ESKI TÜRKÇENIN KONUŞULDUĞU BÖLGELERIN ORTAYA ÇIKARILIŞINDA TÜRK DINININ ROLÜ - Prof. Dr. Mirfatih ZEKİYEV - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









ESKI TÜRKÇENIN KONUŞULDUĞU BÖLGELERIN ORTAYA ÇIKARILIŞINDA TÜRK DINININ ROLÜ - Prof. Dr. Mirfatih ZEKİYEV
Tarih: 17.08.2011 > Kaç kez okundu? 3133

Paylaş


Avrupamerkezci resmi tarih bilimine göre Türkler, genç bir etnos oldukları için tarihî bir halk olamazlar. Türkler'in zaman içerisinde M. Ö. VI. Binyılda Altay topluluğundan ayrıldıkları var sayılmaktadır. Türkler'in daha eski etnik kökenlerinin üstünü örtmeye çalışan bilim adamlarına karşı, küçük halkların kökenini geçmişe bağlamaya karşı mücadele adı verilen resmi mücadele yürütülmüştür.

Türkler'in yaşı konusunda resmi tarih görüşüne karşı çıkan ba¬zı Türkologlar, bundan yaklaşık 20-30 bin yıl önce Avrasya'dan göç eden Amerikalı Kızılderililerin ve M.Û. IV Binyılda çivi yazısını kul¬lanan Sümerler'in dillerinde Türkler'in daha eski izlerini ortaya çı¬karma girişimlerinde bulundular. Gerçekten de bu dillerde insanlı¬ğın çeşitli alanlardaki faaliyetleriyle ilgili belli kavramların Türkçe adlandırma sistemi ortaya çıkarıldı.

Geleneksel Türkoloji taraftarları - Türkler'in etnik kökenini geçmişe dayandırmaya karşı mücadele edenler, - gerek Amerikalı Kı¬zılderililerin ve gerekse Sümerler'in çivi yazılı dillerinde Türkçe ke¬limeler bulan bilim adamlarına karşı güçlü bir saldırıya geçtiler. Hint-Avrupaî dillerin özelliklerinden hareket eden bu bilim adamla¬rı, Türkçe sözcüklerin 5-15 bin yıl zarfında bugünkü Türkçe kelime¬lerle hiçbir benzerlik arzetmeyecek şekilde değiştiğini ileri sürerek, güya sözü edilen eski dillerde Türkçe kelime bulmaya çalışan ve Türk tarihini geçmişe dayandırmaya gayret gösterenlerin beyhude yere uğraştıklarım belirttiler.

Ancak, kaydetmek gerekir ki, burada sadece Türk tarihinin köklerini uzak maziye dayandırmak isteyenler değil, Türk tarihine Hint-Avrupa teroisi zaviyesinden bakmayı alışkanlık haline getiren geleneksel tarihçiler de derin hatalara düşmektedirler.

Bitişimli ve bükünlü dillerin gelişim süreçleri karşılaştırılırsa, aralarında büyük farklar olduğu hemen göze çarpacaktır. Bükünlü dillerde ve kısmen Hint-Avrupaî dillerde, değişiklik sürecinde (yani gramatikal değişim aşamalarında) sözcüğün kökü

____________________________

1. Tataristan Bilimler akademisi



sabit değildir ve fonetik değişiklikler geçirir. Örneğin hodit' (gitmek, yürümek) ve hojdeniye (yürüyüş) sözcükleri aynı kökten gelirler, ama farklı fone¬tiklere sahiptirler. Rusça çado ve Almanca kind da aynı köke men¬supturlar. Bu, bükünlü dillerdeki sözcük kökünün değişiminin bir sonucudur. Bükünlü dillerin bu özelliğinden dolayı zaman içinde sözcükler başkaca bir fonetik şekle bürünürler. Dolayısıyla birçok durumda sözcüklerin bugünkü ses yapısı eski ses yapısıyla örtüşmez ve bu yüzden bükünlü dillerin bugünkü yapısı, o dili kullananların etnik kökeninin incelenmesinde çok az işe yarar. Bükünlü dillerdeki birçok kelimenin daha eski ses yapısını tespit edebilmek için, bu dil-lerin mukayeseli tarihi araştırmasını derinlemesine yapmak gerekir.

Bitişimli dillerde ise sözcüklerin kökleri zaman içerisinde he¬men hemen değişmez. Çünkü gramatikal değişim sürecinde kelime¬ler ilk fonetik yapılarını kaybetmezler. Bitişimli dillerdeki (Türkçe dahil) sözcüklerin bugünkü fonetik yapısını eski yazılı kaynaklarda da görebiliriz. Dolayısıyla, 20-30 bin yıl önce Avrasya'daki Türk-ler'den ayrılıp gitmelerine rağmen bazı Amerikalı Kızılderililerinin dillerinde şimdiki Türkçe sözcüklerden çok az farklı Türkçe sözcük¬lere rastlamaktayız. Sümer çivi yazılı tabletlerinde de bugünkü Türkçe sözcüklere benzeyen Türkçe kelimeler bir hayli yer almakta¬dır. İşte, yalnızca bükünlü dillerin özelliklerini öğrenen geleneksel tarihçi ve Türkologlar bu gerçekleri kavrayamamaktadırlar.

Eğer Türkçe sözlük birliğindeki istikrara dikkat edecek olursak, Türklerin en eski etnik kökenlerinin izlerinin ortaya çıkarılışında ve dolayısıyla eski Türk dilli halkların yaşadıkları bölgelerin belirlen¬mesinde bu leksikolojinin çok büyük bir rol oynadığı kolayca görü¬lecektir.

Kızılderililerin dillerinde en eski Türk izleri ve eski Türk dilli halkların yaşamış olabilecekleri yerler. Halkların en eski etnik kökenleri, bir kural olarak, lengüistik işaretlere göre dil bilimciler tarafından ortaya çıkarılır. Halkların et-nogeneziyle uğraşan tarihçiler ise, arkeolojik belgeler ve diğer veri¬leri de ilave ederek, genellikle dil bilimcilerin ulaştıkları sonuçlan kullanırlar.

Geleneksel dil bilim ve tarih bilimlerinde, Ural-Altay birliğinin Ural ve Altay dilleri olarak bölünmesinin M.Û. X. Binyılda yani 120 asır önce, Altay dil birliğinin ise Türk, Moğol, Mançur ve Japon dil¬leri şeklinde M. Ö. VI. Binyılda yani 80 asır önce, Türkçe-Moğolca dil birliğinin Türkçe ve Moğolca olarak ayrışmasının da M.Û. IV Binyılda yani 60 asır önce gerçekleştiği kesin bir hüküm gibi kabul edilir.

Bu görüş, ilk ciddi darbeyi henüz XVII. Yüzyılda almış, XIX. Yüzyılda daha kuvvetli bir darbe yemiş, XX. Yüzyılda ise bilimsel bir dayanağı olmadığı ortaya konulmuştur.

J. Josselin, Amerikan Kızılderililerinin dillerinde Türkçe keli¬meler bulunduğuna henüz 1638'de dikkat çekmişti. XIX. Yüzyılda ise Otto Rering Kuzey Amerikalı Siyular'ın dilinde tang 'tan vakti', tanı veya tangi 'tanımak', ate 'baba, ina 'ana' ta-te - yer zamiri ekleri, yekta 'tarafında' gibi Türkçeye yakın bir yığın kelime saymıştır [4, s.136-141]. İtal¬ya ve Fransa'da da benzeri konuları işleyen kitaplar çıkmaktadır. Günümüz bilim adamlarından İsveçli Süg Vikander, Maya ve Altay dilleri arasındaki etkileşimi ortaya koyan birkaç çalışma yayınlamış¬tır. A. Karimullm bu çalışmalardan faydalanarak şu örnekleri göster¬mektedir: aak 'ıslak, nemli' {aka>aga 'akmak'), baldız 'baldız', hayal 'zengin', 'çok', boya, bur 'burmak', cife 'çıkmak, ortaya çıkmak', tur 'durmak', yot 'bağlamak, birleştirmek, yatmak' [4, s.140].

Amerikalı Kızılderililerden Mayaların dilinde y ve c sesi çoğu kez birbirini izlemektedir ki, Türkçe fonetikayı hatırlatmaktadır. Fi¬illerde -I eki aktif olarak kullanılmaktadır; olumsuzluk eki -mil-ma şeklindedir ki, bunlar da Türkçe morfolojiyi hatırlatmaktadır [2, s.19, 77, 79]. Türk dillerinde olduğu gibi Maya dilinde de yaş sözcüğü 'genç, yeni' an¬lamında kullanılmakta; yaşıl 'yeşil' sözcüğünün bünyesinde bulun-maktadır [2, s. 77, 79].

Maya kültür ve alfabesi uzun bir süre Rus bilim adamı Yu. V Knorozov'un dikkatim çekmiştir. Yazar, çalışmaları sonucunda pek çok Mayaca kelimenin Türkçe kelimelerle örtüştüğünü şüpheye ma¬hal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. İşte bazıları:

çak - 'ışık' çagıldıru 'yansıtmak' sözcüğünde;

çak - 'ocak, fırın', ateş sözcüğüyle bağlantılı çakma 'çakmak', 'çakmak taşı' kelimelerinde;

yaş fe'in (yaş kın) 'genç güneş', Türkçede kın 'güneş'. Türkçe feu-yaş kelimesi de feün yaş'dan oluşarak kuyaş şeklini almıştır. Eski Türkçede 'güneş' anlamında gelen yaşıfe (yaş km>yaşık) sözcüğü bu¬lunmaktadır. Maya dilinde yaş kelimesi 'ateş' anlamındadır; Türkçe (Tatarca) yaşen 'yıldırım, şimşek' kelimesi de 'ateş'le bağlantılıdır. Her iki dilde de feün 'güneş' sözcüğü anlam itibariyle 'ateş' kelimesiy¬le bağlantılıdır ve yalfem 'alev' ve yuşfeın 'köpük, kazan taşı' sözcük¬lerinde geçmektedir. Tüm bunlar, Maya ve Türk dilindeki sözcükle¬rin anlam yönünden uyuşmasının tesadüfi bir tetabuk olmadığını, bir sisteme bağlı bulunduğunu göstermektedir.

aak - 'parlak, beyaz';

için - 'yıkanmak', eç+in' 'dalmak, batmak';

çen - 'çan', gerçek, suni olmayan, sahici, çongol 'çukur', 'parça, kırıntı';

işil - Maya topraklarının bir kısmının adı, iş-il (eç il) 'iç ülke'; il-el son eklerine şu toponimlerde rastlanmaktadır: İşil, Çcnmal, Ço-çil, Çul, Çonmal, Pukolabal, Bdk'halal, Kosumel, Kakıçel, Çektemal, Konk'al, İcmal, Buk-yabnal [2, s.12, 14, 15,24,25,30].

Doğum yerini gösteren birçok kelime Maya dilinde içe 'iç' ile bitmektedir. Maya ülkesinde kayalık müstahkem yerlerde ve taş sur¬lar arkasında yaşayan insanların birbirlerine saldırdıklarını belirten kaynağın verdiği bilgiler de bunu teyit etmektedir [2, s.21].

Lengüistik örnekleri çoğaltmak mümkün, ama verilen örnekler dahi Mayalar'm Türkler'den birçok kelimeyi, muhtemelen sözcükle¬rin ana unsurlannı ödünç aldıklarını açıkça göstermektedir. Mayalar da Türkler gibi yaşlı ve genç akrabalar için değişik kelimeler kullan¬maktadırlar [2, s.48; 3, s. 22-23] .

Pek çok Türk halkları gibi Mayalar'm musikisi de pentatonik üzerine kurulmuştur. Yu. V Knorozov'un araştırmasının ortaya çı¬kardığı sonuçtan da açıkça görülmektedir ki, Maya toplum yapısı Sümer ve Mısırlılardaki toplum yapısını anımsatmaktadır. Çünkü her iki grupta da boy yapısı kölecilik düzeniyle bütünleşmektedir [2, s.37].

Bu noktadan hareketle, Kuzey Amerikalı Mayalar'm Türkler'i ha¬tırlattığını gösteren birçok işaret vardır ve bazı ilim adanılan onları proto-Türkler'den saymaktadırlar. Bize göre ise, bu konuda emin ola¬rak müspet veya menfi bir şey diyebilmek için, bu halkların mukaye¬seli tarihi lengüistik, arkeolojik, antropolojik, mitolojik, etnografik özelliklerinden başka sanatları da karşılaştırmalı bir şekilde kılı kırk yararcasma incelenmelidir. Ancak böyle bir araştırmanın sonuçlarına göre Amerikalı Kızılderililerin geçmişte proto-Türk veya gayr-ı Türk olup olmadıkları, Avrasya'da Türkler'den ciddi biçimde etkilenip etki¬lenmedikleri söylenebilir. Bu Kızılderililer kim olurlarsa olsunlar, her yönden Türkler'e yakın oluşları, 20-30 bin yıl önce de Türkler'in Av¬rasya kıtasına saçılmış olduklarınım göstermektedir.

Geleneksel Avrupamerkezci bilim taraftarları bu görüşü çürüt¬mek için Amerikalı Kızılderililerin Avrasyalı kabilelerle tarihi bağla¬rının var oluşunu inkâr etmektedirler. Ne var ki, meselenin dikkatli bir şekilde incelenmesi, 20-30 bin yıl önce Bering Boğazı'nm var ol¬madığını, Amerika ve Asya anakaralarının birleşik olduğunu, hay¬vanların ve insanların iki kıtayı birleştiren noktadan geçerek birbir¬leriyle kaynaştıklarını ortaya koymaktadır [5, s.342]. Amerikalı Kızılderilile¬re özgü antropolojik tiplere Asya ve Avrupa'da da rastlanmıştır. Ör¬neğin Başkurdistan [6, №10, s.29-30]. ve Moğolistan'da [7, s. 130].bulunan beş bin yıl öncesi¬ne ait kafataslan ve ortaya çıkarılan cenaze defin şekilleri, her iki ül¬kede de Amerikalı Kızılderililerin atalarının yaşadığına işaret etmek-tedir. İlk insanların Asya'dan Amerika ana karasına geçtiklerini Be¬ring, Alaska ve Aleüt adalarında arkeolojik araştırmalar yapan Sov-yet-Amerikan heyeti üyeleri de kaydetmektedirler. Bu heyete Rusya tarafından başkanlık eden Ord. Prof. A. Okladnikov, ilk Amerikalıla¬rın Sibiryalı olduklarını belirtmiştir [8, s.33]. Onlar zaman içerisinde Gü¬ney Amerika'ya geçmişlerdir [5, s.343].

2004 yılda Ankarada Türkiye doktorı professor Ahmet Ali Arslan Kızılderililerin ilk zamanlarda Türk dilli olmuşları üzerine mahsus kitap yayımladı. O orada Birinçi amerikalılar Türklerin ataları idi deyen fikirni gerçekliyor [1. Dr. Ahmet Ali Arslan].

Eski Türkler'in Batı Avrupa'da ve hatta Pirene Yarımadası'nda yaşadıklarını göz önünde bulundurulursa, ilk Amerikalıların da Av¬rupa'dan gitmiş oldukları teklifi getirilebilir. Ancak, bu var sayımın ciddi şekilde tahkik edilmesi gerekmektedir.

Mayalar, Yukatan Yarımadası'na yerleşen en büyük Amerikalı Kızılderili grubudur. Henüz Milattan öncesinde dahi oldukça geliş¬miş maddi ve manevi kültüre sahiptiler. Maya uygarlığı özel bir araş¬tırma konusu yapılmalıdır. Şu anda tek bildiğimiz şey, bu uygarlığın İspanyol fâtihlerce ortadan kaldırıldığıdır.

Eğer Türklerin ve Amerikalı Kızılderililerin paralel oldukları Î gösterilecekse, o takdirde Türkler'in Amerikalı Kızılderililerin atala¬rının Amerika ana karasına geçişlerinden önce şekillendikleri söyle¬nebilir.

Kızılderililerin Avrasyalı atalarının Amerikan ana karasına Be-ring geçidinden (o zamanlar boğaz henüz yoktu) geçerek vardıkları ispat edilirse, o takdirde en eski Türk dilli halkların yaşadıkları böl¬geyi Doğu Sibirya'ya aramak zorunda kalacağız. Eğer bilim adamla¬rı onların Batı Avrupa üzerinden muhaceret ettiklerini gösterebilir-lerse, o zaman böyle bir bölgenin Batı Avrupa'da bulunması ihtima¬li ortaya çıkacaktır [9, s.91-97].

Kaynaklar

1. Ahmet Ali Arslan. Kızılderili. ― Türk Kültür Ilişkileri. Ataların izi ile. Orta

Asya'dan Amerikaya Türk Kültürünün Göçü. ― Ankara. 2004.

2. Duego de Landa. Soobşçenie o delah v Yukatane 1566. /Perevod so

Staroispanskogo. Vvedenie statya i primicaniya Yu. V. Knorozova. ―

Moskova-Leningrad, 1955.

3. Ilminsky N.I. Vstupitelnoye çtenie v kurs turetsko-tatarskogo yazıyka. ―

Kazan, 1862.

4. Karimullın A.G. O vozmojnom rodstve otdelnih indeyskih yazıykov s

tyurkskimi // Voprosı Türkskogo yazıkоznaniya. ― Kazan, 1976.

5. Kuzmişçev V. Taynı jretsov Maya. ― Moskova, 1968.

6. Matyuşin G. Indeyes na Urale // «Vokrug sveta» dergisi, 1969, №10.

7. Novgorodova E.A. Pamyatniki drevnosti i nekotorıyı problemı Mongolskogo

Etnogeneza //Problemı Dalnego Vostoka, №1, 1977.

8. Okladnikov A. Pervıymiy Amerikansami byly Sibiryaki // Nauka ı jizn, №12,

1975.

9. Zekiev M. Türklerin ve Tatarların kökeni. – Istanbul, 2006.











Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 582
Toplam Tekil 1636113
IP 54.197.75.176






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu