TERÖR-TEDHİŞ MUTFAĞI VE LOZAN -‏ Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TERÖR-TEDHİŞ MUTFAĞI VE LOZAN -‏ Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 22.01.2012 > Kaç kez okundu? 1897

Paylaş


Türk düşmanı dâhili ve harici bedhahların kirli işlerini gördürmek, ezel-ebet haset edip hasım belledikleri asil antiemperyalist TC’ni akamete uğratmak ve nihayet; Satılık kirli beden ve beyinleri kullanmak amacıyla kurdurdukları organize suç örgütü; Sahibi batılı vampirlerin eşgüdümünde, (daha düne kadar) ülkemizden kopardıkları küçük lokmalarla yetiniyordu..

Rantiyelerini “Kürt Sorunu” kisvesiyle maskelemeyi başarmaları üzerine, gördükleri uluslararası destek sayesinde, nispi de olsa kesintisiz adımlarla ilerlemeye başlamışlardı. Bu süreçte, iğfal edilmiş beyinler, maşa ve kuklalar ile her milletten maceraperest lejyonerlerden müteşekkil lâğım fareleri, vahşi batının (AB) diplomasi, pis işler ve istihbarat merkezlerinde hazırlanan programlar dâhilinde koordine ve işbirliği içinde gelişme kaydediyorlardı...

Bu uyum ve ilerlemenin temelinde, menfur eşkıyanın yurt içinde uygulamaya koyduğu her faaliyetin, batıda yapılan ön hazırlıkları yatmaktadır. Özellikle son dönemlerde, en yetkili resmi ağızlarca, itiraf ve pek çok somutla ispat edildiği üzere; Başta, daha Lozan’ı tanımamış olmak gibi bir alçaklık ve küstahlığın zanlısı ABD olmak üzere, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Macaristan hariç bütün AB ülkeleri ile Ermenistan maddi-manevi himaye ve lojistik destekleri ile (mezkür örgüt nezdinde) topyekun Türkiye aleyhine seferber olmuş bulunmaktadırlar..

Türkiye’de mukim kriptolarca silâhlı kuvvetlerin baş edemeyeceği değerlendirilen bu anarşist, faşist ve terörist çıkışın “mutfak çalışması”; Aslında daha önce batıda yapılmış bir projenin yurt içindeki uzantı ve uygulaması olup; Tatbikatta ilk adım, malum menfur örgütün 3. Bülent Ecevit hükümeti eliyle dönme-devşirme memurin’e (7 Kasım 1978) kurdurulması ile başlatılmıştır. Meselâ iki binli yılların başında fırtınalar koparan eşkıyanın, Kürtçe isim ve yer adlarının kullanılması taleplerinin zemini de batıda hazırlanmıştır.

Anadilde eğitim, özerklik ve günümüzde dile getirilen ayrılıkçı taleplerin gerekçeleri, batının doğu araştırmaları, AB Üniversiteleri ve Kürt enstitülerinde belirlendi. Ondan sonradır ki, içeri havale edildi ve “em zımanê xwe dıxwazin-dilimizi istiyoruz” kampanyaları başladı. Akabinde, “bu anayasa ile asla, 1982 faşist ve antidemokratiktir” teraneleri ve ağababaları AB domuzlarının dayatması ile “yeni ve sivil anayasa” teraneleri yükselmeye başladı.

Yeni ve sözde sivil Anayasa’dan maksat 1961’de açılıp, 1982’de “milli devlete” dönüş ile tekrar kapanan “bölme ve parçalama” yolunu açmak. AB’ye katılım süreci bile bu amaca hizmet edecek biçimde hazırlanıp ("Presidency Conclusions", Md: 23. "..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına...; Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı bölümünden…) biçiminde düzenlendi…

Aynı şekilde Alevilerin geçmişi, günlük hayatları, inançları ve devletle ilişkileri didik didik edildi. Dernekler kurduruldu. Kıvam tutunca yurt içinde Dersim Soykırımı yalanı ortaya atıldı. AK ve AP dönemsel Türkiye raporlarında, Lozan’da attıkları imzaları bir kenara ittiler ve Fener patriği ekümenik, Kürtler azınlık sayıldı. Ayrı millet olma özelliklerini bünyesinde toplayan anadilin anayasa ya girmesi halinde, Kürt azınlık süreci hukuken başlayacak; Asuri, Pontus, Laz, Çerkes yalanlarına da hukuk temeli oluşacaktır. Ermeniler, dünyanın büyük bir bölümüne yalan ve iftiralarını kabul ettirmiş bulunuyorlar. Diğerleri de bu yolu izleyecektir.

Tehdidi görüp, harekete geçilmezse yakın bir gelecekte ülke ve devletini seven Türk, Kürt, Zaza, Laz, Çerkes, Asurî başını eğip, esaret hayatı yaşayacaktır.. Ermeni yaftalı Etnik -terörist (sözde) Kürtçü hareket; Hükümetin acz ve müsamahası sayesinde uluslararası hukukta kendine azınlık yeri açmaya çalışıyor. Bu konudaki delice hayallerini Sudan, Ömer el Beşir ve Ruanda yargılanmaları, AİHM, Uluslararası Ceza Mahkemeleri, Uluslararası Adalet Divanı, (Russell Mahkemeleri), BM anayasası ve sözde Kürt soykırımı süslüyor. Ne var ki; Paris’te, San Remo’da şeklen elde ettikleri azınlık statüsünü tekrar kazanmalarının önünde sadece Lozan engeli bulunuyor.

“Hepimiz Ermeniyiz” Feryadı ve Dink Furyası

Mustafa Nevruz SINACI

“Dinkçilere soruyorum!” Katılın veya katılmayın, sokaktaki vatandaş bakın ne diyor: “İnsan olarak Hrant Dink'in öldürülmesine karşıyım. Ama Dink’in arkasından gözyaşı döken ve “hepimiz Ermeni’yiz” diyenlere aklımdan hiç çıkmayan şu soruları yöneltmek isitiyorum:

1. Dink’in; “Türk’ten boşalacak (akacak) o zehirli kan’ın yerini dolduracak temiz kan Ermeni’nin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur…” dediğini;

2. Katıldığı televizyon programlarında “1915 tehciri soykırımdır” diyerek, Türkleri soykırımcılıkla suçladığını bilmiyor musunuz? Biliyorsanız, ne çabuk unuttunuz? “Hepimiz Ermeni’yiz” diyenler, ASALA diplomatlarımızı alçakça, haince, kalleşçe katlederken ayni tepkiyi gösterdiler mi? Hayır!.. Asla göstermediler.

Öyleyse, bu çifte standart neden?,

İkiyüzlülük ve “vatana ihanet derecesine varan” fanatik tarafgirlik neden?”.

ESKİ HİKÂLER VE DOĞUM LEKESİ!..‏

Aslında Dink üzerinden yürütülen tartışmaların bir anlamı, bir değeri yok. Tarafgirler Hrant Dink'e birazcık saygı duyuyorlarsa, haklı ve hukuki ‘Ermeni Tehciri’ sonucu Türkiye'de müthiş ölçekte zenginliklere el koyup, büyük hanedan oligarşilerine dönüşen, gerek toprak ve gerekse finansta, doğuştan tekelci bir gücü elde eden kapitalist ailelere baksınlar.

Bir yanda Topyekün bütün millet katillikle suçlanırken, herhalde çok yoğun bir delil araştırması yapmak lâzım. Elbette bu anlamda dedelerimizin hepsini tenzih ediyorum ve bunu zaten kabullenmiyorum. Eğer, ‘Ermeni tehciri’ ve sonrasında yaşanan mukatelelerde, sorumlu arıyorlarsa kapitalist hanedanları büyüteç altına koysunlar.

Ciddi, objektif ve tarafsız bir araştırma yapıldığında açıkça görülecektir ki; Patronlar kulübü TÜSİAD'ın en önemli ve ileri gelen isimleri Ermeni çiftliklerine, Ermeni topraklarına, Ermeni servetlerine el koyarak bu duruma gelmişlerdir.

İşte, şimdi ülkeyi haraca, mezata çıkaranlar da bunlar.

Bu yapıyı iyi analiz etmek lâzım… Belli basitleştirmeler içerisinde "bu bir tarih görevidir, bunu tarihçiler yapsın" demekle olmaz. Tarih en zehirli ve en ideolojik bilimdir. Hangi tarihçiler neyi yapacaklar, neyi tartışacaklar? Ki bunlar politik meseleler. Politik olduğu ölçüde de sınıfsal meselelerdir. “Ermeni Tehciri” meselesini niye tarihçilere bırakacağız? Çünkü bu meselenin dediğim gibi başka yönleri de var. Bu meselenin, Türkiye kapitalizminin semirmesiyle, görülmedik ölçüde tekelci bir güç olarak daha başlangıçta doğumuyla, gelişmesiyle ilgili yanları var. Bu noktada tutup da koskoca bir halkı siz nasıl suçlarsınız? Bu kadar basit mi? Buradaki düzeneğin başka yönlerinin iyi araştırılması lâzım...

Emperyalist güçlerin bu olaylardaki rolünün iyi incelenmesi lâzım...

Bu böyle kendiliğinden gelişen bir trajedi değildir. Bu mesele, 19. yy itibaren gelişen kapitalist birikim süreciyle yakından alakalıdır. Sömürgecilikle, emperyalizmin yerleşme, insansızlaştırma ve yok etme süreçleriyle yakından alakalı bir meseledir. Dolayısıyla, burada Hrant Dink üzerinden tartışma yapılacaksa, işin bu boyutlarına girmenin herhalde en azından belki bir saygı borcu olduğu da söylenebilir. Hrant Dink'in aklına bunların ne ölçüde geldiğini ya da gelmediğini bilemem. Hrant Dink’in Yazılarını takip etmedim. Ama işin bu boyutu da çok önemlidir. “Ermeni Tehciri”, Türkiye kapitalizminin "doğum lekesi"dir. Türkiye kapitalizminin “doğum lekesi”, nedense Türkiye kapitalizminin en büyük servetlerine sahip olan sermaye gruplarının televizyonlarında tartışılmadı. Hiç biri cüret edip de, bunu sormadı. Ne ilginçtir ki, bu büyük televizyon gruplarının başında bulunan isimler de, “Ermeni Tehciri”nin en yoğun yaşandığı bölgelerden gelen insanlardır. Türkiye kapitalizminin “doğum lekesi” tartışılmadan, bu meseleyi ancak üzerini örtmek için ele almış olurlar.

Tekrar başa dönersek; bir "derin sistem" var ve o derin sistem meselelerin çok açık ve uyarıcı bir biçimde tartışılmasını istemiyor.

Onun dışında kalanlar da, zaten işin polisiye yönleridir...





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 111
Toplam Tekil 1642282
IP 54.87.114.118






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.503 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu