CIA Kürtlere özerklik istedi - Yrd. Doç. Dr. Feridün ÖZGÜMÜŞ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









CIA Kürtlere özerklik istedi - Yrd. Doç. Dr. Feridün ÖZGÜMÜŞ
Tarih: 03.10.2011 > Kaç kez okundu? 2244

Paylaş


Fuller'in biçimlendirdiği Türkiye

MİT-PKK görüşmesi basına yansırken tam da aynı anda "Türkiye'nin Kürt Meselesi" adıyla bir kitap yayınlandı.

Kürt meselesi üzerine her gün bir dolu kitap çıktığı için normal bir yayın faaliyet olarak değerlendirilebilirdi ama bu kitabın yazarı "yazar" kimliğinin ötesinde bir konuma sahipti: CIA'nın Türkiye ve Ortadoğu sorumluluğunu yapmış Graham Fuller!

Fuller, Türk kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. CIA'ya bağlı RAND adlı kuruluşun yetkilisi iken yaptığı çıkışlarla adından çok söz ettirmişti.

Kemalizmin artık modasının geçtiği, bu muhteremin temel teziydi ve Türkiye için önerdiği model ise "Ilımlı İslam"dı. CIA'nın bu doğrultuda Erbakan hükümetine verdiği destek biliniyordu

Fuller'in bir diğer misyonu, Türk Ordusu'na karşı olan öfkesi, demokratikleşme temel tezi ile Türk Ordusu'nun, özellikle de ABD'yle cephe cepheye gelen Kıvrıkoğlu-Karadayı çizgisinin Ordu'dan tasfiye edilmesiydi.

Kızıl Elma üzerine bir yazı kaleme almış ve Türk Solu'nun milliyetçilerle ittifakını Amerikan egemenlik sisteminin bir numaralı düşmanı olarak göstermişti.

Türkiye'nin son 15 yılı, istisnasız her adımda, Fuller'in analiz ve önerilerine göre biçimlendirilmiştir!

İş bu kadar açık olunca, Kürt Meselesi üzerine çıkan kitap da neler olup bittiğini ve neler olacağını anlamamız için en önemli kaynak haline geliyor.

CIA Kürtlere özerklik talep ediyor

Kitap, aslında yeni bir kitap değil. Fuller'in bir CIA görevlisi olarak Türkiye üzerine gözlem ve önerilerini içeren istihbarat raporlarından oluşuyor ve tarihi de oldukça eski; 1998 yılına ait yazılar.

Ama durumun böyle olması kitabı eski kılmaktan ziyade, 1998'den bu güne olan gelişmeleri anlamamız için bir fırsata dönüşüyor. Tam da MİT-PKK görüşmesi açığa çıktığında piyasaya sürüldüğünü de dikkate aldığımızda taşlar yerli yerine oturmuş oluyor.

Kitabın bir diğer önemi önsözleri. Önsözlerden birini ABD'nin Türkiye Büyükelçiliği yapmış olan Morton Abromowitz yazmış, diğeri ise Fuller'in.

Bu önsözler, çok açık bir şekilde ABD'nin ve CIA'nın Türkiye'ye dayattığı çözümü açıklıyor:

CIA ve ABD, Türkiye'nin Kürtlere özerklik vermesini istiyor!

Abromowitz, kitabın ve CIA'nın önerilerini şu şekilde özetliyor:

" 'Ülkenin mevcut sınırları içerisinde' 1) yasal bir Kürt kimliğini ortaya koyan, 2) güneydoğudaki mevcut askeri yaklaşımı çarpıcı biçimde azaltan ve değiştiren, 3) Kürt siyasi partilerini taciz etmek veya kapatmak yerine koruyan, 4) Kürtlerin kendi dillerinde eğitim almalarına imkan veren ve 5) merkezi idareden yerel idareye geçen bir çözüm talep ediyorlar"

Bu önerilerine kendisinin de katıldığını ifade ederek "Merkezi yönetimin yetkilerinin bir kısmının yerel yönetimlere devredilmesi önerisi, Kürt meselesi üzerindeki etkisi ne olursa olsun son derece önemli bir ihtiyaçtır." tespitinde bulunuyor.

CIA tarafından gündeme getirilen ve anlaşılan Türkiye'deki ABD büyükelçiliği tarafından da benimsenen bu özerklik fikrinin, PKK tarafından ve BDP tarafından da benimsenmiş olması elbette garip değil.

CIA: Türkiye'ye bedel ödetiriz!

Peki bu özerklik olmazsa ya da Türkiye CIA'nın taleplerini yerine getirmezse ne olur?

İşte burada kitabın şu anda yayınlanmasının en büyük sebebini anlayabiliyoruz, ABD, Türkiye'ye açıkça ültimatom vermektedir, Kürtler için özerklik talep etmektedir ve eğer bu yapılmazsa ne olacağı konusunda da tehdit savurmaktadır.

Fuller, "Türkiye'nin toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşmasından yanayız" demektedir.

Ancak bu çümledeki "eğer mümkünse" ifadesi bile, "peki mümkün olmazsa" şeklindeki bir soruyu gündeme getirmektedir.

"Eğer mümkün olmazsa"nın tehditlerini peş peşe sıralamaktadır Fuller:

"İnsan haklarını ihlal etmesi Türkiye'ye Avrupa ve Washington'da da siyasi bedeller ödetecektir."

Siyasi bedelin karşılığını da açıklıyor:

"Devlet politikaları bu insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamazsa, Türkiye'nin devlet bütünlüğü tehlikeye girecektir. Başka ülkeler de benzer sorunlarla yüzyüzedir ve Türkiye'nin istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasını hiç ümit etmiyoruz"

Çok açıkça, eğer özerklik ilan edilmezse Türkiye bölünür demektedir CIA!

Bu bölünme tehdidi kitapta çok kez tekrar edilmektedir:

"ABD, insan hakları, demokratik yaşam ve en önemlisi Türkiye'nin gelecekte varlığını sürdürebilmesi hususlarındaki kaygıları nedeniyle Türkiye'yi bir çözüme doğru itme konusunda ne kadar baskı uygulamalıdır?"

Evet CIA açıkça, Türkiye'nin bölünmesini geçtik gelecekte varlığını sürdürmesinden bile kaygılıdır!

Demek ki Türkiye'nin bölünmesinin ötesinde, tıpkı Sevr'de olduğu gibi, Türklerin Anadolu'dan sürülmesi bile gündemdedir.

Ve ABD'nin ne kadar baskı uygulaması gerektiği açıkça sorulmaktadır.

Ve daha da ileri gidilerek sorun şöyle konulmaktadır:

"Batının yakın bir müttefiki ile dünyada kendi devleti olmayan en büyük etnik grubu içeren bu sorun gelip Batının eşiğine dayanmıştır. Bu sorun Türkiye'nin mevcut sınırları içerisinde çözülebilir mi?"

Anlaşıldığı gibi, Batı, Türkler ve Kürtler arasındaki sorunu artık kendi sorunu olarak görmektedir.

Bundan sonra tartışılacak olan "Türkiye'nin sınırları"dır!

Bir PKK sempatizanı: Fuller

Kitap sadece CIA'nın Kürtlere özerklik talebini değil aynı zamanda ABD'nin Türkiye'nin Kürt meselesini nasıl gördüğünü de anlamamızı sağlıyor.

Kitaptaki yazılar 1998 yılının ürünü olmasına ve o dönemde PKK bugünkü gibi güçlü olmamasına rağmen, daha o gün bile ABD'nin PKK'yı bir terör örgütü olarak görmediğini anlıyoruz.

Fuller, PKK'yı "Kürt isyancıları" olarak adlandırıyor.

PKK üzerine yazılan bir kitapta terör kelimesi bile sadece üç-beş kez geçiyor!

Her ne kadar ABD, resmi olarak PKK'yı bir bir terör örgütü olarak görse de, gerçekte hiç de öyle görmediklerini, aksine PKK'yı Kürt isyancıları olarak gördüklerini anlıyabiliyoruz.

PKK'ya kitap boyunca verilen olumlu bakış açısı için şu cümleler yeterince açıklayıcı olmalı:

"PKK'nın 1984 yılında Kürt halkının bağımsızlığını amaçlayan devrimci bir örgüt olarak ortaya çıkışı, Kürt ulusal hareketinin evriminde çok önemli yeni bir safhayı başlatmıştı."

CIA ajanının kimi zaman kendini hepten kaybedip, bu devrimci PKK hareketine övgüler düzdüğünü de görebiliyoruz! O kadar ki başlangıçta Marksist-Leninist bir örgüt olarak kurulsa bile CIA ajanı için bu çok önemli olmamıştır.

PKK ile CIA arasındaki bu birbirine hayranlık ve empati dikkat çekici boyuttadır.

PKK'nın terör eylemleri ise CIA ajanı tarafından Marksist-Leninist bir terminoloji ile değerlendirilmektedir:

"PKK en başından itibaren Türk devletine karşı devrimci şiddet kullanma yoluna gitmişti."

Fuller, PKK övgüsü ve hayranlığını hiç çekinmeden belirtmektedir:

"PKK'nın sadece askeri düzene sahip ber terör örgütü olduğunu varsaymak yanlış olur. Bugüne kadar hiçbir milliyetçi hareket siyasi eylemlere ve hazırlığa başvurmadan PKK kadar başarılı olamamıştır. Örgütün askeri hüneri yalnızca siyasi olarak örgütlenmesini kolaylaştırmıştır."

PKK'nın askeri hünerine hayranlığı bazen abartan Fuller, örgütün Kürt militanları motive etmek için Pan-Kürtçü söylemi en azından örgüt içinde kullanmasını bile tavsiye etmektedir!

PKK'nın terör eylemlerindense şöyle bahsediyor:

"PKK, kurulduğundan beri şiddet ve terörü siyasi örgütlenmeyle harmanlayarak klasik isyan taktiklerine başvurmuştur."

Görüldüğü gibi CIA için terör bir siyasi harman unsurudur.

PKK hayranlığını abarttığı bir yerde ise adeta bir PKK lideri gibi konuşmaktadır:

"PKK Türkiye'deki en önemli Kürt örgütü olmayı birkaç faktör sayesinde başarmıştır. Siyasi kimliği, başlattığı isyanın süresi ve kanla, canla ödediği bedellerden sözettik. Örgütün bu bağlılığı, çok sayıda Kürdün sevgisini olmasa da saygısını sağlamasını sağlamıştır."

Anlaşılan, PKK en çok da bu Amerikancı ajan ağalarının sevgi ve saygısını kazanmış.

CIA'nın PKK'ya önerileri

1998 yılında PKK ile Türk devleti arasındaki "savaşa" bakan CIA ajanı bu savaşı PKK'nın kazanma imkanı olmadığını tespit etmekte ve bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır.

Bu noktadaki öneriler bugün için büyük önem taşımaktadır çünkü bu öneriler birebir gerçekleşmiştir.

Şöyle yazmaktadır CIA ajanı:

"PKK silahlı mücadelesini askeri bakımdan asla kazanamaz. Kazanmak, yalnızca devletin PKK'yı bir şekilde tanımaya zorlaması anlamına gelebilir... Sonuç olarak PKK'nın Türk devletinin bir Kürt kimliğiyle 'müzakere' etme istekliliğini harekete geçirmek için ilave dış baskıları devreye sokması şarttır."

Demek ki bugün ortaya çıkan MİT-PKK görüşmesi daha 1998 yılında CIA tarafından önerilen "müzakere süreci"nin sonucudur.

Dahası burada devreye PKK'nın "dış baskıyı devreye sokması" girmektedir.

Yani, biz saf Türkler, Türkiye devletinin, ABD ile PKK'ya karşı teröre karşı mücadele ettiğimizi sanırken, aslında bir taraftan da PKK, ABD'nin Türk devletine baskı yapması için çalışmaktadır!

Sonuçta ABD için, PKK ile Türk devleti çatışan iki taraftır ve ABD anlaşılan ikisiyle de birlikte hareket etmektedir.

Burada CIA ajanının PKK'ya iki önerisi daha öne çıkmaktadır.

İlki oldukça örgütsel bir öneridir, CIA ajanı PKK'nın militan kadrosunun yapısında bir değişiklik önermektedir:

"Dışarıdan Türk devletine baskıyı arttırma çabası içerisinde PKK'nın mücadelesinin siyasi ve diplomatik safhaya doğru kaymakta olduğu söylenebilir. Böyle bir çabanın başarıya ulaşabilmesi için çok daha açık, daha eğitimli, daha Avrupalı ve daha esnek bir yeni Kürt aktivistler kadrosuna ihtiyaç vardır. Siyasi mücadelenin yapısı değiştikçe bu kadronun büyümesi beklenebilir."

PKK elebaşısı Apo'nun hapishaneye girdiğinden beri sürekli yakındığı "kadrolarım beni anlamıyor"yakarışının ne anlama geldiği buradan anlaşılmaktadır!

CIA ajanının ikinci önerisi ise PKK tarafından kurulan "Sürgünde Kürt Parlamentosu" nun (KPE) kullanımı ile ilgilidir. CIA ajanı bu parlamentonun her nekadar PKK'dan ibaret kalmasından yakınsa da bu parlamentonun bir işlevi olabilir ona göre:

"KPE'nin bir diğer amacı da, Siyonist devlet fikrini kamuoyunun zihninde canlı tutma görevini uzun yıllar boyunca üstlenmiş Ulusal Yahudi Kongresi'ni model alan bir Ulusal Kürt Kongresi oluşturmaktır."

Bizim yıllardır söylediğimiz, ABD'nin bölgede ikinci bir İsrail olarak Kürdistan'ı kurmak istediği fikrimizin de, aslında hiç de paranoya değil, CIA'nın tasarısı olduğu bu ifadelerle ortaya çıkmış oluyor.

Apo'nun Türkiye'ye teslimi

Burada duralım ve kitabın yazıldığı 1998 yılına dönelim. ABD'nin Türkiye'de neredeyse hakimiyetini kaybettiği yıllara...

CIA'nın tüm bu önerilerinin kabul edilebilmesi, hem PKK'nın hem de Türk devletinin belli şeyleri kabul etmesi için, çok çok büyük bir adımın atılması gerekirdi.

Ve ABD o adımı attı: Apo'yu Türkiye'ye teslim etti.

Apo'nun Türkiye'ye teslim edilmesi tek anlama gelmekteydi: Türk devleti, Apo'nun teslimi karşılığında ABD'nin istediği bazı adımları atacaktı!

İşte bizim bugün karşımıza MİT-PKK görüşmesi olarak çıkan olgu, aslında daha 1999'da Apo'nun teslimi ile başlamıştır.

Türk siyasetinde MHP'den CHP'ye kimsenin sesinin çıkmaması, hatta Ordu kademesinin sessizliğini koruması boşuna değildir: Herkes Apo'nun hangi şartlar karşılığında teslim edildiğini bilmektedir!

Ancak Apo'nun tesliminin PKK açısından da çok büyük bir önemi vardı: PKK da bundan sonra, ABD'nin tümüyle denetimine girecekti.

Hem Türk devletini hem de PKK'yı eline geçiren ABD, PKK ile Türk devleti arasındaki "müzakere süreci"ni işte bu şartlar altında dayatabilmiştir!

Fuller'in 1998'den sonra ortalıkta pet gözükmediğini biliyoruz. Ancak şu anda çok net bir şekilde, PKK ile Türk devleti arasındaki görüşmelerin bizzat Fuller tarafından, CIA tarafından ayarlandığını görebiliriz.

BOP süreci nasıl başladı?

Peki bu müzakere süreci nasıl bir şeydir ve neyi hedeflemektedir?

İşte CIA ajanının 1998 yazılarında bu sürecin nasıl ilerlediğini de anlayabiliyoruz.

ABD, Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıştıracak, kendisine yaklaştıracak, kendi önerilerini benimsemesine zorlayacak her tür çabayı göstermiştir.

Fuller, Türk devletinin bu tuzağa kendi düştüğünü iddia etmektedir:

"Türk devletinin stratejisi, meseleyi Ankara'ya karşı koz olarak kullanmaya dünden hazır Rusya, Suriye, İran ve Yunanistan gibi ülkelerden, Kürtlerin haksızlığa uğradıklarını düşünen ve Ankara'nın politikalarından rahatsızlık duyan Avrupa'daki dost ülkelere ve ABD'ye kadar çok sayıda devletin Türk ve Kürt siyasetine müdahil olmasına olanak sağlamaktadır."

CIA, burada Türkiye'nin akıllı davranmasını ve kendisine en yakın dost olan ABD ile birleşmesini önermiştir. Yoksa, Türkiye'nin geleceği konusunda endişelidir.

Burada en önemli aşama Irak'a düzenlenen ve Saddam'ı devirerek bölgede bir Kürt devletinin kurulmasına imkan sağlayan Amerikan müdahalesidir.

Türkiye bu konuda gerekli tedbiri almayarak ve Amerika'ya destek vererek, aslında PKK'nın büyüyeceği alana ve bölgede fiilen kurulan bir Kürt devletinin oluşumuna göz yummuştur.

Ancak 1998 yazılarında Fuller "ABD ile Türkiye'nin Irak'la ilgili temel çıkarlarının uyuşması çok zordur" demektedir.

Peki o zaman nasıl olmuştur da, CIA tarafından bile tespit edilen bu durumda, Türkiye kendi çıkarını değil de Amerika'nın çıkarını tercih debilmiştir?

Burada Türk siyasi tarihinde karanlık bir devre ışık tutmak yerinde olacaktır.

Refah hükümetinin yıkılması bir taraftan Amerikancı bir iktidarın yıkılması olmuştur. Sonrasında gelişen 28 Şubat sürecinde özellikle PKK'ya karşı bir tavır olduğu da muhakkaktır.

Ancak Fuller'in çok destek verdiği Refah Partisi'ni bile Kürt meselesinde eleştirdiğini görmekteyiz. Çünkü Erbakan, PKK'nın taleplerine karşı koymuştur, dahası İslamcı hareket Güneydoğu'da PKK ile taban yarışına girmiştir.

Buradan anlamaktayız ki Erbakan'ın iktidardan düşürülmesi, ABD açısından çok önemli olmamıştır. Çünkü ABD'nin Irak müdahalesi için Erbakan uygun insan değildi. Nitekim Fuller şunları yazmaktadır:

"Erbakan'ın dış politika vizyonu kesinlikle Osmanlıcı bir anlayışa sahiptir. Daha önce de belirttiğimiz gibi kendisi ve partisi, Türkiye'yi İslam dünyasının yideri olarak tasavvur etmektedirler. Bu da uzun vadede ancak Türkiye'nin yavaş yavaş Batıdan uzaklaştırılmasıyla gerçekleştirilebilir. Erbakan, Kürt meselesinin bu uzun vadeli hayali gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engellerden biri olduğurur da farkındadır."

, Türkiye kendi çıkarını değil Amerikan çıkarını desteklemiş ve böylelikle BOP başlamıştır.

Özerkliğe zorlanan Türkiye

AKP'nin işbaşına gelmesi ile Fuller'in "Kürt reçetesi" uygulamaya koyulmuştur.

Bunları şu şekilde sıralamaktadır:

"Kürtlerin farklı bir kültürel kimliğe sahip olduklarının açık biçimde kabul edilmesi ve kültürel özerklik sisteminde kültürlerini diledikleri gibi yaşayabilme haklarının verilmesi. Bu, Kürtlere yerel meselelerinin büyük çoğunluğunu kendi başlarına halledebilmelerine imkan sağlayan belirli ölçüde bölgesel sorumluluk verilmesi anlamına gelir."

Kürtlere özerkliğin ilk tanımı bu şekilde formüle edilmiştir.

Ancak bu öneri kabul edilmezse CIA olacakları yazmaktadır:

"Devlet, Kürtlerin varlığını resmen tanımaksızın bu tür bir çözümü dayatmaya devam ederse tek bir sonuca ulaşabilir: Kan dökülmeye, hatta artarak dökülmeye devam eder ve Kürtlerin sonunda gerçekten de tam bağımsızlık için derenme olasılıkları artar."

Yani CIA, eğer özerklik verilmezse Kürtler tam bağımsızlık ister diyerek tehdit etmiştir Ankara'yı!

CIA'nın önerisi olan özerklik elbette küçük bir ayrıntı değildir, devletin temelinden değişmesi önerisidir.

Fuller de bunu çok iyi bilmektedir ve cesurca yazmaktadır:

"Türk devleti kavramının yeniden tanımlanması ihtiyacı"

Bu öneriler için Türkiye'nin acele etmesi de bir tehdit konusu yapılmıştır:

"Türkiye adil bir çözüm bulmak için sınırsız zamana sahip değildir, çözüm ne kadar gecikirse Kürtler de muhtemelen o kadar radikalleşecekler ve anlaşmanın bedeli de ağırlaşacaktır. Devlet mesele üzerinde zamanın hiç önemi yokmuş gibi düşünmektedir ancak zaman hızla ilerlemektedir ve hem yurtiçinde hem de yurtdışında tamamen devletin kontrolünde olmayan bazı gerçeklikler oluşmaktadır."

Demek ki Türkiye sadece PKK ile masaya oturmaya zorlanmamıştır, biran önce oturması için de baskı alktına alınmıştır, çünkü ABD Türkiye'yi bağımsız Kürdistan'la tehdit etmiştir!

CIA'nın önerileri ve uygulamalar: Özerklikten federasyona

Çözüm için atılması gereken adımlar Fuller'in kitabında sayılmıştır ve AKP işbaşına geldiğinden bu yana Kürt meselesinde ne yapıldıysa bu sıraya ve yazılanlara uymaktadır.

1- Kültürel tavizler

2- Güvenlik unsurlarının varlığının azıltılması

3- Kürt siyasi partilerinin yasallaştırılması

4- Ordu'nun rolünün azaltılması

5- Ademi merkeziyet

Demek ki CIA ajanının ademi merkeziyet dediği siyasi özerklik safhası olan 5. maddeye kadar gelmiştir Türkiye.

Burada siyasi özerklikle ilgili Türk yetkililerin itiraz ettiğini söylemektedir Fuller:

"Türk yetkililer, Kürtlerin Türkiye'deki tek etnik azınlık olmadıklarını belirtebilirler. Ülkede Çerkezler, Araplar, Lazlar vb. onlarca etnik unsur vardır. Ne var ki diğer azınlıkların neredeyse hepsinin bir Çerkez, Laz veya Arap 'anavatanı' varken, Kürtlerin anavatanı ise Türkiye'nin güneydoğusudur."

Bu çok net ifade ile CIA, Kürtlerin devletsiz bir millet olduğunu, anavatanının ise Güneydoğu olduğunu çekinmeden belirtmektedir.

Anavatanı Güneydoğu olan Kürtlere Güneydoğu'da siyasi özerklik vermenin anlamı, tıpkı Kuzey Irak'ta olduğu gibi fiili bir Kürdistan'ın kurulması olacaktır.

Ama ipleri ele geçiren CIA ajanı tehditlerini ve önerilerini peşpeşe sıralamaktadır:

"Siyasi yetki devri birkaç farklı biçimde gerçekleşebilir: Bir yandan seçimle göreve gelmiş yerel yöneticilere daha fazla yetki verilmesi anlamına gelirken, diğer yandan bir federasyon kurulması anlamına da gelebilir."

Demek ki iş özerklikle kalmayıp federasyona kadar da gidebilirmiş!

İspanya ve Fransa'dan verdiği örneklerle Türkiye'nin de benzeri özerklik ve federasyon adımlarını atabileceğini tartışan Fuller'in tek çekincesi Kürtlerin ülkenin çok büyük bölümünde mutlak azınlık olmalarıdır.

Ve düşünmektedir Fuller, geri kalan bölgelerdeki Kürtler ne yapacaktır o zaman?

Fuller'in yazılarında bugün için önemli bir başka nokta ise müzakereleri anlamamıza imkan vermektedir.

Fuller'e göre Türk devleti Kürtlere taviz vermek ve onlarla diyaloğa geçmek zorundadır. Ancak bunun zorlukları malumdur, büyük tepki çekebilecektir.

İşte bu aşamada, diyalog sürecini ikiye bölmüştür Fuller. İlk aşamada "Devletin tek taraflı yürüttüğü süreçler" gerçekleşecektir.

Ve aynen şunları yazmaktadır:

"Türkiye'nin Kürt temsilcilerle diyaloğa girmeden önce onların lehine tek taraflı eylemler başlatması kendi açısından çok daha olumlu ve mantıklı olacaktır. Böyle yapması halinde, attığı adımlar Kürtlerin taleplerinin karşılanması şeklinde değil de Avrupa standartlarına uyum için atılan adımlar olarak algılanacaktır."

Böylelikle AB ve demokratikleşme denilerek Türklerin nasıl da enayi yerine konulduğunun deşifresi yapılmaktadır.

.

CIA ajanı bu tavizlerin PKK'yı cesaretlendirebileceğini açıkça yazmıştır.

Ve PKK cesaretlenmiştir.

Şimdi ise özerklik için bastırmaktadır.

Kısacası CIA'nın önerisi olan tek taraflı tavizlerden sonra PKK şimdi de daha ilerisi için, özerklik için bastırmaktadır.

Ancak bu defa ortada bir masa vardır.

CIA ajanı bu aşamaya "Demokratik tahkim süreci" temektedir. Süreç PKK ile devlet arasındaki diyalog sürecidir.

Bu kitabı okuduğunuzda aklınıza gelecek tek şey, MİT-PKK görüşmesinde arabulucu devletin ABD olduğu kanaatidir.

Hatta acaba Oslo'da Fuller de var mıydı yok muydu diye düşünmeden edemezsiniz.

Diyalog sürecine ABD'nin katılmasını açıkça savunan ve bunu özellikle ABD'nin baskı yapması kavramı ile ifade eden Fuller, şunları yazmaktadır:

"ABD'nin Türkiye'yi etkileyebileceği başka kanalları da vardır. ABD Savunma Bakanlığı, Türk Ordusu'nun pek çok kademesiyle doğrudan temas halindedir."

G.Fırat







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 23
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 590
Toplam Tekil 1642761
IP 54.158.92.239






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.503 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu