BUGÜN NEDEN ATATÜRKÇÜ OLMAK ZORUNDAYIZ? - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BUGÜN NEDEN ATATÜRKÇÜ OLMAK ZORUNDAYIZ? - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 04.11.2011 > Kaç kez okundu? 1879

Paylaş


.................................................................................................................................................



Biz ilhamlarımızı gökten ve görünmez alemlerden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1927)

...................................................................................................................................................-







Bugün “Neden Atatürkçü Olmalıyız?” sorusu Türk toplumunun çeşitli kesimlerinde sorgulanmakta ve birbirinden çok farklı cevaplar alınmaktadır. Bazıları Atatürkçülüğü tutunulacak tek dal olarak görüp kayıtsız şartsız sahiplenirken bazıları çok gereksiz olduğunu savunmaktadır. Bazıları da önce Gazi Mustafa Kemâl Atatürk'ün bizzat kendine ve O'nun ölümünden 73 yıl geçmesine rağmen yaşatılan düşünce sistemine doğrudan düşmandır. Ata’ya ve eserine düşman olan bu kuru kalabalıklar, Atatürkçü olanlara karşı büyük bir kin ve düşmanlık beslemekte ayrıca bunu eylemleriyle her fırsatta ortaya koymaktadırlar.







Aslında Türk toplumunun Atatürkçü olmasını gerektiren mantıklı o kadar çok sebep vardır ki bunların sadece konu başlıklarını yazmak dahi bir kitabın boyutlarını aşar. Bu yüzden lâfı dolandırmadan sadece birkaç ana tema ile neden Atatürkçü olmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum.







Gazi Mustafa Kemal Atatürk; örnek bir lider ve devlet adamıdır. 20 nci Yüzyılın insanlık tarihinin yazılmasında en çok adı geçen fikir ve eylem insanıdır. Sadece Türkler değil, bütün dünya milletleri tarafından tanınmaktadır. Türkiye'nin adını duymayan ve yerini bilmeyen pek çok insan Atatürk adını bilmektedir. Bir bakıma Atatürk’ün adı, kurduğu Türkiye Cumhuriyetinden daha fazla tanınmaktadır.







Gazi, çok tanınmasına rağmen herkezin O'nu anlayış ve anlatış biçimi birbirinden farklıdır. Çünkü O, bütün insanlar üzerinde az veya çok, müspet veya menfi mutlaka bir etki bırakmıştır. Dünya üzerinde bu büyük liderden esinlenmeyen insan yok gibidir.







Gazi'nin vefatı ile aramızdan ayrıldığı 10 Kasım 1938 tarihi O'nun resmi ölüm tarihidir. Yine ayni tarih Atatürkçülük fikir hareketinin ve Atatürkçü düşünce sisteminin fiilen doğduğu gündür.







10 Kasım 2011’de milletçe Atatürkçü düşünce sistemi'nin doğuşunun 73 üncü yılını geride bırakacağız. Bugün 73 yaşını idrak eden "Atatürkçülük ve Atatürkçü Düşünce Sistemi" gençlik ve gelişme yıllarını gerilerde bırakarak olgunluk çağına ulaşmıştır. Tamamen milli ve bizim olan bu düşünce sistemi artık sınırlarımızı da aşmış evrensel nitelik kazanarak bütün dünya insanlığına mâlolmuştur.







Sağlığında Atatürk bizzat kendisi ülkeyi ve milletini yönlendirir ve yönetirken, fikirleri ile de yetişen yeni kuşaklara, yani ülkenin geleceğine ışık tutuyordu. Neyin, nasıl ve nerede yapılması gerektiği hususlarını her zaman kendisine sorarak verdiği direktiflere göre hareket etmek mümkündü.







Oysa ölümünden sonra Atatürk'ün büyüklüğü ve gücü ile kendisine duyulan ihtiyaç bütün yönleri ile daha fazla ortaya çıkmıştır. Kendisinden sonra gelen yöneticiler O'nun yoklardan var ettiği değerleri daha iyi anlamışlardır. Çünkü bu yöneticiler O'nun yaptıklarına yeni bir şey ilave edemezken, O'nun var ettiklerinin ellerinden birer birer çıktığını görünce paniğe kapılmışlardır. Sonunda O'nun nasıl yaptığını daha iyi anlamak için O'nun düşüncelerine sarılmaktan başka çare olmadığını yaşayarak öğrenmişlerdir.







Dünya tarihinde insanlığa yön vermiş, ışık tutmuş pek çok büyük insan yer alır. Bunlar devlet adamıdır. Yazardır. Sanatkârdır. İlim adamıdır. Komutandır. Çağlar açıp çağları kapatmışlardır. Veya buluşları ile insanlığı çağdaş medeniyet düzeyine taşımışlardır. Hepsinin evrensel kültür değerleri üzerinde kendine göre bir yeri ve değeri vardır. İşte Gazi Mustafa Kemâl Atatürk de bu büyük insanlardan biri ve bana göre en önemlisidir.







Belirli birtakım kalıplaşmış düşünce çizgisinin üzerinde, yaşanılan olayların ve hayatın gerçeklerinden hareket eden Atatürk'ün düşüncelerinin önceden belirlenmiş bir çerçeve içerisinde aranması ve bulunması mümkün değildir. Gazinin fikir ve düşüncelerinin ilham kaynağının ne olduğunu öncelikle yukarıda yer verdiğim ifadesinden anlamaktayız.





Atatürk’ün ve Atatürkçü düşünce'nin önce Türk milletine ve sonra da dünya milletlerine yol gösterici kabul edilmesinin en büyük itici gücü; O'nun 15 yıl içinde Türk milletini dünya milletler ailesi içinde ulaştırdığı ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, askeri ve hukuki seviye, uluslararası saygınlık derecesi, huzur, güven, refah ve mutluluk düzeyidir.







Bu düzeye eldeki sihirli değnekle dokunarak çıkılmamıştır. Fikir ve düşünce üstünlüğünün maharetli ellerde uygulamalara dönüştürülmesi ile ulaşılmıştır. Yani ortada uygulamalarla başarısı doğrudan kanıtlanmış yepyeni bir fikri hareket vardır.







Nereden nereye gelindiğini bilirsek, Neden Atatürkçü olmalıyız ve O'nun gösterdiği hedeflere gitmeliyiz? Sorusunun cevaplarına ulaşabiliriz. Bu denklem beyinlerde iyi yerleştiği takdirde neden Atatürkçü olmalıyız sorununun cevabı netleşeşecektir. Bir bakıma Atatürk ve arkadaşlarının Osmanlı’dan devraldığı mirası bilmeden O’nun ulaştığı noktanın değerlendirilmesi mümkün değildir. İşte Osmanlıdan devraldıklarımız;



- 1911 Trablusgarp Harbi, 1912–1913 Balkan Harbi, 1914–1918 Birinci Dünya Harbi, 1919-1922 Kurtuluş Savaşı ile birlikte tam 11 yıl aralıksız süren savaşlara katılan Türk milleti, 1923’e gelindiğinde çok yorgun, bitkin ve de çok yoksuldu. Toprağını işleyecek, tarımını ve endüstrisini ilkellikten kurtaracak, yani elde kalan vatan topraklarına sahip çıkacak insan gücünü cephelerde eritip bitirmiştik. Ülkeyi yarınlara taşıyacak erkek nüfusu % 40 lara inmişti ve onlarda silah tutamadığı için cepheye gidemeyen hasta ihtiyarlar, yaralı gaziler ve çocuklardan meydana geliyordu.







- Türkler cephelerde savaşıp ölürken ülke genelinde ticaret ve sanayi kuruluşlarımızı yönetip yönlendiren gayrimüslim tebaanın (Hıristiyan ve Yahudi vatandaşlarımız) büyük bir kısmı mübadele antlaşmaları ile yurdumuzu terk etmişlerdi.







- Vatanın her köşesi harpten yeterince nasibini almış, yanmış, yıkılmış ve tam bir harabe görünümündeydi. Sanayi tesislerimiz yoktu ve biz şekerden kumaşa, iğneden ipliğe kadar bütün zaruri ihtiyaçlarımızı dışarıdan satın almak zorunda idik.







- Birkaç şehir dışında kasaba ve köylerimize ulaşacak yol yoktu. Ülkenin bir yerinde yetişen meyve ve sebzeleri yol olmadığından diğer bölgeler ulaştıramıyorduk.







- Mevcut insan gücümüzü yetiştirecek okullarımız ve bu okullarda öğretmenlik yapacak yetişmiş insan kaynaklarımız yoktu. Baştanbaşa yeniden inşa edilmeyi bekleyen ülkemizde kalifiye işçi, usta ve eğitimli insanlarımızın sayısı birkaç yüz kişiyi geçmiyordu. Ülkedeki üniversite mezunu sayısı üç bin civarında idi, bunların yüzde doksanını Harbiyeli, Tıbbiyeli ve Medreseliler oluşturuyordu. Ticaret, sanayi ve teknolojimizi geliştirip güçlendirecek teknokratların sayısı birkaç kişiden ibaretti.







- Yeraltı ve yerüstü doğal zenginliklerimizi işletmek bir yana, nerede nelerimizin olduğunu dahi bilmiyorduk.







- Sermayemiz yoktu. Kapitülasyonlar ve Osmanlı’nın ağır dış borçları yüzünden tamamen mağlup ettiği yabancı ülkelere bağımlı durumda idik. Dış ticaretimiz tamamen yabancıların kontrolünde idi. Kredi veren kurumlarımız yoktu. Halkımız çalışma alanlarında devletten hiçbir destek görmüyordu.







- Limanlarımız ve demiryollarımızın yönetimi yabancı şirketlerin elinde idi.







- Özet olarak yaşamamız tamamen dış destekle mümkündü. 200 sene önce Sanayi ve Teknoloji devrimlerini tamamlayan sömürgeci Avrupa ülkeleri; Osmanlı’nın tarihe mal edilişini ve bunun yıkıntılarını temizleme işinin yine kendisine devredileceği, her alanda kendilerine bağımlı bir ülke kurulmasını sevinçle seyrediyorlardı. Avrupalılara göre; genç Türkiye Cumhuriyeti her şeye sıfırdan başlayacağından ve tamamen kendilerine bağımlı olacağından kalkınması ve güçlenmesi, yani yeniden tarih sahnesinde sözü geçer bir devlet vasfı kazanması imkânsız denilecek kadar zordu.







Bu tablonun acı ama gerçek olan tek vasfı; Atatürk ve arkadaşlarının her şeye yeniden yani sıfırdan başlayacak olmalarıydı. Bunun için ellerinde bir tek kaynak vardı. Bu kaynak; Türk milletinin engin tarihi tecrübesi, bu tecrübe ile yoğrulmuş ileriye dönük başarma azim ve iradesi idi. Ayrıca milletine inanan, milletinin gücünü iyi tanıyan bir dahi liderleri yönetimin başında bulunuyordu.







İşte bu yoklardan Atatürk önderliğinde 20. Asrın gerçek bir medeniyet mucizesi yaratılmıştır. Tarih sahnesinden silinmek istenen bir ülke ve bir millet; Ata’sının başarılı ve üstün yönetimi altında 15 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyadaki emsalleri arasında örnek bir duruma gelmiştir. 15 yılda genç Türk Devleti; kendi ağır sanayisini sıfırdan kurarak kendi tankını, topunu, havanını ve göklerini koruyan uçaklarını, denizlerinde dolaşan gemilerini kendisi imal edebilmiştir.







Atatürk’ün önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti; geleceğe güvenle bakabilen mutlu insanların yaşadığı; saygın uluslar arası düzeye erişmiş; enflasyonun adını dahi bilmeyen; borcu ve dış ticaret açığı bulunmayan; dostluğu aranan ve düşmanlığından sakınılan bir duruma mucize denilebilecek bir zaman süresinde erişmiştir.







Doğal olarak bu duruma sihirbaz değneklerinin kullanılması ile ulaşılmamıştır. İnançlı kadroların, yüksek irade emrinde bilinçli, plânlı ve programlı çalışmaları ile ulaşılan bu hedefler dünyanın meraklı bakışları altında şaşırtıcı ve mucizevi bir hızla ve başarılı olacak tarzda teker teker ele geçirilmiştir.







Atatürk’ün ölümünden sonra bu baş döndürücü başarının devam etmesi gerekiyordu. Bunun da bir tek yolu vardı. Oda bunu gerçekleştiren insanın, yani Gazi’nin çizdiği rotadan aynen yürümekti. Bu şekilde “Atatürkçülük” ve “Atatürkçü Düşünce Sistemi” milletin ihtiyaçlarından kaynaklanarak ortaya çıktı ve zaman içinde sistemleşerek günümüze kadar ulaştı.







Bugün TBMM başkanı Cemil Çiçek denetiminde meclisteki partilerin temsilcilerinin birlikte yeniden yapılmaz üzere üzerinde çalıştıkları 1982 T.C.Anayasası Atatürkçü düşüncenin sistemleşerek uygulama alanına geçirilmesinin ulaştığı son nokta idi.







Şimdi dikkatle Anayasa yapım sürecini izliyoruz. Atatürkçü düşünce ile yönetilmeye devam mı edeceğiz.? Yoksa kendimize yeni yönetim usullerini mi layık göreceğiz.?







Ben TBMM’de bizi temsil eden milletvekillerimizin gazi meclisin tarihi kişiliğine yakışır kararlar alacağına inanıyorum.. Geçen asırdan 21 nci Asra fikir ve düşünceleri ile ulaşarak bugün bütün insanlığa yön veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce sisteminin sonsuza kadar bizi yöneteceğini değerlendiriyorum.







Dr. Tahir Tamer Kumkale







04 Kasım 2011 Cuma



http://www.kumkale.net



tamer@kumkale.net





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 228
Toplam Tekil 1637289
IP 54.161.130.145






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu