Drau Katliyami - Doç. Dr. Ufuk Tavkul - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Drau Katliyami - Doç. Dr. Ufuk Tavkul
Tarih: 23.11.2008 > Kaç kez okundu? 3196

Paylaş


Kafkasyalıların tarihleri bağımsızlık savaşları, özgürlük mücadeleleri, göçler, sürgünler ve soykırımlarla doludur. Rusya’nın Çar Deli Petro ile başlayan “Sıcak Denizlere İnme” siyasetine karşı gösterdikleri kahramanca direnişleriyle, Rus ordularına âdeta Kafkas Dağları gibi bir set çeken Kafkasya halkları, bu hürriyet aşklarının bedelini ne yazık ki nesiller boyunca kanlarıyla ödediler ve hâlâ da Çeçenistan’da olduğu gibi, ödemeye devam etmektedirler.

16. yüzyıldan 1864 yılına kadar süren Kafkas-Rus savaşları, bu tarihten sonra da gerilla savaşları ve çete harpleri biçiminde İkinci Dünya Savaşı ortalarına kadar devam etti. 1943 yılı Kasım ayında Karaçaylıların, 1944 yılı Şubat ve Mart aylarında Çeçen-İnguşların ve Malkarlıların Kafkasya’dan topyekûn sürülmeleri ile birlikte bu mücadele de sona erdi. Bu sürgün Kafkasya halklarının 20. yüzyılda uğradıkları en büyük soykırım hareketiydi. Ancak Kafkaslıların yaşayacakları kötü günler henüz sona ermemişti. İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Avrupa’nın göbeğinde İngilizler onlar için yeni bir trajik sayfa açmaya hazırlanıyorlardı. 1943 yılı ortalarında Kafkasya’dan çekilmek zorunda kalan Alman ordusuyla birlikte Kafkasya’yı terk eden 15 bin Kafkasyalı mülteci, Avusturya’nın Drau Irmağı kıyısında kurulmuş olan mülteci kampında, 28 Mayıs 1945 tarihinde İngilizler tarafından Sovyetler Birliği hükûmetine, daha doğrusu Stalin’in ellerine teslim edildiler. Alp Dağları’na kaçıp canlarını kurtarabilenlerin dışında, o gün 7 bin Kafkasyalı Drau Irmağı’na atlayarak ya da İngiliz ve Ruslarla savaşarak hayatlarına son verdiler. Avrupa’nın ortasında, medenî dünyanın gözü önünde meydana gelen bu faciayı hazırlayan olaylar zincirini şöyle özetleyebiliriz:

1941 yılında Kafkas kökenli Sovyet savaş esirlerini sabotaj ve casusluk konusunda eğiterek Sovyet cephe hattı gerisindeki görevlere hazırlayan Almanlar, Kafkasya’ya sızma faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Almanların 1941 yılında Sovyetlere saldırdıkları sırada, Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay-Malkar halkının da Almanlara karşı sempati beslemeye başlaması üzerine Sovyet hükûmeti, Kızıl Ordu’da görevli Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri “güvenilemeyecek düşman unsurlar” sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür ocaklarına sürdüler. Sovyetlerin bu davranışı karşısında bir Karaçay süvari alayının silahları ile dağa çıkmasıyla birlikte, Almanlar Kafkasya’da bir müttefik halk kazandılar.

Sovyetlerin Almanlara karşı savunma savaşı 1942 yılının Temmuz ayı sonunda Kuban bölgesinde patlak verdi. Ağustos ortasına kadar devam eden savaşta Alman ordusu adım adım ilerleyerek Ağustos sonunda Terek ırmağına ulaştı. Almanlar 21 Ağustos 1942’de Karaçay-Malkar gerilla güçlerinin yardımıyla Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi Elbruz Dağı’na (Mingi Tav) Alman bayrağını diktiler.

1942 yılının sonbaharında Alman birliklerinin işgal ettiği Batı Kafkasya’da, bilhassa Karaçay-Malkar’da daha Almanlar gelmeden önce mahallî çeteler Sovyet birliklerinin boşalttığı yerlerde iktidarı ele geçirmişlerdi. Yerli halka dinî ve siyasî hürriyet verdiklerini açıklayan Almanlar bu hareketleri ile yerli halkın sempatisini kazanmışlardı. Camiler yeniden açılmış, kollektif çiftlikler kaldırılmıştı.

Silahlı birlikler oluşturan Karaçay-Malkarlılar Kafkas Dağları’nda Sovyet ordusuna karşı amansız bir savaşa girişmişlerdi. Bu savaşlar sırasında Kafkasya’da bulunan Alman gazetecisi Erich Kern o günleri şöyle anlatmaktaydı:

“Bilhassa yerli İslam unsurları ile aramız iyi. Her tarafta gönüllü süvari birlikleri kuruluyor. Peygamberin yeşil savaş bayrağı dalgalanıyor. Bir dostluk havası esiyor. Burada müslüman halk müthiş bir komünist düşmanı. Ben kasabaya girerken Karaçaylılardan oluşan bir süvari taburu, gülü oynaya dağdaki hizmetlerine gidiyordu. Uzun boylu, tunç yüzlü güzel delikanlılar eyer üzerinde kalıp gibi duruyorlar...”

Kafkas kavimleri Almanlara karşı çok candan davranıyorlardı. Alman raporlarında Rus ve Ukraynalı halk arasında korku ve çekingenlik, buna karşılık Kafkas halklarında dostluk ve destek tespit edildiği yer almaktadır. Yerli halka eğitim ve kültür işlerinde, hükümette ve bölgenin yönetiminde önemli derecede özerklik verilmişti. Dinî özgürlük Almanlar tarafından tekrar geri getirilmişti. Bu davranış yıllardan beri amansız Sovyet din karşıtı baskılara maruz kalan Müslüman halkın sevinciyle karşılanmıştı. Almanlar tamamen Kafkasyalı gönüllülerden oluşan birlikler kurmaya başlamışlardı.

Fakat, işler Kafkasyalıların ve Almanların umduğu gibi gitmedi. 1942 yılı sonlarında Alman ordusunun Rusya’da yenilgiye uğratılması sonunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldılar. Bu sırada Adige-Kabardey, Karaçay-Malkar ve Osetler’den oluşan onbeş bin kişilik bir mülteci kafilesi de Alman ordusu ile birlikte Kafkasya’yı terk etti. Karanlık bir geleceği, Kafkasya’da kalıp Sovyet zulmüne uğramaya tercih eden bu mültecilerin yüzde altmışını askerlikle hiçbir ilgisi olmayan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar teşkil ediyordu. Kafkaslı mültecilerin büyük çoğunluğu işçi, kolhoz köylüsü, küçük memur gibi toplumun alt tabakasına mensup kişilerden oluşurken, içlerinde Kafkasyalıların yetiştirdiği aydınlar, Kızıl Ordu’dan firar eden asker ve subaylar da bulunmaktaydı. Karaçay-Malkar ve Çerkes mültecilerin büyük kısmı aileleri, anne-babaları ve çocukları ile beraber yola çıkmışlardı. Çeçen-İnguş ve Dağıstanlı mültecilerin büyük bölümü ise bekâr askerlerden meydana geliyorlardı.

At arabaları, atlılar ve yayalardan oluşan bu Kafkaslı mülteci kafilesi 22 ay boyunca kendilerini takip eden Sovyet kuvvetleri ile çarpışarak, uzun ve meşakkatli bir yolculuk sonunda Avrupa’ya ulaştılar. Kafkasyalıların bir kısmı burada Almanlar tarafından zorla kuzey İtalya’ya sevkedildiler. Almanlar Kafkasyalı mültecilere yerlerinden kıpırdamadan savaşın sonunu beklemelerini tavsiye etseler de, 1945 yılının Nisan ayında, artık Hitler Almanyasının sonunun geldiğini anlayan bir grup Kafkasyalı mülteci Amerikan birliklerinin bulunduğu bölgeye ulaşmak amacıyla Avusturya sınırına doğru yola çıktılar. 1 Mayıs 1945 tarihinde yola çıkan kafile Alp Dağları üzerindeki geçitlerden aşarak, 5 Mayıs günü Avusturya’nın Oberdrauburg kenti yakınlarında, Irchen ve Dellace kasabaları arasındaki Drau Irmağı vadisine ulaştı.

Kafilenin önü burada İngiliz ordusuna mensup askerî birlikler tarafından kesildi. İngiliz subayları arasında bulunan NKVD’ye mensup bir Sovyet subayı onlara Rusça hitap ederek şunları söyledi:

“At arabaları ile Kafkas Dağları’ndan Alp Dağları’na kadar uzanan yolunuz burada sona erdi. Artık İngiliz 8. Ordusu’nun Avusturya komutanlığının emri altındasınız. Kanunlara uyunuz ve düzeni koruyunuz!”

8 Mayıs 1945’te Alman ordularının kayıtsız şartsız teslim olma anlaşması Berlin banliyölerinden biri olan Karlshort’ta imzalandı. Mülteci kafilesinin kaderi artık İngilizlerin elindeydi.

Kafkasyalı mülteciler, Kafkas dağlarının eteklerine sıralanıp yaşadıkları yurtlarındaki gibi, Drau Irmağı kıyısına da benzer şekilde sıralanıp çadırlarını kurdular. Atlarını otlamaları için Alp Dağları’nın çayırlarına saldılar. Karaçay-Malkarlılar Drau Irmağı’nın yukarı tarafına yerleşirlerken, Kabardeyler ve diğer Çerkes kabilelerine mensup mülteciler ile Osetler onların doğusuna kamplarını kurdular. Batı kısmına ise Dağıstanlılar ve Çeçen-İnguşlar yerleştiler.

Kafkasyalılar, 1918-1920 yıllarında Sovyet Kızıl Ordusu’na karşı Kafkasya’daki direniş hareketine kumandanlık eden, daha sonra Batı’ya iltica etmek zorunda kalan ve İkinci Dünya Savaşı’nda tekrar onlarla kader birliği ederek, Drau Irmağı vadisindeki bu mülteci kampında aralarına katılan Çerkes kökenli general Sultan Kılıç-Geriy’i kendilerine başkan seçerek bir mülteci kumanda heyeti oluşturdular. Sultan Kılıç-Geriy’in savaş ve siyaset tecrübelerine ve onun İngilizlerle olan iyi ilişkilerine güvenen Kafkasyalı mülteciler artık güvenli bir ortama kavuştuklarına ve kendilerini iyi bir geleceğin beklediğine inanıyorlardı.

Mayıs ayı ortalarında İngilizler kamptaki bütün silâhlara el koyarak topladılar ve Kafkasyalıların mülteci kampı sınırları dışına çıkmalarını yasakladılar. Özellikle kampın başkanı seçilen Sultan Kılıç-Geriy’in silâhlarının da alınması Kafkasyalı mülteciler arasında bir tedirginlik yarattı.

28 Mayıs 1945 günü sabah saat 10’da mülteci kampına gelen bir İngiliz subayı, Kafkasyalı subayları ve sivil liderleri İngiliz ordusu komutanı Feldmareşal H. Aleksander’in bir konferansa davet ettiğini ve onlarla tanışmak arzusunda olduğunu bildirdi. Sayıları 350 kişiyi bulan bütün grup liderleri ve kumanda heyeti, başkan Sultan Kılıç-Geriy ile birlikte kamyonlara doldurularak kamptan çıkarıldılar. Kafkasyalı mültecilere liderlik eden bu kişilerin kamptan ayrılmalarının hemen ardından, kampın etrafı İngiliz askerleri ve tankları tarafından kuşatıldı. Bir İngiliz subayı Kafkasyalı mültecilere hitaben şunları söyledi:

“Kafkasyalılar! Liderlerinizi Sovyetler Birliği’ne teslim ettik. Siz de 3-4 gün içinde teslim edileceksiniz. Düzeni bozmayın. Etrafınızın nasıl kuşatıldığını görüyorsunuz. Kaçmaya kalkışanlar derhal vurulacaktır. Biz Sovyetler Birliği ile müttefikiz. Siz yurdunuza dönmek mecburiyetindesiniz. Sizi geri göndermek de bizim görevimiz.”

Sovyetler Birliği’nin eline geçtiklerinde ne türlü işkencelere ve eziyetlere uğrayacaklarını bilen Kafkasyalılar, İngilizlerin bu ihanetini protesto etmek için kampı siyah bayraklarla donattılar ve açlık grevi ilân ettiler. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar meydanda toplanarak dua etmeye başladılar. Kafkasyalıların içinden pek çokları, Ruslara teslim olmaktansa kurşuna dizilmeyi tercih ettiklerini İngilizlere bildirdiler.

İngiliz komutanın emriyle askerler Kafkasyalıların üzerine yürüyerek, onları tanklarla dağıtmaya, ezmeye, hayvanlar gibi tıka basa askerî kamyonlara zorla doldurmaya başladılar. Kaçınılmaz sonu gören ve teslim olmaktansa ölümü tercih eden Kafkasyalıların bir çoğu İngilizlerle çarpışarak ölürken, bir çoğu da kendilerini Drau Irmağı’nın azgın sularına atarak intihar ettiler. İçlerinden bazıları çoluk-çocuğunu teker teker kurşuna dizip, son kurşunu da kendi başına sıktı. Kaçmaya çalışanların pek çoğu da arkalarından açılan ateşle vurulup öldüler. Bu insanlık dışı olay karşısında, henüz merhamet hislerini kaybetmemiş bazı İngiliz askerleri bile göz yaşlarına hâkim olamadılar. Bunların göz yumması sonucunda Kafkasyalı mültecilerin bir kısmı Alp Dağları’na kaçıp saklanarak canlarını kurtardılar.

Mülteci kampından kaçamayan veya intihar edemeyen Kafkasyalı mültecilerin kamyonlara bindirilerek Sovyetler Birliği’ne teslim edilmeleri 28 Mayıstan 1 Hazirana kadar sürdü. Bu üç gün boyunca 7 bin Kafkasyalı öldü. Sağ kalanlar Kızıl Ordu’ya teslim edildiler. İçlerinden pek azı dağlara sığınarak canlarını kurtarabildiler. Drau Irmağı’nın kıyıları mültecilerden arta kalan at arabaları, atlar ve eşyalarla dolu idi.

Kafkasyalı mültecilerin başkanı general Sultan Kılıç-Geriy’in ileride kendilerine faydalı olabileceğini düşünen İngiliz ve Amerikalılar onu kurtarma teklifinde bulunarak şunu önerdiler:

“Her ne kadar Naziler ile işbirliği yaptınız ise de, eğer affedilmeniz için yalvarır ve demokrasilere sadakat yemini ederseniz, Sovyetlere teslim edilmeyecek ve serbest bırakılacaksınız.”

General Sultan Kılıç-Geriy onlara şu cevabı verdi:

“Benim adamlarım cesur askerlerdir. Hür bir Kafkasya için canlarını vermeye hazırdırlar. Benim ecdadım, şeref ve namus uğrunda Rus boyunduruğuna karşı savaşırken şehid oldular. Bu arkadaşlarım ise, gece gündüz benimle aynı mefkûre için dövüştüler. Onların kanı benim kanımdır. Şerefle savaştığımız anlar o şerefi paylaştık. Şimdi de aynı akıbeti paylaşacağım. Milletime ihanet edip, onlar Sovyet NKVD’sinin ölüm mangaları tarafından idam edilirken, ben burada bir korkak gibi yaşayamam. Bir gün gelecek, sizler de anlayacaksınız ki, Sovyetler sizin hakiki dostlarınız değildirler. Fakat belki o gün iş işten geçmiş olacak. Bugün bu yaptıklarınızla siz de Sovyetler kadar suçlu oluyorsunuz. Bolşevizme karşı muzaffer günlerde, adamlarımla hep bir arada idik. Şimdi onlar ölüme giderken, onları yalnız bırakamam. Başlarında yine ben, kızıl cellatlara doğru yürüyeceğiz. Bu şerefi kimseye bağışlayamam.”

Sultan Kılıç-Geriy ve arkadaşları Sovyet yetkililerine teslim edilerek ölüm yolculuğuna çıkarıldılar. Bir süre sonra onların toptan idam edildikleri haberi alındı.

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde medenî Avrupa’nın göbeğinde, uygar devletlerin gözlerinin önünde işlenen bu insanlık suçundan, ne yazık ki günümüzde pek çok kişinin haberi yoktur. Güney Avusturya’da, Drau Irmağı yakınlarında 1960 yılında dikilen bir anıtta Almanca şu sözler yazılıdır:

“Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet makamlarına teslim edildiler. Ve İslâmiyete olan sadakatleri ile Kafkasya’nın istiklâli ideallerine kurban gittiler.”





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 759
Toplam Tekil 1642930
IP 54.197.150.143






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.287 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu