GÜLÜSTAN - Üzeyir Lokman ÇAYCI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









GÜLÜSTAN - Üzeyir Lokman ÇAYCI
Tarih: 01.10.2011 > Kaç kez okundu? 975

Paylaş


GÜLÜSTAN











Üzeyir Lokman ÇAYCI













İster kral deyin, isterseniz padişah deyin, Zifir adlı bir adam Gülüstan ülkesinin başındaydı… Ülkesini dışardan yönettirmeyi marifet sanan bu adam dindar görünmesine rağmen, dindar da değildi. Müslümanım diye diye insanlara kötülük yapan bu kişi başka ülkelerin kulluğunu yapmaktan, onların bir yerlerini yalamaktan tarifsiz zevk alırdı… Yaptığı haksızlıklara ülkesinde sitem edenler ya da tepki gösterenler olursa onları bir çırpıda «vatan haini» diye ilan etmekten ve tutuklattırmakdan da çekinmezdi. Devlet kesesinden at, yat, kat, rant satın alarak, bütün yakınlarının köşeleri dönmelerini sağlardı… Eh… herhalde karakteriniz, millî duruşunuz, inancınız izin veriyorsa, sizler de saltanatınızı sürdürmek uğruna böyle bir ülkede yaşamayı ve böyle bir kişiye uşaklık yapmayı, değerlerinizi bir kenara atmayı çok isterdiniz?… Hele hele böyle durumlarda Zifir gibi bir adamın yanında yer almak için gerekirse canınızı dahi verirdiniz… Onun için kitaplarınızla şerre methiyeler yazar; gazetelerinizle ihanetlere iltifatlar yağdırırdınız? Gerekirse makam, mevki, unvan, para ya da servet sahibi olmak için, Zifir uğruna bir çırpıda hatıralarınızı, dostlarınızı, analarınızı, babalarınızı ve akrabalarınızı terkederdiniz!







Akıl almaz sıfatları bulunan bu yöneticiyle Gülüstan ülkesinde Kur’an rafa kaldılmış, camiler siyasi teşekkül olarak algılanmış, din çıkar için kullanılan bir araç haline getirilmişti. Gençlerin önüne yabancı kızlar sürülmüş, Müslüman olmayanlarla evlilikler teşvik edilmiş, «ılımlı İslam», «dinlerarası diyalog» safsatalarıyla ahlâksızlıkların ve hayasızlıkların önü iyice açılmıştı... Emperyalist ülkelerce hazırlanan senaryolarla oluşturulan dizi filmler özden, dinden, aileden, birlikten, beraberlikten, milletten, bayraktan, insanları koparmak için bütün gizli unsurları beyinlere zerketmişti. Bir elinde tespih, diğer elinde televizyon kumandasıyla dizi filmlere sabahtan akşama kadar kendilerini teslim edenler yozlaştıklarını dahi farkedemez hâle getirilmişlerdi. Din basit kurallara indirgenerek adeta tatmin olma vasıtası olmuştu. Bazı kişilerin, onurlarını, inançlarını, kişiliklerini çıkarları uğruna nasıl pazarladıklarını görmek hiç zor değildi. Müfteriler, hırsızlar, ahlaksızlar, sapıklar, düzenbazlar, yavşaklar, sahtekârlar, ikiyüzlüler ve münafıklar, hep birlikte televizyonlarda, gazetelerde dindarmışlar gibi takdim ediliyor; çıkarcılar, cahiller, manyaklar, ahmaklar, salaklar, geri zekâlılar, deliler, katiller, tefeciler, dönekler ilim adamları gibi tepelerde taşınıyorlardı.







O zamanlar Gülüstan halkı ister tehditlerle olsun, ister baskılarla olsun nemelazımcılık gibi bir illete yakalanarak tıpkı sizin düşündükleriniz gibi düşünüyorlar ve sizin yapmak istedikleriniz gibi yapıyorlardı… İnsanlar kasap dükkanlarının çevrelerinde gezim gezim gezinen kediler gibi, otlaklanmaktan, bir lokma için kırk takla atmaktan, devlet dairelerinde görev almak için de çeşitli kılıklara girmekten keyiflenir hale gelmişlerdi. Ülkede onursuz yaşamak, ya da alınterisiz ve emeksiz bir şeyler elde etmek, köle gibi görünmek, ruhsuz, kişiliksiz, kimliksiz yaşamak



adeta moda haline getirilmişti…







Onurlu halktan bir çoğu ise fakirdi. Onların dilenmekten daha çok ölmeyi bekledikleri aşikârdı...







«Salla başını... al maaşını devri» bazı aymazların ve bazı gafillerin hoşlarına gidiyordu... Bunlar dinle bağdaşmamasına rağmen « Altta kalanın canı çıksın», «her koyun kendi bacağından asılır» ya da «düşenin dostu olmaz»gibi insanlık dışı ve bizim inancımıza ters düşen ifadeleri söyleyecek kadar da sapıklardı.







Zifir, devletin bütün kurumlarını kendisine taraftar haline getirdikten sonra, insanları da kendisine kul ve köle yapmanın bütün yollarını denedi. Bu yönde de oldukça başarılı oldu. Gülüstan Ordusu Genel Kurmay Başkanı gibi devlet erkanından önemli kişileri de törenlere götürerek, onlara boy gösterterek, önemli kişilerin de kendi etki alanlarına girdiklerini ispat etmeye çalıştı. «Bu yönde de başarılı oldu mu ?… » Evet, oldu !







Emperyalist ülkelerin istekleri üzerine, ülkede ne kadar tecrübeli, ne kadar dürüst, vatansever ve inançlı adam varsa onları birer birer görevlerinden aldı. Makamlarından ayrılmamak için direnenen vatansever insanlara da uydurma suçlar yükleyerek ve iftira dosyaları düzenlettirilerek hapis cezalarıyla cezalandırdı. Vatanseverlik, dürüstlük, iyi niyet, dindarlık ve kahramanlık suç haline getirildi.







Önemli görevler için seçtiği adamların ya da yandaşların hemen hemen hepsinin dikkat çeken özellikleri vardı : «Salak, aptal, hırsız, ahlâksız, iki yüzlü, münafık ve bilgisiz olmak onlar için adeta birer meziyet gibi kabul ediliyordu.» İşte bu hırslı zümre ülkeyi, ülkenin zenginliklerini, doğayı, doğal zenginlikleri, yaşam alanlarını ve tarihî güzellikleri talan etmek için kollarını iyice sıvamışlardı. Korunan, kollanan, sahip çıkılan bu şuursuz ve inançsız topluluklar , masum insanları, çocukları, hayvanları, bitkileri ve bunların geleceklerini heba etmekten hiç çekinmiyorlardı.



Zifir, ne kadar yakın görünseler de asil halkın kendilerini sevmediklerini ; zulümle, tertiplerle korkutuldukları için destek olmak zorunda bırakıldıklarını biliyordu. Bu sebeple öfkelendiği zamanlar sık sık dolaylı yoldan da olsa onlara « sizin ananızı ağlatacağım…» vurgusunu yapıyordu.







Ülkede, bölge yöneticilerinin gelişigüzel açtıkları çukurlara düşerek ölen çocukların ve yetişkinlerin sayıları da, yapılan şikayetler de azımsanmayacak kadar çoktu.







Zifir, bir gün elli beşinci yaşını kutlamak için cafcaflı bir merasim düzenlemeyi düşündü. O milletin çektiği sıkıntıları, yoksullukları, işsizlikleri, doktorsuz hasteneleri, eğitim alanındaki yozlaşmaları, öğretmensiz okulları, dildeki bozulmaları, terör olaylarını, çöken yolları, kapatılan işyerlerini ve fabrikaları, çökertilen tarımla hayvancılığı umursamadan adeta devleti panayır veya gösteri alanı, sergi mekanı ya da gösteriş salonu gibi algılıyordu !



Memlekette «yetmiş ve yetmiş yaşın üzerinde ne kadar erkek varsa» hepsini saray önünde diktirdiği beşer metrelik direklere tırmandırarak yarıştırmak istiyordu.







«Yarışma günü» ülke çapında, tellarla duyuruldu ve yarışmaya iştirak edecek yaşlılar arandı. Binlerce yaşlının geleceği umuduyla beşer metrelik kırk direk, düzgün olarak, birer metrelik ara ile yan yana diktirildi. Her direğin en üst uçlarına, uçları sivri, birer çivi çaktırıldı. Her çiviye de birer nar saplandı.



Beş metreyi tırmanarak narı aşağıya indiren her yaşlıya ödül olarak birer kese altın verilecekti. Bu duyuru «devlet açılımı» adı altında gazetelerde övgülerle yer aldı.







Zifir, meydanın dikkat çeken yüksek bir yerine çift kişilik saltanat koltuğunu koydurttu. Etrafında hizmetkârlar ve ekserisi emperyalist ajanlardan oluşan binden fazla korumalar fır dönüyorlardı. Fakir halkın önünde gerçekleştirilecek muhteşem gösteriyi hayal ederek, milyarlık giysileriyle eşi Zibare ve Zifir koltuğa kosalarak oturdular. Her ikisinin havaları yerindeydi.







Sabahın erken saatlerinden itibaren halk meydanı doldurmaya başladı…



İlan edilen yarışma saati yaklaşırken Zifir danışmalarından Hokka’yı oradaki makamına çağırttı.



Hokka koşarak geldi. El pençe divan durarak ve yerlere kadar eğilerek Zifir’i ve eşini selamladı.



Zifir : «Hokka! Ortalıklarda hiç yarışmacı görünmüyor! Nerede kaldı bu salaklar? »



Hokka : «Efendimiz, yoldadırlar, gelmek üzereler herhalde?»



Zifir : «İşkembeden atıyorsun yine... Kıçları üzerine oturasıcalar... gelmez olasıcalar! Zibidiler... Reziller... alçaklar... moruklar... Tepelerinin üzerlerine dikilesiceler!»







Aradan epey zaman geçmişti... Bu kez Zifir danışmalarından Günah’ı meydandaki makamına çağırttı.



Günah koşarak geldi. El pençe divan durarak ve yerlere kadar eğilerek Zifir’i ve eşini selamladı.



Zifir : «Günah! Ortalıklarda hiç yarışmacı görünmüyor! Nerede kaldı bu aptallar, benim gücümü bilmeyen zübükler, büyüklüğümü farketmeyen düdükler? »



Günah : «Efendimiz, yoldadırlar, gelmek üzereler herhalde?»



Zifir : «Kırk bir buçuk kere maşallah! Yine bir şeyler yumurtladın! Ulan seni terörist diye içeri tıkarım ha? Defol karşımdan! Kır boynunu… Alçak... düzenbaz, sahtekâr!



Yarışmaya dakikalar kaldığı zaman, sinirleri iyice gerilmiş bir halde, Zifir, danışmalarından Kara’yı meydandaki makamına çağırttı.



Kara koşarak geldi. Gôstermelik de olsa, el pençe divan durarak ve yerlere kadar eğilerek Zifir’i ve eşini selamladı.



Zifir : «Kara! Ortalıklarda hiç yarışmacı görünmüyor! Nerede kaldı bu ahmaklar, moruklar, uyuşuk herifler, kuş beyinliler?»



Kara : «Efendimiz, iki kişi gelebildi. Biraz daha bekleyin de onları huzurlarınıza getireyim?»



Danışman Kara’nın getirdiklerinden biri, iki koltuk değneğiyle zorla yürüyen özürlü bir adamdı. Diğeri ise, oğlunun sırtında getirilen, ayakta duramayacak kadar felçli ve gözleri görmeyen bir gazi idi.



Zifir, renkten renge girmişti. Sinirden elleri ayakları titriyordu. Gözleri kıpkırmızı kesilmişti. Güçlükle nefes alıyordu. Zorla ayağa kalktı. Sesi titreyerek : «Ulan ananı al da git! Koskoca ülkede bula bula iki baldırı çıplağı mı buldunuz? Yaşlıların köklerine kibrit suyu mu döktünüz yoksa?»



Kara : «Efendimiz, ülkemizde iki kişinin haricinde, yetmiş yaş ve yetmiş yaşın üzerinde, bunlardan başka, sağlam ya da yaşayan, bir kişi dahi bulamadık? Ölüleri sizin hatırınıza iskelet halinde yüce huzurlarınıza getirmeyi dahi düşündük... Ama biliyorsunuz ki ölüler direklere tırmanamazlar. Olsa olsa onların adlarını kullanarak daha önceleri sizi iktidara getirmek için başvurduğumuz bir yolla ancak seçimlerde size oy vermelerini sağlamamız mümkün! Ama bu konu başkaları tarafından bilinirse, dünyaya rezil olabiliriz! Zaten sayenizde epey rezil olduk!



Zifir : «Ne oldu bu yaşlılara ?»



Kara : «Efendim bu soruyu size sormalı?»



Zifir : «Yani ?»



Kara : «Bu ülkeyi yöneten sizsiniz? Ben ve çocuklarım dahi, açık sözlülüğümüz sebebiyle sizin tarafınızdan düşük ücretle cezalandırıldık!



Halkımız da öyle! Herkes korku içerisinde? Sizin zulmünüzle, baskılarınızla, adaletsizliklerinizle millet iyice sindirildi... Herkes sofrasına aç oturup aç kalkıyor! Ayrıca... ayrıca...



Zifir : «Söylesene... Korkma, konuş!»



Kara : «Biliyorsunuz ben bir ilim adamıyım. Uzun yıllar üniversitelerde profesör olarak öğrenci yetiştirdim. Danışmanlarınızdan Hokka’yı ve Günah’ı, şantaj ve tehditlerinizle susturdunuz. Ben ALLAH’tan başka hiç kimseden korkmuyorum. Ülkemizi uluslararası taviz merkezi haline getirdiniz. Emperyalistlerin güdümüne girerek insanlarımıza, kurumlarımıza, devletimize, komşularımıza, dilimize, dinimize, silahlı kuvvetlerimize kötülük yapmaktan hiç çekinmediniz. İçinizde bulunduğunuz vahim durumla, ülkemize yaptığınız ihanetlerle bir ruh çöküntüsü içerisinde bulunduğunuzu gözlerinizi çerçeveleyen halkalardan, çehrenizde oluşan korkunç görüntüden, konuşmalarınızdaki kontrolsüzlüklerden, birbirini yalanlayan çelişkili açıklamalarınızdan sezmek hiç zor değil! Sizin, etrafınızdaki yağcı takımın ve çocuklarınızın kısa zamanda elde ettikleri sınırsız imkânlar ya da servetler dikkatleri çekiyor. Bu servetlerle, haksızlıklarla, zulümlerle, israflarla, saltanatlarla şımaran ve azan Ad Kavmi gibi, kötü işler yaptınız... Yoldan çıktınız... Ülkemiz, sorumsuzluklarınızla, dışa olan bağımlılıklarınızla milletimize ve devletimize yüklediğiniz ekonomik buhranlarla uçuruma sürükleniyor... Bu vahim görüntünüz sebebiyle lanetle ve beddualarla anılıyorsunuz! Kur’an hükümlerine ve Peygamberimizin sözlerine göre bugünkü halinizle tam bir Cehennemliksiniz!



Zifir : «Allah Allah? Şuna bak... benimle nasıl konuşuyor? Çenesi boklu bezinen çekilesice!»



Kara : «Efendim, hakaretlerinize alıştığımızı zannetmeyiniz! Susuyorsak ya da cevap vermiyorsak bunun mutlaka bir sebebi vardır! Biz kahraman bir milletiz. Ne zaman kükreyeceğimiz, bizi aşağılamanıza nasıl karşılık vereceğimiz belli olmaz. Biliyoruz ki nerede basiretsiz adam varsa önemli görevlere getirdiniz... Bunların yapmadığı alçaklık kalmadı... Ülkemizi yabancılara peşkeş çektiniz... Bu, huzurlarınıza getirdiğim iki kişi de vatan savunması yaparlarken bu hale düşürülmüşler? Siz hiç kul hakkının ne demek olduğunu biliyor musunuz? Sizin kasalarınız çil çil altınlarla ve paralarla doldu... Beş yıldızlı otellerde düğünler, yedi yıldızlı otellerde törenler yaparken onların bir çoğu ya açlıktan öldüler ya da intihar ettiler. Milletimizin fakirlikle, adaletsizliklerle, bigisiz yöneticilerle içleri boşaltıldı. Üstelik bu rezil durumunuza rağmen, utanmadan, sıkılmadan ülkemize demokrasi ve özgürlük getirdiğinizden bahsediyorsunuz! Bu iğrençliklere sebep olanlara Müslüman demek imkansız... Yazıklar olsun! »



Zifir : «Hayret? Demek ki ülkemizde kısa zamanda çok iyi işler başarmışız?»



Kara : «Bunları emperyalistlerin güdümüne girmiş bir kişi olarak, başarı olarak kabul edebilirsiniz, ama halk sizin gibi düşünmüyor? Sarayda sinek uçsa bunun farkına varan basiretli insanlar var! Bizim halimiz size yapılan bedduaların yerine geçiyor... Bakın ben sizin en yakınınızdayım. Ama gerçekleri söylemekten çekiniyorum. Şu an sizinle konuşurken mağdur ve yoksul insanlarımızı düşünerek, her tarafım titriyor! Suçsuz günahsız oldukları halde sırf adalet istedikleri veya ülkemizin bütünlüğünü savundukları için cezaevlerine atılanlar var memleketimizde! Sizin suç ve günahlarınızı söylemek, haksızlıklarınız karşısında tepki göstermek suç olamaz… Neticede siz de onlar gibi bir insansınız ve sizi uyarmak her vatandaş için bir görevdir. Unutmayın ki, Kendi hislerine göre uzaktakilerini küçük görenler, uzaktakilere küçük görünürler… Biraz önce Ad Kavminden bahsettim. Bunlar, 1450 yıl yaşayan ve 957 yıl peygamberlik yapmış olan Nuh (A.S.)’ın torunlarındandır. Uzun boylu, güçlü insanlardan oluşan Ad Kavmi Hadramud’a yerleştikten sonra iyice zenginleşmişler. Bu halleri onları iyice şımartmış, azmışlar, insanları soymayı, onlara zulmetmeyi marifet bilmişler. Hud Peygamberin uyarılarına dahi kulak vermemişler… Allah’ı unutmuşlar yani. Sonunda kendilerini felaketlerin içlerinde bulmuşlar. Nuh (A.S.) o kadar uzun süre yaşamasına rağmen kendisine sorulan dünyayı nasıl buldun“ sorusuna verdiği “bir kapıdan girdim, diğerinden çıktım“ cevabı hepimizi düşündürmelidir. Ama siz ne yapıyorsunuz ? Dünyaya kazık çakacakmış gibi, şuursuzca insanlarımıza karşı zulüm makinesine dönüşüyorsunuz... Eğer kendinizin emperyalistlerin bir uydusu ya da maşası olarak anılmasını istemiyorsanız, halkın sesine kulak veriniz!»







Koltuk değnekleriyle gelen gazilerden biri oracıkta dua ederek can verdi. Diğeri de yarışma şartlarını öğrenir öğrenmez yığılakaldı.







Zifir son karşılaştıklarıyla çılgına dönmüştü. Muhafızlarına yarışma için diktirttiği direklerden üçünü söktürterek birbirine çattırttı ve darağacına dönüştürterek, ortasından da urgan sarkıttırdı. Altına bir de sehpa koydurttu.



Halk ve eşi merakla olup bitenleri izliyordu.



Zifir olanca gücüyle bağırarak : «Hokka!… Günah!... Kara!... Hemen buraya gelin… Bu direkleri kontrol edin... Üç direk bir adamı taşır mı?» dedi.







Hokka kendi kendine : «Devletimizin başında bulunan bu şerefsiz adam bizi galiba burada sallandıracak?» dedi ve korkudan titreyerek altına kaçırdı.



Günah ise önce titredi, sonra sapsarı oldu, kendi kendine : Yandık, sonumuz geldi... Bizi bu alçak adam burada sallandıracak» derken olduğu yerde yığılakaldı.



Kara da önce direkleri kontrol etti ve öfkeli bir şekilde Zifir’in suratına baktı… Sonra sehpanın üzerine çıktı. Sehpa o anda çatırdayarak ikiye bölündü ve kendisi yere düştü. Ayağa kalkar kalkmaz Zifir’e seslendi: «Görüyorsun ya, direkler sağlam, ama sehpa çürük çıktı... Tıpkı buraya getirttiğiniz ya da icraatlarınızla perişan ettiğiniz adamlar gibi... Siz bir katilsiniz! Sadece bu da değil, nefsi ve çıkarları için vatanı peşkeş çeken bir hainsiniz! »



Sonra koşarak oradan uzaklaştı. Bir ayakkabı tamircisinin dükkanından aldığı sehpayı oraya getirdi ve direklerin tam ortasına koydu. Eşinin yanından süratle gelen Zifir aniden sehpanın üzerine çıktı. Urganın ilmiğini kafasına geçirdi, ayaklarıyla sehpayı itti. Çırpınarak can verdi.



Halkın bir diktatörun ölümüyle başlayan sevinç çığlıkları çevrede yankılandı : «Çok şükür kurtulduk Allah’sız adamdan… bu kararı çok önce uygulamalıydı. Cehennem yurdu olsun, sonunda cezalandırılan kendisi oldu!» dediler. Karısı Zibare ise kalp krizi geçirerek milyarlık giysiler altında dünyayı terketti.







Adana, 24.09.2011



«Yetişkinlere masallar»











Selam ve sevgilerimle.









Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

55, rue Louise Michel

78711 Mantes la Ville

FRANCE







uzeyir.cayci@free.fr







--------------------------------------------------





http://www.artmajeur.com/serap/



-------------------------------------------------



Resimler : Üzeyir Lokman ÇAYCI



--------------------------------------------------------------------------------









--------------------------------------------------------------------------------









--------------------------------------------------------------------------------









Yorumlar











Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 655
Bugün Tekil 462
Toplam Tekil 1117639
IP 54.82.186.169






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:























































28 Zi'l-ka'de 1435
Eylül 2014
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
TURAN-SAM

Sayfanızı Da Tanıtın


Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007-2014 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu