,

6) Federal şehirler ; gibi altı grupta toplanabilir*.

Yukarıda verilen rakamlara göre söz konusu Rusya devletinin idari yapısının içinde sayı itibariyle en kalabalık grubu, toplam sayıları kırk dokuzu bulan Bölgeler oluşturmaktadır. Bu bölgelerde ise cumhuriyetlerden farklı olarak genellikle nüfusun hemen-hemen tamamına yakını etnik Ruslardan meydana gelmektedir. Ki burada şunu da belirtmemiz gerekir : Rusya’nın içinde bulunan Bölgelerin hem sayıca hem de nüfus bakımından daha kalabalık olmalarının bir de siyasetin, Federasyonun tüm üyelerini, ama özellikle etnik cumhuriyetleri, federatif sübjeler arasındaki sınırlar değişikliğinin onaylanması, devlet başkanı tarafından yapılmış bulunan savaş halinin veya olağanüstü durumunun ilanının onaylanması gibi doğrudan ilgilendiren meselelerin karara bağlandığı yasama sürecinin üzerindeki etkisi söz konusu olabilir. Şöyle ki: Rusya Federasyonu’nun parlamentosu olan iki kamaralı Federal Meclisin (Federal’noye Sobraniye) Üst Kanadı - Federasyon Kurulu (Sovet Federatsiyi)’nun bir karar alabilmesi, Federasyon Kurulunun toplam temsilci sayısının içinde oy çoğunluğunun sağlanması ile mümkündür[26]. Oysa zaten etnik olarak Rusların çoğunluğu oluşturduğu Federasyon Kurulunda Rus olmayan tüm temsilcilerin homojen bir şekilde muhalefet hareketine rağmen böyle bir oy niteliğini bulmak hiç de zor olmayabilir.

Rusya Federasyonu’nun üyesi olan etnik cumhuriyetler Federasyonun diğer idari birimlerinden farklı olarak kendi anayasalarına sahiptirler. Bu anayasalar ile Rusya Federasyonu Anayasası tarafından etnik cumhuriyetlerin statüleri belirlenir. İlk bakışta cumhuriyetlerin kendi anayasalarına sahip olma hakları Rusya Federasyonu Anayasasında yer alıp sabitleştirilmiş gibi görünen olması ile birlikte söz konusu etnik cumhuriyetlerin sahip olduğu statü merkez ile idari birimin karşılıklı anlaşmaları ile federal anayasal kanunların çerçevesinde değiştirilebilmektedir.[27] Aslında bu durum her iki (hem olumlu anlamda olan bir idari birimin statüsünün yükseltilmesi olayı, hem de olumsuz anlamda – bir bölgenin cari statüsünün küçültülmesi, düşürülmesi meselesi) yönün lehine yorumlanıp çekilebilmeye müsait olduğundan sakıncalıdır. Bu sakıncalı durum, söz konusu maddede yer alan ifadenin belirsizliğinden, kesinlik arz etmediğinden kaynaklanmaktadır, çünkü Federasyon üyeleri sahip oldukları statüleri hem yükseltilebilir hem de düşürülebilir, yani bir alt statü seviyesine küçültülebilir ki bu idari birimler açısından muhtemel bir genel durum olsa da özellikle etnik bölgelerin çıkarlarını ciddi biçimde sarsabilir. Bu itibarla şimdilik faraziye düzeyinde varlığını sürdüren bu gibi durumlar meydana gelmemiş olsa dahi, yorumları kötüye kullanılmaya elverişli olabileceğinden Rusya Federasyonu içerisinde bulunan etnik bölgelerin buna dikkat etmeleri gerektiği açıktır. Öte yandan ise bu sefer merkez ile idari bölgenin arasında olmayıp bölgelerin kendi aralarında mevcut sınırlardaki statükoyu karşılıklı anlaşmalarının temelinde bozabilirler.[28] Bu durum da, aslına statüko ve barışı korumanın önemi yönünden yaklaşıldığı takdirde bölgeler arası ilişkilerde gerginliklere ve hatta çatışmalara dek varan durumlara yol açabileceği tahmin edilebilir. Tabii ki bu görüşler fazlası ile şüpheci gibi görünebilir, ancak içinde bulunan etnik bölgeler dahil Rusya Federasyonu üyesi tüm seksen dokuz idari biriminin çoğunda Rus asıllı nüfusun çoğunlukta olduğu ve yönetimi elde tuttuğu gibi tarafsız ve duygusuz şartların göz önüne alındığında üstte bahis olunan konuların önemliliği ile bu durumların kesinliğe kavuşturulmadığı taktirde ne gibi olaylara yol açabilme olasılığı daha açık ve net bir şekilde anlaşılabilmektedir.

Bir diğer taraftan da Rusya’nın federalizm konusundaki deneyimi daha çok azdır denilebilir. Bunun nedeni bir bakıma Rusya’nın geçmişte gerçek anlamda federalizm gibi geleneklerinden yoksun olmasıdır. Dolayısıyla Rus federalizmi daha çok yaştır ve bu sebeple de pek oturmuş ve yerleşmiş bir tarafı da yoktur.[29] Yani devletin içinde bu konuda istikrar değil çalkantı maalesef mevcuttur ki buna Rusya’nın yani devlet başkanı olan V.V. Putin’in federasyon yapısını hiçbir idari bölgeye sormadan, danışmadan “perekroyka”ya kalkışması örnek olarak gösterilebilir mesela. Rusya Federasyonu’nun içindeki seksen dokuz tane federe birimlerin temsil edildiği ve Rusya Federasyonu iki kamaralı parlamentosu olan Federalnoye Sobraniye ‘nin üst kanadı görevini yürüttüğü Sovet Federatsii (Federasyon Kurulu) ile oradaki yüz yetmiş sekiz senatöre danışılmaya hiç ihtiyaç duyulmamıştır gibi gelmektedir. Her halde bunlar nasılsa itiraz etmez, etmeye de cesaret edemezler diye düşünülmüş olsa gerek. Oysa devlet başkanının bu yeni girişimine, yani hem oluşmuş idari yapının içinde Federasyon üyesi birimleri birleştirme yoluyla genişleterek Çarlık zamanındaki eyaletler (Gubernya) ile bu eyaletlerin başında bulunacak general-vali (General Gubernator) uygulamasına ve Federasyon Kurulunun re-organizasyonunu ve böylece de Rusya’daki Federalizmin temelinin zayıflatılmasını öngören yasa taslağına yine de başta hem etnik birimlerden ve parlamentonun alt kanadı olan Gosudarstvennaya Duma tarafından onanmış söz konusu bu yasa taslağını bloke etme şeklinde Federasyon Kurulundan hem de Duma’nın bünyesindeki Federasyon İşleri ve Bölgesel Politikalar Komitesinden olmak üzere birçok itirazlar gelmiştir.[30] Daha ayrıntıya girilecek olursa Rusya Devlet Başkanı Putin’in Federasyon Kurulunu yeniden ıslahını amaçlayan yasa tasarısı Çuvaş Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nikolay Födorov’a göre zaten şu sıralar ekonomi gücü pek de üst noktalarda seyretmeyen Rusya’da kendilerine tanınan geniş birçok ayrıcalıklardan faydalanan bürokrasi ordusunu (Federasyon Kurulu’ndaki her federe birimden 2’şer olmak üzere bulunan senatörler aynı zamanda federe birimlerin yürütme ve yasamanın başındaki adamlardır. Bunun dışında ise Federasyon Kurulunun tüm üyeleri Federal Bakanlar statüsüne sahiptir) büyütmeye ve milletin sırtına daha 178 tane “parazit”i oturtmaya yönelik bir atılımdan başka bir şey değildir. Aynı pasajı Födorov bakımından general-valilikler veya süper valilikler uygulaması konusunda da söylemek mümkündür, çünkü bu uygulama ile birlikte 178 değil yüzlerce, hatta binlerce yani bürokrat yaratılmış olacaktır.[31]

Ne var ki, en son gelişmelerden bilindiği gibi Rusya Federasyonu Federal Asamblesinin üst kanadı olan Federasyon Kurulundaki senatörler Kremlin ve parlamentonun alt kamarası olan Devlet Duması tarafından onaylanması istenen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çıkarmış olduğu ve Duma tarafından onaylanmış bulunan RF Federasyon Konseyinin yeniden oluşturulmasını öngören bir yasasına karşı sürdürdükleri ve aslında “kaybedeceklerini peşinen bildikleri” direnmeyi 26 Temmuz 2000 tarihinde yapılan akşam oturumundaki 119 olumlu (aslında bunun olumluluğu da tartışılabilir) oya karşı sadece 18 karşıt oyu meydana getiren açık oylamanın sonucunda teslimiyet bayrağını çekerek durdurmuştur.[32]

Yukarıda yer verilmiş gelişmeler konusunda Rusya Federasyonu 1993 tarihli Anayasası, yani hukuk ne diyor acaba? Anayasaya baktığımız zaman 95. Maddenin 2. Fıkrasında deniliyor ki :

“Federasyon Kuruluna, Rusya Federasyonu’nun her sübjesinin, devlet iktidarının yasama ve yürütme organlarından birer [kişi] olmak üzere ikişer temsilcisi girmektedir.”

Yani objektif bakmaya gerekir ise Senatörlerin illa ki sübjeler, oradaki yürütme ile yasama organlarının başlarındakiler, yani en üst iki makam koltuğunda oturan şahıslar tarafından temsil edilecek demediği gibi sadece iki temsilciden bahsedilmektedir anayasada. Oysa bu günkü Federasyon Kurulunda, Rusya’nın 89 sübjesi çoğunlukla makamlarına seçimlerle gelen ve dolayısıyla legal gücünü halktan alan liderler tarafından temsil edilmektedir. Ve bu husus aslında Federasyon Kurulunu güçlü kılmakta idi bir bakıma. Dolayısıyla Senatörler oldukça güçlü idiler. Üstelik bir önceki dönemde, yani Boris Yeltsin’in devlet başkanlığı zamanında Duma ile Devlet Başkanı arasında pek samimi havalar esmemesine karşın Rusya Federasyonu Federasyon Kurulunun ise tam tersine B. Yeltsin’in bir çok konuda hemfikirlik ve dayanışma göstermeleri hatırlanabilir. Ancak bugünkü duruma baktığımızda, Rusya’nın ikinci Devlet Başkanı olan Putin’in eskiden selefi tarafından takip edilen çizgiden farklı bir yol seçerek kendi programını uygulama alanında RF Federasyon Kurulundan çok Devlet Duması ile dostluk kurmakta ve dayanmaktadır. İşte Devlet Başkanının çıkardığı ve Duma’dan yeşil ışık aldıktan sonra en sonunda tüm direnmelerine rağmen Federasyon Kurulunun da onayladığı Federasyon Kurulunun yeniden oluşturulmasını öngören, bugün mevcut Federasyon Kurulunun ise dağıtılmasının anlamına gelen yasa üstteki görüşleri doğrulamasının yanı sıra Rusya Federasyonu üyesi olan sübjelerin (bunu Federasyonun temelinin olarak okuyun) zayıflaması veya güçlerinin kısıtlanması, merkezin ise (bunu Devlet Başkanının olarak okuyun) kuvvetlenmesinin veya kuvveti elinde toplamasının başlangıcını simgeler aslında.

Bununla beraber Rusya Federasyonu parlamentosunun alt kanadı olmasına rağmen Devlet Duması’nın Federasyon Kuruluna nazaran zaten daha güçlü ve üstün konumu Federasyon Kurulunun herhangi bir federal yasa tasarısı konusunda almış olduğu olumsuz kararla razı olmayan Devlet Duması tarafından yeniden oylandığı ve Dumanın milletvekillerinin toplam sayısının üçte ikisi kadar olumlu oy aldığı takdirde Federasyon Kurulu tarafından onaylanmayan söz konusu federal yasa kabul edilmiş olacağının anlatıldığı RF Anayasasının 105. maddenin 5. fıkrasınca da teyit edilmektedir.

Kısaca, toparlayacak olur isek Rusya’nın Federasyon Kuruluna ilişkin son gelişmelerin belki de kısa vadede olmasa da orta ve uzun perspektifte bence, en çok Federasyon’un içindeki etnik sübjelerini yakından ilgilendirir duruma gelecektir. Ve bütün bunlar olurken, yani milliyetlerin, iktisadın, askeriyenin ve sosyal meselelerinin tam olarak çözülememesi durumu var iken Rusya’da hala iktisattan ziyade siyaset ile uğraşılmaktadır. Üstelik bu siyaset uğraşları ülke içinde istikrarı pekiştireceğine demokrasi deneyimi zaten derin ve köklü diye tarif edilemez olan Rusya’nın devlet-yönetimi ve yönetsel yapısı konusunda ikide bir perekroyka’ lara girişmesi hem dış hem de iç siyaset bakımından hiç de alkış toplayacak yöntemler gibi görünmemektedir.

[1] Lev. P. Kurakov (1995) Orientations For Revival. TDAV, İstanbul, s.21;

[2] Richard Sakwa (1998), “Soviet Politics In Perspectives”, 2. Baskı, Routledge Publishing House, s.3;





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 594
Toplam Tekil 1640949
IP 54.163.173.253






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.098 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu