TÜRKLERİN KÖKENİ: ESKİ CEVAPLARA YENİ SORULAR ve ESKİ SORULARA YENİ CEVAPLAR - Bahadır Bumin ÖZARSLAN - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TÜRKLERİN KÖKENİ: ESKİ CEVAPLARA YENİ SORULAR ve ESKİ SORULARA YENİ CEVAPLAR - Bahadır Bumin ÖZARSLAN
Tarih: 02.09.2011 > Kaç kez okundu? 2345

Paylaş






Doç. Dr. Osman KARATAY’ın Kripto Kitaplar isimli yayınevinden çıkan son çalışması “Türklerin Kökeni”, daha önce yazdığı “Hırvat Ulusunun Oluşumu”, “İran ile Turan” ve “Bey ile Büyücü” başlıklı kitaplarının son halkasını oluşturmaktadır. Bahsi geçen çalışmalarda kullandığı yöntemi son kitabında da kullanan KARATAY, başlıktan da anlaşıldığı üzere, sormadığımız sorulara verilmiş eski cevapları sorgulayarak yeni sorular sormakta ve eskiden sorulmuş sorulara ise yeni cevaplar aramaktadır. Bu sorgulamalarında, daha önceki çalışmalarında elde ettiği verileri birkaç adım daha öteye taşıyan KARATAY, ilk bakışta hayli garip gelen tarzıyla şüphe uyandırıyor ancak kitabı okudukça oluşan şüphenin aslında, yerleşik alışkanlıklarımızdan kaynaklandığı anlaşılıyor. Alışkın olmadığımız bir bakış açısından yararlanılarak bugüne kadar muhatap olduğumuz oryantalist Batılı kafanın inşa ettiği “Tarih putları”na savaş açılmış olması, kitabı daha da ilgi çekici kılıyor.



KARATAY, kitabının girişinde “…Bu satırların yazarı mevcut edebiyatı birkaç dilde rahatça okuyup aynı minvalde tekrarlar yaparak kurulu düzenden alkış almak yerine, yetersiz cevaplardan duyduğu rahatsızlıkla bu serüvene çıkmıştır…” şeklindeki ifadeleriyle çalışmanın hareket noktasını ve aslında gayesini ortaya koyuyor. Yöntemini açıklarken de aslında basit bir yol takip ettiğini belirterek önce verilerin toplanması gerektiğini, arkasından tetkik edilip üzerinde düşünülmesinin doğru olacağını ifade ediyor. Aynı şekilde, kuram oluşturulurken de önce araştırmanın yapılması, sonra kuramın oluşturulması gerektiğinin altını çiziyor . Oysa bugüne kadar Türklerin kökeniyle ilgili çalışmalarda, önce peşinen kararın verilip ardından verilerin değerlendirildiğine ve aynı şekilde, kuramın hazırlanıp araştırmaların kurama göre yapıldığına dikkat çekiyor .



Tarihî-toplumsal süreçlerin her yerde aynı işlemediğini belirten KARATAY, dünyanın her yerinde nüfus hareketlerinin olduğunu; bir halkın yerini başka bir halkın aldığını ifade ederek Amerika kıtasındaki Avrupaî kıyım dışında, genelde soykırımın halkları yok etmediğine, halkların kimlik değiştirmesine yol açtığına dikkat çekmektedir . Batılı araştırmacıların bu durumu Anadolu’nun Türkleşmesine de uyguladıklarını ve Anadolu’daki Türk nüfusunun önemli bölümünün Rumlardan geldiğini iddia ettiklerini dile getiren KARATAY, Anadolu’daki sürecin farklı işlediğini; dört yüzyıl devam eden savaşlar sonucunda boşalmış Anadolu’ya yoğun Türk göçü sebebiyle nüfusun oran olarak değiştiğini; dönemin kaynaklarının kırsal bölgelerin ve tedricen şehirlerin tamamen boşalmış olduğunu söyleyerek bu iddiayı desteklediğini belirtmiştir. Arada inanç farkı olmasının ve inancın kimliklerin ayrışmasında önemli bir etken olduğuna işaret eden KARATAY, Ermenilerin ve Rumların din değiştirmediklerini ve kendi kimliklerini korumada ısrarcı olduklarını vurgulamıştır . Bu tespitlerle yazar, daha kitabının başında mevcut Türkiye Türklüğü üzerinde tasarlanmış/inşa edilmiş ve dayatılan kimlik algısının ne kadar temelsiz olduğunu göstermektedir.



Tarih boyunca yayılan etnosların kurak ve çorak bölgelerden çıkmadıklarını, aynı mantıkla Türklerin de verimli topraklarda türemelerinin daha muhtemel olduğuna işaret eden KARATAY , Türklerin her zaman Doğu’dan geldiğine ve Batı’da yaşayanlar belli olduğundan Türklere Batı’da yer olmadığına dair tezlerin yanlış bir kanaat olduğuna dikkat çekmekte ve pek çok örnek olmakla birlikte Kırgızların Hakas bozkırlarında, Kıpçakların Güneybatı Sibirya ve Batı Kazakistan düzlüklerinde, Vusunların ise Yedisu’da görünmüş olmalarının bu kanaatin yanlışlığına delil teşkil ettiğini hatırlatmaktadır . Bu bağlamda bir yanlışlığı daha dile getiren KARATAY, “… Türklüğün anayurdunu ararken yapılan dördüncü ama en büyük yanlış ise Altay kuramına bel bağlamaktır. Buna göre Türkçe bir Altay dilidir, yani dar alanda Moğolca ve Mançu-Tunguzca, geniş alanda ise buna ilaveten Korece ve Japonca ile aynı topluluğa aittir. Diller akraba ise halklar da akrabadır. Bu yüzden Türklerin türeneğini tüm bu halkların ortak alanlarında aramak gerekir. Bu ise açıkça Uzakdoğu’dur…” satırlarıyla Altay kuramı hakkındaki alışageldiğimiz önermeleri sarsmaya başlıyor. Altay kuramıyla ilgili sorgusunu, dilbilimci M. SWADESH tarafından hazırlanmış listeyi esas alarak gerçekleştiren KARATAY, bu listeyi 400 kelimeye çıkararak Türkçe-Moğolca karşılaştırması yapıyor. Bu karşılaştırma sonucunda SWADESH listesinde 41/207, diğer listede ise 104/400 oranlarında benzerlik olduğunu belirten yazar , belirli bir oranda ortaklık olduğunu ancak diğer Altay dillerinden Mançu-Tunguzca ile Türkçe arasındaki kıyaslamada bu oranın çok daha aşağıya düştüğüne, ortak kelimelerin de Türkçe-Moğolca kıyasındaki ortaklıklarla aynı olduğuna işaret ediyor. Bu noktada, Nicholas POPPE’nin “Introduction to Altaic Linguistics” adlı eserine atıf yaparak Türkçe ile Mançu-Tunguzca’daki az sayıdaki ortak kelimenin Türkçe’den Moğolca’ya geçme ihtimâline dikkat çekiyor . Aynı listeyi kullanarak Türkçe ile Macarca’yı karşılaştıran KARATAY, 132/400 oranına ulaştığını ve Fin-Ugor dil ailesinden Macarca ile Altay dil ailesinden Türkçe’nin ortaklığının aynı ailelerde kabul edilen Türkçe-Moğolca ve Fince-Macarca karşılaştırmalarına göre daha üst seviyede olduğunu belirtiyor. Böylece Fin-Ugor kuramında Fince-Macarca ortaklığının zayıflığına da işaret eden yazar, Macarlarla Türklerin ortak tarihinin dikkate alınması gerektiğinin önemle altını çiziyor . Dolayısıyla tarih ve dil yardımıyla KARATAY, bir yandan Türklerle Moğolların aynı kökten gelemeyeceğini ortaya koyarken diğer yandan da Türklerle Macarların komşuluğun ötesinde akraba oldukları gerçeğine parmak basmaktadır. Burada kendisine dayanak olarak aldığı önemli hususlardan biri de yerleşik kabullerimizin mucitlerinin iddialarını ispat etmemeleri ve sadece kendi iddialarını kabul etmemizi sağlayacak araçları etkin kılmış olmalarıdır ki KARATAY’ın haklı olarak belirttiği gibi bu durum da bilimin kullandığı yöntemlere aykırılık teşkil etmektedir.



Türklerin Kökeni isimli çalışmada, bugün torunları Kazak Türkleri arasında yaşayan ve Kral Arthur döneminde İngiltere’ye kadar uzanan Peçenek ve Kuman Türklerinden Yazığ Kabilesi’ne de değiniliyor. Arthur efsanesindeki bazı öğelerin doğudaki Sarmatlarda da görüldüğünü Batılı kaynaklardan aktaran KARATAY, Sarmat-Yazığ bağlantısını ortaya koyarak Karadeniz’in kuzeyindeki ve kuzeydoğusundaki bu topluluğun Macarlarla ortak yanlarına ve daha da ilginci İngilizce’deki Türkçe ve Macarca kelimelerin varlığına işaret ederek yeni sorular yoluyla yeni cevaplar arıyor ve serüvenine Batı’da da bir şube açarak Türklerin kat ettiği coğrafyanın diğer ucunu İngiltere’ye kadar taşıyor. KARATAY’A göre bu serüvendeki dikkat çekici bir diğer mesele, bu ilişkilerin ilk defa kendisi tarafından kurulmaması ancak bu bağlantıyı çıkaranların her ne hikmetse “Türk köken” yerine, “İranî kökene” dayanmaları ve Hint-Avrupa kuramına dayanak icat etmeleridir .



KARATAY’a göre Türklerin Dünya’ya yayıldığı yer ve dolayısıyla anayurdu olarak kabul edilmesi gereken bölge, Hazar Denizi’nin kuzeyinde yer alan düzlüklerdir. Bu bölge ise Türklerin ilk görüldüğü yer değil, kalıcı olarak yerleştikleri bir alandır. Bu bölgeye geliş ise Kuzey Irak’tan başlayan ve Kafkasya üzerinden devam eden bir yolculuk sonrası gerçekleşmiştir. Bu yolculuğun başladığı yer ise Subarlar üzerinden, bir kez daha Hint-Avrupa bağlantısı(zlığı)na kapı aralıyor. Sümerler gibi yazıyı bulmuş büyük bir medeniyetin kökleri, ne kadar zorlansa da Hint-Avrupa veya Sami ile bağlanamıyor ama İskit, Hun, Türk kavimlerinin atalarıyla bir yerlerde buluşuyor. Burada, klasik olarak yükselen itirazlara karşılık Sümerlerin Türk olduğunun iddia edilmediğine dikkat çekiliyor ancak Sümerce-Macarca, Sümerce-Türkçe benzerliklerinin aynı aileden kabul edilen herhangi iki Hint-Avrupa dili arasındaki benzerlikler kadar yer tuttuğuna işaret ediliyor. Sümerce’de görülen ortak kelimelerin komşu bir dilden veya Sümerlerin yakınında bulunan bir topluluktan alındığı kabul ediliyorsa o takdirde bu kelimelerin mülkiyetinin Türklere veya Macarlara ait olması gerekecektir ki bu da ortak payda olan Subarlardan başkası olamayacaktır .



Osman KARATAY’ın kitabındaki ilginç bölümlerden biri de “Sarışın Türkler” başlıklı on yedinci bölüm. Bu bölümde Arap, Fars ve Çin kaynaklarındaki metinlerden hareketle Türklerin sarışın ve mavi gözlü olduklarına dikkat çeken KARATAY, tarihçiler tarafından atlanan bu gerçeğin kendi teorisini doğrulayan bir veri olduğuna işaret ediyor. Subarların yukarıda bahsettiğimiz yolculuğu sonrasında ulaştığı noktanın bugün bu tipe uygun olan Başkurt Türklerinin ve Tatar Türklerinin yerleşik olarak yaşadığı düzlükler olduğunu belirten yazar, Türk Tarihinin askerî boyutunun ve Türklerin göçebe yanlarının öne çıkarılarak bütün yönleriyle ele alınmaması sonucunda, Türklerin en eski çağlarda bile medeniyet kurmuş bir millet olması gerçeğini peçelediği sonucuna ulaşıyor. Bu noktada sözü KARATAY’ın kendisine bırakmak, en doğru tercih olacaktır: “… Biz bilim adamı olarak ezberletilenlerden farklı sonuçlara ulaştığımızda, yani atı, kurdu ve çadırı bir kenara koyduğumuzda, göçebelikten utandığımızı söyleyenler oldu. Türklüğün eski çağı diye öğretileni biz Türklüğün orta zamanına koyduğumuzda, kurttan değil, insandan doğan Türk’ü anlattığımızda, geçmişimizden utanır olduk!..



Fikirleri kişiliklerine göre değil, utanma sıkılma hissine göre gelişmiş, dolayısıyla da kişilikleri gelişmemiş binlerce isim etrafta. Üniversiteler bile bunlarla tıka basa dolu. Türk olarak yaratılmayı kaderin güzel bir cilvesi olarak gören ve buna şükreden birisi, Türk’ün geçmişindeki hiçbir şeyden utanmayacaktır.



Hiçbir millete nasip olmayan pırıl pırıl bir tarihimiz var. Kara lekesi olmayan ama karşımızdaki bütün dünya ve içimizdeki işbirlikçilerince karartmaya uğramış bir geçmişe sahibiz. Hiç kimseye ne borcu ne de dokunmuş kötülüğü olan, ama herkesten bir dolu alacağı ve herkese iyiliği bulunan bir milletiz. Bize kötülüğü dokunanlar dönüp bir de diş kirası istiyorlar; iyilik yaptıklarımız ise onların yanında saf tutuyorlar. Olsun, biz bugünlere onların lütfuyla gelmedik ki bundan sonraki ‘hayatta kalma” hesaplarımızda onları nazara alalım. Türk olmak zor iş ama mutlu olmak için yeterli.”



Doç. Dr. Osman KARATAY’ın yaptığı çalışmanın özetini, yazının başlığında vermeye çalıştık. KARATAY’ın ulaştığı verilere ve bu verilerden hareketle vardığı sonuçlara tarihçilerin ve dilbilimcilerin itirazları olabilir ki bu da doğaldır. Bu açılardan yapılacak tartışmalar faydalı olacaktır ve bu tartışmalar mutlaka yapılmalıdır ancak bu itirazları öne sürenlerin öncelikle kendi fikirlerini sistematik bir şekilde ortaya koymaları gereklidir. Ardından da herkesin bilimsel tartışmalardan daha önemli olan şu noktaya dikkat etmesi gerekir: Bugüne kadar, sormadığımız sorulara verilmiş cevapları ezberlerken bu cevapların neye dayanarak verildiği üzerinde ne kadar durduk? Bu cevaplar bize ezberletilirken yanlışlıkla soru sormak isteyenler neden itilip kakıldı, neden hor görüldü ve bulundukları ortamlardan dışlandı? Soru sorma cüretinde bulunanlara kim “deli muamelesi” yaptı(rdı)? Bütün bu kumpasta başrollerde gezinenler ne kadar yerliydi, ne kadar millîydi? Daha da önemlisi El’in oğlu bütün bir Tarih’e kendi keyfine göre ayar çekerken, Tarih’i kendine göre inşa ederken “Biz” buna niye razı olduk, olmak zorunda bırakıldık? Keyfine göre ayar çektiği Tarih üzerinden bugün bile gelecek tasarımı yapan Batılılara karşı bir duruşu temsil eden “Türklerin Kökeni” isimli çalışma, bilimsel yönünün yanında, bu tarafıyla da değerlendirilmeye muhtaçtır. Dolayısıyla diğer alanlarda da bu ve benzeri çalışmaların “yargısız infaz”a kurban gitmesini önlemek veya önlememek ve hatta “sanık sandalyesi”ne oturtulmasına engel olmak ya da olmamak, Türklüğün 21. yüzyıldaki serüveninde seçtiğimiz yola bağlıdır. Türklüğü yerinde saydırmak isteyen eyyamcılar, eski cevaplara tapınmaya devam etsinler. Türklüğü zirveye taşımak isteyenler ise yeni sorularını ve yeni cevaplarını haykırma yolunda, bir an olsun tereddüt etmesinler. Birinci yolu tutanların başka ne gibi temennileri olduğu bizi ilgilendirmez ama iyi bildiğimiz bir şey var ki ikinci yolu tutanların, Türklüğün binlerce yıllık Tarihi’nin içinden süzülüp gelmiş bir de duası var. Bu duaya el açıp “Amin!” demekten gayrısı boştur: TANRI TÜRK’Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN…







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 196
Toplam Tekil 1638085
IP 54.197.75.176






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu