Türkiye’nin İçinde Bulunduğu Büyük Tehlike ve Bu Süreçten Çıkmanın Çıkış Yolları - H. Okan Balcıoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türkiye’nin İçinde Bulunduğu Büyük Tehlike ve Bu Süreçten Çıkmanın Çıkış Yolları - H. Okan Balcıoğlu
Tarih: 08.02.2009 > Kaç kez okundu? 2106

Paylaş


Her toplumun, milletin olaylara bakış açısı ve onlara verdikleri tepkiler farklıdır. Bunun başlıca sebebi bir coğrafyada veya Türkler gibi farklı coğrafyalarda bulunmuş milletlerin tarihi süreç içinde geçirmiş oldukları zorluklar, savaşlar, iklim ve buna bağlı beslenme koşullarının toplamı olan hayatta kalma mücadelesinin sonucunda ortaya çıkan değerler ve algılar olarak günlük hayata yansımasıdır. Bir milleti millet yapan ve hayatta kalmasını sağlayan sosyo-kültür yapı bundan ibarettir.

Yukarıda da belirttiğim gibi toplumlar – milletler çevrelerinde veya içlerinde olan olaylara kendi değerleri ile bakar ve yargılarlar. Bir millet için öfke ile yaklaşılacak bir konu diğer bir millet için önemsiz bir detay olabilir. Biri özgürlüğe değer verirken diğeri güce değer verir. Biz bunu kendi milletimiz ile yabancı milletleri mukayese ederken görebiliriz. Bir örnekleme yaparsak;

Anadolu işgale uğradığı o zor günlerde insanlarımız bir çok yerde silahlanarak işgalci güçlere karşı silahlı direnişe geçmiştir. Buna karşın yakın bir zaman zarfında işgale uğramış Irak’ta işgalci güçlere karşı ciddi bir direniş görülmemiştir. Yine savaşçılıkları ile ünlü Japonlar II. Dünya savaşında yenildikten sonra ülkeyi yöneten işgal güçlerine büyük bir uysallık ile itaat etmişlerdir.

Bunda mutlaka sahip olunan dini görüşün o milletin davranışlarına olan etkisi vardır. Fakat psikolojik bir yaklaşımla bakılırsa bir çok yerde bireylerin ve onların oluşturduğu milletlerin anlık olaylar karşısında vermiş olduğu tepkilerde öğretilerden çok bilinç eşiğinin altında ki öğelerin öne çıktığı görülecektir. Bugün bilimsel araştırmalara konu olan ve davranışlarımızı belirleyen bu sisteme kısaca genler diyoruz. Eğer bir milleti tanımak isterseniz tarihini okumak ve onu bir birey gibi görüp psikolojik tahlil yapmak kafidir. Bu tür tespitin belki de (Toplumun psikolojik analizi) ilk görüldüğü yer şu anda Moğolistan – Yenisey’de bulunan Bilge kağan yazıtıdır. Yazıtta şöyle bir ifade var;

Türk ulusu tokluğun değerini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin.

Dini değerlerde milletin bilinç altına zamanla sızarlar ve yer alırlar ama bunun gerçekleşmesi için o toplumun bunu bütün ruhu ile sindirip, benimsemesi gerekir. Yani samimiyetle kabul edilmeyen ve içselleştirilmeyen, yaşama aktarılmayan değerler yüzeysel kalmaya mahkumdur.

Buna da örnek vermek gerekirse din ve dinin değer verdiği değerler için ölümü bir millet sadece Allah’ın emrine kayıtsız tabii olmak, uymak olarak bakarken, başka bir toplum için böyle bir ölümden sonra dünyada hiçbir yerde ulaşamayacağı nimetlere, mükafatlara kavuşmak olarak bakar.

Burada bir kez daha teyit etmelidir ki topluluğu millet yapan ve devamlılığını sağlayan unsur ekonomik veya askeri gücü değildir. Millet denilen kavram maddi olmayan, görünmez değerlerin paylaşımıyla oluşur. Bunların içinde dil ve ona bağlı oluşan sosyo kültürel birliktelik duygusu vardır. Buna gelenek, törede diyebiliriz.

Peki bizi millet yapan değerlerin günümüzdeki durumu ne?

Ne yazık ki günümüzde Türk milleti yoğun bir şekilde kültürel defermasyona uğramaktadır. Mutlaka ki değişim kaçınılmazdır. Zamanın koşulları doğrultusunda devamlı değişimler geçirmeli ve yaşam koşullarının gereklilik gösterdiği ortama ile endeksli olmalıdır. Ama son yıllarda bu değişim o kadar süratli yaşanmaya başladı ki kuşaklar arası çatışmayı aşmış kişilerin geçen sene sahip olduğu değerler ile bugün sahip olduklarının çatışmasına gelinmiştir.

Bunun sebebi nelerdir?

Türk halkında gittikçe artan bir değer ve algı kaymasının olduğu malumdur. Buna sebep olan başlıca iki etmen vardır. Ne yazık ki milletimiz bunların arasında kalmıştır. Bunlardan birincisi, Küreselciliğin dayattığı ve popüler kültür denilen temeli lüks ve tüketim çılgınlığına dayanan etmen diğeri ise buna karşı sözde direnen İslamlaşma veya muhafazakarlık tabir edilen görüş.

Buraya gelmişken ne küreselcilik ve ABD’den nede İslamcılık başlığı altında tek parti - Demokrat parti dönemleri ile daha sonraki İslami partilerden bahsedeceğim. Sadece bu yaşanmışlıkların ve olmuşların bizi bugün getirmiş oldukları durumu irdelemeye çalışacağım.

Günümüz Türk insanı gerekler ile olgular arasına sıkışmış bulunmaktadır. İnsanlarımız ekonomik koşullandırma ve şartlandırmalar ile sahip oldukları manevi değerlerle çatışma halindedir. Daha önce bu görüşleri tercih edenler ve çatışmalar birbirinden net olarak ayrılmışken günümüzde insanlarımızın yeni bir oluşuma gittiği görülmektedir. Ortaya çıkan bu uzlaşmaya bir mimarlık akımı ile adlandırmak gerekirse, eklektizm diyebiliriz. Yani kısacası kendilerine uygun geleni almak ve onlar ile yeni bir tarz oluşturmak.

Daha önceleri sözgelimi şehre göç eden kesim gerek yöresel geleneklerinden gerek ise aile fertlerinin şehirde ahlaki değerlerini kaybetmesinden korkarak sıkı bir gettolaşma ( Hemşehri yapılanması) ile İslami değerleri ön plana çıkartmakta iken geçen zaman içinde özellikle genç kuşağın kentleşme macerası içinde arada kalması bu arada maddi durumlarının yükselmesi kentlerde çoğunluğu oluşturan bu kesimin yeni bir uzlaşmaya gitmesi sonucunu doğurmuştur. Bu insanlarımız bir şehirli, hatta bir Avrupalı gibi yaşamayı ve harcamayı hedeflerken gelmiş olduğu veya yakın zamanda aile büyüklerinin taşınmış olduğu bu kentte tutunmalarını sağlayan İslami değerleri de yansıtmanın kaygısını çekmektedir.

Şu bir gerçektir ki yazımın başında dediğim gibi her milletin farklı bir din anlayışı olduğu gibi aynı milletin de içinde dini algılayışlar değişebilir. Bunun en güzel örnekleri dünyada sosyal bilimlerin kurucusu sayılan İbni Haldun’un Mukaddime’ sinde mevcuttur. Dolayısı ile şehirde yaşanılan bir din olgusu ile kırsalda yaşanılan din olgusu arasında fark vardır. Buna şehre göç ile dini korunma ve savunma görevi de üstlendirildiğinde din farklı bir yapıya bürünerek muhafazakarlık görünümü alır. Oysa şehirde yaşanılanda aynı dindir fakat aradaki yegane fark algı meselesidir.

Şehirde ki insan önüne sunulan tüketim seçenekleri ile örnek gösterilen yaşam koşulları, hayatları kendinle mukayese etmekte ve onlar gibi yaşamaya çalışmakta veya arzulamaktadır. İnsanlarımız bu süreçte sahip oldukları değerlerden de vazgeçemediğinden bunlar arasında bir orta yol, bir uyum noktası geliştirmişlerdir. Buna felsefi olarak isimlendirecek olursak kısaca postmodernizm diyebiliriz.

Türk toplumunu, Avrupalı bir toplumla mukayese edecek olursak; Türkler hiçbir zaman Avrupa toplumlarının çektiği, geçirdiği süreçlerden geçmemiştir. Yani Avrupa toplumları kadar ağır travmalar görmemiştir. Ne kitlesel vahşet ve işkenceler görmüş, ne onlarınki gibi diktatörler, despotik yönetimler, ne o kadar kanlı savaşlar nede onların çektikleri kadar zor açlık, fakirlik ve onun getirdiği kitlesel ahlaksızlık olayları görmüştür. Dolaysıyla bu kıtanın bütün değerleri derinden sınanmış gerek fiziki gerek ise ruhen derin yaralar almış, maneviyatları çökmüştür. Bugün Avrupa medeniyeti denilen şey geçirmiş oldukları bu sıkıntılı dönemlerde oluşturdukları ben merkezli sistem anlayışına sıkı sıkıya bağlı olmaları ile bu süreç boyunca Avrupa insanının kişiliğine, genlerine işlemiş olan bireyselciliğine ve çıkarcılığı üzerinde durmaktadır. Bu kıta insanı kendi benleri ve menfaatleri ile kesişmediği müddetçe hiçbir şeye çaba sarf etmez, acımaz, yardım etmez. Onun için dillerinde hoşgörü kelimesinin karşıtı yoktur. O kelimeye karşılık olarak toleransı kullanırlar yani tahammülü. Tahammülde anlaşıldığı üzere sınırlı bir zaman dilimini yani bitene kadar olan sürecek olan bir süreyi tanımlar.

Yine Türkiye’ye dönecek olursak kendi içinde mücadele içinde olan ve inancı ile önüne sunulanlar arasında kalan insanı en güzel betimleyen ifade varoluşçu felsefenin kuramcılarından olan S. KİERKEGAARD’a aittir. İnsanlar elde ettikleri ile elde etmeyi arzu ettiklerinin çatışmasını yaşarlar. Günümüz Türkiye’sin de insanlarımız inançları ile maddiyatlarını uzlaştırarak yeni bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmaktadırlar. Mutlak ki bu bir Avrupalının kendi içindeki inanç ile maddiyatı uzlaştırmasından çok daha sancılı ve kendi içinde çelişmeli bir süreçtir. Ama bizde lükse ( Konfora değil) merak, israf, Avrupa’yı veya Amerika’yı takip etme ekonomik seviyesi yüksek olanlarda görülürken, bunun yanı sıra ekonomik yetersizliğinden dolayı imanları sınanan bir çoğunluk. Tabi ki şunu unutmayalım günümüz bir iletişim çağı yenilikler hemen medyada yer alıyor, moda diye kitlelere çeşitli şekillerde reklamları yapılarak sunuluyor. Bundan en çok etkilenenler gençlerdir. Beraber bulundukları özellikle okul ortamında çok farklı gelir kesiminden ailenin beraber olduğu ortamlarda olsun gereksede bir gelir seviyesinden gençlerin bulunduğu ortam olsun farklı olan, moda diye sunulan ürünler, markalar gençler arasında imrenmeye ve aynı ürünleri edinime onları kırbaçlamaktadır. Bu imkanı belirli olan aileleri zorlar ve kısıtlarken dar olanlarınkinde ailelerde kopmalara ve tartışmalara sebep olmaktadır.

Şunu unutmayalım ki Türk toplumunun yapı taşı ailedir. Biz bu zamana kadar geçirdiğimiz sıkıntıları ve zorlukları aile mefhumumuza verdiğimiz önem ve değerle aştık. Son yıllarda ekonomik sebeplerle aile kurumumuzdaki çatlamalar devam ederse önümüzde ki yıllarda milletçe tahmin edemeyeceğimiz sorunlar ile karşılaşabiliriz.

Türkiye’ye yönelik yoğun bir kültürsüzleştirme ve yozlaştırma faaliyeti vardır. Bunu basılı ve görüntülü medyanın takip edilmesi durumunda görüleceğine eminim. Bundan 20 sene önce kınadığımız, yadırgadığımız bir çok konuda hoş görülü olduk. Peki bu hoş görünün sırrı nedir. Günümüzde ilk cinsel ilişki deneyimi Avrupa seviyesine yani 13 – 14 yaş grubuna doğru hızla inmektedir. Alkol, sigara ve uyuşturucu kullanımı da. Beraber yaşantı ve eşcinsel beraberlik kavramı artık toplumca yadsınmıyor. Giyim tarzları bayanlarının bile hemcinslerini kınadığı ve o açıklıkta bir erkeğin giymesi halinde bile kınanacağı kadar noktaya geldi. Genellikle ekonomik beklentilerin karşılanamaması veya yine bu nedenli başka sebeplerden dolayı kaynaklanan geçimsizlikten boşanmalar arttı. Artık annesiz veya babasız büyümenin getirdiği psikolojik eksiklik ve rahatsızlıklara sahip binlerce genç yaşama atılmayı beklemektedir. Bireyler arası ilişkilerde ilişkileri kuvvetlendiren ve sağlamlaştıran sevgi ve saygı gibi kuvvetli iki etmeni göstermek için yapılan ufak hareketler, mimikler yapılması ve sesli ifadelerin ( Ceketin iliklenmesi, yer verilmesi, selam verilmesi vbg.) kullanılmasını geçmiş yıllarda kaldığı iddia edilmektedir. Avrupa kentlerine göre çok daha güvenli olan kentlerimiz artık suç ortalaması bir çok yabancı ülkeyi geçmiştir. Televizyonlarımız sabahtan akşama kadar, darp, cinayet, tecavüz ve hırsızlık haberleri vermektedir. İşlenen suçlardaki profesyonellik ve kullanılan yöntemler yıllarını polis teşkilatında bu tür olayları çözmeye vermiş uzmanları bile dehşet içinde bırakmaktadır. Evet milletimizin psikolojisi hızla bozulmakta, bunalıma girmektedir. Bunların dışında özellikle dedikodunun, yalan söylemenin, sözünde durmamanın ve riyakarlığın hızla arttığı görülmektedir. Bilindiği gibi günümüzde özellikle erkek nüfus arasında ( Ekonomik şartların ağırlığı sebebi ile olabilir.) daha yaygın görülen bu bozuk davranış şekilleri toplum yapısını olumsuz anlamda etkilemektedir.

Türkiye cumhuriyeti tarihinde dinin sosyal hayata en fazla nüfuz ettiği ve en yoğun yaşandığı bir dönemin içindeyiz. Camilerimiz özellikle Cuma günleri tıklım tıklım yine Ramazanlarda teravilerimiz öyle, artık eskisi gibi düğünlerde şarkı – türkü söylenmiyor ilahiler söylenip, Kuranı Kerim ve mevlutlar okunuyor. Sohbet ve cemiyetler adı altında dini sohbet toplantıları yapılmaktadır. Haremlik – selamlık anlayışı yeniden toplumumuza girmeye başladı. Tarikatlar serbest bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyor.Her İslami oluşumun, görüşün kendine ait bir hayır kuruluşu, derneği var. İslami bayan giysileri satan mağazalar ülkemizin her yerinde açtıkları mağazalar ile inançlı bayanlara hizmet sunuyor. İslamı tanıtmayı ve muhafazakar kesime ulaşmayı esas almış bir çok Televizyon, radyo kanalları, gazeteler var. Suudi Arabistan devletinin Türkiye’ye tanıdığı hac kotası her sene % - % doluyor. Hacca 2 – 3 kez gitmiş hacılara rastlamak bile mümkün. Umre turları artık imkanı olanlarca neredeyse her sene yapılır olmuş. Din kardeşlerimize olan ama ilginçtir soydaşlarımıza değil muhabbetle onbinlerce kişi meydanlara toplanarak İsrail’i kınama gösterileri yapıyoruz.

Peki yukarda anlattıklarımla bu İslamlaşma – Müslümanlaşma ne derece paralellik arz ediyor. Biz gerçekten samimileşiyormuyuz yoksa riyakarlaşıyormuyuz? Buna bir örnek vermek gerekirse; daha birkaç sene evvel Türk hududundan 60 km uzaklıkta sadece Türkmenlerin yaşadığı büyük bir Irak kenti olan Tel Afer günlerce ABD ordusu ve Peşmerge güçlerince bombalandı. Orada da binlerce sivil, kadın, çocuk öldü. O zaman bu kalabalıklar nerdeydi?

Bu ülkede onca fakirlik yaşanırken ve bu ülkendeki bir çok ailenin namusu ipotek altındayken acaba umrelere veya 2. - 3. kez haclara gitmek ne derece samimi bir Müslüman’ın insafına sığar.

Medya’yı takip edenler dikkatle inceleyecek olursa namus cinayetleri ve aldatma olaylarında genelde türbanlı, muhafazakar görünümlü bayanlar olduğu görülecektir. Bunlar ne yazıkki yazımın daha başında ifade etmeye çalıştığım maneviyat ile maddiyat arasında sıkışmış kitlenin temsilcileridirler. Ekonomik koşulların zorluğu ilk önce bayanları vuruyor, etkiliyor. Bunların dışında tüketim çılgınlığından etkilenen kesim tabi ki gençlerimiz.

Bu süreçte ne yapmalıyız, bu gidişi engelleyebilir miyiz?

Mutlaka ki bu gidişi durdurmuş bizim şahsi teşebbüslerimiz ile mümkün değildir. Bunu engellemek için ciddi tedbirler almak gerekmektedir. Ama bizimde yapabileceğimiz, karşı çıkabileceğimiz bir şeyler bulunmaktadır. Peki bunlar nelerdir?

Bunları aşağıya sıralayalım;

- Televizyonlarımızda oynayan dizilerden uzak duralım, izlemeyelim. Çünkü bir çok kanalda yayınlanan dizide Türk aile yaşantısına ters bir hayat tarzı işlenmekte, toplum bu tür yaşantılara alıştırılmak istenmektedir. Dini kanallarda oynayanlar ise dikkatle izlenirse toplumu kaderciliğe ve pasifist anlayışa yönlendirmektedir.

- Yanlış gördüğünüz bir davranışı size ne ad takarlarsa taksınlar kınamaktan vazgeçmeyin. Şunu unutmayın ki kınanmayan eylemler alışkanlık olur. Alışkanlıklar ise zamanla geleneğe dönüşür.

- Çevrenizde gördüğünüz ve toplum huzurunu bozan, yapısını bozacak her hangi bir davranış veya uygulamayı konunun muhatabı birimlere şikayet edin. Bu medeni bir ülke vatandaşının öncelikli bir görevidir. Buna kısaca toplumsal otokontrol işlevi denilmektedir.

- Televizyonlardaki magazin programlarını izlemeyin, izlettirmeyin.

- Çocuklarınızın harcamalarını kontrol edin. Talepleri olan ürünlerin daima 1 – 2 model düşüğünü alın. Arzu edilen şeyleri alabilmelerinin yolunun okullarını bitirerek iş hayatına atılmalarıyla gerçekleşebileceğini onlara anlatın.

- Aylık aile bütçe planlamasını yaparken ailenin küçük bireylerini de muhatap ederek, onların geçinme şartlarının zorluğundan haberdar olmasını sağlayalım.

- Ülke ve dünya gündemini aile bireyleri ile tartışacağınız ortamlar oluşturun.

- Aile bireylerini bulunduğumuz kentteki müzeleri ve tarihi mekanları gezdirmeye önem verelim.

- Dini ve resmi bayramları her şeye rağmen coşkulu geçirmeye çalışalım. Resmi bayramlarda özellikle çocukları resmi geçit törenlerine ve kutlamalara götürelim.

- Bulunduğumuz binadaki, sokaktaki, mahalledeki bizim gibi duyarlı insanlar ile bir araya gelerek ortak hareket etmenin yollarını bulalım.

- Çevremizde ki genç ve çocukların yanlış hareketlerini ikaz ederek düzeltmeleri hususunda uyaralım, uyarttıralım.

- Marka merakından uzak duralım. İsraftan kaçınalım.

- Dinimizi kendi kaynağından ( Kuranı Kerim) öğrenelim.

- Özellikle vakti olan bayanlar sıkça çocuk esirgeme kurumu ile yaşlılar yurtlarını ziyaret etmeli yanlarında çocuklarını da götürmelidir.

- Aile ve akraba ilişkileri çok sıkı korunmalı mevcut olan dargınlık ve tartışmalar uzlaştırma yoluyla giderilmelidir.

- Aile bireylerimizi milli değer, kültür, tarih ve efsaneleri hususunda bilgilendirmeli, onları sevdirmeliyiz.

- Bölgecilik terk edilmeli. Bu ülkedeki herkesin birbirlerini coğrafi özelliklerinin aynılığı veya benzerliği ile değil aynı ülkeyi paylaşan ve aynı milletin mensubu olmanın şuuru ile kucaklaması gerekmektedir.

Ülkemize yönelik daha önce bahsetmiş olduğum emperyalist kültür saldırısına karşı ancak yukarda ifade edilen şıklara sıkı sıkı sarılarak korunabiliriz. Gerçek olan bir şey varsa ilk önce kendimizi tanımalı ve değerlerimizin kıymetini bilmeliyiz. Kaybedilen bir değeri geri kazanmak ya imkansız veya çok ama çok zordur. Özellikle aile ve akrabalık yapısı bütün dünyanın özendiği, gıpta ettiği bir oluşumdur. Biz Türkler olarak tarihin her döneminde içinde bulunduğumuz sıkıntılı dönemlerden çıkmamızı sağlayan bu oluşumumuzu daha sıkı bir şekilde sarılmamız gerçeği ortadadır. Ekonomiyi silah olarak kullanan güçlere karşı direnmenin yegane yolu onların bize sunduğu yaşam önerilerine kendi yaşam tarzımızı muhafaza ederek direnmekten geçer. Bu süreçte milletçe birbirimize dayanışmalı, yardımlaşılmalı, sahip olduğumuz değerler en iyi şekilde korunmalı ve yaşatılmalıdır. Dini kullanarak siyaset kullananlara karşı duyarlı olmak ve bu düşünceye sahip olanların en az kürselci düşünce yapısı kadar tehlikeli olduğunun bilincinde olmak gereklidir. Dini söylem kullananlardan ve belli tarzları İslam dininin kıstası olarak kullananlara verilecek en iyi yanıtları yine din kitabımız olan Kuran’ı Kerim’den bularak bunların emelleri önüne set çekilmelidir. Şu unutulmamalıdır ki bulunduğumuz bu ortam içinden çıkmamızı sağlayacak yegane şey bilgi toplumu olmaktan ve bilinçlenmekten geçtiği hepimizce malumdur.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 583
Toplam Tekil 1636114
IP 54.197.75.176






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu