ORTA DOĞU’DA TAŞLAR YERİNE OTURURKEN - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ORTA DOĞU’DA TAŞLAR YERİNE OTURURKEN - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 04.10.2011 > Kaç kez okundu? 2860

Paylaş


Ülkemizin bulunduğu bölge tarihsel ve jeopolitik konumu itibariyle her dönem dünya kriz merkezlerinden birisi olmuştur. Ülkemiz Ortadoğu Kafkasya balkanların tam ortasında Orta Asya, Afganistan ve Kuzey Afrika’ya yakın sayılacak mesafede bulunduğundan bu bölgelerde meydana gelen çatışmalar, toplumsal hareketlilikler, devrimler, iç savaşlar vb. gelişmelerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmiş ve etkilenmektedir.

Bir yıldan beri Kuzey Afrika ve Orta Doğuda ki otoriter ve baskıcı yönetimlerin devrilmesine yol açan birkaç ülkede yönetim değişikliğinin yolunu açan bazılarında ise iç savaş görüntüsü sergileyen kalanlarında ise halen son derece kanlı çatışmaların sürdüğü ayaklanmaların devam ettiği, kitlelerin sokaklarda ve meydanlarda demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükleri vb. taleplerle eylemlerini sürdürdükleri bir ortamda ülkemiz rol model olma veya en azından örnek alınacak bir konuma gelmiştir.

Açıkçası hükümetimizin komşularla sıfır problemli, atak ve rasyonel dış politika siyaseti, onurlu ve dik duruşu bu sürecin çok sağlıklı ve başarılı geçmesini sağlamıştır. Güçlü ve tek başına iktidar olma, Cumhurbaşkanı köşküyle Başbakanlık konutu arasındaki uyum, ekonomik istikrar ve kalkınma trendinin yükselişi ve pek çok faktörün tesiriyle bu çalkantılı coğrafyada siyasal istikrar ve ekonomik gelişmişlik demokratik kültür, devlet aygıtının kurumsallaşması ve nice özelliklerimizle Ortadoğu haklarının umudu haline geldik.

Tamda bu ortamda başbakan Tayyip Erdoğan dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu ve bazı bakanlarını büyük bir işadamı grubunu yanına alarak Kuzey Afrika turuna çıkması büyük önem arz etmiştir. Başta Ortadoğu medyası olmak üzere dünya medyasının büyük ilgisiyle karşılanmıştır. Kuşkusuz başbakanımızın ve Türk heyetinin Mısır, Tunus ve Libya’ da eşi benzeri görülmeyen bir heyecanla karşılanması ve halk yığınlarının kendiliğinden meydanları hınca hınç doldurarak ellerinde Türk bayrakları ve başbakanımızın posterleriyle karşılamalarının pek çok nedeni vardır.

Ülkemizin parlamenter demokratik sistemi başarıyla uygulaması ekonomik sahadaki istikrarlı başarıları, demokratikleşmede aldığı mesafe, her türlü, vesayet rejiminin araç ve sistemlerinin zayıflatılması, bölgesel ve uluslararası sorunlara gerçekçi ve rasyonel çözümler sunarak dik duruş sergilemesi vb. atakları Ortadoğu haklarının mazlum kitlelerinin gönlünün fethedilmesine neden olmuştur. Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail devletinin uyguladığı saldırgan ve devlet terörüne karşı aldığı tutum başta Gazze’ye uygulanan haksız ambargo olmak üzere çeşitli dış politik meselelerde takındığı cesur tavır Ortadoğu halklarının nezdinde büyük prestij ve puan kazanmasına neden olmuştur. Zira hemen hemen bütün Ortadoğu liderleri pasif ABD batılı devletler ve İsrail’in kuklası olmaktan öteye gidememişlerdir.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika liderlerinin hemen hemen hepsi ABD, diğer batılı devletler, İsrail çok uluslu güçler, hegamon güçler, IMF ve dünya bankası gibi uluslararası emperyal ekonomik ve mali kuruluşlar vb. karşısında pasif yetersiz hatta zincirli bir bekçi köpeği gibi dururken emirlerinden çıkmazken kendi halkları karşısında büyük bir diktatör baskıcı zalim ve otoriter bir yönetici olmuş ve iktidarlarını sürdürmek için başta CİA ve MOSAD’ın desteğini alarak iktidarlarını sürdürmeye çalışmışlardır.

Bu yönetimlerden Mısırda Hüsnü Mübarek, Tunus’ta Zeynel Bin Abidin, Libya’da Kaddafi halk hareketi ve toplumsal muhalefetin başarısı sonucu devrilmişlerdir. Yemen’de Ali Abdullah Salih devrilmek üzeredir. Bahreyn, Bahreyn halkı Alı-halifeyi devirmekte kararlı Ürdün, Fas, Umman Suudi Arabistan, Kuveyt ve diğerlerine sıra gelecektir.

Türkiye’nin bütün bu toplumsal hareketlilik süresince Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının yanında yer alması uzun yıllardan beri ABD destekli yönetimlerinin baskısı altında yaşayan halklara umut ışığı olmuştur. Kahire’deki tahrir meydanında Trablus’taki şehitler meydanında ve Tunus havalimanında başbakanının Arapça:” Selam olsun mısırlı devrimci gençlere selam olsun Tunuslu gençlere selam olsun Libyalı gençlere” diye başlayan hitabının gençler ve halk yığınlarınca olağanüstü sevinçle karşılanarak alkışlanması batılı sömürgeci ve emperyalist güçlerle İsrail devletini vahşete düşürmüştür. Nitekim Fransız cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy İngiltere başbakanı David Cameron’u yanına alarak apar topar Libya’ya koşmuştur.Ama meydanlarda hitap edecek kimseyi bulamamış ve hayal kırıklığı yaşamıştır.Sayın başbakanın bütün meydanlarda ve basın toplantılarında dile getirdiği gibi Türkiye emperyalist ve sömürgeci haris batılı devletler gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika milletlerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin peşinde değildir.

Batılı devletler bir an önce bir petrol anlaşması yapıp payımızı bu pastadan arttıralım siyaseti güderken birbirlerinin ayaklarını kaydırmaya çalışırken Türkiye orada Müslüman kardeşlerine yardım için var olduğunu anlatmıştır.Gıda ilaç ve insanı yardımlarda bulunmuştur.Kuşkusuz bu ülkelerin imarı yeniden imarı ve inşası süreceğinden Türk firmaları aktif olarak yer alacaktır.Ülkemizin ürettiği ticari mallar ve ürünler bundan böyle bütün bölgede daha fazla rağbet görecektir.Kitle iletişim araçlarımız, filmlerimiz ve hatta TV dizilerimiz daha çok izlenecektir.Bütün bu gelişmeler sonucunda ilişkilerin her sahada gelişmesi ekonomimizin daha da büyümesine kültürümüzün daha da fazla yayılmasına münasebetlerimizin daha da pekişeceğine neden olacaktır.

Türkiye ile İsrail arasında meydana gelen sorunların nedeni İsrail devletinin yasa tanımaz kural tanımaz tutumundan kaynaklandığı aşikardır.İsrail devleti İngiltere’nin ve diğer batılı sömürgeci güçlerin desteğiyle kurulduğu 1948’den beri yayılmacı politika izleyerek Arap yönetimlerinin de satılmışlığı acizliği ve hainliği sayesinde sürekli olarak genişleyerek toprak kazanmayı hedeflemiş bu amacına varmak doğrultusunda her türlü devlet terörünü mubah görerek Filistin halkını topyekun yok etmeye hedeflemiştir.Bu saldırgan amacına ulaşmak için 63 yıldan beri suçsuz masum ve sivil insanları katlederek her türlü işkenceye tabi tutarak karanlık hapishanelere atarak evlerini köylerini başlarına yıkarak tarım arazilerine ve su kaynaklarına el koyarak, camii ve kutsal yerleri yıkarak ve tahrip ederek Filistinli örgütlerin direnişçi liderlerine suikastlar düzenleyerek kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahları kullanarak ve en son olarak 1.5 milyon Gazze’liyi yiyecek giyecek ve hatta ilaçtan mahrum bırakarak çirkin hedeflerine ulaşmayı amaçlamıştır.

Tamda bu ortamda başbakanımızın bütün demeç ve konuşmalarında Gazze’ye uygulanan İsrail ambargosunun yasa dışı olduğunu beyan etmesi ve İsrail devletiyle münasebetlerin yeniden normalleşme şartlarına Gazze’ye uygulanan ambargonun kalkmasını şart koşması ABD’nin ve diğer mülteci Arap yönetimlerinin baskı ve telkinlerine rağmen Gazze mücadelesinden vazgeçmemesi İsrail’i çok zor durumda bırakmıştır.

Tamda bu ortamda Filistin yönetiminin BM genel kurulunda bağımsız Filistin devletinin kurulmasına yönelik destek olan Türkiye’nin bu tutumu Arap halkları nezdinde büyük prim kazanmıştır. Ne yazık ki ülkemizde bazı köşe yazarları ve hatta muhalefet sözcüleri bu gelişmeler yaşanırken devletimizin arkasında durarak destek olacaklarına kimi olumsuzlukları dile getirerek süreci başarısız olarak göstermeye çalışmışlardır. Örneğin bazılarına göre devletimiz Arap halklarına ve sokaklarına oynayarak sokakları önemsediğini tezini ileri sürmüşlerdir. Bundan tabii ne olabilir ki önümüzdeki dönemlerde sokaklarda ki o insanlar birer seçmen olarak ülkelerini yeni yönetimlerini belirleyeceklerdir. Ben şahsen ülkemin başbakanıyla fotoğraf çektirme ve bir arada görüntüleme çabasına giren Mısırlı, Tunuslu veya başka devletlerin iktidara talip siyasilerinin bulunmasından onur duydum.Düşünün ki o ülkelerde siyasi partiler ve liderler başbakanımızla olan yakınlıklarını seçimler sırasında kullanmayı hedeflemiş ve başbakanımızın popülaritesinden seçimlerde hedeflemişlerdir .Bu konuda okuyucularımın beğenerek takip ettiğim Haber Türk gazetesi yazarı Serdar Turgut’un izlenim ve köşe yazılarını okumayı tavsiye ederim.(1)

Ülkemizin bölgesel bir güç olma yönünde attığı adımlardan biride Afrika boynuzunda meydana gelen açlık ve kıtlığa yönelik insancıl girişimlerinin büyük bir organizasyonla gerçekleşmesidir.Türk Halkının da olağanüstü insancıl ve hayır severlik özellikleri sayesinde devletimiz bütün dünya devletlerini geride bırakarak herkesin hayranlığını ve takdirini toplayacak şekilde olağanüstü başarılı bir organizasyonla Somali ve diğer açlıkla baş başa kalan ülkelere insani yardım, tıbbi ve ilaç yardımı götürerek büyük bir devlete yakışır intizamla bu işi gerçekleştirmiştir.Ve halen devam etmektedir.Unutmayalım halen Afrika’nın çeşitli bölgelerinde meydana gelen kıtlık açlık ve sefaletin bir nedeni doğal afetler ve kuraklıksa ve diğer en önemli nedeni ise sömürgeci ve emperyalist batılı devletlerin o kıtaya uyguladıkları sömürgecilik ve kolonyalist yöntemlerden kaynaklanmaktadır.

Yıllarca başta İngilizler olmak üzere milyonlarca Afrikalı genci insanlık dışı yöntemlerle köleleştiren avlayan köle batılı köle tüccarları bahtsız genç kız ve erkekleri ABD pamuk tarlalarında karın tokluğuna çalıştırmak üzere Afrika’dan Gemilelerle ABD’ye taşıdılar böylece Afrika’nın nüfus dengesini bozdular ve tarlalarda bahçelerde çalışacak kimse kalmayınca Afrika’nın büyük kısmı açlık ve sefalete mahkum oldu.(2)Bunun yanı sıra sömürgeci yönetimler kendi sanayi ihtiyaçlarını ve fabrikalarının ham maddelerini karşılamak amacıyla üretim çeşitliliğini ortadan kaldırarak tek ürün politikası izlediler ve özellikle gıda , tarım ve hayvancılık sektörlerinin çökmesine neden oldular.Şimdi ise Somali halkı Müslüman’dır. Oraya yardım edersek aşırı örgütlerin eline geçer yalan ve iftirasıyla kıllarını kıpırdatmayarak bir çuval unu ve bir şişe temiz suyu bile mazlum Somali ve diğer aç Afrikalılardan esirgemektedirler. İşte sömürgeci emperyalist batının gerçek yüzü budur.

Türkiye bu şekilde siyasi tavırları ekonomik gelişmesi insani yardımları ve yukarıda dile değindiğim nedenlerden dolayı bölge halkı hatta bütün coğrafyadaki milletlerin takdirini toplayarak gönüllerine taht kurarken bütün bu gelişmelerden ve yükselişten ürken kıskanan ve korkan İsrail ve yandaşları mevzii kaybetmektedirler. Hüsnü Mübarek ve Zeynel Abidin Bin Âli’nin halk ayaklanmaları sonucu devrilmeleri süreci(3) İsrail’in kabusu haline dönüşmüştür. Daha o günlerde kaleme aldığım yazılarımda önümüzdeki günlerde mısır halkının giderek o eski onurlu ve ihtişamlı günlerine geri döneceklerini başta utanç verici Camp David anlaşmasının sorgulanması olmak üzere pek çok olumlu gelişmeyle karşılaşacağımızı dile getirmiştim(4).Nitekim Hüsnü Mübarek yönetimi devrilir devrilmez uzun yıllardan beri İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın baskısıyla kapalı tutulan Gazze’nin dışarıyla olan tek bağlantısı konumundaki refah sınır kapısı mısır tarafından açılmıştır.30 yıldır mısır yönetimince İran yönetiminin yasal talebi olan savaş gemilerinin Süveyş kanalından geçişine izin vermeyen mısır bu yolu İran’a açarak İsrail’e mesaj vermiştir. Ardından Filistinli muhalif gruplar yani el fetih ve Hamas liderleri bir araya getirilerek aralarındaki itilaflar giderilmeye ve milli mutabakat yönetiminin kurulmasına yönelik girişimler başlatılmıştır.

Mısır halkı ve özellikle kendilerine devrimci mısır gençliği diye kendilerini tanıtan kitleler bunlarla yetinmemiş İsrail devletinin Kahire’de ki büyük elçiliğinin kapatılmasını ve mısırdan İsrail’e gönderilen doğalgazın kesilmesini talep etmişlerdir. ABD’nin baskısıyla mısır geçici askeri yönetimi bu taleplere duyarsız kalınca kızgın mısırlılar İsrail’in kahire büyük elçiliğini basmış ve İsrail bayrağını ve elçiliğini ateşe vererek büyük elçilik çalışanlarının Kahire’den apar topar gece yarısı mısırdan kaçmalarını sağlamışlardır. Ardında mısırdaki İsrail büyük elçiliği kapanmıştır. Mısırda önümüzdeki aylarda yapılacak seçim sonucunda iktidara gelecek olanların önünde bu konular önemli bir sorun gibi gözükmektedir. Emin olduğum tek konu daha çok uzun yıllar İsrail bayrağının tekrar kahire de dalgalanma şansının bulunmamasıdır. Önümüzdeki süreçte diğer başta Ürdün, Fas Fars körfezinki mürteci emirlikleri ve diğer ülkelerde meydana gelen gelişmeler, Filistin, bağımsız Filistin devletinin kurulmasının deklare edilmesi vb. gelişmeler İsrail’i daha da yalnızlaştırarak tedirgin edecektir. İsrail devleti biyolojik yapısı ve tarihsel gelişimi nedeniyle yalnızlaştıkça daha da saldırganlaşarak terörist yöntemleri ve eylemlerini fazlalaştıracak. Tahrikler yapacak ve kendi yöneticilerinin açık şekilde söylediği gibi bölgedeki terörist gruplarla işbirliklerini genişleteceklerdir.

Tamda bu aşamada İsrail ve ABD Suudi Arabistan lobisinin tesiriyle Mavi Marmara katliamının raporunun İsrail lehine çıkmasının ardından devletimizin haklı tavrı İsrail’le askeri anlaşmaların askıya alınması ilişkilerin alt düzeye çekilerek İsrail’in Ankara’daki büyük elçiliğinin istenmeyen adam olarak ilanı ve sınır dışı edilmesi İsrail’i daha da yalnızlaştırarak köşeye sıkıştırmıştır. Böylece İsrailli yöneticiler gerçek yüzlerini göstererek terörist gruplara verdikleri desteği aleni şekilde açıklamışlardır. Aslında konunun uzmanlarına vakıftır ki ABD diğer batılı devletlerinin istihbarat örgütleri İsrail ve Suudi Arabistan gibi devletler çirkin amaçlarını yürütmek için yasa dışı insanlık dışı terörist örgütlerine her zaman lojistik ve maddi destek vermişlerdir. Ülkemiz Orta Doğu Kuzey Afrika hatta bütün mazlum milletlerin umudu ve Kâbe’si konumuna yükselirken İsrail bütün mevziilerini kaybetmekte giderek sıkışmış ABD ve batılı devletlerin dışında bir tek bölgedeki çağ dışı mürteci yönetimler yani Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Bahreyn vb. ülkelerle münasebetleri ve derin ilişkileri kalmıştır. Eminim bu yönetimlerinde sonu gelecek ve Mübarek gibi tarihinin karanlık çöplüklerinde yerlerini alacaklardır.



İRAN’DAKİ GELİŞMELER

Bildiğimiz gibi Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Türkiye’den başka devlet ciddiyetine sahip tarihsel devletleşme sürecini tamamlayan ve devlet geleneği olan iki ülke daha mevcuttur. Bunlardan biri İran diğeri Mısır’dır. İran başta nükleer faaliyetleri olmak üzere pek çok uygulamasıyla devamlı şekilde dünya gündeminde ve kamuoyunda yer tutmaktadır.(5)Bölgesel konuları irdelerken İran’daki gelişmelere göz atmakta fayda vardır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da meydana gelen ve pek çok yazar ve yorumcu tarafından Arap Baharı denilen toplumsal hareketlilik İran’da İslami uyanış(Bidariye İslami) diye adlandırılmakta ve çok yakından takip edilmektedir. Arap coğrafyasındaki bütün gelişmeler ayrıntılı bir biçimde İran medyasında takip edilip yorumlanmaktadır. Suriye’deki gelişmeler hariç bütün bu hareketlilik İran’da büyük sevinçle ve olumlu bir biçimde karşılanmaktadır. Arap Baharı haberleri bütün İran sözlü ve yazılı medyasında ve özellikle uluslararası yayın yapan(6) İran’ın İngilizce, Arapça ve diğer dillerde yayın yapan TV kanallarında canlı yayınlarla duyurulmaktadır. İranlı devlet adamları da bütün demeçlerinde bu gelişmelere önemli yer ayırmaktadırlar.

Bu doğrultuda geçen hafta Tahran’da 400 yabancı 600 yerli bilim ve siyaset adamının katılımıyla İslami uyanış adlı uluslararası bir konferans düzenlendi. Kongreye 70 ülkeden devlet adamı ve İslami örgüt lideri katıldı. Kongrenin önemi İran dini lideri Ali Hameney’i kongreye iştirak ederek uzun ve ayrıntılı bir açılış konuşması yapmasının göstergesidir. Canlı olarak bütün iletişim araçlarından yayınlanan kongrenin sonunda İslami uyanış tezinin ve fikrinin kurumsallaşması doğrultusunda Tahran’da bu başlık altında daimi bir sekretarya’nın oluşması yönündeydi.

Öte yandan uzun dönemden beri İran dini lideri Seyit Ali Hameney ve çevresindeki tutucu muhafazakâr din adamlarıyla cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat ve etrafı arasında ki anlaşmazlık giderek daha sert bir hale dönüşmüş iki lider doğrudan bu güç mücadelesinde birbirlerini hedef almazlarsa da etrafları karşı tarafı sert bir şekilde eleştirmekten kendilerini alıkoymuyorlardı. İki lider arasında ihtilafın kamuoyuna yansıması aylar önceye dayanmaktadır. Bildiğimiz gibi İran başkanlık sistemiyle idare edilmekte bakanlar kurulu doğrudan doğruya cumhurbaşkanı başkanlığı makamına bağlıdır. İstihbarat bakanı din adamı Muhammed Müslehi’nin girişimleriyle cumhurbaşkanı başdanışmanı İsfendiyar Rahim Meşai’nin (7)çevresinin gözaltına alınmasına tepki olarak cumhurbaşkanı istihbarat bakanını görevden almak istese de dini liderin girişimiyle bu gerçekleştirilemedi.

Aylardan beri Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat görevden almak istediği bir istihbarat bakanıyla çalışmak zorunda kalmıştır.Dini lidere yakın siyasiler , köşe yazarları ve din adamları Ahmedinejat’ın mensup olduğu siyasi grubu sapmış (hareketi inhirafi ) diye niteleyip kimi zaman bu harekete karşı devrimcilerle bir tutmaktadır.Geçen haftaya kadar bu tip söylemler genel olarak dini lidere yakın siyasiler din adamları ve köşe yazarları tarafından dile getirilirken silahlı kuvvetlere mensup birisi tarafından dile getirilmesi dikkatleri tekrar bu konu üzerine çekmiştir.Tahran’da konuşlandırılan devrim muhafızlarına ait “Muhammet Rasulallah” Karargahının Komutanı Devrim Muhafızı Generali Hüseyin Hamedani bir basın toplantısında bu konuya taraf olmuş ve Ahmedinejat cephesine sert eleştiriler yöneltmiştir.Unutmayalım devrim muhafızları ordusu başta olmak üzere İran silahlı kuvvetlerinin başkomutanı dini lider Ali Hameniy’dir.

Tamda bu karışık ortamda Güneydeki Huzistan ilindeki devlet bankalarından “Bange Sadırat” ta yaşanan 3 milyar dolarlık İran tarihinin en büyük yolsuzluk olayının yaşanması meclisten ve parlamenterlerden Ahmedinejat kabilesine yönelik eleştirilerinin dozunun arttığına neden olmuştur. Ahmedinejat ise New York’ta BM genel kuruluna gitmeden önce bakanlar kurulu toplantısını kuzeydeki Erdebil ilinde gerçekleştirdikten sonra halka hitaben yaptığı konuşmada bundan sonra susmayacağı ve saldırılar karşısında sessiz kalmayacağı mesajını vermiştir.

Bu iç çekişmeler ve güç savaşı gölgesinde Mahmut Ahmedinejat karşı tarafın eleştiri oklarının yöneldiği başdanışmanı İsfendiyar Rahim Meşaiyi ve kalabalık bir heyeti yanına alarak New York’ a uçmuştur. Önümüzdeki aylarda İran parlamento seçimleri sırasında bu seçimlerine bu çekişmenin nasıl yansıyacağı şimdiden merak konusudur.

İran’da son haftalarda meydana gelen en önemli konulardan biride Kuzeybatı bölgesini içeren kapsamlı bir hava askeri tatbikatıydı. İran Doğu Azerbaycan ili merkezi Tebriz’de konuşlanmış bulunan ikinci taktik hava üssü bünyesinde beş gün süren bu tatbikata hava kuvvetleri bünyesinde bulunan mik29,sokoh24 ve İran’ın kendi ürettiği Saige(kıvılcım) adlı savaş uçaklarının gerçek mermilerle gece vuruşu ve havada yakıt ikmali gibi savaş taktikleri denendi. Kimi uzman bu tatbikatı Türkiye ile ilişkilendirerek yeni imzalanan NATO füze savunma üssü anlaşmasına yönelik olduğunu ileri sürerken bazıları ise son haftalarda İran, Doğu ve Batı Azerbaycan illerinin ortasında bulunan ve kurumaya yüz tutmuş Urumiye(8) gölünün kurumasına yönelik tepkilerin Tebriz ve Urumiye’de yoğunlaşmasına ve bazılarında ise önümüzdeki hafta bölgenin kuzeyinde ABD ile Azerbaycan ordularının müşterek askeri tatbikatlarına yönelik tepki olduğu tezini ileri sürmüşlerdir. Kanımca bu tezlerin doğrudan doğruya konuyla bir ilgisi bulunmamaktadır.İran devleti bütün egemen ve bağımsız devletler gibi periyodik olarak önceden planlanmış askeri tatbikatlar gerçekleştirerek çevresini saran düşman devletlere mesaj vermek istemektedir.Unutmayalım ABD ve NATO’ya bağlı askeri güçler İran’ı her taraftan kuşatmış başta Afganistan,Irak,Pakistan ,Suudi Arabistan,Bahreyn vb. ülkelerde pek çok ABD askeri üssü faaliyette bulunmaktadır.Yanı sıra ABD ve diğer batılı devletlerin irili ufaklı savaş gemileri ve deniz altıları sudan bahanelerle İran’ın dibindeki fars körfezi Umman denizi ve Hint okyanusunda cirit atmaktadırlar.

SONUÇ OLARAK,,,

Türkiye İran ve Mısır bölgenin en önemli üç devleti konumundadırlar. Bunların dışında kalan devletlerle kıyaslanmayacak devlet gelenekleri ve kurumsal yapıya sahiptirler.30 yıldan beri Mısır Orta doğu denklemleri ve siyasi dengelerinden uzak bir durumda idi. Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek’in uyguladığı batı yanlısı ve kuklası ve İsrail uşaklığı politikaları bu ülkenin tecrit olunmasına neden olmuştur. Oysa şimdi giderek Mısır eski konumuna geri dönmek üzeredir. Önümüzdeki dönemde geçiş süresi sona erip mısır halkının tercihiyle iktidara gelecek olan yönetime çok önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Her türlü maceracılık ve aşırılıktan kaçınarak Türkiye ile münasebetlerini daha da geliştirerek hak ettiği gerçek saygın yerine ve konumuna kavuşacaktır. Mısır ve Türkiye Sünni âleminin iki devleti olarak sağduyulu hareketleriyle Salefi Suudi yönetiminin tahrik ve kışkırtmalarına katılmadıklarını bundan önce defalarca göstermişlerdir.

Batılı yanlısı diktatörlerin yıkılmasıyla Suudi Arabistan çağ dışı yönetimi gün geçtikçe daha da yalnızlaşmakta devrik diktatörlerin sığınma üssü haline dönüşmüştür. Tunus devrik diktatörü Riyad’da ibretle yakın arkadaşı Hüsnü Mübarek ve oğullarının Kahire’de kafes içinde hesap verdiklerini korkuyla izlerken yemen diktatörü Nekahet devresini bitirdikten sonra tekrar yüzsüzce başkent Sana’ya dönerken yine yüzlerce masum Yemenlinin ölümüne neden olmuştur.Suudi krallarından direktif alarak döndüğü ilk günde yüzden fazla sivili öldürerek yemen halkına gözdağı vermeyi hedeflediyse de yemen halkı bu diktatörü tarihe gömmeye kararlı olduklarını göstermişlerdir. Bahreyn’deki demokrasi insan hakları ve demokrasi talep eden sivil halkı sokaklarda kurşunlayan zalim ve mürteci Alı-Halife ailesinin uçakları da içindeki altınları ve Petro dolarlarla dolu başkent Manama’da Arabistan’a kaçış günü beklemektedir. Gün gelip Suudi halkı bilinçlenip Alı-Suud ailesini devirmeye kalkıştıklarında onlarında gidecekleri yer İsrail’in başkenti Tel-Aviv ya da ABD’nin başkenti Washington olacaktır.

Türkiye ile İran arasındaki münasebetler her zamandan daha sağlam ve koparılmayacak güçte bulunmaktadır. İki başkent arasındaki münasebetler giderek daha da gelişecek ve pekişecektir. Bazı yorumcular özellikle NATO füze savunma sisteminin radar üssünün Malatya kürecik köyüne kurulmasını ve Türkiye ile İran yönetimleri arasında Suriye’de meydana gelen olaylar karşısında farklı tutum ve düşünceye sahip olduklarından dolayı iki ülke münasebetlerinin bozulduğunu ve gerginleştiği tezini ileri sürmüşlerdir. Şahsen bu tarz bir düşünceye katılmıyorum. Tabiatıyla iki bağımsız ve egemen devletten söz ediyoruz. Üstelik iki büyük ve onurlu devletten bu gibi sorunlar ve fikir ayrılıkları iki ülke arasında var olan sağlam dostluk ve kardeşlik ilişkilerine zarar veremez.

İran basın yayınını ve siyasilerin demeçlerini yakından takip edenler İran’ın yukarda söz edilen hususlar konusunda beklendiği gibi sert çıkış yapmadıklarını görmüşlerdir. Daha çok alt düzeydeki yöneticilerden oda cılız bir şekilde Türkiye’yi doğrudan hedef almayarak tepkiler dile getirilmiştir. BM yıllık genel kurulu toplantısı çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İran cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat arasındaki görüşme gayet olumlu ve başarılı geçmiştir.Üstelik MİT müsteşarımız Hakan Fidan’ın İran’daki temasları ve başbakanın önümüzdeki dönemde de terör örgütüne karşı İran’la ortak operasyon yapacakları ve Kandile yapılan son hava operasyonlarından savaş uçaklarımızın İran hava sahasını kullanması iki ülke arasındaki derin dostluk,kardeşlik ve işbirliklerinin küçük bir göstergesidir.

Başbakanın mısırda Tunus’ta ve Libya’daki halkı hitaben yaptığı konuşmalarında laiklik vurgusu yaparak kendi laiklik anlayışını net bir şekilde ortaya koyması devletimizin hiçbir konuda çekinmeden düşüncelerini açıklaması örnek model alınmamız konusunda en önemli faktörlerden birisidir.Türkiye bütün gücü ve konumuyla bölgesel bir güç haline gelmiştir. Dostlarımız bu konumumuzdan memnun düşmanlarımız tedirgindir ve korku halindedirler.Türkiye’de ise herkes kararını vermelidir.İleriye doğru emin adımlarla bölgesel güçlü örnek ve gelişmiş bir güç olmaya devam diyenlerin yanında ve arkasında yürümeye devam mı? Yoksa eskisi gibi pısırık kişiliksiz ve pasif kalan bir dış politika gütmek mi?

Kara_agacli@yahoo.com

*BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü



Dipnotlar:

1: http://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut/670852-erdogan-sayesinde-kendimi-cok-iyi-hissediyorum

2:Konuya ilgi duyanlar belgesel tadındaki Altın Kitaplar Yayınevi tarafından basılan Alex Haley’in Kökler kitabını okumalarını tavsiye ederim.

3: http://www.dunyagundemi.net/yazarlar/utanmazligin-boylesi-gorulmemistir-73544.html

4: http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1067:arap-baharna-farkl-bak&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

5: http://www.karadenizdergi.com/turkce/iran%E2%80%99in-nukleer-dosyasi/

6:İran resmi devlet radyo televizyonu(seda ve sima)’na ait 24 saat yayın yapan press tv İngilizce, Al Alem ve Al Koser Arapça sahar 1 ve 2 çeşitli dillerde haber yayını yapmaktadırlar.

7:İsfendiyar Rahim Meşhai cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın a takımı denen grubun başında bulunan isimdir. M. Ahmedinejad’ın dünürü de olan E.R.Meşai çeşitli konularda din adamlarından farklı görüşleriyle öne çıkmaktadır.Örneğin Meşai İran’ın eski medeniyeti olan pers hükümdarlarının İran kültürüne büyük katkı yaptıkları tezine inanmak bu ise din adamlarının büyük tepkisine neden olmaktadır.Meşai din adamlarının baskısı sonucu cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürlüğünden ayrılmak zorunda kalsa da halen cumhurbaşkanı baş danışmanlığı sıfatını korumaktadır.Ayrıca İran anayasasının herhangi birisi 2 dönemden fazla cumhurbaşkanlığı makamından bulunamayacağından Ahmedinejat’ın görev süresinin bitiminde Rahim Meşai’nin bu aday gösterileceği tezi ileri sürülmektedir.

8:Urumiye gölü İran’ın en büyük iç gölü dünyanın ise en büyük ikinci tuz gölüdür. Göl 5,200 km² yüzölçümüne sahip olup en derin yeri yaklaşık 16 metredir.Son yıllarda yanlış sulama politikaları ve inşa edilen barajlar neticesinde göle akan sudan azalma meydana gelince şuanda gölün %40 kurumuştur.Bu konunun bölge milletvekillerince İran meclisinde öncelikle ele alınıp çözüm bulunması yönündeki teklif ret edilince başta Tebriz ve urumiye’de bazı protesto olayları meydana gelmiştir.Kimi fırsatçı yurt dışında yayın yapan yayın kuruşu da bu olayları fırsat bilerek halkı sokağa dökmeye çaba gösterirken İran meclisi konuyu ele almış konunun çözümü için 900 milyon dolar bütçe ayırarak Aras ve Zap nehirlerinden göle su pompalanarak kuraklığın ve gölün kurumasının önüne geçme formülünü benimsemiştir.















Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 22
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 582
Toplam Tekil 1636113
IP 54.197.75.176






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu