Derinden Ergenekon - Dr. Elnur Nesirov - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Derinden Ergenekon - Dr. Elnur Nesirov
Tarih: 24.02.2009 > Kaç kez okundu? 2572

Paylaş


“Ergenekon” destanı Türk tarihindeki önemli bir olayın öykusunu anlatır. Günümüz Ergenekon’u da Türk milletinin tarihindeki hayli mühim bir olayı, bir miladı, dönüm noktasını anlatmaktadır. Ergenekon olayı çağdaş Türk tarihindeki çok önemli bir sürecin başlangıç ve bitişini simgelemekte. Bugün Ergenekon terör örgütü çatısı altında yeni bir yapılanmaya gitmiş Türk Gladiosu aslında “Kontrgerilla” adı ile kurulmuştu. “Gladio” eski romalı lejionerlerin kullandıkları kısa kılıcın latince adıdır. ABD-nin öncülüğü ile 1956 senesinde kurulmuş ve resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Coordination Committee) olan örgütün pek çok NATO üyesi ülkede uzantısı bulunmakta idi. NATO üyesi pek çok Avrupa ülkesinde gizli, paralel istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerinin 40 küsür yıldır var olduğu bilinen bir gerçektir. Ayrıca bu örgütlerin kontrolden kurtulduğu ve NATO ile işbirliği halinde ABD gizli servislerince yönetildiği de bilinmektedir. Örgütün İtalya’daki adı “Gladio”, Yunanistan’da “Sheep Skin” (Koyun Postu), Bleçika’da “SDRA-8”, Avusturya’da “Schwert”, Fransa’da “Rose Vent” (Rüzgar Gülü), İngiltere’de “Secret British Network”, Hollanda’da “NATO Command”, İspanya’da “GAL” olarak adlandırıldığı açıklanmıştır. Türkiye’de bu örgüt “Kontrgerilla” adı ile tanınıyordu.

Şimdi bu uluslararası örgüt pek çok şeyle suçlansa da zamanında, yani Soğuk Savaş yıllarında faaliyet gösterdikleri ülkelere hatırısayılır hizmetlerde bulunmuşlardı. Özellikle KGB’ye karşı gösterdiği karşı-istihbarat ve özel operasyonları ile batılı ve müttefik ülkelerin “kızıl tehlike”den korunmasında NATO’nun bu gizli yüzünün rolü inkaredilmez derecede önemlidir. SSCB’nin çökmesiyle adı geçen örgütün de faaliyet alanı ya aradan kalktı ya da önemli ölçüde daraldı. Sadece ABD’nin SSCB’nin çökmesini takip eden yıllarda istihbarat örgütlerindeki resmi ve gayri resmi kadro sayısını 30 bin küsür azalttığını dikkate alırsak bu “alan daralması”nın boyutlarını kavrayabilmemizi kolaylaştırır. Bu “alan daralması” ve ya kadro sayısının azaltılması, daha da net söyleyecek olursak, örgütün önemli ölçüde tasfiyesi batı Avrupa ülkelerinde daha kolay ve daha sancısız bir şekilde sonuçlandırıldı. Bunu siyasal ve sosyo-kültürel sebeplerle izah etmek mümkün. Saydamlığın, özgürlüklerin daha yerleşmiş olduğu ve esasen sanayi toplumlarına sahip batı Avrupa ülkeleri bu süreci daha hızlı ve sakin yaşadılar. İtalya ve Türkiye gibi göreceli az sanayileşmiş, özellikle de mafya türü örgütlenmelerin faaliyeti için münbit zemin oluşturan akraba, kabile, klan ilişkilerinin hala güçlü olduğu ve dini inançların da insanlar üzerinde daha etkin olduğu toplumlarda bu süreç daha sancılı ve gürültülü bir şekilde sonuca varmıştır.

Türkiye’de bu örgüt derine işlediği kadar geniş bir yelpazeyi de kapsayabilmiştir. Genellikle bu tip örgütlenmeler enine ne kadar yayılırlarsa derine bir o kadar az işlerler. Ve ya tersine ne kadar derine işlerlerse bir o kadar dar alanı kapsarlar. Fakat Türkiye’deki örgüt toplumun ve devletin her kesimine ve kademesine o kadar derin işlemiş ki, akılalmaz bir boyutlara ulaşmış durumda. Eşine benzerine az rastlanır bir örgütle karşı-karşıya olduğumuzu düşünmeden etmek mümkün değil. Fakat şunu kaydetmede yarar vardır ki, şu an “Ergenekon” adlanan ve yargılanmakta olan örgüt “Kontrgerilla”nın aynısı değildir. Fakat Kontrgerilla çatısı altında faaliyet göstermiş asker, sivil pek çok kişi Ergenekon yapılanmasında önemli rol oynamışlardı. ABD’nin SSCB’nin yıkılışının ardından geliştirdiği yeni Ortadoğu ve Avrasya politikaları Türkiye’deki bazı “NATO”cularda “eksen kayması”na sebep olmuştu. Özellikle Amerikan işgalinin ardından Irak’ın parçalanma tehlikesiyle karşı-karşıya kalması ve bu ülkenin kuzeyinde yarıbağımsız bir Kürt yönetiminin meydana gelmesi Türkiye’deki çoğu asker bazı hassas çevrelerde “galiba Ortadoğu’nun politik haritasının değiştirilmesi meselesi ciddileşiyor” endişesinin iyice yerleşmesine sebep olmuştu. “Bir gün sıra Türkiye’ye de gelir” düşüncesi eski “NATO”culardakı “eksen kayması”nı hızlandırmıştı. Irak’ın kuzeyi faktik olarak ABD’nin kontrolündedir. Bölücü unsurların burada yuvalanması ve 2000’li yılların başında artan terör olayları bu endişeleri daha da körüklemiş, sinirleri germişti.

Bu arada 2000’li yılların başı iç politika açısından da Türkiye için bir milat olmuştur. Merkez sağı tek çatı altında toplayabilmiş AK Parti güçlü bir iktidar örneğini ortaya koyabilmişti. Başbakan Recep T. Erdoğan, tabir cayizse, doğru zamanda doğru yerde olmasını bilmişti. Bu durum Türkiye’nin batılı müttefiklerinin AK Parti iktidarını desteklemek zorunda bırakmıştı. “Doğru zamanda, doğru yerde olmak”tan kastım şu; SSCB’nin yıkılışı bir anlamda Türkiye’nin eski jeostratejik ve jeopolitik öneminin azalmasına sebep olmuştu. Artık güneye inme ve “kırmızı tehlike”yi tüm dünyaya yayma azminde olan Rusya değil, kendi iç sorunları ve kötü ekonomisini düzeltmekle meşgul bir Rusya ile karşı-karşıya kalınmıştı. Fakat Putin iktidarı Rusya’nın hala batı için önemli bir tehlike olabilme potansiyelini taşıdığını ortaya koydu. Özellikle enerji bağımlılığı AB’nin üzerine kurulduğu hassas dengeleri sarsabilme tehlikesini iyice belirginleştirmişti. Özellikle eski Doğu Blok’u, şimdiki AB üyesi ülkeler Rusya’nın enerji şantajından en çok zarar görmüşlerdi. Hal böyle olunca AB, ABD’nin de desteğiyle, bu enerji bağımlılığından kurtulmanın çaresini aramaya başlamışlardı. Bu çare hiç şüphesiz Hazar denizi havzasındakı enerji kaynaklarının Avrupa’ya aktarılması idi. NABUCCO projesi Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Azerbaycan’ın enerji karyanakları ile Avrupa’nın enerji gereksiniminin karşılanması öngörülmektedir. Bu durum Rusya’dan enerji bağımlılığını önemli ölçüde azaltarak AB ve müttefiklerinin elini Rusya karşısında güçlendirecekti. Rusya elindeki güçlü bir baskı mekanizmasından yoksun bırakılacaktı. Türkiye bu durumda kilit rol alacaktı. Şöyle ki, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Ardahan-Kars projelerinden sonra NABUCCO’nun da gerçekleşmesiyle Türkiye batı ile doğu arasındakı kamünikasyon ve enerji nakil hatlarının kesiştiği önemli bir ülke konumuna gelecekti. Son yıllarda Türkiye’nin aktif dış politika yürütmesi, uluslararası siyasi arenada daha önemli bir aktöre çevrilmesi işte bu vazgeçilmez önemi sebebiyledir. Bu durum Türkiye’ye büyük avantajlar sağlamış ve sesinin daha gür çıkmasını (örneğin Davos’ta) temin etmiştir. AB ve ABD jeopolitik ve jeostratejik önemli bu denli artmış bir müttefikini incitmek istemezler.

İşte tam bu noktada Rusya ile Türkiye’deki avrasyacı kesim arasında bir ortaklık, ittifak için zemin doğmuş oldu. AB ve ABD’ye kızgın avrasyacılar, sanırım kendileri de pek farkında olmadan, FSB’nin (eski KGB) güdümüne girdiler. Türkiye’deki eski KGB şebekesi rus petrodolarları ile canlanmış ve faaliyet alanını genişletmeğe başlamıştı. Burada isim vererek ıspatı mümkün olmayan iddialarda bulunmak istemem. Fakat Ergenekon’la ilgili şu anda hapiste olan siviller arasında bu işin başını kimlerin çektiğini tahmin etmek pek zor olmasa gerek. Türkiye’deki avrasyacılarla Rusya’dakı avrasyacılığın fikir babası A. Dugin arasındakı derin bağı kuran işte bu isimler. Aleksandr G. Dugin 07 Ocak 1962 Moskova doğumlu. Babası Gel Dugin GRU’da (ГРУ- rus ordu istihbaratı) orgeneralliğe kadar yükselmişti. Aleksandr Dugin siyasal bilimler doktoru, Novıy Universitet’in rektörü, “Kutsal Melek” rus ortodoks dergisinin genel yayın yönetmeni, Rus Ortodoks Araştırmaları Merkezi’nin başkanı, rus neofaşit “Çyornıy Orden SS” adlı derneğinin yöneticilerinden biri ve Uluslararası Avrasya Hareketi’nin (Международное Евразийское Движение -МЕД) lideri, Putin’in akıl hocalarından biri ve.s.

FSB, dolayısıyle Rusya bu noktada boyundan yükseğe zıplamaya kalktı, “cumhuriyet mitingleri” ile Türkiye’de “renkli devrim” yapmak fikri kuşkusuz rus projesi idi. İşi başbakana suikast düzenlemeğe kadar büyütmüşlerdi. Bu arada eski bazı “özel harpçi”lerin, “kontrgerillacı”ların da devreye girmesi Washington’un da canını iyice sıkmıştı. Ukrayna, Gürcistan gibi eski sovyet cumhuriyetleri Amerikan destekli renkli devrimlerle saf değiştirmişlerdi. Rusya aynı şeyi Türkiye’de gerçekleştirmek istemişti. Böylece 2007 sonbaharında düğmeye basıldı ve Ergenekon süreci başladı.

İlk iki dalgada Ergenekon’un operasyonel ve sivil faaliyetlerine yön veren beyin takımı tasfiye edilerek hareket alanı önemli ölçüde kısıtlandı. Daha sonrakı tutuklamalar örgütün merhalelerle tasfiye sürecini oluşturmuştu.

Türkiye çok önemli bir tehlike atlatmıştı, olay iç savaşa kadar büyüyebilirdi. Ordunun işe karışması halinde emniyetin seyirci kalacağını kimse garanti edemezdi. Dahası Türkiye Cumhuriyeti son elli seneden beri yürüdüğü çizgiden ayrılma tehlikesiyle karşı-karşıya kalmaktan kurtulmuştu.

SSCB’nin yıkılışının ardından Rusya hem dünya, hem de bölge devletleri için bir cazibe merkezi olmaktan çıkmış ve elindeki ideoloji silahtan yoksun kalmıştı. Yeni arayışlar Rusya’yı “avrasyacılık” adlanan ve içi esasen batı emperyalizmine karşı ekonomik, sosyal, kültürel ve askeri çalışmalarla doldurulmaya çalışılan bir ideoloji icat etmeğe itmişti. Shangai İşbirliği Teşkilatı (SCO-Shanghai Cooperation Organization) çatısı altında toplanan devletlerin bu ideoloji etrafında birlik oluşturabileceği ihtimalden çok uzak görünse de Rusya bu örgütün geleceğine hadden ziyade umut bağlamış görünüyor. Fakat avrasyacılığın fikir babaları olan rus politik düşünürleri galiba bir şeyi unutuyorlar. Rusya şimdi şiddetle karşı olduğu emperyalizmin en bariz örneğini yakın geçmişte ortaya koymuş ve hatta şimdi bile bundan vazgeçmiş değildir. 2008 ağustosu’nda Gürcüstan’a karşı başlatılmış savaş ve ayrılıkçıların resmen desteklenerek Gürcüstan’ın toprak bütünlüğünün ihlali bunun delilidir. Yani Rusya ABD’yi işgalcilikle ve emperyalist emellerle suçlarken daha sağlam argümanlara dayanırsa iyi olur. Aksi taktirde kendisinin ABD’den farklı olduğu yalanına kimseyi inandıramaz. Rusya şu an iç meseleleri, ekonomik ve sosyal sorunları ile uğraşır görünse de komşuları için, özellikle de Kafkas ve Orta Asya’dakı bağımsız cumhuriyetler için hala önemli tehlike kaynağıdır. Doğrusu Rusya ile komşu olup da kendini emniyette hisetmek kolay değil. İşte bu bağlamda Rusya’nın yanında yer alan, “avrasyacı” bir Türkiye Kafkas ve Orta Asya’dakı cumhuriyetlerin bağımsızlığının sonu demek olurdu. Ergenekon’un sözde ulusalcıları Türkiye, bunun yanında Azerbaycan ve Orta Asya için işte böyle bir gelecek planlıyorlardı. Kısacası Rusya’nın üçyüz sene boyunca gerçekleştiremediği düşünü bir anda gerçekleştirmek, Rusya’yı, ittifaken bile olsa, sıcak denizlere indirmek. Bu Rusya’nın arayıp da bulamayacağı bir şeydir, çünki en güçlü zamanlarında bile bunu başaramamıştı.

Ergenekon’un “rus malı” olduğunu geçen yaz kaleme aldığım bir makalede kaydetmiştim. Gelişmeler tahminimde yanılmadığımı gösterdi. Levent Ersöz’ün Rusya’ya kaçırılması, uzun ve gizli pazarlıklar sonucu iade edilmesi, bu iadenin İstanbul’da iki eski çeçen komutanın hayatına mal olması son bir kaç ay içinde yaşadığımız olaylardır. Hatırlayacaksınız A. Dugin bir demecinde “L. Ersöz hatta Rusya’da saklanıyor olsa bile Rusya onu iade etmez” diyordu. Fakat nasıl olduysa L. Ersöz aniden “çıkageldi”. Dugin’in Ergenekon’la ilgili benzer pek çok açıklaması ve demeci yayınlanmıştır. Mesela Dugin’e göre Ergenekon işi ile ilgili tutuklamalar Rusya’ya meydan okumakmış ve ya Ergenekon Türkiye’nin iç işi olamazmış!?

Ergenekon’un kilit isimlerinden Tuncay Güney TRT2’de katıldığı bir programda konuklardan birinin “örgütte 1 numara kim?” sorusuna “iki tane 1 numara var, biri yurtiçinde, diğeri yurtdışında ve komünist lider Engels’e benziyor” demişti. T. Güney neden Duginin ismini açıkca zikretmekten çekinmişti, anlayamadım.

Ergenekon işi son dönemlerde gerçekten söylendiği gibi sulandırılmaya çalışılıyor. Fakat sadece itham edilenlere yandaş kesim tarafından değil. Üzeyir Garih cinayeti acayip bir şekle salınarak Ergenekona mal edilmeğe çalışılmaktadır. Üzeyir Garih’in öldürülmesinin Ergenekon sanıklarından hiç birisiyle bir ilişiği yok demiyorum, fakat bu cinayetten yargılanıp mahkum edilmiş Y. Yermez’in “bana bir kamera kaydı izettiler, biri kadın iki kişi Garih’i bıçaklıyorlardı, onu bir tapınakta öldürüp cesedini mezarlığa bırakmışlardı” gibi hikayeleri doğrusu komiklik aşamasını bile geride bırakmış türden yalana benziyor. Garih’in cesedinin bulunduğu yeri televizyonlardan hatırlıyorsunuzdur. Bir yerde öldürülüp başka bir yere bırakılan hangi cesetten oluk-oluk kan etrafa akabilir? Tapınaktakiler neden Garih’i bir kadınla bir adama öldürtüp kameraya almaya ihtiyaç duysunlar ki? Garih’in öldürülme şekline bakın. Kalbine sırtından saplanan bir bıçak sokuluyor, sağ dizinin altından bacağı kesiliyor ve sağ gözü oyuluyor. Bu kimin öldürme biçimi? Bunun yahudilerin dini-geleneksel öldürme biçimi olduğu yazıldı çizildi. Garih düzeyindeki musevi işadamları dünyanın neresinde, hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar İsrail gizli servisince kurunurlar. Garih korunamadı ve ya korunmak istenmedi. Garih’in öldürüldüğü gün İstanbul’da çok önemli bir cinayet daha işlenmişti. Garih’in cesedinin bulunduğu yerden fazla uzak olmayan bir yerde 1988’de Hizbullah’tan ayrılarak itirafçı olan Şaban Elaltunteri ve oğlu Mehmet Elaltunteri öldürüldüler, hem de Garih’ten bir kaç saat sonra. Bu iki cinayetin bir biriyle ilgisi hiç araştırılmadı. Hizbullah itirafçılarının bir çoğunun Ergenekon tarafından kullanıldığı bilinen bir gerçek.

Ergenekon’un yurtdışı ile de önemli bağlantıları olmuştur. Yurtdışında kullandıkları kişilerle Türkiye’deki ergenekoncuların önemli ortak yönleri var. Mesela ulusalcı, milliyetçi, vatanperver söylemler, tüm topluma mal olmuş, mesela Atatürk gibi, şahsiyetlerin arkasına sığınma, karşı tarafı bu şahsiyetlere ihanet etmekle suçlama, yargı sürecinin sulandırılması ve.s. Bu aynı siyasi teknolojinin aynı fabrikada, Moskova’da üretildiğinin açık delilidir. Fakat Türkiye’dekilerle yurtdışındakıların önemli bir fakrı vardır; Türkiye’dekilerin pek çoğu söylemlerine inanmış kimselerdir. Yurtışındakılar ise belli bir ideolojiye bağlanacak kadar kimlik ve kişilik sahibi kimseler değiller, cebe faydası olan her ideoloji onlar için kutsaldır. Bazıları daha SSCB döneminden rus istihbaratının güdümüne girmiş kişilerdir. Bazıları ise kim tarafından kullanıldıklarının farkına bile varamayacak kadar zavallı avanaklardır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 20
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 475
Toplam Tekil 1642646
IP 54.197.150.143






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu