Dünyanın İstikrarsızlaştırılmasına Yönelik ABD'nin Yeni Oyunları - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Dünyanın İstikrarsızlaştırılmasına Yönelik ABD'nin Yeni Oyunları - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 13.01.2012 > Kaç kez okundu? 2401

Paylaş


Barack Obama’nın Beyaz Saraya başkan olarak gelmesiyle birlikte Dünya Kamuoyu ve ülkemizdeki kimi yazar ve düşünür, ABD’nin Bush’lar dönemindeki dünyayı kaosa ve savaşlar sürükleyen politikalarında değişiklik yapılacağını ve Obama’nın seleflerinden daha farklı bir politika izleyeceği teorisini ortaya koymaya çalıştılar. Ülkemizde de kimi aydın ve yazar, emperyalizmin hedef ve temel politikalarının kişilere kaim olmadığı, teorisini bilmiyorlarmış gibi bu teoriyi yaymaya çalışarak B. Obama yönetiminin dünya barış ve huzuruna katkı sağlayacağı tezini ileri sürdüler. Oysa ki emperyalizmin en temel ve basit yaklaşım ve uygulamalarını bilenler, kolonyalizm, sömürgecilik, emperyalizm ve neo-emperyalizm hareketlerinin kişilerden ari olarak uygulamalarını kurumsal yöntemlerle, süreklilik ve devamlılık arz edecek biçimde varlığını sürdürdüğünü unutulmaması gereken önemli bir gerçek olduğunu bilmektedirler.

Nitekim Başkan Obama’nın ABD’nin başına geçip de dev ABD savaş makinesinin direksiyonuna başına oturduktan sonra ABD’nin hiçbir temel askeri ve siyasi politikasında değişiklik yapmamıştır, yapamamıştır. Bu süreçte başta ABD emperyalizmi olmak üzere uluslararası sömürü düzeninin hakimiyetini pekiştirme, yabancı ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürme, yağmalama, askeri, ekonomik ve siyasi hakimiyetlerinin tahkimi doğrultusunda sürdürdükleri savaşlarda ve çatışmalarda hiçbir azalma görülmemiş, üstelik var olan kriz ve çatışma bölgeleri daha da genişlemiştir. B. Obama seçim kampanyası sırasında seçildiği taktirde ilk icraat olarak Küba açıklarındaki Taliban ve El Kaide Militanlarının tutulduğu GUANTANAMA Hapishanesini kapatmak olacağını açıklamıştır. Oysaki 10. Yılını dolduran ve orada yaşananlar insanlığın utanç kaynağı olan bu kamp halen açık ve faal durumdadır. Demek ki Obama bu insanlığın utanç yuvasını kapatmak istememiş ve ya gücü kapatmaya yetmemiştir.

Afganistan işgali sürmekte, bu bahtsız ülkenin masum ve sivil vatandaşları ultra model silah ve teçhizatla donatılmış, uzay çağı yaratıklarını andıran ABD’li ve NATO Askerlerinin zulmü ve baskısı altında inlemektedirler. Yüz seksen bine varan çağımızın en gelişmiş ordularının mensupları dünyanın en geri bırakılmış ülkelerinin birinde kendi yarattıkları Taliban belasını bertaraf etme bahanesiyle Afganistan’ı yerle bir edip taş taş üstünde bırakmayarak, yüz binlerce masum ve sivil insanın ölümüne, yararlanmasına ve ülkenin topyekûn bir savaşla tahrip edilmesine neden olmuşlardır.

Afganistan on yıla aşkındır işgal altında bulunmasına rağmen halen dünyanın en istikrarsız ve en güvensiz ülkelerinin başında gelmektedir. ABD işgali bu bahtsız ülkeye kıyım, yıkım, terör, güvensizlik, yoksulluk, yolsuzluk, fakirlik ve deyim yerindeyse tam bir felaket armağan etmiştir. Terörle mücadele bahanesiyle işgal edilen bu kardeş ülkede milyonlarca masum Afganlının ölümü, yaralanması, milyonlarcasının mülteci durumunu düşürülmesi, yüz binlerce çocuğun babasız, kadının kocasız, çocukların patlayan mayınlarla sakat kaldığı ortamda şimdide Taliban’la doğrudan müzakereler yapılmaktadır.

Üstelik ABD askerlerinin Afganlı tutsaklara, Taliban Militanlarına ve tüm Afgan Halkına uyguladığı aşağılama, hakaret ve reva gördükleri insanlık dışı muamele Afganistan ve diğer Müslüman halkların onurunu fazlasıyla rencide etmektedir. Kaldı ki terörle mücadele bahanesiyle sürekli olarak Pakistan’ın sivil yerleşim bölgeleri , köyleri ve kentleri ABD’nin insansız savaş uçaklarıyla bombalanması , masum , sivil ve suçsuz insanların öldürülmesi Pakistan Halkını haklı olarak sokaklara dökmektedir. Uygulanan bu haksızlığa bırakın batılı devletlerden ve batı medyasından her fırsatta Suriye’nin iç işlerine müdahale hakkını kendilerinde gören sözde Müslüman ülkelerin liderlerinden ve medyasından da hiçbir itiraz sesi yükselmemektedir.

Eğer sözüm ona bu ülkeyi işgal ederken terörle mücadeleyi hedeflemişsiniz, ne oldu da bu kadar vahim insani ve maddi kayıptan sonra o teröristlerle müzakereye oturdunuz. Yoksa yenildiniz mi ve ya emperyalist hedefleriniz doğrultusunda bu stratejik bölgeye yerleşmeniz gerekiyordu da bu pis hedefinizi kirli bir savaşla perdelemeyi mi çalıştınız?

Ortadoğu’nun kriz merkezlerine bir diğeri olan Irak’ta ise oyun farklı bir şekilde oynanmaktadır. Bildiğimiz gibi bu ayın başında, işgalci ABD askerlerinin büyük çoğunluğu Irak’ı terk ettiler. Arkalarında yıkılmış, tahrip edilmiş etnik ve dinsel olarak parçalanmış bir ülke bırakarak! Ne ilginçtir işgalci askerlerin Irak’ı terk etmesiyle başta Bağdat olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde terörist saldırılar hızlanarak gerçekleşen bombalamalarda sürekli olarak masum ve sivil Iraklılar hedef haline getirildi. Şimdi soruyorum. Bu terörist saldırıları kim yapıyor? Hedef ne? Ve bu saldırılardan siyasi rant devşiren kimlerdir?

Cevabı çok basit. Öncelikle ABD’nin tekelinde bulunan uluslararası kültür emperyalizminin temel araçları olan kitle iletişim araçlarının yaklaşımına göz atmalıyız. Gördüğümüz gibi bütün haber kanalları, gazeteler ve diğer medya kuruluşlarının sinsice yaptıkları propagandanın özeti şudur: İşte bakın ABD Askerleri Irak’ı terk edince istikrar bozuldu, terör tırmanışa geçti, iç savaş tehlikesi belirdi. Yani ABD’nin askeri varlığı istikrarın güvencesiydi yalanını yaymak istiyorlar.

Bu gibi propaganda içerikli haber ve yorumların hedefi öncelikle Irak ve bölge ülkelerinin kamuoyuna yönelik ABD’nin askeri işgal ve varlığının istikrar unsuru olarak gösterilmesi ve ABD askerlerinin ve işgalci batıcı askerlerinin çekilmesiyle terörün, kaosun ve şiddetin hakim olacağı propagandasını yapmaktır. Gerçek şu ki bugün özellikle, çoğunlukla Şiilerin yaşadığı Irak’ın çeşitli bölgelerinin terörist saldırılara muhatap kalmasının arkasında daha önceleri de Irak’ı istikrarsızlığa ve iç savaşa sürüklemek isteyen terörist gruplar ve onların arkalarında ki güçlerin sorumlu olduğu herkesçe malumdur. Daha önceleri de Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve diğer mürteci Arap Emirliliklerinin desteklediği ve finanse ettiği, Irak’ı istikrarsızlaştırmaya yönelik pek çok örgüt ve eylemleri Iraklı yöneticiler ve güvenlik güçlerince su yüzüne çıkarılmıştır.

Bu şer ekseni İsrail’in de desteğini alarak Suriye ve Irak’ı istikrarsızlaştırma siyasetinde birlikte hareket etmektedir. Öte yandan son zamanlarda yukarıda işaret ettiğim tezimizi haklı çıkartacak yeni gelişmeler yaşanmıştır. Daha önceki pek çok yazımda Taliban, El Kaide v.b. birçok terörist örgütün kuruluşu veya sonraki eylemleri sırasında başka ABD, İngiltere, İsrail, Suudi Arabistan v.b. ülkelerin istihbarat, gizli teşkilatları ve karanlık odaklarıyla iç içe olduğuna dair yazılar yazmıştım. Şimdi ise yine bu doğrultuda son dönemlerde kendi çağ dışı yönetimine bakmayarak batının bölgeyi şekillendirme siyasetinde öne çıkan mürteci Katar Emirliği’nin girişimleriyle ABD ve Taliban yetkililerinin Katar’da bir araya geldikleri haberleri basına sızmış durumdadır. ABD’li pek çok yetkili ve sözcü de düzenledikleri basın toplantılarında Taliban’dan terörist olarak söz etmedikleri ve Afganistan’ın geleceği için bu grupla müzakereler sürdürdüklerini ifade etmişlerdir.

Görülüyor ki tekrar ABD, Suudi, İsrail diğer batılı devletler ve tabi Katar gibi küçük emirlikler uluslararası emperyalizmin özellikle Ortadoğu bölgesindeki hakimiyetlerinin güçlenmesi ve derinleştirilmesi doğrultusunda çok organik ve girift bir işbirliği içerisindedirler. İşte tam bu sırada işgalci ABD askerlerinin Irak’ı terk etmek zorunda kaldıkları bir süreçte ülkenin yeniden kaos ve terör ortamına sürüklenme hedefleri ortaya çıkmaktadır.

Yaratılan bu ortamla işgalin meşruiyeti tezi işlenirken Irak’ta seçimle halkın oyuyla iktidara gelmiş hükümet zayıflatılmaya ve masa başında sürdürülen ikili müzakerelerde özellikle ABD ile yapılan güvenlik antlaşmaları ve yine ABD ve diğer sömürgeci devletlerle yapılan ve sürdürülen enerji ve diğer ekonomik antlaşmalarda Irak’ın konumunun ve yerinin zayıflatılması hedeflenmektedir. Zira ülkenin istikrarını sağlamakta zorlanan hatta iç savaş ve bölünmeyle karşı karşıya bulunan Irak merkezi hükümeti sömürgeci ve emperyalist devletlerle oturduğu masada eşit konumda olmayacak, batılı devletlerin ve şirketlerin talep ettiği tavizi vermek zorunda kalacaktır. Ayrıca Irak’ta süregelen istikrarsızlık ve iç çatışma ABD’nin bölge ülkelerdeki askeri birliklerinin, savaş gemileri, deniz ve hava üslerin varlığının sorgulanmasını önünü kesecektir.

Suriye’de ise başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar ,diğer batılı devletler ve irili ufaklı Arap devletçikleri bu ülkenin istikrarını bozmak, etnik ve dinsel çatışma çıkarma peşindeler, Bu doğrultuda nispi bir ilerlemede sağlamış durumdalar. Yabancı güçler tarafından örgütlenen, finanse edilen ve silahlandırılan çetelerin terörist saldırıları ülkeyi güvensiz ve istikrarsız bir duruma sokmayı hedeflemektedir. Kuşkusuz Başer Esad yönetimi zamanında özellikle Başbakan Teyyip Erdoğan ve diğer siyasilerimizin biran önce siyasi reformları hayata geçirip ,ülkesini de demokratikleştirme yönünde gerekli adamları atsaydı bugün durum bu dost ve kardeş ülkede daha farklı olurdu. Ama bütün bunlara rağmen ABD başkanlığındaki uluslararası emperyalizmin egemen ve bağımsız Suriye Devletini ekarte etmek, zayıflatarak devirmesine yönelik kirli oyun, entrika ve planlarına karşı gelmeyi görev saymaktayım.

Kanımca bu karanlık planları açıklamak ve kamuoyuyla paylaşmak bütün antiemperyalistlerin görevidir. Gelen haberlere göre ABD ve diğer batılı güçler bu komşu ülkede Libya benzeri bir askeri müdahaleyi planlamaktadırlar. Üstelik bu kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Rusya ve Çin’in muhalefetiyle karşılaşacağından , NATO yerine Arap Birliği’ni devreye sokmak niyetinde oldukları düşünülmektedir. Bu müdahalenin de öncelikle ülkede uçuşa yasak uygulamasının başlatılmasıyla uygulamaya geçmeyi hedeflemektedirler. Görüldüğü gibi ABD’nin bölgemizi istikrarsızlaştırmak ve güvensizliğe sürüklemek doğrultusunda kirli oyunları hız kesmeden devam etmektedir.

Bölgenin bir diğer hassas konusu İran meselesidir. Bildiğiniz gibi İran uzun zamandan beri yani 1979 İslam Devrimi’nden sonra izlediği anti-emperyalist ve bağımsız dış politikası nedeniyle başta ABD olmak üzer batılıların hedef tahtasında olan bir ülke konumundadır. Batılı devletler İran’ın nükleer teknoloji ve nükleer enerji elde etme çabalarına yönelik bu ülkeyi tecrit etme ve ambargolarla dize getirmeye çalışmaktadırlar. İran ise otuz iki yıldan beri maruz kaldığı bütün ambargolara rağmen batı ve onların bölgedeki irili ufaklı yandaş devlet ve devletçiklerinin baskılarına rağmen nükleer enerjiye yönelik faaliyetlerini sürdürmekte ve bu alanda küçümsenmeyecek başarılar elde etmiş, üstelik ülkenin toprak bütünlüğünü ve ulusal güvenliğini korumak amacıyla savunma sistemini geliştirmektedir. Son dönemlerde İran’la batılı emperyalist devletlerarasındaki karşılıklı restleşme Fars Körfezi’nden başlayarak Hürmüz Boğazı ve Hint Okyanusuna kadar uzanan askeri manevralar, füze denemelerine ve iddialaşmaya yeni bir aşamaya ulaşmıştır.

Batılı devletler İran’ı dize getirmek maksadıyla var olan ambargoların kapsamını genişleterek İran Merkez Bankası’nı ambargo kapsamına alınmayı ve İran’a karşı petrol ambargosu uygulamayı planlamaktadırlar. Burada hedef bu ülkeyi ekonomik olarak çökertmektir. Bu yeni hamleleri gerçekleştirmek amacıyla ABD’li üst düzey yetkililer Avrupa Birliği nezdinde İran’dan ham petrol satın alan diğer ülkeler nezdinde sürdürmektedirler. Önümüzdeki haftalarda Avrupa Birliği bu doğrultuda bir kara alabilir.

Merkez bankasını yaptırımlar kapsamına almak ve petrol ambargosu uygulamak İran’a karşı uygulanan bir ekonomik savaş siyaseti olarak algılanmaktadır. İranlı yetkililer muhtemelen bu savaşa karşı önlemelerini alacaklardır. Ayrıca batılı devletler ve özellikle İsrail Devleti de nükleer enerji sahasında çalışan İranlı bilim adamlarına terörist saldırlar gerçekleştirerek bu ülkeye zarar verme ve kargaşa çıkarma hedefi peşindedirler.

Burada önemli olan komşu ülkelerin alacakları tavırdır. Beklendiği gibi ABD’li ağababalarının himayesinde olan ve ABD’den izinsiz bir bardak su bile içmeyi göze alamayan mürteci Suudi Kralları hemen tavırlarını ortaya koymuş ve İran’a karşı uygulanacak bir petrol ambargosu sırasında meydana gelecek enerji dar boğazı yaşanmaması için üretimlerini fazlalaştıracaklarını ve batının enerji krizi yaşamamasını sağlayacaklarını ifade etmişlerdir. Bu zaten beklenen bir eylem tarzıdır. Suudlar, Bahreynliler, Kuveytliler ve diğer mürteci Arap Emirliklerine başka türlü onurlu bir davranış beklemek abesle iştigal olur. Tamda bunlar yaşanırken kocamış ve dişleri dökülmüş yaşlı bir sırtlan gibi ABD’nin peşinden giden sömürgeci İngiliz Devleti de “bende hala sömürme yeteneğine sahibim” dercesine ataklarını sürdürmektedir.

Son olarak kocamış İngiliz Devleti Fars Körfezi’ndeki kurtlar sofrasından payını almak için en büyük savaş gemisi olan H.M.S Daring gemisini bölgeye göndermiştir H.M.S. Daring destroyeri füze ve uçaklarla yapılabilecek her türlü hava saldırısını radarı sayesinde tespit edip, karşılık verebiliyor. İngiliz Savunma Bakanı Philip Hammond da bundan böyle körfezin güvenliğinde yani güvensizliğinde, yani sömürüsünde rol alacaklarını ifade etmiştir. Bildiğimiz gibi İngiliz sömürü tarihi mazlum, sivil milyonlarca Asyalı, Afrikalı, Amerikan Yerlisi ve diğer halkların kanıyla yazılmıştır. Hala utanmadan yüz yıllarca sömürdükleri bölgelere tekrar savaş uçağı gönderme küstahlığını nereden buluyorlarsa; acaba bölgenin satılmış liderlerinden olmasın! Son iki yılda 5 İranlı Nükleer Uzman benzer bombalı terörist saldırılarla yaşamını yitirmiştir.

Bu suikastların arkasında batının ve İsrail’in istihbarat örgütlerinin bulunduğu defalarca İran yetkili makamlarınca belirtilmiştir. ABD, diğer batılı devletler ve tabi ki İsrail Devleti her fırsatta düşman olarak gördükleri devletlerin yetkililerini, bilim adamlarını ,siyasileri ve ya uzmanlarını ortadan kaldırmak için teröre , suikast ve benzer yöntemlere başvurmaktadırlar. Kuşkusuz bu tür terörist suikastlara sıkça başvuran ülke İsrail’dir. Filistin direnişin önü bu tür saldırlar la kesilmeye çalışılmıştır. İran ile batı arasındaki krizi daha uzun zaman konuşacağız gibime geliyor.

Fars Körfezi, Irak ve Afganistan’da bunlar yaşanırken Ortadoğu’nun bir diğer buhran bölgesi olan işgal altındaki Filistin topraklarında da altmış yıldan beri süre gelen zulüm ve haksızlık hız kesmeden devam etmektedir. Bir buçuk milyonluk Gazzeli yarı açık bir hapishane konumundaki topraklarda ilkel şartlar da yaşamaya mecbur tutuldukları bir ortamda, Filistin topraklarının diğer işgal altındaki yerlerinde ‘İsrailli yerleşimci’ diye adlandırılan saldırgan İsrailliler periyodik olarak İsrail güvenlik güçlerinin de tam desteğini alarak masum ve sivil Filistinlilerin topraklarına, bağlarına, bahçelerine ve evlerine el koymaktadırlar. İsrail güvenlik güçleri bırakın bu saldırıları durdurmayı Filistinlilerin topraklarına sahipliklerinin göstergesi ve tapusu konumunda olan camileri, ibadet yerlerini, mezarlıkları, çarşı pazarı tahrip etmekte ve ortadan kaldırmaktadır. Böylece işgalci yerleşimcilerin önünü açıyor.

Bu facia her gün yaşanmaktadır. Merak ediyorum her fırsatta kendilerini sözüm ona Müslümanların hamisi gibi gösteren hatta Suriye’nin iç işlerine karışarak, terörist silahlı gurupları destekleyerek, utanmadan batıyı ve Amerika’yı Suriye’de Müslümanlar ölüyor diye askeri müdahaleye davet eden mürteci Arap Devletleri ve satılmış liderleri nerededirler, Arap Birliği nerededir? Neden Suudi’den, Ürdün’den, Fas’tan, Kuveyt’ten veya diğer diktatör mülteci şeyhlerden İsrail’in bu insanlık dışı uygulamalarına karşı bir tepki sesi duymuyoruz?

Emperyalizmin hedef ve tahtasında bir tek Ortadoğu halkları yoktur kuşkusuz. Uzun zamandan beri ABD’nin bağımsız Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni devirmek ve yıkmak için uğraştığını bilmeyen yoktur. Kuzey Kore’nin anti-demokratik bir yönetime sahip olduğu ve bu ülkede bazı sorunların yaşandığının farkındayız tabi ki. Ama o ülkedeki demokrasi sorunu Kuzey Korelileri ilgilendiren bir husustur. ABD son üç yılda Kuzey Kore karasularına yakın bölgelerde, Sarı Deniz’de ondan fazla savaş gemileriyle askeri deniz tatbikat yapmıştır.

Dünyanın öbür ucundan gelip de bağımsız bir ülkenin burnunun dibinde bu kadar çok askeri tatbikat ve manevra yapmak tahrik değil de nedir? Kırk yılı aşkın bir süredir Kuzey Kore Halkı ABD’nin ve diğer batılı ülkelerin haksız ambargolarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu ambargolardan yeteri kadar sonuç alamayan ABD bu ülkedeki yönetimi zayıflatmak ve devirmek için bu makaleye sığmayacak pek çok plan ve desiseye imza atmıştır.

Sonuç olarak, görüldüğü gibi ABD ve yandaşları dünyanın dört bir yanında doğrudan işgal, askeri varlık, ambargo, iç çatışma çıkartmak, etnik ve mezhepsel ayrımları körüklemek ve başka pek çok gayri insani yöntem ve plan uygulayarak uluslararası sömürü düzeninin devamını, ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek ve yağmalamak doğrultusunda her gün yeni uygulamalara imza atmakta ve çeşitli desiseler ve fitneler çıkarmaktadırlar. Bütün bu olup bitenler bizim yakın coğrafyamıza dost ve kardeş ülkelerimizde devam etmektedir, cereyan etmektedir. Bize düşen ise emperyalizmin bu entrika ve uygulamaları karşısında her zamankinden daha dikkatli olmamızdır. Komşularımızla, kardeş devlet ve halklarıyla her zamankinden daha fazla yakın olmalıyız. İşbirliği alanlarımızı genişleterek karşılıklı münasebetlerimizi zirveye ulaştırmalıyız.

Ülkemiz ekonomik büyümesi siyasal istikrarı ekonomik gelişmesi güçlü ve donanımlı ordu ve milletiyle günden güne bölgenin parlayan bir yıldızı konumuna yükselmektedir. Bu konumumuzu daha da yükseltmek ve cumhuriyetimizin 100. yılında dünyamızın gelişmiş ilk on ekonomisi ve devleti konumuna girmek için çalışmaktan ve daha çok çalışmaktan başka bir yol yoktur. Ulusal milli hakimiyetlerini ve bağımsızlıklarını yitiren ve yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, iç çatışmalar, etnik ve dinsel bölünmenin eşiğinde bulunan komşu devletlerin durumu ortadayken daha çok dikkatli ve daha çok olarak çalışmalıyız.

Kara_agacli@yahoo.com





-Giresun Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi;

BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 706
Toplam Tekil 1638595
IP 54.158.84.38






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu