‘PARLÂMENTER’LER BİLSİN Kİ!.. - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









‘PARLÂMENTER’LER BİLSİN Kİ!.. - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 17.09.2011 > Kaç kez okundu? 1993

Paylaş


Şuursuzluk (bilinçsizlik) ve kasıtlı sorumsuzluk, çok büyük bir onursuzluktur.

12 Eylül 2011 günü ve gecesi şehir sokaklarına çıkıp, taşkın kutlamalar yapmak; Sovyet Kızıl Ordusu’nun Ermenistan’dan girerek, “istikamet sahalar denilen ve ‘önünde kapalı kapılar bulunmayan’ halkın” düşmanla birleşip; TC’ni; ASSC (Anadolu Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) yapmak isteyenleri unutmak, ihanet şebekelerinin bakiyesi olmak demektir.

Nisyan (unutmakla) Malul Hafıza-i Beşer

Lütfen hatırlayın, 12 Eylül öncesi aktörlerin; Sağ-sol diye böldükleri ülkede, taraflara silah vererek çatışmaları körüklediklerini; Dinci, solcu, mason, dönme ve devşirmelerin, kendi yarattıkları terörü gerekçe yapıp demokrasiye silah çektiklerini; Dolayısıyla kanlı-kirli oyunlar, kardeş kavgaları, soygun-vurgun, yağma ihtirası, kin ve intikam hırsının müdahaleyi zorunlu kıldığını;, Askeri müdahalenin ise, emir ve kademe zincirine uygun olarak yapıldığını; Anarşi ve terörün derhal kesildiğini, devletin avdet ettiğini, ülkede can ve mal güvenliğinin sağlıklı, kalıcı ve sağlam bir şekilde temin-tesis edildiğini asla göz ardı etmemek,unutmamak gerekir.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'a haberi ileten CIA Ankara İstasyon Şefi Paul Henze’nin 'Bizim çocuklar başardı' dediğine dair iddia, iğrenç bir yalan ve iftiradır. Zira ABD 27 Mayısçıdır. 12 Eylül, 27 Mayıs’ı tekzip ve Türk milletini bu lânetten tenzih etmiştir.

Kaldı ki, 12 Eylül “27 Mayıs Esaret ve Anayasa Bayramı” gibi iğrenç bir yalan, iftira ve tahrik bayramını “anayasa denilen paçavrası ile birlikte” çöpe atmıştır. Ayrıca, Dünyada iki yılda “kendi iradesi ile” iktidarı halka ve sivil siyasete devreden tek örnektir.

Siyasette boşluk;

27 Mayıs’ı sürdürme ve “boşluğu” doldurma çabaları:

Nitekim 12 Eylül’e “İslâmcı” diyen Amerikancı ve sabık 27 Mayısçılar, derhal, sivil görüntülü bir din devleti kurmak için kolları sıvadılar. Bu amaçla Kenan Evren’in eline Kuran verip meydanlara çıkartarak “hamasi” nutuklar attırdılar. Sivil siyasete geçildikten sonra da, bir tür Muaviye politikası uygulayıp; Bu gerici, yobaz, peşkeşçi ve kıyıcılığın adını da utanmadan “Atatürkçülük” koydular, bu mel’un ve müzmin, Türk İnkılâbı düşmanı 27 Mayısçılar!…

Süreçte; toplumun tarihi Türk kimliği hızla aşındırıldı. Bu kimlik eleştirildi; hatta faşist, ırkçı olarak nitelenip lânetlendi. Milli hafıza silinmek, devletin en değerli arşivleri yok edilmek istendi, milli kimlik yerine din kimliği kaim kılınınca, toplumu yönetmek kolaylaştı.

Açıkçası “hile, desise ve ABD icazeti ile” 1983’de gelenlerin ideolojisi Türk-İslam sentezi falan değil, sadece uşaklık ve din tüccarlığı idi. Zira onların dini Hz. Muhammed'in öğretisinden kaynaklanan ve Kur-an’ı Kerim’e dayalı arı-duru, halis ve hakiki İslam değil; Bir nevi Hıristiyanlığa biat etmiş uyduruk İslâmcılık, Evangelizm veya Ortodoksluktu..

Bu süreçte Milli Görüş denilen dinci çizginin önü açıldı. Strateji gereği yandaş darbeci paşalar; operasyonlarla (28 Şubat v.d.) bu çizgiyi mazlum ve mağdur duruma düşürüp bile bile bunlara iktidar yolunu açtılar. Yani; bu iktidar 12 Eylül darbesinden sonra kurgulanan siyasetin pırıl pırıl çocuğu olarak doğdu ve “post modern darbelemelerle” iktidara geldi.

İşte bu nedenledir ki!...

Cumhuriyet tarihinin en büyük kırılma, sırtından vurulma ve yere düşürülme vakıası olan 27 Mayıs’ın vesayet, despotizm, cunta ve sulta, encümen-i daniş-i veraset unsurları:

“Devlet idaresinde, millet iradesinin hâkim kılınmasına dair” 1982 Anayasasında yer alan insan hakları, adalet ve demokrasi hükümlerini ilga ederek; Milletin vekil seçme hakkını; cebren gasp ve hileyle; ‘kinâyeten lider nam sergerdelerin keyfine terk eden’ vesayet, sulta ve cunta; “kuduz köpekler, vampirler ve köşeye sıkışmış domuzlar” gibi hırçınlaştı. Yönetime el koyduğu 1960 kalkışmasından beri, kendinden menkul her melâneti halka saçan Cumhuriyetin birikim ve milletin mallarını hayâsızca yağmalayan bu güruh; Menfur maksadını tahakkuk için keyfince atadığı ve uyduruk bir seçim ritüeli yoluyla (sözde) meşrulaştırdığı emir kulu, memur ve uşaklarına gözdağı vererek sıkıştırmaya çalışıyor.

YENİ (sivil?!..) ANAYASA’YI ÇIKARTIN!..

MustafaNevruz SINACI

Eğer, TBMM’de yemin ederek, zımmen millete vekil, Parlâmenter kisvesini bürünenler; münferit (bireysel) akıl-idrak, özgür irade, şahsiyet-haysiyet, namus ve şeref sahibi iseler, zaten ettikleri yemine mutlaka sadık kalacak, kaldığı kadarıyla mevcut ve cari Anayasayı ne pahasına olursa olsun sahiplenip, canları pahasına koruyacaklardır. Bu, onlar için bir namus, şeref ve soy borcudur. Yemin edenlerin başka çaresi yok!...

Gerçekten 1982 Anayasasının değişmesini; Anarşi, terör ve tedhiş unsurlarının alenen himaye gören yardım, yaltakçı, yatakçıları dâhili ve harici bedhahların (iç ve dış düşmanların) menfur isteklerine kulak verilmesini “açıkça” isteyenler zaten yemin etmediler. Bunlar, ayağını kaldırıp yemin edenlerden daha onurlu duruma yükseldiler. Her nereden güç, kuvvet ve cesaret alıyorlarsa, son derece açık, davalarında ısrarcı ve samimiler. Diğerleri gibi iki yüzlü, mürai ve çifte standart erbabı değil!.. Sonuçta: Yemin etmeyenler zaten, açıkça anayasa karşıtlarıdır.

Sap’la saman karıştı. Hani bir lâf vardır. “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” ve “Mahkeme Kadı’ya mülk değildir” diye!.. Şu halde suç mefhumu da, suçlu karinesi de olabildiğince birbirine karıştı. Umur-u devlette Adalet kendiliğinden tecelli etmek ve/veya Cumhuriyet’in Savcıları tarafından tecelli ettirilmek zorundadır. Fakat etmiyor. Demek ki, devlet umur-u (devlet tecrübesi, bilgi-birikim ve medeni cesareti olan hakiki devlet adamı) kalmadı. Yazık, bu devlete ve millete çok yazık!.. İşte bu nedenle millet manipülâsyonları gam etmemekte ve sabırla beklemektedir. Bu nedenle, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliklerine evet denildi. Bir başka sebepte: “Bu son olsun, artık Anayasama dokunma” anlamınadır. ,

Kanlarında sorun yoksa!.. Mesele yok…

Malumdur ki; Damarlarında Türk Kanı taşıyanların en belirgin vasfı: Namus, soy ve şerefleriyle temayüz etmiş, harama, yalana, talana asla tenezzül ve tevessül etmeyen;, Hırsızlık, haksızlık, yolsuzluk ve sahtekârlık yapmayan; Nostaljik “milleti sadıka sorospuları gibi” değil, gerçekten Türk milleti, Türk İnkılâbı ve mezkür yemin’de ifadesini bulan değerlere sahip, sadık ve samimi, saygılı, mert olmalarıdır.

Bu nezih insanlara; Namuslu, dürüst ve demokrat olanlara sadece:

“Sakın bilinçsiz iş yapmayın. Makam-mevki, şan-şöhret, karı ve para sarhoşu olmayın.

Onur-erdem, insani sorumluluk, İslâmi yükümlülük ve vicdani şuurunuzu kaybetmeyin.

Daima kendinizde olun, ne yaptığınızı iyi bilin. Eyleminizin amaç, anlam ve yol açacağı sonuçların idrakinde, farkında olun, kesinlikle yalan söylemeyin, ilmi kaynağından edinin, asla başkalarının telkin, tavsiye ve baskısıyla hareket etmeyin” deriz; Eğer ki dönme, devşirme, kripto, mason-misyoner, sabetay, ajan provokatör ve hassaten “onun bunun çocuğu” değilseler, bu onlara yeter. Zira işbu vasıf ve evsafta olanlardan ne halka vekil, yargıç, savcı veya avukat dahi olamaz. Olursa bu kariyer ve karizmalarını hiç tereddütsüz milleti soymak,

Lâkin damarlarındaki kan bozuk; yüreklerindeki iman sahte ve genleri asaleten mankurt ise, “bu domuz yavrularını men ve tasfiye etmekten” başka çare yoktur. Bu: Halk, hak ve adalet adına “vekâlet ve takip” iddiası güden muhalefete düşer. Çünkü usulen, tefhimen de olsa millet muhalefet görevini onlara vermiştir. Muhalefet beceriksiz-basiretsiz, yetersiz-yeteneksiz, aciz ve zavallı, sünepe, dalkavuk, uşak ve korkak olmaya hakkı yoktur. Aksi takdirde mertebeleri ve millet gözündeki yerleri: Aç kalmış kuduz bir köpek, kirli kan ve leş peşindeki vampir, sülük, kene veya sırtlan derecesine düşer. Şu hale nazaran:

“yeminli” parlâmenterleri, yemin’e esas anayasayı fesih, iptal ve ilga ile Türk, İslâm ve insanlık düşmanlarının dayattığı “bir başkasını ve yenisini yapmaktan dem vuruyor olmak” çok yaman bir çelişki, alenen anayasa suçu, vatana ihanete teşebbüs ve keza korkunç bir ironidir!.. Basiret ve bekadan bu kadar yoksunluk, bu denli “akıl tutulması” olamaz!.. Yahut kendini “millete vekil” gösterip; Anayasa düşmanlığı yapmak!..

Lütfen, bu makaleyi dikkatle okuyunuz, yorumlayınız ve mümkünse; Kişisel yorum, fikir, eleştiri ve katkılarınızı da eklemek suretiyle; Mümkün olduğu kadar adrese gönderiniz.

“YEMİN’E” SADAKAT VEYA VATAN’A İHANET?!…

Mustafa Nevruz SINACI

Malum “yeni veya sivil anayasa” sürecinin üç handikap’ı var.

Bunlardan ilki ve en önemlisi, işbu parlâmentonun tespit usulü ve seçim ritüeli olup; Bir zerre dahi insan hakları, adalet, hukuk ve demokrasi ile alâkadar değildir. Aday sıfatıyla halkın önüne konulanların halkla her hangi bir ilgisi yoktur. İsimler parti sahibi, sulta, vesayet unsuru ve cuntalarca belirlenmiştir. Bunlardan kim hangi yüzle, demokrasi kültürü, uzlaşma terbiyesi ve ahlâkla “yeni anayasa” yapmalarını isteyebilir?... İkincisi: Yeni anayasa isteminin sağlam bir temel ve gerekçeye oturtulamamasıdır. Üçüncüsü: Başta “ilga edilmek istenen anayasa üzerine yemin” olmak üzere, burada sayılması ve sıralanması sayfalar alacak bir dizi çelişki, ironi, akılsızlık, hukuksuzluk ve mantıksızlıklardır ki; Kimse bu konulara girmeye cesaret edememekte ve yanaşmamakta. Bu da bir yurttaşlık, insanlık, siyaset ve demokrasi ayıbıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 81. maddesinde TBMM üyelerinin, göreve başlarken edeceği yemin yazılı. Aynen şöyle:

"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;, Hukuk’un üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyet’e ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma;

Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."

Her genel seçtirme (cebri tasdik) işleminde, oylarımızla (sözde) milletvekilliğine, ama gerçekte parlâmento memurluğuna lâyık gördüklerimiz; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 81. maddesinde vücut bulan “Yemin”in içeriğini yerine getireceklerine dair, Kurucu, Yüce ve Gazi Meclisin Kürsüsünde ve kendilerini seçen halkın adeta gözlerinin içine baka, baka namus ve şerefleri üzerine ant içerler… Bu merasim, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar “Yemin’in her hükmüne mutlaka sadık kalacağız, o’nu namusumuz pahasına koruyacağız ve ne pahasına olursa olsun uygulayacağız..” demektir.

Ya hemen sonrası?!.

Hemen sonrasında ise; edilen bu yeminlerin hemen oracıkta “milletvekillerince en tez unutulan şey” olarak buharlaştığını; Atatürk Türkiye’sinin getirildiği iç karartıcı vahim durum ve ortaya çıkan sonuçlardan pekâlâ okuyabiliriz. Çünkü bugüne kadar namus ve şerefleri üzerine yemin eden sözde milletvekillerimiz ettikleri “Yemin metni” ne bağlı kalmış olsalardı, Devletin, üniter yapısı tartışılır hale gelmez, yemin’in sebep-i hikmeti anayasa tehdit altında olmazdı… Yani, “milli devlet” in ana unsuru olan etnik farklılıklar zenginlik olarak algılanırdı ve kalkınmanın, sanayileşmenin gelişmişliği yanında; insan hakları bütün enstrümanlarıyla hayata geçirilmiş olurdu…

Menfur terör, tedhiş ve terörist başına verilen tavizlerle (!) Ülkenin sınırları ve yönetim şekli tartışılır hale gelmez, hukukun üstünlüğü yok edilmez; Demokratik-laik, tam bağımsız, bağlantısız, özgür ve hâkim cumhuriyetten vazgeçilmişçesine, ılımlı İslam cumhuriyetinin ihsas edildiği, Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbının yok edildiği; Anayasa, hakkaniyet, adalet ve hukuka bağlılığın, küstahça ayaklar altına alındığı bir Türkiye görünümü sergilemezdi?!... Zira, bu yapılanların tamamı yukarda “hükümlerinin korunması ve hayat bulması” vaad ve taahhüt edilen yemin’e aykırı!..

Özellikle yemin’in namus ve şeref üzerine yapılmış olmasına rağmen, hemen oracıkta unutulup ettikleri yemini bir türlü tutmayanların neden olduğunu, bilmem tekrar etmeye gerek var mı?. Hasılı, her iki kişiden birinin (?) oy verdiği ve başına taç yaptığı siyasi oluşumla; bu ‘malumu ilân-ı’ kendilerine layık görenleri baş başa bırakıyorum. Diğer yarısına da; Sevgili ve değerli Galip Baran Hoca’nın “Bilinçli, farkında ve kendinde olma” telkinleri yönünde her şeye rağmen dik duruşlarını cesaretle korumalarını öneriyorum.

LÜTFEN!. Bütün tertip, tasarruf ve teşebbüsleri onur, şuur ve sorumlulukla izleyiniz!..

Yargıya Müdahale(ler) Kitap Oldu

Mustafa Nevruz SINACI

Müthiş bir ironi, ahlâki zafiyet, tarihi kaynağı/dayanağı karanlık bir kin, nefret ve kirli duygularla, üstüne basa-basa, özellikle ‘Ergenekon’ (doğal hapis ve esaretten kurtuluş) olarak anılan; Ümraniye davasının ilk şok (birinci dalga) çilekeşlerinden; BHABER Yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Bekir Öztürk'ün:, Gündemi sarsan, Adalet ve hukuk’u yakından ilgilendiren teşebbüs ve tasarrufları mercek altına aldığı "MİLLET Mİ? O DA KİM?!" adlı kitabı, ‘2011 Adli Yılı’nın açıldığı gün yayınlandı. "TOGAN YAYINCILIK" tarafından çıkartılan kitapta yer alan konular, muhteva hakkında:

Doğrudan kitap takdimi ve tanıtımından alınan ayrıntılar:

“Bu kitap bir Muhalefet Lideri ya da Milletvekili'nin “Kimse bizden yargıya müdahale etmemizi beklemesin” diyen Başbakan’a “Sizin yargıya müdahaleleriniz kitap oldu” diyerek meclis kürsüsünden gösterebileceği önemli bir çalışmadır.

Bilindiği gibi, 12 Haziran 2011 Seçimleri, zaten sorun sarmalı haline gelen ülkemizi yeni bir sorunla karşı karşıya getirdi. “Tutuklu Milletvekilleri” Vatanseverler, Atatürkçüler, Türk Milliyetçileri, TSK Mensupları, Bilim Adamları, Siyasetçiler, Gazeteciler hukuksuzca yıllardır esir ediliyordu. Belki bu duruma tepki olarak, belki de bu operasyonların nereye ve kimlere hizmet ettiği konusunda birinci ağızdan bilgi edinmek amacıyla ‘Ergenekon’ olarak anılan Ümraniye ve ‘Balyoz’ davalarından esir edilen bazı tanınmış simalar CHP ve MHP tarafından Milletvekili adayı yapıldı.

Karşı tarafta ise KCK'dan (anarşi, terör ve tedhişten) yargılananlar vardı.

Seçimler yapıldı ve bu isimlerden 9 tanesi "Milletin İradesi" ile Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeye hak kazandı. "Milletin iradesi’ni” kutsayan AKP Hükümeti, kendileri ve yandaşları ile ilgili çok sayıda yasal ve anayasal düzenleme yaparken; "Milletin İradesi" ile Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeye hak kazanan vekilleri görmezden gelerek adeta, "Millet mi? O'da kim" diyordu.

Tutuklu Milletvekillerinin durumuyla ilgili tartışmalar yapılmaya başlandığında Başbakan ve onun ağzı ile konuşanlar koro halinde şunları söylüyordu.

"Bu iş yargının işidir" "Kimse bizden yargının görevini beklemesin"

"Başka aday mı kalmamıştı"

İşte bu kitap böyle bir zamanda ve bu ikiyüzlülüğü ortaya koymak için yazıldı.

Kitapta neler okuyacağınızı çok kısıtlıda olsa buradan duyurmakta fayda var.”

BİZİM MÜTALÂAMIZ:

Yazar Bekir Öztürk, sanırım geçen yıl tahliye olmuş, uzun, yorucu, yıldırıcı ve yoğun uğraşlardan sonra, “önüne yığılan bütün engelleri; Çok yüksek bir azim, sağlam bir irade ve kararlılıkla aşarak” nihayet olağan/normal, günlük hayatına dönebilmiş nadir (Ergenekon kurbanlarından) tutuklulardan biridir. Hatırlarsanız, aynı ve müteakip dalgalarda gözaltına alınanlardan bazıları maruz kaldıkları haksızlıklara tahammül edemeyip, önce hafızalarını, sonra da hayatlarını kaybetmişlerdi.

Bunlara nazaran Bekir Öztürk, gözaltında ve tutuklu olduğu süre içinde asla dayanma gücünü yitirmemiş, hukuki mücadelesini büyük bir sağduyu, sağlam bir inanç, iman, sükûnet, soğukkanlılık azim ve kararlılıkla vermiş;, Hapishanede olduğu süre içinde olayları, içerde ve dışarıda olup-bitenleri, duruşmaların yankılarını, yansımalarını ve “bulunduğu yerden” ülkenin durumunu, milletin ve devletin gidişatını sürekli gözlemlemiştir.

İşte bu bakımdan, kitabın önemi ve manevi değeri çok büyüktür.

Zira kitap hayal mahsulü değil, hakikat ve müzakere tabanlı bir gözlem sonucudur.

Müzakere ve mütalâa edenler ise, öyle veya böyle (yorumu bize düşmez) Türkiye Cumhuriyetini bu günlere taşıyan “bir devre” damgasını vurmuş kişilerdir. Dolayısıyla bu çalışmanın bir de tarihi yönü ve değeri vardır ki, biline.

Değerli yazar’ı kutlar ve başarılarının devamını dilerim. Sizlere, “İyi okumalar.”

MEĞER ADALAR “TARTIŞMALI” İMİŞ!..

Mustafa Nevruz SINACI

Kuşadası açıklarında bulunan Eşek ve Bulamaç adalarının aidiyeti ile hali hazır Yunan işgali altında olmalarının nedeni hakkında “bilgi edinme” mücadelem aylardır sürüyor. Şu an itibarıyla elde ettiğim bilgi sadece adaların tartışmalı statüde olduğuna dair. Mademki statüleri bu, o halde 2000’li yıllarda TC vatandaşları adalara pikniğe gidilebilir iken şimdi fiili ve cebri işgal’e niçin seyirci kalınıyor. Mesele nedir. İşte gelen bilgiler ve son başvurum.

Umarım bu ‘milli davaya’ sahip çıkılır, sır perdesi aralanır, kirli oyunlar ortaya çıkar.

“Dışişleri Bakanlığı’na, Ankara

Aşağıda bahse konu, müteaddit ve mezkür müracaatlarıma rağmen, yeterli ve gerekli “tatminkâr" cevap alamadığım EŞEK ve BULAMAÇ adaları hakkında; Mümkün olan en kısa sürede "açık, doğru, dürüst ve net" cevap (bilgi) verilmesini; önemle arz ve talep eylerim.

Saygılarımla. Mustafa Nevruz SINACI

Tarih: 03 Eylül 2011/Sayı: 768704, Ankara

Bilgi ve ekler: bimer@basbakanlik.gov.tr

*

T.C. Kuşadası Kaymakamlığı

Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu

Sayı: B054VLK4095601/622.01/2202

Konu: Mustafa Nevruz SINACI

Tarih: 23 Ağustos 2011

*

Sayın Mustafa Nevruz SINACI

İlgi: 29 Temmuz 2011 tarih ve 5399 sayılı yazınız.

İlgi tarih ve sayılı yazınız ekinde göndermiş olduğunuz başvuruya istinaden Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığından gelen cevabi yazı ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinizi arz ve rica ederim.

Mustafa ESEN, Kaymakam

Ek: Yazı örneği (1 sayfa)

*

T.C. Sahil Güvenlik Komutanlığı

Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı

Bakraklı/İzmir

HRK: 3700-33168-11/Hrk. Eğt.

Tarih: 17 Ağustos 2011, Konu: Bilgi Edinme Talebi.

KUŞADASI KAYMAKAMLIĞI’NA

İLGİ: a) Kuşadası Kaymakamlığı’nın 01 Ağustos 2011 gün ve sayı: BO54VLK4095601/622.01./1950 sayılı “Mustafa Nevruz SINACI” konulu yazısı.

b) Kuşadası Kaymakamlığı’nın 01 Ağustos 2011 gün ve sayı:

BO54VLK4095601/622.01./1955 sayılı “Mehmet Ali AKIN” konulu yazısı.

1. Mustafa Nevruz SINACI ve Mehmet Ali AKIN isimli şahısların 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde EŞEK ve BULAMAÇ adaları hakkında bilgi edinme talebinde bulundukları ilgi(a:b) yazı ile bildirilmiştir.

2. BU KAPSAMDA: Bahse konu şahısların bilgi edinme talebinde yer alan EŞEK ve BULAMAÇ Adaları’nın aidiyeti “TARTIŞMALI ADALAR” statüsünde olmasından dolayı talebe ilişkin cevabın Dışişleri Bakanlığınca verilmesinde fayda mütalâa edildiğinden, anılan şahısların söz konusu bilgi edinme taleplerini Dışişleri Bakanlığına yapması yönünde bilgilendirilmeleri hususunu, gereği ve bilgilerinize arz ederim.

İmza: SG EGE DENİZ BÖLGE KOMUTANI NAMINA

Levent ERGİN, Dz. Alb., Hrk. Şb. Md.”

DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com



Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,

(adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir.

Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,

______________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [06 442] Yenişehir/ANKARA

LÜTFEN DİKKAT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.











Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 270
Toplam Tekil 1640625
IP 23.23.50.247






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu