Dünya Bir “Ekonomik Diktatorya”ya Doğru Gidiyor - Prof. Dr. Cihan Dura - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Dünya Bir “Ekonomik Diktatorya”ya Doğru Gidiyor - Prof. Dr. Cihan Dura
Tarih: 07.02.2009 > Kaç kez okundu? 2148

Paylaş


Biz türbanla, çarşafla, urganla günleri geçirirken, dünyada birey ve toplum olarak geleceğimizi belirleyen olaylar gerçekleşiyor arka arkaya. Ben bunlardan en önemli saydığım birini ele alacağım bu yazımda: Ulus ötesi şirketler arasındaki satınalma ve birleşmeler.

I) ÜÇ ÖRNEK OLAY

Önce gözlem yapalım, üç örnek olay sunuyorum.

i) Birinci olay Heidelberg’in Hanson’u yutması...

Alman çimento şirketi HeidelbergCement, İngiliz inşaat malzemeleri üreticisi Hanson PLC’nin 15.8 milyar dolara satın aldı. Böylece Hanson PLC’nin hisselerinin yüzde 100’ü HeidelbergCement’e geçmiş oldu. Bu, dünyada inşaat malzemeleri alanında bugüne kadar yapılmış olan en büyük satın alma işlemi. Alman grup, yaptığı satın almayla, dünyanın en büyük agrega üreticisi, ikinci en büyük hazır beton üreticisi ve en büyük çimento üreticilerinden biri haline geldi. Bu operasyonla, Hanson ve HeidelbergCement’in toplam cirosu yaklaşık 15 milyar avroya yükselirken toplam çalışan sayısı 70 bini geçti. Devir işlemleri için gerekli fonlar, Deutsche Bank ve The Royal Bank of Scotland’la yapılan kredi anlaşmasıyla sağlandı. HeidelbergCement’in Hanson için ödediği tutar, Türkiye’de 2007’nin ilk yarısında gerçekleşen tüm satın alma, birleşme ve özelleştirme tutarından yüzde 50 daha fazlaydı.

ii) İkinci olay Lafarge’ın Orascom’u yutması...

Dünya çimento devi Lafarge, Orta Doğu ve Akdeniz havzasında çimento yatırımları olan Orascom Çimento’yu 8,8 milyar avro’ya satın aldı. Orascom Mısır, Cezayir, BAE’de “pazar lideri” konumunda. Kuzey Kore, İspanya, Pakistan, Güney Afrika, Nijerya ve Türkiye’de fabrikaları vardı. Suriye ve Suudi Arabistan’da ise 4’ü inşaat aşamasında 13 çimento fabrika sahibiydi. Lafarge çimento, agrega ve beton ile alçı işkollarında faaliyet gösteriyor. Orascom’un alımıyla Lafarge’nin dünya çapındaki çimento üretim kapasitesi 2010 yılında 260 milyon tona çıkmış olacak. Bu satınalma sayesinde Lafarge şu ülkelerin piyasalarını da ele geçirmiş olacak: Cezayir, Irak, Kuzey Kore, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri.

iii) Üçüncüsü, Imperial Tobacco ile Altadis arasındaki bütünleşme…

Dünya sigara sektörünün iki önemli aktörü, İngiliz Imperial Tobacco ile Fransız-İspanyol ortaklığı Altadis, iki dev şirket tek bir çatı altında birleşti. Davidoff ve West gibi markalara sahip Imperial Tobacco, rakibi Altadis’i 16.2 milyar euroya satın aldı. Birleşme ile yılda 300 milyon euroluk bir tasarruf yapılmış olacak. Imperial, bu tasarruf sayesinde dünya sigara sektöründeki yerini sağlamlaştıracak.

Dünyanın dördüncü büyük uluslararası tütün şirketi olan Imperial Tobacco’nun biri Türkiye’de olmak üzere toplam 32 fabrikası bulunuyor. 14 500 kişiye istihdam sağlayan şirket, 130’dan fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Imperial Tobacco’nun Türkiye, Manisa fabrikasında ve İstanbul genel merkezli satış ve pazarlama organizasyonunda 300’den fazla kişi çalışıyor. Manisa fabrikasında, grubun ürün portföyünün önemli markalarından olan Davidoff, Davidoff Slims, West, West Ice, Slims, Polo Slims, Klasik, Maxim, L&B, Regal ve Superkings sigaraları üretiliyor.

İspanyol ve Fransız sigara firmalarının 1999 yılında birleşmesiyle ortaya çıkan Altadis ise dünyanın beşinci büyük sigara üreticisi. Kendi ülkesinde pazar payı açısından ikinci durumda bulunan Altadis, özellikle Gitanes ve Gauloises markaları ile tanınıyor. Altadis’in adı, Türkiye’de Tekel özelleştirmesi sırasında gündeme gelmişti. Imperial ile Altadis arasındaki görüşmeler 2004 Aralık ayında başlamıştı.

II) NEDİR BU ULUSÖTESİ ŞİRKET?

Yukarda sunduğum üç örnek olayda ulusötesi şirketlerden söz ediliyor, bu şirketler arasındaki satınalmalardan ve birleşmelerden söz ediliyor. Şimdi ben şu iddiada bulunacağım: Dünyada “küreselleşme” mi var, dünyada Batı’da (AB-D’de) yerleşik birtakım güçler diğer ülkelere ticaretin serbestleştirilmesini, sermaye hareketlerinin önündeki engellerin kaldırılmasını, devletin küçültülmesini, piyasaların serbestleştirilmesini mi dayatıyor? Bütün bu talepler ulusötesi şirketler için. CFR, Üçlü Komisyon, Bilderberg ve Davos toplantıları, IMF, DB, DTÖ ve benzerlerinin kuruluşu, bunların amaç ve faaliyetleri, hepsi, hepsi ulus ötesi şirketler için. Türkiye’de Kemal Unakıtan özelleştirme mi yapıyor, Recep Tayyip Erdoğan yabancı sermayeyi mi savunuyor, TÜSİAD, ille Avrupa Birliği’ne üye olalım mı diyor? Bunlar da, bu gayretler de ulusötesi şirketler için. O zaman akla şu soru geliyor: Neyin nesidir bu ulusötesi şirketler? Ne yaparlar, kimlerin elindedir? Bilgilerimizi tazelemekte yarar var, ana çizgileriyle yanıtlayalım (Geniş bilgi için bkz: www.cihandura.com: Akademik Yazılar).

Önce kısa bir tanım: Dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapan şirketlere “çokuluslu şirketler” ya da “ulusötesi şirket” adı verilir. Bir diğer tanıma göre ulusötesi şirket, bir ana merkezle, bu merkeze bağlı olarak değişik ülkelerde faaliyet gösteren şubelerden oluşan bir ekonomik bütündür. Bir “ulus-ötesi girişim” ya da çok uluslu girişim, doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapan, birden fazla ülkede katma değer faaliyetlerinde bulunan ve bu faaliyetleri kontrol eden girişimdir.

Ulusötesi şirketler (UÖŞ) dünya ekonomisinin yeni aktörleridir. Dünyada gittikçe artan miktarda sermayeyi kontrol altına almakta; faaliyetleri, gittikçe artan bir hızla “ulus-devlet”lerin kontrol ve hukuki düzenlemelerinin dışına çıkmaktadır. Ayrıca faaliyet alanlarının hızla genişlemesi ve üretimin küresel dağılımının bir sonucu olarak Merkez- şube bağlantıları adı verilen olgu ortaya çıkmıştır. Bu olgu ekonomik gücün yeni boyutunun temelini oluşturuyor.

UÖŞ’ler, Batı’da Sanayi Devrimi’nin ardından, 19. yüzyılın sonlarında, uluslararası faaliyet gösteren güçlü sanayi şirketleri olarak ortaya çıktı. Singer, Standart Oil, General Electric, Kodak AEG, Siemens, Bergmann, Shell, Unilever, Philips, Bayer gibi şirketler Batı’nın ilk UÖŞ’leri oldu. Neden ulusal sınırların ötesine taştı bu şirketler? Çünkü kendi ulusal pazarları, yapabilecekleri satışlar karşısında yetersiz hale gelmişti. Yeni, ucuz ve artan miktarda hammadde gereksiniyorlardı. Özellikle 1920’lerden itibaren tekelleşmeye, daha fazla küreselleşmeye yöneldiler. Kendi ülkelerine aktardıkları kârların itici gücüyle, rakipleri üzerinde üstünlük kurdular. Birleşme ve satın almalarla, dev boyutlu dünya şirketleri haline geldiler.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen uluslararası serbest ticaret antlaşmaları, dünya pazarlarını gümrük birlikleri temelinde büyüttü, uluslararası şirketlerin büyümesine daha elverişli bir küresel ticaret ortamı yarattı. Uluslararası şirketler, denetimsiz dünya ortamının sağladığı olanaklar sayesinde hızla büyüdüler ve güçlendiler. Yüzyılın başından beri görülen tekelleşme girişimleri, olağanüstü bir boyut kazandı ve gittikçe yoğunlaştı. Önde gelen şirketler arasında günümüzde neredeyse her hafta yeni bir birleşme gerçekleşiyor.

UÖŞ’ler esas itibariyle ABD, Avrupa ve Japonya arasında dağılmaktadır.

Son çeyrek yüzyıl içinde ulusötesi şirketlerin sayısı 7000’den 38000’e (şube sayısı 207 bine) yükselmiştir. Bunların %90’ı sanayileşmiş ülkelere aittir. Asıl servet zirvede olan 100 şirket arasında yoğunlaşmıştır. Dünyada bir yandan ulusötesi şirket sayısı artarken, bir yandan da dev şirketlerin satışına, şirket birleşmelerine tanıklık ediyoruz. UÖŞ’ler 1997’de birleşme ve satın almalar için 1,6 trilyondan fazla harcama yapmıştır. Bu gelişmeler kaçınılmaz olarak binlerce çalışanın işsiz kalmasına ve çok sayıda fabrikanın kapanmasına yol açıyor. Ayrıca şirketlerin sayıca azalmasının sonucu olarak rekabet ortadan kalktığından, ekonomilerde tekelleşme eğilimi daha güçleniyor. Neticede, dünya ekonomisi belirli sayıdaki güçlü UÖŞ’lerin kontrolü altına geçmiş bulunuyor. Yalnız sınaî üretim ve ileri teknoloji alanları değil, mal ve hizmet ticareti de birkaç şirketin tekeline geçmiştir. Küresel tekeller ulusal pazarların kontrolünü ele geçirerek, küçük ve orta boyutlu işletmeleri yok etmekte ya da onları küresel bir dağıtımcının ağına dahil etmektedir.

Üretimin küresel ölçekte yayılmasına, “dünya toplumu” adı verilen ideolojinin önemli katkısı olmuştur. Bu ideoloji yabancı çıkarlarının azgelişmiş ülkelere girişini meşru gösterilmesini kolaylaştırmıştır. “Dünya toplumu” ideolojisi yasalar ve anlaşmalar alanında izomorfizm (tek-şekillilik) oluşturulmasında kendini gösteriyor. Bu “tek şekillilik” özel mülkiyet hakkı, sermayenin giriş ve çıkışı, işçi ve işveren hakları gibi hususlarla ilgilidir. Yasa ve anlaşmalarla sağlanan bu “izomorfizm” UÖŞ’lerin bütün dünyada çok sayıda ülkeye yerleşmesine ve faaliyet göstermesine imkân tanımaktadır [İzomorfizm (tek şekillilik, tek biçimlilik), bütün dünyada yasaları ve kuralları aynı hale getirmek anlamına gelmektedir.] Küresel tek-şekilliliğin tesisi amacıyla Çok Taraflı Yatırım Antlaşması (MAI) dakullanılmak istenmiştir. MAI, büyük şirketlerin dünyayı kendilerine göre yeniden şekillendirme girişimlerinin yakın tarihlerde en çok bilinen örneklerinden biridir. MAI kuşkuyla karşılanmış ve “sömürgecilik dönemi ekonomisine geri dönüş” olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ

Ulusötesi şirketler arasındaki satın almalar ve birleşmeler dünya ekonomisinin, bence, günümüzdeki en önemli olgularıdır. Çünkü dünya ekonomisi bu yoldan serbest rekabetten hızla uzaklaşarak monopol ya da oligopol piyasalarına dönüşüyor. Tahminim odur ki yakın bir zamanda dünyada hemen bütün üretim sektörleri dev monopollerin eline geçecektir, diğerlerinde ise oligopoller hüküm sürecek. Başka bir deyişle “serbest rekabet”in ruhuna ebediyen el Fatiha… Geçerli olacak olan, bütün saltanatıyla eksik rekabet!... Bu sebepledir ki aklı başında olan iktisatçılar tam rekabet varsayımına dayanan karşılaştırmalı üstünlük, faktör donanımı gibi dış ticaret teorilerini, ellerinin tersiyle bir tarafa iterek eksik rekabete dayalı yeni dış ticaret teorileri geliştirmeye başladılar.

Eğer şirketler arasındaki bu “yutma ve kaynaşma” eğiliminin önümüzdeki yıllarda da hızlanarak süreceğini varsayarsak, dünya ekonomisinin, günün birinde tek -ya da birkaç- ulus ötesi şirketin eline geçeceğini, dolayısıyla insanlığın korkunç bir “ekonomik diktatorya”ya doğru yol almakta olduğunu söylemek temelsiz bir öngörü olmayacaktır. Bence küreselleşmenin gerçek anlamı da budur, yani dünyanın dev şirketlerin belirleyici aktör olduğu global bir düzene doğru ilerlemesi... Başka bir deyişle biz değil, Batı küreselleşiyor. Eğer bu meşum gidiş engellenmezse yakın gelecekte bütün ekonomik sektörler -yukarda vurguladım- bir ya da birkaç dev şirketin hâkim olduğu sektörler haline gelecek. Küresel birleşmelerin, satın almaların en önemli ve o derecede tehlikeli sonucu budur. Dünya ekonomisinin gidişi asla serbestliğe, özgürlüğe, insan haklarına, yaygın refaha doğru bir gidiş değil. Ne yazık ki siyasette, yönetimde olduğu gibi ekonomide de despotların hâkim olduğu, rekabetin bile yok edildiği, sevimsiz, korkutucu bir dünyaya doğru yol alıyoruz.

Peki çözüm? Son derecede zor! Çünkü o da küresel düzeyde niyet, karar ve uygulamalar gerektiriyor.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 401
Toplam Tekil 1637462
IP 54.197.142.219






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.193 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu