BAYRAM, “HACC” VE KURBAN (1) - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BAYRAM, “HACC” VE KURBAN (1) - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 21.10.2011 > Kaç kez okundu? 3443

Paylaş


Istılah da, (Kurban hakkında, Hâdis ilminde yer alan özel anlam ve tanıma göre) sadece “harem-i şerif’te, yani Kâbe-i Muazzama da” Hac farizasını yerine getirenler; Hacı olanlar kurban kesebilir. Akika, adak ve kefaret gibi haller dışında; Özellikle “Kurban Bayramı’na özgü ibadet” biçiminde algılanarak kurban kesmemek gerekir.

Zira Kurban kesmek ancak Hacda farzdır veya aynı manada vaciptir.

Peygamber Efendimiz sadece hacda kurban kesmişlerdir.

Kur-an’ı Kerim, sadece hac yaparken kurban kesmeyi emreder.

BUNA GÖRE:

“Kurban kesmek ancak, Hacc (Kâbe/Mekke-i Mükerreme/ Mescid-i Haram) da farz veya aynı manâda vaciptir. Bu iki terim aslında aynı şeyi ifade eder. Bunun dışında kurban kesmek müstehap (Sevilmiş şey, yapılması sevaplı olan. Peygamber Efendimizin bazen yapıp bazen terk eylediği, farz ve vacibin dışındaki sevaplı işler. Sevaplı iş, nafile, mendup, fazilet, edeb, tatavvu) kabilinden sayılmakla, hakikatte Bid-ad’ı hasene (faydalı bid-at’lerden)’dir. En açık, öz ve doğru tanımı: “Eti fakirlere dağıtıldığı takdirde hayırlı ve faydalı bir gelenek”tir.

Hacda kurban kesemeyenin 3 gün; döndükten sonra da 7 gün oruç tutması farzdır.

Artık Mekke'de kesilen kurbanların fakir ülkelere gönderilme imkânı vardır.

Geçmişte, Kâbe’de kesilen Kurbanların telef ve zayii olması Selefiyeci Vahhabilerin dar kafalılığından kaynaklanmakta idi.” (Fazıl Agiş, Emekli Öğretim Görevlisi, Müçtehid ve Fakih)

“Kurban kesmek, hac ibadetini yerine getirenler için bir vecibedir.

Ancak Türkiye’de ‘zengin’lerin yerine getirmesi gereken bir ibadet biçimi olarak algılanmaktadır. Bununla birlikte, kurban etinin bir kısmının fakirlere dağıtılması kaydı şartıyla bunun (uygulamanın) hayırlı bir “gelenek” olduğu söylenebilir. (Prof. Dr. Ömer Özsoy, Prof. Dr. İlhami Güler, Sistematik Kur’an Fihristi; 364)

“Kurban, fiilen haccı yaşayanların bayramıdır.

İhramlanıp Arafat’ta gündüzleyen, Meş’ar’e doğru akan, Müzdelife’de geceleyen hacılar, ertesi sabah şeytan taşlar, tıraş olur ve ihramdan çıkarlar. Artık hac tamam olmuş sayılır. Arafat’ta yaşadığı muarefe, yani Rabbiyle tanış olma sınavından geçen, Meş’ar’de gece boyu kendi içine dönüp şuurlanma sınavı veren hacı, artık bayram sabahına tıpkı Ramazan Bayramı sabahı yaşadığımız gibi, bir tür çözülme ya da serbestleşme ile girer.

İhramda iken tek bir kıl bile koparılmasına izin verilmez ve yeşil yaprağı koparması yasaklanırken, bayram sabahı bir canı, bir hayvanı boğazlamak üzerine vacip olmuştur.

Hacının ihramı, bu anlamda Ramazanın orucuna benzer. Oruçlu Ramazan Bayramına dili çözülmüş; hacı ise Kurban Bayramına eli çözülmüş olarak girer.

Kurban Bayramı sabahı, hacıdan bir önceki gün yasaklananları yapması emredilir.

Kıl koparamazken tıraş olması istenir.

Bir yaş yaprağı bile koparması men edilmişken kurban kesmesi istenir.

Eli çözülmüştür artık. Şeytanı taşlamaya da hak kazanmıştır. Müzdelife’de yaşadığı şuurlanma / bilinçlenme sırasında toprağı kazarak topladığı taşlarla birlikte, eliyle ettiği / edeceği ne kadar kötülük varsa şeytanın yüzüne savuracaktır artık…

Hacı Kurban Bayramının sabahına ferahlamış, sınavlarını geçmiş, engelleri aşmış olarak girer. Gün, kelimenin tam anlamıyla bayramdır artık.

Haccı yaşayanlar bu bayramı iyi bilir, iyi hisseder.

Kurban kesen elin kendi nefsinin (vücudunun) emrinde olmadığını, şeytana taş atarken eliyle ettiği şerlerin kendinden geldiğini, kestiği kurbanın ve hatta kendi kılının da kendi mülkü olmadığını bilerek eder bayramını. Öylece kurban ‘kurban’ olur; Rabbine “yakınlaşma” günü olur. Kurban bir can sınavıdır. Kurban bir yakınlık sevdasıdır. Kurban bir varlık sorunudur.

Elimizdeki bıçak önce canımızın boynuna değer, varlığımızın boyutlarını keser ve Rabbimizden uzaklığımızı ölçer.” (Senai Demirci, www.muhammedmustafa.net)

BAYRAM, “HACC” VE KURBAN (2)

Mustafa Nevruz SINACI

Bu makalenin birinci bölümü ve daha önceki yazılarımda açıklandığım üzere, kurban bayramında; Hac mahalli olan Mekke-i Mükerreme’de, Hac ibadeti dâhilinde kurban kesmek, bu anlamda bir vacip olarak kabul edilmiştir.

Dolayısıyla Kurban Bayramı, dünya Müslümanlarının Mekke, (Haremi Şerifte) yani, kutsal Hac mahalli Kâbe-i Muazzama’da toplanarak; Yıllık mutat İslâm kongresi vesilesiyle birbirleriyle kucaklaşmaları, ümmetin sorunlarını müşavere ve müzakere etmeleri ile Hac’la birlikte yeniden hayat bulmaları nedeniyle;, Hacı olanlar tarafından kurban kesilip, eti orada ikram edilip, dağıtılarak veya en hayırlı biçimde değerlendirilerek yapılan bir kutlama olup; Geride kalanlar, yani Hacı olanların kendi ülkelerinde, bu kutsiyetin idrak, Mekke’de yaşanan sevincin paylaşımı (tamamlayıcı ve bütünleyici bir unsuru anlamında) yapılan merasimdir.

Taşra ve dünyanın diğer Müslüman ülkelerinde (Müslümanların yaşadığı yerlerde) kutlama; Hac farizasını yerine getirerek Hacı olanların, Kâbe de kurban kesmelerini müteakip ‘bayram namazı’ merasimi ile başlar.

Mekke dışında, hacca denk, geleneksel ve dinsel bayram olarak idrak edilen bu kutlu merasimin amacı: Alnımızın değdiği kıble kadar yakın, tek bir secdeyle gidip gelinecek denli yanımızdaki; İnsanlığın ilk mâbedi ve çevresinde yaşanan mübarek hac sevinci, kutsi heyecan ve telaşı “HACI olmak şerefi ve bahtiyarlığına ulaşanlarla” paylaşarak idrake gayret etmektir.

Daha da doğrusu; Hac’ı, hacı’ların gönlüne girerek yaşamaktır. Hayatları hac’la tekrar hayat bulan ve adeta yeniden doğan eş-dost, akraba, büyüklerimiz ve yakınlarımızın feyiz, af-mağfiret, bereket ve rahmetini paylaşmaktır.

İşte, Bayrama, kurban bayramına öylece varmak ve sanki ‘biz’de Haremi Şerif’te, Kâbe huzurunda, Hacer-ül Esved karşısında imişiz gibi’ tali bir ibadet şuuru içinde idrak etmek gerekir!.. Kurban bayramından maksat yakınlık ve yakınlaşma manâsına gelen kurb, müminin cisim/madde çeperini aşarak Allah'a yaklaşması demektir. Unutmayalım ki, kurban, kelime anlamı ile Allah'a yakınlaşmak gayesiyle, O'nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O'nun rızası için HACC’da boğazlamak demektir.

Bu husus, Bakara Suresi: 196, Al-i İmran Suresi: 183, Mâide Suresi: 2, 27, 95, 97, Hac Suresi: 28, 33, 34, 36, Saffât Suresi: 107, Fetih Suresi: 25 ve Kevser Suresi: 2. âyetleri ile Hz. Aişe (ra) ve Sahabe’den Ebu Hureyre (ra), Zeyd İbnu Erkam (ra), İbnu Abbas (ra), Ümmü Bilâl Binti Hilâl (ra) Uveymir İbnu Eskar (ra) ve Hazreti Cabir (ra)’ın naklettikleri, senetler ile sabit ve sahih Hadis-i Şerifler ile kaimdir.

ŞU HALE NAZARAN:

Kelime-i Şehadet getirdikten ve hulus-i kalple inandıktan başka;, Başta 5 vakit Namaz, Ramazan Orucu (bütün Müslümanlar için), Zekât Vergisi ve Hac (gücü yeten, varlıklı-zengin Müslümanlar için) olmak üzere her biri ilâhi emir ve tıpkı ‘H2O’ gibi orijinal formülden ibaret ibadetler; Orijinal biçim, emredildikleri usul, esas ve şekle (tadil-i erkân’a uygun) algılanarak uygulanırsa doğru olur. Temel âdet (evrensel kural/hadis’i kudsi) ve ibadetlerde zaruret harici tolerans yoktur. Ancak tâli (tamamlayıcı, bütünleyici) ibadetlerde bu düşünülebilir.

Örneğin: Kurban Bayramı bir “kavurma bayramına” benzetilemez, dönüştürülemez!..

İslâm ve iman’ın şartlarını noksansız uygulamayan; Doğruluğu-dürüstlüğü, adalet ve fazileti emretmeyen, kötülükten men etmeyen (emri bil maruf, nehyi anil münker); Kur-an’da âyet-vahiyle sabit kul hakları ve haramlardan asla sakınmayan, yasaklara aldırmayan, basiret, hak, adalet, ibadet ve medeniyet ile ilgili emirleri uygulamayan; İslâm âleminin kalkınmasına, gelişmesine, yükselmesine katkıda bulunmayan kişinin Müslümanlığından söz edilemez!..

Beş vakit Namaz kılmayanın, oruç dâhil ‘ibadet’ yollu yaptığı hiçbir eylem makbul ve muteber sayılamaz. Müslümanlar zahire (görünene) göre hükmeder. Gayb-ı sadece Rab bilir. İlim ve iman ile dosdoğru amel etmek, eylem ve söylemde bir olmak insan ve İslâm olmanın en belirgin işareti ve olmazsa olmaz şartıdır. Biline…

BAYRAM, “HACC” VE KURBAN (3)

Mustafa Nevruz SINACI

İslâm’da ilmin kaynakları, tatbiki iman ve ibadet dayanakları Ayet, Hâdis, İcma-i ümmet ve içtihat olup; Ülkemizde kurulu DİB ve benzeri kurum/kuruluşların, (Müslüman halkın rey, rıza ve muvafakati ile seçilmemiş olmaları nedeniyle) hüküm irsali, yorum ve içtihat’a hak ve yetkileri yoktur. Bu tür kurumlar, yerleşik İslâm ümmetinin ibadet, mâbed, imar, inşa, idame ve ihyası ile namaz kıldırma memurlarının idaresi gibi muamelat işlerini tedvir vazifesi ile kaimdir.

Müslümanlıkta, İsa ve Musa şeraitlerinde olduğu gibi bir ruhban sınıfı yoktur.

İcma-i ümmet ve içtihat hakkı bizatihi Müslüman ahali, âlim ve ileri gelen müminlere aittir. Dolayısıyla DİB adına bir kişi çıkıp da: Kurban bayramında “kurban kesilir” veyahut da “kestirmeyiz” deme hakkına sahip değildir. Tıpkı başörtüsü konusunda ayet, hadis dışında tek bir kelime edemeyeceği gibi; tarikat ve cemaat tasallutu olmaksızın; Hak rızası için, adalet ve faziletle ümmeti temsil eden müminlerin reyi ile tertip ve teşekkül edinceye kadar!..

Dönem itibarıyla, muharref şeraitle yönetilen Hıristiyan ve Musevi/Yahudi yönetim unsurları tarafından İslâm âlemi, Müslüman ülkeler ve halkları adeta bir hasım ve düşman olarak algılanmakta;, Başta Irak ve Afganistan olmak üzere pek çok İslâm ülkesine tasallut, işgal ve tecavüz edilmiş bulunulmaktadır.

Yanı sıra, Müslümanların ağırlık, yoğunluk ve çoğunlukta olduğu ülkelerin hiç birisi hâkim, hükümran, özgür ve bağımsız değildir.

Fakirlik, cehalet ve geri almışlık; Düne kadar dünyayı peşinden sürükleyen Müslüman ülke ve halkların önde gelen sorunudur.

Bunun başlıca nedeni: Müslümanların insan hakları, adalet ahlâkı, eşitlik ve hukukun üstünlüğü ilkelerinden sapmış; Ticaret ve siyasette fazileti terk etmiş; Kur-an’ı Kerim’in emir ve yasaklarını bir kenara itmiş, gözden çıkartmış ve tefessüh etmiş, gaflet ve dalalet içinde “batı bataklığına” batmış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Sebep:

Mezhepçiliğin hâlâ ön plânda tutulması ve içtihat kapılarının açılmamasıdır.

Oysa zaman, ittihad (işbirliği) ve tevhid (birlik) zamanıdır.

Bu nedenle İslâm da içtihat kapısı asla kapatılamaz, kapalı tutulamaz.

Çünkü İslâm dininin güncelliğini, güzellik, tazelik, sadelik, asra önderlik ve kamu vicdanına istikamet kazandırması dirilik ve zindelikle mümkündür.

Bu imkân ise ancak içtihat kapılarının açık olması ile kabil ve mümkündür.

Örneğin, Şiiler hiçbir zaman müçtehitsiz kalmadıkları içindir ki, her çağda hâsıl olan sıkıntı ve sorunlara çareler, çözümler üretmiş ve uygulamışlardır.

Buna mukabil Sünnilerde (ehlisünnet ve’l cemaat mezheplerinde) Abbasi halifesinin Memluklulara sığınmasının akabinde Sultan Baybars'ın emriyle dört Mezhebin içtihadına bağlanmak şartıyla birlikte “bu yapılan içtihatların dışında” içtihat yapmak yasaklanmış ve bu yasak asırlar boyu süregelmiştir. Bu da ayrı ve önemli olay olup Ümmeti bağlamaması gerekir. Keza, İmam-ı Gazali’nin benzer bir hükümle “bundan böyle içtihad kapıları kapanmıştır” demesi İslâm’a ve Müslümanlara bin yıldır çok büyük zararlar vermektedir.

İşin doğrusu:

Saltanat sahipleri, işgalci ve sömürgeciler, düzenlerini rahatça sürdürmek için, şeytanî bir kurnazlıkla, “İçtihat kapısı kapanmıştır.” hükmünü koydurmuşlardır.

Öyle ki, mezhep içtihatları dokunulmaz tabular hâline getirilmiş; Kur-an’ın önüne geçirilen bu akaid (kural) ve içtihatların, tabii ki günümüz ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Çünkü insan dünyayı tanıdıkça, yeni ihtiyaçları olmakta, sanayi geliştikçe, her alanda bilgiler geliştiğinden, daima yeni içtihatlara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tıpkı kurban vs ibadetlerin uygulanmasında olduğu gibi…

EK, 1: Kurban Ayetleri, 2: Hadis-i Şerifler, 3: Yorum, eleştiri ve katkılar.

EK’LER:



Ek: 1) KURBAN AYETLERİ:

Bakara Sûresi (196) Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.

Âl-İ İmrân Sûresi (183) Onlar, "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"

Mâide Sûresi (2) Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ'be'ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

Mâide Sûresi (27) (Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti.

Mâide Sûresi (95) Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ'be'ye hediye olarak varmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir..

Mâide Sûresi (97) Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.

Hac Sûresi (28) Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde5 (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.

Hac Sûresi (33) Sizin için onlarda belli bir zamana kadar bir takım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)'dir.

Hac Sûresi (34) Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

Hac Sûresi (36) kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

Sâffât Sûresi (107) Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

Fetih Sûresi (25) Onlar, inkar edenler ve sizi Mescid-i Haram'ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke'ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkar edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.

Kevser Sûresi (2) O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

***

Ek: 2) KURBAN’A DAİR HADİS’İ ŞERİFLER:

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resûlullah (sav) buyurdular ki: “Hiç bir kul, kurban günü, Allah indinde kan akıtmaktan daha sevimli bir iş yapamaz Zîra, kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıl1arıyla, tırnaklarıyla gelecektir Hayvanın kanı yere düşmezden önce Allah (CC) indinde yüce bir mevkiye ulaşır Öyle ise, onu gönül hoşluğu ile ifâ edin”

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resülullah (sav) kurban kesmek istediği zaman iki tane büyük şişman çift boynuzlu alaca, hadımlaştırılmış koç alırdı Bunlardan birisini Allah (CC)’ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehadet eden ümmeti adına keser, diğerini de Muhammed ve ÂI-i Muhammed aleyhissalâtu vesselam adına keserdi.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resülullah (sav) buyurdular ki: “Maddi imkânı olup da kurban kesmeyen namazgâhımıza (Harem-i Şerif) sakın yaklaşmasın”

Zeyd İbnu Erkam (ra) anlatıyor: Resulullah (sav)’ın ashabı: Ey Allah’ın Resulü dediler, (Kâbe’de) bayram günü kesilen şu kurban nedir?. Bu, babanız Hazreti İbrahim aleyhisselâm’ın sünnetidir” buyurdular Ashab: Pekiyi, kurban kesmede bize ne gibi sevap var ey Allah’ın Resûlü!, dediler “Kurbanın her bir kılı için bir sevap” buyurdular Ashab tekrar: “(Kesilen kurban, koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resûlü (sevap nasıl olacak)?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselam: “Yünün her bir kılı için de bir sevap var!” buyurdular.

İbnu Abbâs (ra) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam’a bir adam geldi ve: “Üzerimde bir deve (kurbanı) borcu var Ben onu satın alacak güçteyim Ama deve bulamıyorum ki satın alayım” dedi Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm ona yedi davar satın alıp kesmesini emretti.

Ümmü Bilâl Binti Hilâl, babasından naklediyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Koyun nev’inden ceza’ (yani altı ayını doldurmuş ve bir yılını doldurandan geri kalmayan dolgun kuzu)nun bayram kurbanı olması câizdir.

Uveymir İbnu Eşkar (ra)’ın anlattığına göre, “Kurbanını bayram namazından önce kesmiş, sonra da durumu Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a açmıştır Aleyhissalâtu vesselâm da kendisine: “Kurbanını iade et (yeniden kes, o kurban yerine geçmez)” cevabını vermiştir.

Hz Câbir (ra) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kurban ettiği her deveden birparça etin alınmasını emretti (Toplanan) etler bir çömleğe konulup pişirildi Sonra Resül-i Ekrem aleyhissalâtu vesselâm ve beraberindekiler etten yediler ve et suyundan içtiler.

***

ELEŞTİRİ, YORUM VE KATKILAR:

Kimden: Süleyman Soylu Ofis Tarih: 02 Kasım 2010

Konu: KURBAN BAYRAMI'NIN ANLAMI VE "KURBAN KESME" NİN YERİ: HAREMİ ŞERİF/MEKKE

*

Bu tarz, içi dolu gibi görünen, terimlerle süslü ve insanı sanki "çok alim birinin elinden çıkmış" hissiyatına kaptıran yazılara itibar ederek dini konularda hüküm vermeyiniz veya verilmesine vesile olmayınız. Bu yazıyı yazan kişi aslında şunu demiş oluyor: "Ben bu dini, hükümlerini, İmam-ı Azam Ebu Hanife'den ve gelmiş geçmiş binlerce alimden, Kuran-ı Kerim'i, sünneti, Arapçayı, hadis fıkıh ilimlerini yemiş yutmuş binlerce insandan ve Sahabe-i Kiram'dan, onlardan sonra gelen Tabiin'den fazla biliyorum.

Tamamen hakim olmadığınız ama yaygın olan bir uygulama ile ilgili olarak şu Hadis-i Şerif'i aklınızdan çıkarmayınız: "Ümmetim, dalalette birleşmez".. Bir uygulama, bütün dünya müslümanları tarafından yüzyıllardır bu şekilde benimsenmişse, bu uyarıya göre doğru olduğuna hükmedebilirsiniz.

Keza Hacc Suresi'nin 34.ayetinde "Biz her ümmete, (kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık" buyurulmaktadır. Düz mealden hüküm çıkarmak sakıncalı olmakla beraber, en basit anlamıyla bile bu ayette bir işaret sözkonusudur. Keza, bu ayeti takip eden ayetler de bu manadadır.

Son yıllarda şöyle bir moda çıktı. Yaygın olan bir ibadeti veya dini uygulamayı birileri eline alıp, bir iki süslü cümleyle güya analiz ediyor ve bunu yaparken de "Kur'an'da geçmemektedir, peygamber zamanında yoktu" gibi kalıplar kullanıyor. İnsanlar bu cümleleri okuyunca oturup Kur'an-ı Kerim'i tek tek incelemek yerine "aaa bak bu kitapta yokmuş" demeyi yeğliyor.

Bu tür tuzaklara ve ucuzluklara düşmemek ve böyle sivri akıllı akademisyenlerin fitnelerine yüz vermemek gerekir. Bu devletin o insanları prof yapana kadar verdiği emeklere yazık. Bu türden insanlar her dönem çıkmışlardır ama Allah'ın dini, peygamberin sünneti baki kalmış, onlar ise unutulup gitmişlerdir. vesselam

***

Kimden: Gurman Gönülal Tarih: 01 Kasım 2010

Konu: KURAN Kurban Bayramında Kurban kesmeyi emreder mi?

*

Soru: Peygamberimiz Ömründe bir sene hacca gitmiştir, diğer seneler evinde Kurban Bayramında Kurban kesmiş midir? Diyanet önce bunun cevabını vermelidir.

Kurban Bayramının düşündürdükleri

Yıllardır ailecek Kurban bayramlarında Kurban keserdik. Bir gün sokakta hastalıktan ölmek üzere olan bir tavuğu ıstıraptan kurtarmak için tavuk kesim sistemini aynen uygulayarak kesmek istedim. Tavuğu ıstıraptan kurtarmıştım ama o gün bu gün aklımdan hiç çıkmaz. Aldığım canın bende bıraktığı derin üzüntü beni Kurban bayramlarında kesilen kurbanların Kuranda emredilip emredilmediği konusunda araştırma yapmaya itti.

Önce şu tespitimi yapmak isterim. Yıllardır erkeklerin kıldığı Cuma namazını neden kadınların kılmadığını düşünür ve Allahın kadın ve erkek kulları arasında böyle bir ayrımı neden yaptığını kendi kendime sorardım. Benim dinin yorumlanması ve bu güne gelirken ne gibi uydurma hadislerce sapmalara uğratıldığı konusunda ne bir alt yapım nede bazı tarihçi ve yazarlar kadar cesaretim var. Ancak TV lerde tartışan bazı cesur ilahiyatçılar Cuma namazının da kadına farz olduğunu söylüyor ve fakat geçmişte camideki sükûnetin bozulması üzerine o günkü din âlimlerinin kadını Cuma namazına gelmekten men ettiklerini ifade ediyorlardı. Kadın, Âlim söylediği ve işine geldiği için Yüz yıllardır Cuma namazı kılmaz. Peki, bu gün gerçek öğrenildiğine göre neden ve bilhassa din uğruna türban denen kundağa sarılmayı kabul eden kadınlar kılmaz. Acaba Kurandan başka kitapları din diye benimsedikleri için mi dersiniz? Şimdi gelelim Kurban meselesine;

Ben aklımın erdiği ve Allahın kitabı Kurandan anlayabildiğim kadarı ile açıklamaya çalışacağım. Kurban genel anlamı ile Kuranda üç yerde geçiyor. Biri İbrahim Peygamberin Allahtan bir erkek evlat istemesi ve dileğinin yerine gelmesi halinde de en çok sevdiği bir şeyi Kendisine kurban edeceğini söylemesi olayındaki kurban. Bu gün biz bu kurbana adak kurbanı diyoruz ve Allahtan olmasını istediğimiz bir dileğimizin yerine gelmesi üzerine kesiyoruz.

Kuranda Kurban ile ilgili ikinci sure Hac suresi, Bu surenin 33, 34 ve 36cı ayetleri kurban kesimi hakkında bilgi veriyor. 33cü Ayet tanımlanmış zamanlarda hacca gidenler adak adamışlarsa kurbanlarını hacda kessinler ve bir bölümünü yedikten sonra da kalanını ihtiyaç sahiplerine dağıtsınlar diyor. 34cü Ayette Biz her ümmet için bir kurbanlık hayvan kesme zamanı, kurbanlık hayvan kesme yeri belirledik sözü ile Hacda kesilen kurban mı yoksa Kurban bayramında evlerimizde kestiğimiz ya da bazı kurumlara parasını verdiğimiz Kurbanlar mı tanımlanıyor? Ancak bu tereddüdümüzü 36cı Ayette Kurbanlarınızı Kâbe de kesin ifadesi ile gidermiş oluyoruz diye düşünüyorum. Çünkü bir surenin arka arkaya gelen Ayetlerinin başındaki ve sonundakilerinin bir konuyu ortasındakinin ise bir başka konuyu anlatması yazı tekniğine uygun değildir. Bu nedenle Allahın insanın bile yazı tekniğine uymayan bir anlatımı vaz etmesi düşünülemez. Ayrıca birde bunu bazı insanların ifade edip Allaha izafe etmesini de akıl sahibi inanan insanların kabul etmesi mümkün değildir.

Yine Kuranda kurbanla ilgili olduğu söylenen üçüncü sure Kevser Suresidir. Bu Surede Allah Peygamberimize Ben sana Kevseri verdim sende benim için namaz kıl ve NAHRET demektedir.

1- Bu surenin ifade tarzı emrin peygamberimize olduğunu gösteriyor

2- Eğer bu sure hayır bütün insanları ilgilendirir denirse bu sefer NAHR kelimesinin ne anlama geldiği açıklanmalıdır.

Kuran tefsirlerinden öğrendiğimize göre;

A- Mücahit Atâ ve İkrime ye göre bu Ayet namaz kıl sözü ile Müzdelife deki kılınan sabah namazını ve NAHR kelimesi ile de Minâ da kesilen kurbanı ifade eder. Eğer bu tanım doğru ise ben sana ifadesindeki Peygambere seslenişten namazın kılınması ve kurbanın kesilmesi Hacda bile kafile liderine emredilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

B-Hazreti Ali ye göre ise NAHR kelimesi ile ifade edilen namazda sağ eli sol elin bileği üzerine koyup iki eli göğüs üzerine koymaktır.

C- Herhangi bir Mücahit in deyişine göre değil ama Arapçada Develer göğsüne bıçak vurulup kesildiği için de Deve kesmeğe NAHR denmiştir.

Yukarıda ifadeye çalıştığım şıkların hiçbirinde Müslümanların ikamet ettikleri yerlerde Kurban Bayramlarında Kurban kesmeleri emredilmemektedir. Şimdi gelelim aklı olan bir insanın kendi kendine sorduğu ve cevabını aradığı soruya: Yazımın başında Cuma namazını neden kadınların kılmadığını sorguladığımı anlatmıştım. Kadını Kurban ve Cuma namazını da Kurban bayramı gibi düşünürsek insanın aklına şu soru gelmektedir. Bu gün Ülkemizde Kurban Bayramında 5–6 milyon Kurban kesilmektedir. Yasa gereği Kurban derileri Kızılay tarafından toplanır ve başkaca toplayanlar cezalandırılır. Ancak gerçek böyle değildir. Kızılay kesilen kurbanların ancak %15 ini toplayabilmektedir. Bu miktar genel sayı düşünüldüğünde 750 bin deri demektir. Peki, geri kalan 4 milyondan fazla deri nereye gidiyor dersiniz yukarıda toplamaları kanunen suç olan dini dernek ve cemaatlere gittiğini görürsünüz. Düşünün, bu cemaatlerin her yıl ne kadar para kazandıklarını ve sonra da Atatürk ve onun kurduğu Laik Cumhuriyetin yıkılması için verdikleri mücadelede gerekli kaynağın nereden geldiğini anlarsınız.

Şimdi benim bir varsayımım var: Bundan böyle bir güç bu kurban derilerinin tamamının Kızılay a akmasını sağlasa ne olur dersiniz? Sizi fazla yormayayım da varsayımın sahibi olarak ben söyleyeyim. Kadınların Cuma namazından men edildiği gibi kurban kesmenin de Allah tarafından insanlara emredilmediği söylenecektir. Kimler tarafından derseniz Sayın İlahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk Hocanın dediği gibi Allah ile aldatan dinci baronlar tarafından olduğunu aklı olan herkes görecektir.

Sonuç olarak denebilir ki; İnsanlar gerçekleri ya akıllarını kullanarak öğrenirler ya da Kadınların Cuma namazından men edildiği gibi kurbandan nasiplenmeyen bu derneklerin Mülga dediklerinde öğreneceklerdir. Allah gerçek Müslümanları Allah ile aldatan şer güçlerin tuzağına düşürmesin.

Gürman Gönülal

Elek.Yük.Mühendisi

***

From: alakaya@yahoo.com Date: 30 Oct 2010

Subject: CUMHURİYET BAYRAMINIZI "BİLMUKABELE" VE YÜREKTEN KUTLARIM. EK DOSYA: KURBAN VE KURBAN BAYRAMI HAKKINDADIR!....

*

Sayın Mustafa Nevruz Sınacı,

Yazılarınızı zaman zaman okuyorum. Ancak Kurban konusundaki yazdıklarınızla milletin kafasını karıştırmaya hakkınız yoktur.

Ulu orta çarpıtmalarla önüne gelen müçtehit olamaz, belki maskara olur.

Bilmediğiniz konuda, zaman zaman bahsettiğiniz komplocuların komplosuna düşmemeniz konusunda sizi uyarıyorum. İslam'ın inanç ve ibadet esaslarını yıkmak, asırlarca süre gelen emperyalist projenin bir parçasıdır.

Günümüz yeni yetme müçtehit sendromuna kapılanlar da bu projenin en melun oyuncakları haline gelmiştir. İslamiyeti terörle özdeşleştirme yolu da bu tür ulu orta yorumcuların kitleleri kandırması sayesinde gerçekleşmiştir.

Kurban kesip kesmemekte herkes serbesttir. Kesmek din özgürlüğü çerçevesinde bir hak olduğu gibi kesmemek de herkesin kendi kararına bağlıdır. Kurban kesmeme hakkı sadece laikliğin garantisi altında değil, şeriatla yönetilen dönemlerde de kimseye zor ile kurban kestirilemez.

Bununla beraber din adına, dini esasları çarpıtarak Müslümanların kafasını karıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu konuda güvenilir kaynak istiyorsanız her ikisi de Atatürk dönemi bilginlerden olduğu halde eserlerini hür bilgi ve iradeleriyle yazmış olan, kendileri müctehitlik hevesine kapılmadan mevcut kaynakları derleyen:

Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'ni , Kur'an-ı Kerim'deki ilgili ayetlerin tefsisir için de Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirini öneririm.

Selamlar, Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya

***

Date: Sun, 14 Nov 2010 16:35:03 +0200

Subject: TEMİZELLERGURUBUBİZ.COM

Herkesin kurban kesmesi gerekmiyor, Dinde böyle bir mecburiyet yoktur...

From: arzukayaozok@gmail.com 14 KASIM 2010

*

""İslamiyet'te kandil geceleri yoktur!"

Peygamberin ana rahmine düştüğü gece diye gece olur mu? İlahiyatçı İhsan Eliaçık Bloomberg HT'de 'Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem' programında Yıldırımkaya'nın sorularını yanıtladı.

Daha önce http://www.facebook.com/l/08dcd;Haberturk.com'dan Hande Köseoğlu'na verdiğiniz röportajda, kurban kesmenin Şaman kültürü olduğunu, İslamiyet'le ilgisi olmadığını, sadece Hacca gidenler ve yakınlarının kesmesi gerektiğini söylediniz. Şaman kültüründen gelip de bizim İslamiyetle ilgili sandığımız başka ne var?

Herkesin kurban kesmesi gerekmiyor, dinde böyle bir mecburiyet yoktur. Hacca gidenler kurban kessin yeter. Eğer çok yardım etmek isteniyorsa birbirlerinin borçlarını ödesinler, faturalarına yardımcı olsunlar, sokak çocuklarına sahip çıksınlar…Bir sürü yardım edilebilecek, dayanışma gösterilebilecek, yardımlaşılabilecek yer var. Ben daha önce de ifade etmiştim: Türkiye'de bir derin din var, bir de görünen din var. Nasıl ki derin devlet var bir de görünen devlet var dinde aynen öyle,...

"İslamiyet'te kandil geceleri yoktur!"

Peygamberin ana rahmine düştüğü gece diye gece olur mu?

İlahiyatçı İhsan Eliaçık Bloomberg HT'de 'Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem' programında Yıldırımkaya'nın sorularını yanıtladı.

Daha önce http://www.facebook.com/l/08dcd;Haberturk.com'dan Hande Köseoğlu'na verdiğiniz röportajda, kurban kesmenin Şaman kültürü olduğunu, İslamiyet'le ilgisi olmadığını, sadece Hacca gidenler ve yakınlarının kesmesi gerektiğini söylediniz. Şaman kültüründen gelip de bizim İslamiyetle ilgili sandığımız başka ne var?

Herkesin kurban kesmesi gerekmiyor, dinde böyle bir mecburiyet yoktur. Hacca gidenler kurban kessin yeter. Eğer çok yardım etmek isteniyorsa birbirlerinin borçlarını ödesinler, faturalarına yardımcı olsunlar, sokak çocuklarına sahip çıksınlar…Bir sürü yardım edilebilecek, dayanışma gösterilebilecek, yardımlaşılabilecek yer var. Ben daha önce de ifade etmiştim: Türkiye'de bir derin din var, bir de görünen din var. Nasıl ki derin devlet var bir de görünen devlet var dinde aynen öyle, derin din 2000 yıldır değişmeyen Şamanizm'dir. İnsanlar değiştiklerini zannederler ama değişmez. Türkiye'de en güçlü ritüeller, Şaman ritüelleridir. Şamanlığın temelini de oluşturan beş şey var ve bunun üzerine bir İslami kılıf geçirilmiştir. Birincisi Gök Tanrı inancıdır, ikincisi Gökte Tanrı yerde Şaman inancıdır yani 'hoca, şeyh, pir, veli, evliya, baba, dede' bunların hepsi, eski Şamanlar'ın yerine geçmiştir. Şamanizm'de din adamı olmazsa olmazdır, tek başına Tanrı'ya ibadet edemezsin muhakkak bir aracıya ihtiyacın vardır. Üçüncüsü atalar kültüdür, atalara bağlılık esastır, doğru onlardadır, atalar şu anda türbelerde yatmaktadır ve türbelere hücumun sebebi bu atalar kültüdür.

-- O zaman türbe ve adak kültürü de Şamanizm'e dayanıyor?

Evet, buna bağlı olarak ataların hatıraları kutsal gün ve gecelerde yaşamaktadır ve kandil geceleri de oradan geliyor. Her bir kandil gecesinde bir atanın, ulunun anılmasıdır ve bu İslami dönemde Hz. Muhammed'e dönüşmüştür. Hz. Muhammed'in ana rahmine düştüğü gece diyor. Böyle bir gece olur mu? Her şeyden evvel bu ayıptır. Bu eski kültürden İslami kılıfa dönüşmüş bir söylemdir.

-- Kadir Gecesi'ni bu söyleminiz dışında mı tutuyorsunuz sadece kandillerden mi bahsediyorsunuz?

Kadir Gecesi var evet ama o da bizde bilinen anlamında değil. Esasen Kadir Gecesi'nde kandil kutlaması yapılmaz. Kadir Gecesi demek, Kuran'ın size indiği gece demektir ve toplanıp kutlamaya gerek yoktur. Kuran'ı okursunuz ve sizin ruhunuza, vicdanınıza Kuran inmeye başlar. ' Bu ışığı gördüm ve bundan sonra böyle yaşayacağım' dediğiniz andan itibaren sizin Kadir Geceniz başlamıştır. Dördüncüsü de kurban kesmektir, Şamanizm'de kurban kesmek dinin direğidir. Namaz yoktur, Kâbe yoktur, kıble yoktur her yerde kurban vardır.

-- O zaman kurban Şamanizm'de biraz İslamiyet'teki namazın yerine denk geliyor diyebilir miyiz?

Evet, biraz öyle gibidir. Beşincisi de domuz eti yememektir. Eski Türk takviminde domuz yılı vardır, uğursuzdur ve o yılda domuz eti yenmez. Bu saydıklarımdan bazıları İslam'da da var, hacda kurban kesmek, domuz eti yememek vb. Fakat bunlar Şamanizm'deki gibi değil. Şamanizm de bütün bunları yapmanın bize sevap kazandıracağını ve bütün günahlardan arınılacağını söyler. Siz türbeye gittiğinizde, kandil gecesine katıldığınızda, hayvanın kanını akıttığınızda, domuz etini yemediğinizde günahlarınızdan tamamen arınırsınız. Her günah işledikten sonra siz bunları yaptığınızda temizlenirsiniz. İslamiyet'te böyle bir şey yok.

-- Kandil geceleri için ''Peygamberimizin ana rahmine düştüğü gece' diye anılıyor böyle gece olur mu?' dediniz. Peki, kandil gecelerini kim çıkarmış? Bu geceyi kutlama nereden gelmiş ve kandil gecelerinde ne yapmamız gerekiyor?

Bunlar Hz. Peygamber zamanında yoktu. Sahabeden kimse kandil gecelerinde bir araya gelip kutlama yapmamıştır. Bunalar sonraki yıllarda imparatorlukların etrafındaki saray ulemasının halkı mabetlere toplamak ve orada denetimi sağlamak için icat ettikleri gecelerdir. Zaten mabetler namaz kılmak için yapılmamıştır, imparatorluğun gücünü göstermek için açılan tapınaklardır. Allah'ın gücünü görmek istiyorsanız Sultan Ahmet Camii'ne bakmaya gerek yok, gökyüzü çatı yeryüzü döşektir. Gökyüzüne bak Allah'ın büyüklüğü oradadır. Camiler imparatorun gücünü göstermek için yapılmıştır ve halk orada toplanır cuma namazlarında, kandil gecelerinde itaate alıştırılır. İşin kökenine gittiğiniz zaman yani Mekke ve Medine'de Peygamberimizin saf uygulamasına gittiğimiz zaman bunların hiçbirini göremezsiniz.

-- O zaman böyle bir şeyi kutlamamız mı gerekir? Kandil Gecesi'ni normal bir gün gibi o günde normal ibadetini sürdürerek geçirmeli diyorsunuz öyle mi?

Kandil gecelerinin dini hiçbir değeri yoktur ama sosyolojik değeri vardır. Halkımız o günlerde mabetleri doldurmaktadır, sosyolojik bir olaydır, insanlara 'dağılın gidin' demenin de bir anlamı yok, madem oraya toplandı insanlar bir şeyler anlatmak lazım denilebilinir. Ama bu sosyolojik açıdan, örfen bir şey ifade eder. Allah 'neden kandil gecelerinde camilerde toplanmadınız, bana şu kadar ibadet etmediniz?' diye kimseye sormaz. Böyle bir mükeffelliyetimiz yoktur. Akıp gelen tarihsel kültürden kopmak istemiyorsanız bunlara katılırsınız. Bunun kökeni İslamiyet değil, Asya halklarının, Mezopotamya havzasında yaşayan halkların kültürüdür.

-Hiçbir savunma aracına sahip olmasak bile, dişimiz tırnağımızla zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu korumayı kaçınılmaz görüyorum. Tarih, bize vatan uğrunda canını, malını esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini göstermektedir. Ben hayatımı, hiçbir zaman milletimizden üstün görmedim ve görmeyeceğim. Her an memleketim için şerefimle ölmeye hazırım.’

Mustafa Kemal Atatürk...

-Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir. Kızılderili Atasözü

***

Date: Sat, 13 Nov 2010 20:06:58 +0000 From: gurmangonulal@yahoo.com.tr

Subject: Ulu orta çarpıtmalarla önüne gelen müçtehit olamaz, belki maskara olur.

To: gercek.demokrat@hotmail.com 14 KASIM 2010

*

Sayın Mustafa Nevruz Sınacı yazınıza cevap veren Prof Dr. Alaeddin Yalçınkaya ya yazdığım ve bir türlü gitmeyen yazımı size de gönderiyorum. Eğer siz ulaşır ve gönderirseniz sevinirim.

*

Sayın Prof Dr. Alâeddin Yalçınkaya;

Tanışmıyorken sizi rahatsız ettiğim için affınıza sığınırım. 67 yıl süren ömrümün 55 yılında her düzeyde insana fen dersleri ve mesleki eğitimler vermiş biriyim. Dini duyguları yüksek bir aile ortamında büyüdüm. Çok küçükken Kuranı hatim ettim ve yine çok genç yaşımda (34) kimsenin etkisi altında kalmaksızın özgür irademle Hacca gittim. Altı sene evvel 61 yaşımda iken devlet memurluğundan emekli olduktan sonra gençliğimde aile büyüklerinin kadiri tarikatına mensup bir doktor arkadaşım söyledikleri aklıma geldi. Doktor arkadaşım Peygamberimiz döneminde Cuma namazlarında okunan hutbede halkın dertlerinin konuşulduğunu ve onların çeşitli konularda bilgilendirildiklerini ifade ediyordu ve devamla bu gün de değişik konularda uzman olan (doktor, mühendis, avukat ) gibi kişilerin konuları ile ilgili halkı bilgilendirmelerinin daha doğru olacağını söylüyordu. Bu düşünce bana doğru gelmişti. Bu söylemi biraz daha ileri götürürsek eğitimli kişilerin dini konularda da cahil kişilerin fetvalarından etkilenmemeleri için bilgi sahibi olmaları gerekiyordu.

Mühendis olduğum için kendime bir yol çizmeliydim ve bu yol Allahın Kuranına da ters düşmemeliydi. Allah Kuranında oku diyordu, dinle demiyordu. Ve yine ben Kuranı aklı olana farz kıldım diyordu. Bir başka sözüyle de anlayasınız diye bu kitabı sizin kendi lisanınızla indirdim diyordu. Bir başka ifadesi de aracıyı kaldırdım idi.

Şimdi aklı olan insan sorar Allah benim lisanım olan Türkçe bir kitap indirmediğine göre Araplar birinci sınıf ve okuyup anlayacaklar, peki diğerleri Arapça bilmedikleri için başkasından mı öğrenecekler. Hani aracı kaldırılmıştı. Bu ikilemde aklıma müracaat ettim ve cevabını da buldum. Kuranı rafa kaldıranların kıskacından kurtulmak için Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürkün kendi cebinden para vererek Elmalılı Hamdı Yazıra Tercümesini yaptırdığı kuranı okudum. Sonra ondan uzaklaşmadan Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof Dr. Süleyman Ateşin 6 ciltlik Kuran ayetlerinin iniş sebepleri ile birlikte meali ve tefsirini okudum. Herkesin yaptığı gibi aklımda tarttım ve Allahın emrine uyup aracısız olarak anladığım kadarı ile ona bağlandım.

Sayın Yalçınkaya ben Kuran Kurban Bayramında Kurban kesmeyi emreder mi? diye bir yazı yazmıştım. Diyanet işleri başkanlığına gönderdiğim bu yazımı okuyan ve kendisini hiç tanımadığım Mustafa Nevruz Sınacı’nın gönderdiği mail de sizin kendisine yazdığınız cevabi yazınızın keskin ve Prof unvanınızla çelişen “Ulu orta çarpıtmalarla önüne gelen müçtehit olamaz, belki maskara olur.” Sözünüz üzerine yazıyorum. Doğruyu Allah bilir bizler ve sizler sadece aklımızın erdiği kadarını alırız. Ben dini konularda bir şey söylersem muhakkak okuduğumu yanlış anladıysam Allaha sığınırım diyorum. Ya siz?

Ben Diyanet İşleri başkanlığına 23.6.2010 tarihinde TERÖR konusunda ne yaptınız diye de bir yazı ile sormuş ve eğer bir şey yapmazsanız 72 milyon insanın vergilerinden oluşan bütçeden aldığınız maaşlarınızdan payıma düşeni helal etmem demiştim. Dün camilerde terör konusunda vaizler verileceği ilan edildi. Keşke bana bir teşekkür etseydiler.

Siz Mustafa Nevruz Sınacıya Kurban kesme konusunda ahkâm kesme diye bir ifadede bulunuyorsunuz. Keşke benim yazımı da okuyup lisanımünasiple Kurandan uzaklaşmadan benim Kurandan aldığım ifadeleri yine Kurandan ifadelerle düzeltseniz diyorum.

Allah herkesi doğru yola yönlendirsin.

Allah herkese uydurulan değil indirilen Kuranın yolunda yürümeyi nasip etsin.

13.11.2010 Gürman Gönülal, Elek. Yük. Mühendisi



DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com







Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,

(adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir.

Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,

______________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [06 442] Yenişehir/ANKARA

DİKKAT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.











Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 742
Toplam Tekil 1636273
IP 54.163.94.5






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu