PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 20.08.2011 > Kaç kez okundu? 2386

Paylaş


Konu Başlığı : PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE



-------------------------------------------------------------



Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.-Gazi Mustafa Kemal Atatürk- (1920)



-------------------------------------------------------------------------------------------



Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistan), sık kullanılan ismi ile PKK terör örgütü Türkiye’nin son 30 yılına damgasını vurmuştur. Örgüt, milli güç unsurları ve sahip olduğu potansiyel ile başlıbaşına bir güç merkezi olan Türkiye’ye çok önemli kayıplar verdirmiştir. PKK uyguladığı asimetrik savaş ile belki istediği hedefe tam olarak ulaşamamıştır, ama kendisini yaratan küresel güçlerin hedefleri doğrultusunda verilen görevleri başarı ile yerine getirmiştir.



PKK’nın Türkiye’ye her alanda verdiği zarar tahminlerin çok üzerindedir. Türkiye başlangıçta PKK örgütünü diğer yıkıcı ve bölücü örgütler gibi görmüş gereken önemi vermediği için büyümesini engelleyememiştir. Devlet gerekli tedbirleri alma kararı verdiğinde de PKK’nın gücü en üst düzeyine ulaşmıştı.



PKK’nın kendi dışında gelişen ve destek aldığı küresel güçler tarafından yayılan isminin ulaştığı boyutları başımdan geçen bir olayla açıklamak istiyorum.



1998’de Sao Paula Üniversitesinde bir seri konferans vermek üzere Brezilya’ya gittim. Konferansın verildiği Hukuk Fakültesi amfisinde bine yakın dinleyici vardı. Bunların çoğu Türkiye’yi hiç bilmiyorlardı ve belki de ilk defa Türk bayrağı ve bir Türkle ile karşılaşmışlardı. Türkiye’nin yerini dahi bilmeyen bu insanların bana sorduğu soruların tamamı; “Siz Kürtleri neden kesiyorsunuz? PKK’ya neden izin vermiyorsunuz? Kürdistanı neden işgal ettiniz?” Şeklinde idi.



Şaşırdım ama gerçek buydu. Devlet olarak bu insanlara kendimizi anlatamamıştık ama bir terör örgütü bunların beyinlerine girmeyi başarmıştı. Doğal olarak bu başarı PKK’nın değil, onu kullanan küresel güçlerindi. Karşı taraf böyle çalışınca sonuçta dünyada dışlanan taraf biz oluyorduk.



PKK, Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede Kürdistan isimli bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için Türkiye’ye ve Türk halkına karşı silahlı eylem yapan terör örgütüdür.



PKK ismi ile bilinmesine rağmen KADEK (Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê / Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) ve KONGRA-GEL (Halk Kongresi) isimlerini de kullanmıştır.



27 Ekim 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesi Fis köyünde Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK'nın kuruluş döneminde ideolojik yapısı Marksist- Leninist çizgide bir Kürt millliyetçiliği idi. Ancak SSCB yıkılıp arkasından Sovyet desteği de çekilince Marksizm-Leninizm ideolojisi terk edilmiştir. Silahlı mücadeleyi ilke edinen PKK, bizzat desteklendiği AB ve ABD tarafından terörist örgütler(!) listesine de alınmıştır. Faaliyet alanı büyük ölçüde Türkiye toprakları olmakla birlikte, Avrupa'da, Irak ve İran topraklarında da etkinlikleri vardır.



Önceleri ASALA tarafından eğitilen örgütün dış mali destek yanında başlıca gelir kaynağı, uyuşturucu ticareti ve haraç tahsilatıdır.



12 Eylül 1980’de bir süre sessiz kalan PKK, 1984'te yurtiçi ve yurtdışı dağ kadrolarını oluşturarak askeri bir yapıya bürünmüştür. Küçük gruplar halinde yaptığı saldırılarla Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu 90'lı yılların ortasına kadar savaş alanına çevirmiştir. Bu süre içinde örgütün devlet güçleriyle girdiği çatışmalar 30.000 den fazla can kaybına sebep olmuş, birçok insanlık dışı olay gerçekleştirilmiştir. PKK terörü, bölgede yerine konulması çok zor maddi kayıplara yol açmış, GAP tamamlanamamış bu yüzden halkın sosyo-ekonomik gelişmesini 30 yıl boyunca engellemiştir..



PKK nın hayat evresinin uzun süreli olması gelişimi süresince evrime uğramasına bağlıdır. PKK değişen ortama göre söylemini ve uyguladığı şiddet politikalarını değiştirmiştir.



1974-1978 arası “Apocular Dönemi”dir. Apocuların çekirdek grubu 16 kişiden oluşmaktadır. Bu on altı kişiden sadece Öcalan grupta kalmıştır..



1978-1980 arası “Şehir Savaşı” dönemidir. 1980 ihtilali öncesi diğer komünist gruplar gibi yapılanmış ve propagandasını silahlı eylemlerle yapmıştır. İhtilal öncesi Abdullah Öcalan ülkeyi terk etmiş ama ülkeyi terk etmeyenler yakalanıp hapsedilmiştir.



1980-1984 arası Suriye’de Bekaa vadisinde Yeniden yapılanma dönemidir. PKK bu dönemde Mao'nun Halk devrimi yöntemini seçmiş ve Suriye'nin desteklemesiyle Güneydoğu Anadolu'da terör metotlarını uygulamaya başlamıştır.



1984-1993 arası ise, “Uzun süreli halk savaşı” dönemidir. Bu dönemde, stratejik savunma, stratejik dengeleme ve stratejik saldırı omak üzere üç aşamalı bir strateji uygulanmıştır. Bu dönem PKK’nın 15 Ağustos 1984 saat 21:30'da Eruh ve Şemdinli ilçelerini basması ile başlatılmıştır.



1993-1995 arası örgütün hayatta ve ülkeler arası yapıda kalabilmek için ideolojisini büyük ölçüde yeniden gözden geçirdiği dönemdir. Kürt devleti söylemini terk etmiş ve Türkiye’de otonom bir yapı amaçladığını vurgulamıştır.



1993 yılında PKK'nın Türkiye dağ kadrolarına karşı başlayan operasyonlar ile Türkiye içerisinde bulunan silahlı gücü kırılmış ve teröristlerin Suriye'deki kamplara kaçması sağlanmıştır. Türkiye’nin Suriye sınırına yaptığı askeri yığınak ve yoğun diplomasi atağı sonucunda, örgüt yapılanmasını Suriye ve İran'dan çekerek ağırlıklı olarak Kuzey Irak’a taşımıştır. Türkiye'nin siyasal alanda gerçekleştirdiği özgürlükçü açılımlar sayesinde, örgüt, halktan az da olsa aldığı desteği kaybetmeye başlamıştır.



1998'de Abdullah Öcalan tek taraflı ateşkesi başlatır. Özellikle Suriye ve zaman zaman da Yunanistan, Ermenistan, İran ve Rusya'nın desteği ile ayakta duran PKK, 1998 sonunda Türkiye’nin Suriye'yi savaşla tehdit etmesi, ve bu yüzden Suriye'nin Öcalan'ı ülkeden atması ile sonun başlangıcını yaşamaya başlar.



15 Şubat 1998'de Abdullah Öcalan Kenya'da uluslararası bir operasyonla yakalanır ve Türkiye'ye teslim edilir. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte örgüte çok ağır bir darbe vurulmuştur. Öcalan 29 Haziran 1999’da mahkemede Türk Ceza Kanunu'nun 125'inci maddesinden yargılanır. Bu davada Öcalan; T.C. vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve onun ceza kanununu tanıdığını ve savunmasının hukuki değil siyasi olacağını belirtir. Bu üç unsur ile Öcalan faaliyetlerinin temelde suç olduğunu kabul etmiştir.



PKK, 2002'de kendisini fesheder ve yerine “Kürdistan Demokratik ve Özgürlük Kongresi” KADEK'i kurar. KADEK de AB Terör Örgütleri Listesine girer.



PKK'nın eylemleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan halkı sağlık ve eğitim gibi en temel haklardan yoksun bırakmıştır. PKK eylemleri bölge insanına acı, ölüm ve yıkımdan başka bir şey getirmemiştir.



1991’de Saddam’ın cezalandırmasından korkan Irak kuzeyinde yaşayan halk çoluk-çocuk-genç- ihtiyar demeden evini barkını terkederek Türk topraklarına sığınmıştı.Sayıları altıyüzbini aşan göçmenler bölgede büyük bir tehdit oluşturmuştu. Yeni göçleri önlemek ve Saddam’a karşı bölgeyi korumak gibi ulvi ve insani (!) bir gerekçe bulan BM nezaretinde merkezi Türkiye’de bulunan Çekiç Güç vasıtasıyla bölge kontrol altına alınmıştı.



Çekiç Güç marifetiyle ve bizimde göz yummamız ile Kuzey Irak’ta Saddam’ın yönetiminden soyutlanmış bir Kürt Devletinin oluşumu fiilen gerçekleştirilmişti. Türkiye Çekiç Güç ile işbirliği içinde bölgenin doğusundaki dağlık kesimde konuşlanan PKK terör örgütüne yönelik, karadan ve havadan 40.000 kişiye ulaşan güçlerle büyük operasyonlar yapmış, tam olarak ortadan kaldıramasa dahi örgütü kontrol altına alarak dağlık bölgede etkisiz hale getirmişti. Ayrıca Kuzey Irak’ta bulundurduğumuz Silahlı Kuvvetlerimiz ile bölgeden Türkiye’ye yönelik PKK saldırıları tam olarak önlenmiş idi.



ABD’nin Irak’ı işgali ile birlikte şartlar değişti. ABD bölgede sınır komşumuz sıfatıyla hakim güç oldu ve bizi bölgeye sokmadı. 2003’de Irak’ın işgâli PKK'ya daha geniş bir güç boşluğu sağlamıştır ve örgüt Kandil Dağı çevresine kalıcı olarak yerleşmiştir. Bu bölgede 10'dan fazla PKK kampı vardır. ABD, Irak'ı işgal ederken Türkiye’ye bu kampları ortadan kaldırma sözü vermiştir. Ayrıca Bağdat yönetimi ile Kuzey Irak Kürt yönetimi de PKK faaliyetlerine asla izin vermeyeceklerini açıklamışlardır. Ne var ki zaman içinde her üçü de PKK'yı bu bölgeden sökmeye güçlerinin yetmediğini ifade etmişlerdir. Özellikle Barzani ve adamları PKK faaliyetlerine göz yummanın ötesinde örgüte her türlü maddi desteği de sağlamışlardır. Irak Ordusu'nun silahları PKK'lıların eline geçerken, bu silahlar sayesinde Türkiye'deki eylemleri artmıştır.



ABD ,Türkiye’nin PKK mücadelesine destek verir gibi görünse de fiiliyatta tam tersi davrandığı görülmektedir. “Ben burada varken, sen operasyon yapamazsın” demektedir. Hatta daha da ileri giderek bölgede görev yapan Özel Kuvvetlere mensup askerlerimizi esir edip başlarına çuval dahi geçirmiştir. İki taraf arasında yapılan görüşmelerde, “PKK ile kendisinin mücadele edeceğini, bu bakımdan artık bize gerek kalmadığını” bildirmiştir. Hatta bize baskı yaparak, “Dağdaki teröristleri ikna edip teslim edeceğini” dahi garanti etmiştir. Türkiye’ye sadece hapisteki teröristlerin affedilmesini sağlayan “Eve Dönüş Yasası’nı” çıkartmamızı dayatmıştır.



Doğal olarak dağdan kimse inmedi. Aksine, Türk askerinin operasyon gücü elinden alındığından son yıllarda Irak’ın Kuzeyi PKK için yeniden toparlanıp, eğitilip, güçlendirildiği bir bölge o