PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 20.08.2011 > Kaç kez okundu? 1982

Paylaş


Konu Başlığı : PKK GERÇEĞİ VE TERÖRLE MÜCADELE



-------------------------------------------------------------



Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.-Gazi Mustafa Kemal Atatürk- (1920)



-------------------------------------------------------------------------------------------



Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistan), sık kullanılan ismi ile PKK terör örgütü Türkiye’nin son 30 yılına damgasını vurmuştur. Örgüt, milli güç unsurları ve sahip olduğu potansiyel ile başlıbaşına bir güç merkezi olan Türkiye’ye çok önemli kayıplar verdirmiştir. PKK uyguladığı asimetrik savaş ile belki istediği hedefe tam olarak ulaşamamıştır, ama kendisini yaratan küresel güçlerin hedefleri doğrultusunda verilen görevleri başarı ile yerine getirmiştir.



PKK’nın Türkiye’ye her alanda verdiği zarar tahminlerin çok üzerindedir. Türkiye başlangıçta PKK örgütünü diğer yıkıcı ve bölücü örgütler gibi görmüş gereken önemi vermediği için büyümesini engelleyememiştir. Devlet gerekli tedbirleri alma kararı verdiğinde de PKK’nın gücü en üst düzeyine ulaşmıştı.



PKK’nın kendi dışında gelişen ve destek aldığı küresel güçler tarafından yayılan isminin ulaştığı boyutları başımdan geçen bir olayla açıklamak istiyorum.



1998’de Sao Paula Üniversitesinde bir seri konferans vermek üzere Brezilya’ya gittim. Konferansın verildiği Hukuk Fakültesi amfisinde bine yakın dinleyici vardı. Bunların çoğu Türkiye’yi hiç bilmiyorlardı ve belki de ilk defa Türk bayrağı ve bir Türkle ile karşılaşmışlardı. Türkiye’nin yerini dahi bilmeyen bu insanların bana sorduğu soruların tamamı; “Siz Kürtleri neden kesiyorsunuz? PKK’ya neden izin vermiyorsunuz? Kürdistanı neden işgal ettiniz?” Şeklinde idi.



Şaşırdım ama gerçek buydu. Devlet olarak bu insanlara kendimizi anlatamamıştık ama bir terör örgütü bunların beyinlerine girmeyi başarmıştı. Doğal olarak bu başarı PKK’nın değil, onu kullanan küresel güçlerindi. Karşı taraf böyle çalışınca sonuçta dünyada dışlanan taraf biz oluyorduk.



PKK, Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede Kürdistan isimli bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için Türkiye’ye ve Türk halkına karşı silahlı eylem yapan terör örgütüdür.



PKK ismi ile bilinmesine rağmen KADEK (Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê / Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) ve KONGRA-GEL (Halk Kongresi) isimlerini de kullanmıştır.



27 Ekim 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesi Fis köyünde Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK'nın kuruluş döneminde ideolojik yapısı Marksist- Leninist çizgide bir Kürt millliyetçiliği idi. Ancak SSCB yıkılıp arkasından Sovyet desteği de çekilince Marksizm-Leninizm ideolojisi terk edilmiştir. Silahlı mücadeleyi ilke edinen PKK, bizzat desteklendiği AB ve ABD tarafından terörist örgütler(!) listesine de alınmıştır. Faaliyet alanı büyük ölçüde Türkiye toprakları olmakla birlikte, Avrupa'da, Irak ve İran topraklarında da etkinlikleri vardır.



Önceleri ASALA tarafından eğitilen örgütün dış mali destek yanında başlıca gelir kaynağı, uyuşturucu ticareti ve haraç tahsilatıdır.



12 Eylül 1980’de bir süre sessiz kalan PKK, 1984'te yurtiçi ve yurtdışı dağ kadrolarını oluşturarak askeri bir yapıya bürünmüştür. Küçük gruplar halinde yaptığı saldırılarla Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu 90'lı yılların ortasına kadar savaş alanına çevirmiştir. Bu süre içinde örgütün devlet güçleriyle girdiği çatışmalar 30.000 den fazla can kaybına sebep olmuş, birçok insanlık dışı olay gerçekleştirilmiştir. PKK terörü, bölgede yerine konulması çok zor maddi kayıplara yol açmış, GAP tamamlanamamış bu yüzden halkın sosyo-ekonomik gelişmesini 30 yıl boyunca engellemiştir..



PKK nın hayat evresinin uzun süreli olması gelişimi süresince evrime uğramasına bağlıdır. PKK değişen ortama göre söylemini ve uyguladığı şiddet politikalarını değiştirmiştir.



1974-1978 arası “Apocular Dönemi”dir. Apocuların çekirdek grubu 16 kişiden oluşmaktadır. Bu on altı kişiden sadece Öcalan grupta kalmıştır..



1978-1980 arası “Şehir Savaşı” dönemidir. 1980 ihtilali öncesi diğer komünist gruplar gibi yapılanmış ve propagandasını silahlı eylemlerle yapmıştır. İhtilal öncesi Abdullah Öcalan ülkeyi terk etmiş ama ülkeyi terk etmeyenler yakalanıp hapsedilmiştir.



1980-1984 arası Suriye’de Bekaa vadisinde Yeniden yapılanma dönemidir. PKK bu dönemde Mao'nun Halk devrimi yöntemini seçmiş ve Suriye'nin desteklemesiyle Güneydoğu Anadolu'da terör metotlarını uygulamaya başlamıştır.



1984-1993 arası ise, “Uzun süreli halk savaşı” dönemidir. Bu dönemde, stratejik savunma, stratejik dengeleme ve stratejik saldırı omak üzere üç aşamalı bir strateji uygulanmıştır. Bu dönem PKK’nın 15 Ağustos 1984 saat 21:30'da Eruh ve Şemdinli ilçelerini basması ile başlatılmıştır.



1993-1995 arası örgütün hayatta ve ülkeler arası yapıda kalabilmek için ideolojisini büyük ölçüde yeniden gözden geçirdiği dönemdir. Kürt devleti söylemini terk etmiş ve Türkiye’de otonom bir yapı amaçladığını vurgulamıştır.



1993 yılında PKK'nın Türkiye dağ kadrolarına karşı başlayan operasyonlar ile Türkiye içerisinde bulunan silahlı gücü kırılmış ve teröristlerin Suriye'deki kamplara kaçması sağlanmıştır. Türkiye’nin Suriye sınırına yaptığı askeri yığınak ve yoğun diplomasi atağı sonucunda, örgüt yapılanmasını Suriye ve İran'dan çekerek ağırlıklı olarak Kuzey Irak’a taşımıştır. Türkiye'nin siyasal alanda gerçekleştirdiği özgürlükçü açılımlar sayesinde, örgüt, halktan az da olsa aldığı desteği kaybetmeye başlamıştır.



1998'de Abdullah Öcalan tek taraflı ateşkesi başlatır. Özellikle Suriye ve zaman zaman da Yunanistan, Ermenistan, İran ve Rusya'nın desteği ile ayakta duran PKK, 1998 sonunda Türkiye’nin Suriye'yi savaşla tehdit etmesi, ve bu yüzden Suriye'nin Öcalan'ı ülkeden atması ile sonun başlangıcını yaşamaya başlar.



15 Şubat 1998'de Abdullah Öcalan Kenya'da uluslararası bir operasyonla yakalanır ve Türkiye'ye teslim edilir. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte örgüte çok ağır bir darbe vurulmuştur. Öcalan 29 Haziran 1999’da mahkemede Türk Ceza Kanunu'nun 125'inci maddesinden yargılanır. Bu davada Öcalan; T.C. vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve onun ceza kanununu tanıdığını ve savunmasının hukuki değil siyasi olacağını belirtir. Bu üç unsur ile Öcalan faaliyetlerinin temelde suç olduğunu kabul etmiştir.



PKK, 2002'de kendisini fesheder ve yerine “Kürdistan Demokratik ve Özgürlük Kongresi” KADEK'i kurar. KADEK de AB Terör Örgütleri Listesine girer.



PKK'nın eylemleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan halkı sağlık ve eğitim gibi en temel haklardan yoksun bırakmıştır. PKK eylemleri bölge insanına acı, ölüm ve yıkımdan başka bir şey getirmemiştir.



1991’de Saddam’ın cezalandırmasından korkan Irak kuzeyinde yaşayan halk çoluk-çocuk-genç- ihtiyar demeden evini barkını terkederek Türk topraklarına sığınmıştı.Sayıları altıyüzbini aşan göçmenler bölgede büyük bir tehdit oluşturmuştu. Yeni göçleri önlemek ve Saddam’a karşı bölgeyi korumak gibi ulvi ve insani (!) bir gerekçe bulan BM nezaretinde merkezi Türkiye’de bulunan Çekiç Güç vasıtasıyla bölge kontrol altına alınmıştı.



Çekiç Güç marifetiyle ve bizimde göz yummamız ile Kuzey Irak’ta Saddam’ın yönetiminden soyutlanmış bir Kürt Devletinin oluşumu fiilen gerçekleştirilmişti. Türkiye Çekiç Güç ile işbirliği içinde bölgenin doğusundaki dağlık kesimde konuşlanan PKK terör örgütüne yönelik, karadan ve havadan 40.000 kişiye ulaşan güçlerle büyük operasyonlar yapmış, tam olarak ortadan kaldıramasa dahi örgütü kontrol altına alarak dağlık bölgede etkisiz hale getirmişti. Ayrıca Kuzey Irak’ta bulundurduğumuz Silahlı Kuvvetlerimiz ile bölgeden Türkiye’ye yönelik PKK saldırıları tam olarak önlenmiş idi.



ABD’nin Irak’ı işgali ile birlikte şartlar değişti. ABD bölgede sınır komşumuz sıfatıyla hakim güç oldu ve bizi bölgeye sokmadı. 2003’de Irak’ın işgâli PKK'ya daha geniş bir güç boşluğu sağlamıştır ve örgüt Kandil Dağı çevresine kalıcı olarak yerleşmiştir. Bu bölgede 10'dan fazla PKK kampı vardır. ABD, Irak'ı işgal ederken Türkiye’ye bu kampları ortadan kaldırma sözü vermiştir. Ayrıca Bağdat yönetimi ile Kuzey Irak Kürt yönetimi de PKK faaliyetlerine asla izin vermeyeceklerini açıklamışlardır. Ne var ki zaman içinde her üçü de PKK'yı bu bölgeden sökmeye güçlerinin yetmediğini ifade etmişlerdir. Özellikle Barzani ve adamları PKK faaliyetlerine göz yummanın ötesinde örgüte her türlü maddi desteği de sağlamışlardır. Irak Ordusu'nun silahları PKK'lıların eline geçerken, bu silahlar sayesinde Türkiye'deki eylemleri artmıştır.



ABD ,Türkiye’nin PKK mücadelesine destek verir gibi görünse de fiiliyatta tam tersi davrandığı görülmektedir. “Ben burada varken, sen operasyon yapamazsın” demektedir. Hatta daha da ileri giderek bölgede görev yapan Özel Kuvvetlere mensup askerlerimizi esir edip başlarına çuval dahi geçirmiştir. İki taraf arasında yapılan görüşmelerde, “PKK ile kendisinin mücadele edeceğini, bu bakımdan artık bize gerek kalmadığını” bildirmiştir. Hatta bize baskı yaparak, “Dağdaki teröristleri ikna edip teslim edeceğini” dahi garanti etmiştir. Türkiye’ye sadece hapisteki teröristlerin affedilmesini sağlayan “Eve Dönüş Yasası’nı” çıkartmamızı dayatmıştır.



Doğal olarak dağdan kimse inmedi. Aksine, Türk askerinin operasyon gücü elinden alındığından son yıllarda Irak’ın Kuzeyi PKK için yeniden toparlanıp, eğitilip, güçlendirildiği bir bölge oldu. Bu konuda ABD işgâl güçleri kendilerine yardımcı oldular. Bunları basın organlarında ABD askerlerinin PKK kamplarına yaptıkları ziyaretler ile ilgili verilen haberlerden kamuoyu yakından takip etti.



Kuzey Irak’ta durum böyle gelişirken İmralı’da ikamet eden Abdullah Öcalan örgütün yeniden toparlanması için verdiği mücadelede önemli kazanımlar elde etti. Kapatılan eski DEP milletvekilleri hapisten çıktılar. Milli kahraman olarak taraftarlarıyla beraber “Yaşasın PKK” sloganları ve “Apo posterleri” ile Anadoluyu turlarken AB devletleri verilen bu demokrasi mücadelesini (!) desteklediğini yetkili ve etkili ağızlardan bildirmeye başladı.



Bu arada idamın kaldırılması ile hayatta kalmayı garantileyen Öcalan’ın emri ile başlatılan terörist saldırılar artarak devam etti. Örgütün canımıza, malımıza ve gururumuza zarar verme işlevleri aralıksız sürdürüldü..



Ak Partinin iktidar olduğu uzun dönemde önce demokratikleşme adı altında kabul edilen Uluslararası İKİZ YASALAR ve bu yasaları eyleme dönüştürecek tarzda çıkartılan AB UYUM YASALARI ile yürütme erki ayrılıkçı güçlere karşı bir şey yapamaz hale getirilmiştir. Yani ülkenin bölünme ve parçalanmasını isteyen ayrılıkçı güçlere yasalarla serbest hareket ortamı tanınırken, devletin bölünüp parçalanmaya karşı tedbir almak durumundaki yetkili organlarının eli kolu bağlanmıştır. Sonunda terör her gün kan dökmeğe devam ederken bu işe çare bulması gerekenlerin sadece hamaset ürettiği bir çıkmaza girilmiştir. Bugün Ak Parti yönetimi, giderek artan şehit cenazeleri karşısında şaşkındır ve ne yapacağını bilememektedir. Çünkü hükümet , terörle mücadeleyi Türkiye’nin yalnız olarak değil, ABD ile birlikte yapmasını istemektedir.



TBMM artan şehitler karşısında Türk askerine sınır ötesine geçmesi için yetki vermiştir. Başbakan bunun üzerine 5 Kasım 2007’de ABD’ne ziyaret yapmış ve Başkan Bush ile görüşmüştür. Bu görüşme sonunda ABD bize istihbarat vermeyi ve askerler arasında üst düzey bir iletişim hattı kurmağı teklif etmiş ve bu uygulamaya başlanmıştır.



PKK terörü ile mücadelede biz milletçe şunu bilmek zorundayız;



- PKK’nın hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. ABD değil…



- PKK’nın çalışma alanı Anadolu topraklarıdır. Arizona değil…



- PKK’nın kurmak istediği devlet ABD’den değil, Türkiye’den toprak istiyor...



- PKK saldırılarında ölenler Amerikalı değil, Türk kanı taşıyorlar…



Türk insanı terörü ve terörle mücadeleyi iyi bilmektedir. Fakat bugün bu mücadeleyi yapması gerekenlerin elleri kolları bağlanmıştır. Güvenlik güçleri halen uygulanan yasalarla terörle mücadele değil, teröre karşı kendi güçlerini savunma durumu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu durumun derhal tersine çevrilmesi ve güvenlik güçlerinin elinin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.



Sonuç olarak;



Dün açıklanan Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde PKK terörüne karşı kararlı bir mücadele verileceği açıklanmıştır. Kararlı mücadele ancak kendi milli güç unsurlarımıza dayanılarak yapılabilir. Oysa bölgede halen ABD gerçeği vardır ve ABD bugüne kadar “PKK ile mücadeleleyi bölgede ben yapacağım siz karışmayın” diyerek hem Türkiye’yi oyalamış ve hemde örgütün yeniden güçlenip toparlanmasına zemin hazırlamıştır. Şimdi saldırılar devam ederken operasyon yapmamıza izin vermediği gibi “ Biz PKK için askeri operasyon düşünmüyoruz ” diyerek adeta ülkemizde PKK yanlılarının siyasi davranışlarına destek verdiğinide açıkça ortaya koymuştur.



Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde şimdi ABD gibi kaldırılması gereken önemli bir bir engeli bulunmaktadır. Bu husus iyi algılanmalı ve tedbirler birlikte değil, milli olarak değerlendirilip, plânlanmalıdır. ABD engeli durduğu sürece alınacak bütün tedbirlerin terörü önlemek yerine arttıracağı hususu asla unutulmamalıdır..







Dr. Tahir Tamer Kumkale







http://www.kumkale.net





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 146
Toplam Tekil 1636440
IP 54.158.98.119






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu