Avrasya Satrancında 100 Yıllık Oyun Filler ve Piyon: Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları – Rıdvan Tümenoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Avrasya Satrancında 100 Yıllık Oyun Filler ve Piyon: Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları – Rıdvan Tümenoğlu
Tarih: 27.01.2009 > Kaç kez okundu? 2353

Paylaş


19. YY ile birlikte Avrupa siyasetinde önemli bir değişiklik meydana gelmiş ve Avrupa politikası kıta Avrupa’sının dışına şekillenmeye başlamıştır. Ermeni sorunun ortaya çıkması/çıkarılması bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kendi toprakları dışında güç noktaları isteyen Avrupa Devletlerinin Ermenilere yaklaşımı incelenirken bu detay göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü Ermeniler gerek yaşadıkları coğrafya gerekse Osmanlı Devleti bünyesinde kazandıkları durumla Avrupa Devletlerinin özellikle Asya üzerindeki ‘güç bölgeleri’ mücadelesinde önemli bir elemanı niteliğindedir.

Diğer bir ifade ile Avrupa devletleri güç bölgeleri elde etme, rakiplerini kendi güç bölgelerinden uzak tutma mücadelesi çerçevesinde Ermenilere yaklaşmışlardır. Ermeniler Avrupa devletleri tarafından bir özne olarak değil bir nesne olarak algılanmışlardır. Bu amaçla kullandıkları temel argüman kendi kıtalarının bir ürünü olarak aynı yüzyılda ortaya çıkan ve o günden bu güne dünya haritalarında ciddi değişikliklere neden olarak dünya dengelerini yeniden yaratan/yaratmaya devam eden ‘Milliyetçilik Dalgasıdır’.

En sonda söylenecek olanı en başta söyleyecek olursak;

Ermeni sorunu, Avrupa’nın kendi gücünü dünyaya taşımak için kendi rüzgârı ile yürütmeye çalıştığı bir hayal gemisi olarak ortaya çıkmıştır.

Ermeniler kendilerini bir vezir gibi düşledikleri Avrasya satrancında, coğrafya’ya dışarıdan gelerek burada ‘kaleler’ ‘Truva atları’ elde etmek isteyen fillerin piyonları olmaktan öteye gidememişlerdir. Bu çalışmanın amacı bu satranç oyununun hamlelerini nedenlerini sonuçlarını değerlendirme çabasıdır. Bu değerlendirmenin günümüze kadar devam eden bu satrancın hamlelerini daha sağlıklı düşünmemiz sağlayacağı kansındayız. Özetle biz oyunun başlangıcını ve ilk hamlelerini gözden geçireceğiz, bu günküleri değerlendirmek de size kalacak…

Çalışmanın yaklaşımı, Satranç tahtası konumundaki Osmanlı devletindeki piyon olan Ermenilerin konumunu değerlendirmek değil, tahtanın filleri olan İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD’nin piyona bakışları ve onu kullanma çabalarını ana hatlarıyla irdelemektir. Öncelikle Ermenilerin tarihi, kültürü ve satranç tahtasındaki yererli ana temaları ile tasvir edilerek bir temel oluşturulacaktır.

Ermeni sorurunu ve bu soruna Avrupa Devletlerinin yaklaşımlarını inceleyeceğimiz konumuzda, Ermenilerin bölgedeki nüfusu ve Tehcir Kanunu gibi bu çalışmanın sınırlarını aşacak ve çok daha kapsamlı bir araştırma konusu olabilecek başlıklara değinmeden Avrupa Devletlerinin Ermenilerle olan ilişkileri, Ermeni politikaları,Ermenileri kullanmalarını inceleyerek buna yönelik bir değerlendirmeye çalışacağız.





Satrancın piyonu:

Ermeniler



Ermenilerin etnik menşei konusunda değişik görüşler ortaya atılmakla birlikte özellikle Ermeni tarihçilerin iddialarına göre; Ermeniler Frigler’e mensup olup Balkan yarımadası kökenlidirler. Kanıtlanmamasına rağmen kabul gören bu teori ile birlikte farklı tezler de bulunmaktadır. Farklı düşünceler ve sahiplerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:



Dr Hanric Pudor “Ermeniler Sami ırkından olup Hıristiyan’dırlar .”

Avusturyalı L. Sufer “Ermeniler Yahudilerle birlikte Hitit soyundan gelmişlerdir.”

J.Denike “Ermeniler Hindu, Afgan, Asurî ve Türk ırklarının karışımından oluşmuşlardır.”

Robertde Gais “Ermeniler Orta Asya yaylalarından gelen Aryen boyları ile Mezopotamya’dan kuzeye çıkan Sami ırkından olan aşiretlerin karışımıdır .

Bu görüşlerden de anlaşılacağı gibi Ermeni diye bir ırk var olmamış farklı ırkların karışımı bir kültür oluşmuştur. Zaten Ermeni adı Armania olarak genellikle coğrafi bir terim olarak kullanılması bunun göstergesidir. Diğer bir ifade ile Ermeniler bulundukları yere isim vermemişler bulundukları coğrafyanın adını almışlardır. Bir farklılıklar topluluğu olan Ermenilerin bir taraftan kendileri için sorun olurken, diğer taraftan fillerin piyonu kullanması için önemli bir kolaylık sağlamıştır.

Bir topluluk adı olarak ise Ermeni adına ilk defa M.Ö.521’de Pers Kralı Darius’un Behistun yazıtında Ermenileri Yendim ifadesi ile rastlanmaktadır .

Ermenistan coğrafyasına gelen topluluklar, önceleri Erivan, Gökçegöl, Nahçivan Urumiye Gölü kuzeyi ve Maku olarak bilinen Armania bölgesine yerleştiler. Burada önce Armanyalı sonra Ermeni olan topluluklar daha sonraları ise, bölgeye hâkim olan devletlerin iskân politikaları, baskıları, ekonomik sorunlar ve aralarındaki farklardan kaynaklanan sebeplerden dolayı Kafkasya, Doğu Anadolu ve Kilikya bölgelerine yayılmışlardır.

Ermeniler bölgede başka devletlere bağlı veya yarı bağımsız bir şekilde yaşamışlardır. Ancak bölgenin zor jeopolitik konumundan dolayı ortaya çıkan mücadelelerin sonucunda oluşan kısmi otorite boşluklarından yararlanan Ermeniler kısa ömürlü de olsa küçük krallık ve prenslikler kurmayı başarmışlardır. Bu kısa ömürlü ‘devletçiklerden’ en önemlileri Bagrat hanedanı tarafından kurulan Ani Krallığı ve Ardzuruni hanedanı tarafından Van Gölü’nün doğusunda kurulan Vaspurakan Krallığı’dır. Diğer bir söylemle Ermenilerin bulunduğu satranç tahtasında vezir çoğunlukla başkaları olmuştur.

Satranç tahtası ve dolayısı ile onun piyonun sahip olan vezirleri kronolojik olarak aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

M.Ö.521–333 Persler

M.Ö. 333–215 Makedonya Kalığı

M.Ö.115–64 kısmen bağımsız

M.Ö.64- M.S. 220 Roma ve Persler arasında el değiştiren mücadele alanıdır.

M.S.220–500 Sasani hâkimiyeti

M.S.500–700 Bizans hâkimiyeti

M.S. 700–1000 Arap hâkimiyeti

M.S. 11.y.y’dan itibaren Türklerin mülkü olmuştur.

Kültürel bir değerlendirme yamak için kültürün en önemli unsurlarından birisi filolojik açıdan duruma bakacak olursak, Ermeni dilinin kökeni kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ermeni dilinin dönemin vezirleri ve filleri olan Asuri, Part, İran ve Yunan etkisi altında geliştiğine dair görüşler mevcuttur. Bölgenin birçok farklı devletin siyasi otoritesinin altında ve birçok farklı kültürün etkisinde bulunduğu göz önüne alınırsa bu görüşler büyük ölçüde bilimselliğe yakındır. Ermeni dili 6.y.y.dan itibaren edebi bir dil olmaya başlamış, 18y.y.da Avrupa klasiklerinin de Ermenice ye çevrilmesi ile ivme kazanmış ve gelişmiştir.

Dini inanış olarak Ermeniler bölgenin bazı ortak özelliklerinden ritüeller taşımaktadır. Önceleri İranlıların da etkisi ile doğa varlıkları ve doğa olaylarına inanmışlardır. Daha sonra Hıristiyanlığın bölgede yayılmaya başlaması ile birlikte Ermeniler de bu dini benimseme yoluna gitmişlerdir. Hıristiyanlık kesin olarak 4 y.y.da Ermenistan da yerleşmiştir. Ermenileri Hıristiyanlık açısından önemli kılan nokta ise devlet dini olarak Hıristiyanlığı ilk kabul eden topluluk olmalarıdır . Bu özellikleri 19 yüzyıl satrancında fillerin piyonları kullanmasında önemli bir katkı sağlamıştır.

Ermeniler Hıristiyanlığı kabul ettikleri ilk dönemlerde Gregoiren mezhebini benimsemişlerdir. Fakat daha sonraları Avrupalı misyonerlerin faaliyetlerinin yanı sıra siyasal ve ekonomik etkenlerle mezhepsel farklılıklar ortaya çıkmıştır.

Ermeniler Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarından itibaren Osmanlı topraklarının büyük bir kısmına dağılmış şekilde yaşıyorlardı. Ancak Ermenilerin yaşadıkları hiçbir bölgede çoğunluğu teşkil etmedikleri gerek bu konuda çalışma yapan bilim adamlarının çalışmalarında gerekse bölgeyle ilgili haber yapan yabancı gazetecilerin ve yabacı devlet görevlilerinin raporlarında özellikle belirtilmektedir. 18 y.y. sonlarına kadar Ermenilerin mevcut siyasi otoriteyle ters düşmeleri veya çatışmaları söz konusu olmamıştır. Daha ziyade kendi arlarında mezhepsel nedenlerden dolayı çatışmışlar ve ayrılıklar göstermişlerdir.Fakat 18.y.y sonları ve 19.y.y dan itibaren değişik sebeplerle Ermeniler arasında devlete karşı kıpırdanmalar başlamıştır. Bu tarihlerde sonraki bir asır boyunca Avrupa - Osmanlı ilişkilerine damgasını vuracak ve belirleyici bir faktör olacak olan Ermeni Sorunun temelleri atılmıştır.

Satrançta Oyunun Adı: Ermeni Sorunu

Fransız İhtilalinin etkilerinin Avrupa’ya yayılmaya başlaması ile birlikte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu gibi çok uluslu yapılardan meydana gelen devletlerin içinde kıpırdanmalar baş göstermiştir. Özellikle Osmanlı devleti için bu ciddi bir tehlike oluşturmuştur. Çünkü Osmanlı Devleti eski gücünü kaybetmiş, Devletin birçok alanda olduğu gibi iç güvenliği ve asayişi sağlama konusunda da ciddi zafiyet gösterdiği bir süreç başlamıştır. Bu durumun farkına varan Osmanlı bünyesindeki halklar, milliyetçilik akımının etkisi, Avrupa devletlerinin kışkırtması ve desteği hareketle geçmişlerdir.

Kendi bünyelerindeki milliyetçi liderlerin öncülüğünde yola çıkan bu halklar kendi ulusal devletlerini kurmak veya en azından devletten mümkün olduğu kadar çok imtiyaz koparabilmek için örgütlenmeye başlamışlardır. Örgütlemelerini tamamlayan halklar hedeflerine yönelik stratejiler belirlemişler ve yoğun bir faaliyet içerisine girmişlerdir. Bu faaliyetlerin ilk aşamaları olan kendi halklarını Avrupa’ya tanıtmak, Avrupa’da kamuoyu oluşturmak ve bu yolla Avrupa otorite devletlerinin desteğini sağlamak için yapılan çalışmalar neticesinde, Osmanlı devletinin bir iç meselesi olan Ermeni Sorunu Avrupa devletlerinin özellikle Doğu siyasetinin önemli bir gündem maddesi haline gelmiştir. Avrupa, Ermenileri bu şekilde tanımış ve Ermeni Sorunu bu bağlamda ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Osmanlı Devletine karşı kışkırtılmasında ve Ermeni Sorunu adındaki satranç oyunun ilk hamlelerini Avrupa’da eğitim gören ve daha sonra kendi ülkelerine dönen Ermeni gençleri yaparken, sorunun yaratılması, olayın sağlam temellere oturulması ve geliştirilmesi daha ziyade bölgede çıkarları olan Avrupa Devletlerinin katkıları ile olmuştur.

Diğer bir söylemle ilk hamlelerin hemen ardından oyuna müdahale eden satranç tahtasının dışındaki filler olan Avrupa devletleri oyunun kontrolünü ellerine almışlardır. Avrupa’nın siyasetini uzun bir süre işgal etmenin yanı sıra Osmanlı Devletini ve bölge halkını zor durumlara düşüren bu sorunun değişik iç ve dış faktörleri bulunmaktadır.

Oyunun altyapısı:

Ermeni Sorununu Hazırlayan Faktörler

Osmanlı Devletinin bünyesinde uzun süredir kendi hallerinde yaşayan Ermenilerin durumlarının bir sorun olarak ortaya çıkmasının birçok değişik nedeni olsa da bunları ana başlıklar halinde sınıflandırabiliriz.

Çok uluslu imparatorluklarda buna benzer sorunların ortaya çıkmasının temel nedeni olarak Fransız İhtilali sonucunda Avrupa’da yayılmaya başlayan milliyetçilik akımı olarak görülmektedir. Özellikle tahsillerini Avrupa’da yapan varlıklı Ermeni ailelerin çocukları, Fransız İhtilalinin Avrupa’daki etkilerine ve milliyetçilik hareketinin yayılmasına yakından şahit olmuşlardır. Bu durumdan kendileri de etkilenen bu gençler Ermeni milli bilincini oluşturmak ve bağımsız bir Ermenistan için örgütlenmeye başlamışlardır. Bu çalışmaların sonucunda bağımsızlık hareketi için girişilen hareketler Ermeni sorunun ortaya çıkmasının temel nedenlerinden birisi olmuştur. Böylece Ermeni sorunu veya Ermeni Milli Hareketi diye adlandırılan olayın temelini Fransız İhtilali ve bu ihtilalin sonucu olarak ortaya çıkan Milliyetçilik akımı oluşturmuştur.

Avrupa’daki siyasal ve ekonomik dengelerin değişmesi, ülkelerin kendi toprakları dışında da iktidar ve sömürge mücadelesine girmesi, Ermeni sorunun ortaya çıkmasında ve gelişmesinde etkili olan diğer bir faktördür. Çünkü Ermenilerin yaşadığı bölge, bu dönemde Avrupa’da güç dengelerini ellerinde bulunduran İngiltere, Rusya ve Fransa’nın çıkarlarının çatıştığı bir stratejik bir konumdaydı. Bu nedenle bu ülkeler bölgede kendi otoritelerini sağlamak ve bölgeyi denetim altında tutabilmek için Ermenilerle yakın ilişkilere girmişler ve Ermenileri Osmanlı idaresine karşı kışkırtmışlar, Osmanlı devleti karşısında Ermenilerin savunuculuğunu yapıyormuş gibi bir görüntüye bürünmüşlerdir. Bu çalışmaları onucunda yukarıda bahsettiğimiz Avrupa devletleri Ermeni Sorununu hazırlayan diğer bir faktör olmuştur.

Avrupa Devletlerinin çıkar çatışmaları doğrultusunda bölgeye gönderdiği misyonerler aracılığı ile yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri de sorunun ortaya çıkması ve gelişme- sinde önemli rol oynamıştır. Misyonerlerin özellikle isyanların çıkması ve desteklenmesinde, Ermenileri mazlum ve haklı göstermek için Avrupa’da yürüttükleri propaganda faaliyetleri Ermeni sorunun ortaya çıkması ve gelişmesine katkı sağlayan başka bir etkendir.

Emeni sorunun ortaya çıkmasındaki en öneli faktörlerden biriside şüphesiz Osmanlı devletinin durumudur. Osmanlı devleti uluslararası arenadaki saygınlığını ve otoritesini büyük ölçüde kaybetmiş uzun süren ve mağlubiyetlere sonuçlanan savaşlar sonucunda dışarıda olduğu gibi içerdeki saygınlığını da büyük ölçüde yitirmiştir. Fransız İhtilalinin ve milliyetçilik akımın da etkisi ile hareketlenen Osmanlı devletinin bünyesindeki halklar devletin zafiyetinden de yararlanarak bağımsızlık hareketlerine girişmişlerdir. Osmanlı devletinin Balkanlar’da başlayan ve Yunanlıların , Bulgarların ve Sırpların bağımsızlıkları ile sonuçlanan ayaklanmaları önleyemeyerek bu konuda Avrupa’nın baskılarına boyun eğmesi Ermenileri bu konuda cesaretlendirmiş ve benzer hareketlere girişmelerine neden olmuştur. Böylece Osmanlı devletinin içinde bulunduğu elverişsiz durum da Ermeni sorunun ortaya çıkmasını ve gelişmesini hızlandırmıştır. Ermeni sorununu araştıran ve doktorasını bu konuda hazırlayan Dr. Hamza Bektaş, Emeni sorununun ortaya çıkış sebeplerini “a) Yabancı devletlerin teşvik, tahrik ve desteği b)Ermeni halkında gelişmeye başlayan milliyetçilik ve bağımsızlık duyguları c) Osmanlı hükümetinin yönetim hataları ” olarak açıklamaktadır.

Oyun Başlıyor:

Ermeni Sorunun Ortaya Çıkması ve Gelişmesi

Ermeni sorunun ortaya çıkması 19.y.y’ın ortalarına denk gelmekteyse bunun ilk zamanları daha ziyade Ermenilerin milli bilincini kazanması ve küçük çaptaki faaliyetleri ile geçmiştir. Ermeni sorunu Avrupa’ya taşıyan iki önemli siyasi gelişme Ayastefanos (Yeşilköy) Barış(3 Mart1878) ve Berlin Kongresi sonucu imzalanan Berlin Antlaşmalarıdır (13 Temmuz 1878). Osmanlı-Rus Savaşı sonucu Ruslar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdir. Rusların Ayastefanos’a yaklaştıkları sırada İstanbul Ermeni Patriği Narses Varjbedyan ve diğer Ermeni liderleri kont İgnatiyef ile görüşerek Sivas, Van, Muş ve Erzurum illerine özerklik verilmesini istediler. İgnatiyef Ermeni sorunun Ayastefanos Antlaşması içerisinde yer alacağına dair Ermenilere söz vermiş ve onun çabaları ile Ermeni Sorunu anlaşma da yer almıştır . Ayastefanos Antlaşmasının 16.maddesi Ermenilerle ilgilidir. Böylece Ermeni sorunu resmiyet kazanmış, Berlin Antlaşması ile de Ermeni sorunu tam manası ile Avrupa’nın gündemine taşınmıştır. Bu antlaşmanın 61.maddesi ile de Avrupa devletleri Ermenilerin koruyuculuğuna ve hamiliğine soyunmuşlardır . Böylece Emeni sorunu resmen Avrupa’nın gündemine taşınmış ve bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri arsındaki ilişkilerde belirleyici rol oynamıştır. Gerek Avrupa Devletlerinin Osmanlı Devletlerinin içişlerine karışmasında gerekse bu konuda Osmanlı Devletine baskı uygulaması gibi konularda sürekli gündeme gelmiştir. Böylece Ermeni orunu Osmanlı Devletinin içişi olmaktan çıkmış uluslar arası bir boyut kazanmıştır.

Avrupa devletlerinin de işin içine girmesi ile Ermeni olayı değişik bir boyut kazanmıştır. Bu tarihe kadar propaganda faaliyetleri ve küçük çaptaki olaylarla devam eden sorun bu tarihten itibaren kanlı bir görünüm kazanmıştır. Avrupa Devletlerinin de desteğini alan Ermeniler isyan hareketlerine ve Osmanlı devletinin düşmanları ile açık iş birliğine başlamışlardır.

Satranç’ın Filleri:

Avrupa Devletleri

Avrupa Devletleri tabiri, Avrupa’nın bütününde yer alan devletlerden ziyade Avrupa ve dünya siyasetine yön veren devletleri ifade etmek için kullanılmıştır. Bu devletleri İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya olarak sıralayabiliriz. Fakat Avusturya’nın konumuzla ciddi bir bağlantısı olmadığı için bu devleti araştırmamızın dışında tutacağız.

Ermeni Sorununun ortaya çıktığı 19.y.y. da Avrupa Devletlerine baktığımızda; bu devletlerin Avrupa’daki topraklarından daha fazlası kıtanın dışında yer alıyordu. Bu devletlerin sömürgesi durumunda olan bu topraklar devletlerin gerçek gücünü teşkil ediyordu. Çünkü Avrupa sanayisinde işlenen hammaddenin tamamına yakını bu topraklardan temin ediliyordu. Dolayısı ile Avrupa’nın ekonomisini ayakta tutan kıta Avrupa’sından ziyade sömürge topaklarıydı. Durum böyle olunca İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletlerin siyasetleri kendi topraklarının ve hatta kendi kıtalarının dışına taşıyordu. Bu ülkeler sömürgelerini ve sömürgelerine giden yolları güvence altına almak için kendi topraklarının dışında nüfuz bölgeleri oluşturmak için birbirleri ile mücadelelere giriyorlardı.

Ermeni sorununun Avrupa’da ilgi bulmasını ve nasıl bir Avrupa meselesi haline geldiğini incelerken Büyük Devletlerin mücadelesini ve çıkarlarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Özellikle bahsettiğimiz üç ülkenin Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki çıkarlarını veya bölgenin bu ülkeler için önemini iyi kavramak gerekmektedir.

Filler ve Piyon:

Ermenilerin Avrupa Devletlerinin Dikkatini Çekmesi

Ermeni Sorunu resmi olarak Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ile Avrupa siyasetine girmiştir. Ancak bu antlaşmaların sonucunda büyük imtiyazlar elde eden Ermeniler yine de istediklerini almadıkları düşüncesindeydiler. Bu düşüncelerini Berlin Antlaşması sırasında Ermeni temsilcisi olan başpiskopos olan Hırmayan’ın “Ermeni delegasyonu, doğuya mücadelesiz ve isyansız hiçbir şeyin kazanılmayacağı hakkında öğrenmiş olduğu dersi de beraberinde götürecektir .” Ermeni temsilcisinin bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Ermeniler istediklerini elde edebilmek için farklı bir mücadelenin içine girmişlerdir. Emeniler bir taraftan yaşadıkları bölgelerde huzursuzluk yaratarak dünyanın dikkatini buraya çekmeye çalışıyorlar bir taraftan da büyük devletlerin temsilcilerine elçiler göndererek onlardan destek sağlamaya çalışıyorlardı. Bu amaçla Ermeniler, Rus çarına birçok defa mektup yazarak ondan destek talebinde bulunmuşlar hatta Ermenistan bölgesinin Rusya’ya ilhak etmesini istemişlerdir . Bunun yanı sıra Ermeni liderleri İngiltere’nin elçi ve devlet adamlarına da konuyla ilgili defalarca başvurarak destek ve yardım taleplerinde bulunmuşlardır. Bu destek taleplerinde Osmanlı Devletinin kendilerine baskı uyguladığını ve bölgedeki diğer etnik unsurlar olan Kürtler ve Çerkezleri kendileri aleyhinde kışkırttıklarını iddia ederek can güvenliklerinin olamadığını ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan bu konun gündemde kalması için bölgede isyanlar ve kargaşalıklar çıkarmışlardır. Ermenilerin bu dikkat çekme faaliyetleri sonucunda Avrupa’da Ermeni yanlısı bir kamuoyu oluşmaya başlamıştır. Oluşan bu kamuoyunun çalışmalarının yanı sıra Avrupa devletlerinin kıta dışına taşan politikaları da Ermeni sorununa yaklaşımlarında belirleyici olmuştur. Böylece Ermeniler isteklerine ulaşmışlar Avrupa’nın dikkatini bölgeye çekmeyi başarmışlardır.

RUSYA VE ERMENİ SORUNUNA YAKLAŞIMI

Rusya’nın Ermenilerle ilişkisini ve Ermeni soruna yaklaşımı ve Ermeni politikaları diğer ülkelerin yaklaşımlarından ve politikalarından farklılıklar göstermektedir. Bu farklılığın temelinde Rusya İngiltere mücadelesi ve Rusya’nın kendi bünyesinde bulunan Ermenilerin durumu gibi konular yer almaktadır. Ancak Rusya’nın Ermeni politikalarını anlayabilmek için Rusya’nın kendi milli politikalarını ve hedeflerini ana hatları tespit etmek ve Ermeni Politikasını bu konu çerçevesinde ele almak gerekmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın temel politikası olan sıcak Denizlere inme siyasetinden başlamak kaçınılmazdır.

Rusya’nın Sıcak Denizlere İnme Politikası

Rusya kurulduğunda bir kara devleti görünümündeydi. Fakat sınırları genişledikçe denizlere daha fazla yaklaşmış bunun sonucunda Rusya denizlere açılarak kara devleti hüviyetinden kurtulup hem karada hem denizlerde güçlü bir devlet olmak istiyordu. Rus devleti bu yöndeki çalışmalarına başlarken bunun en iyi yolu Güneye doğru inerek Karadeniz vasıtası ile Akdeniz’e oradan da açık denizlere çıkmayı hedeflemiştir. Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası bu bağlamda başlamıştır. Rusya’da Sıcak Denizlere (daha doğrusu Akdeniz’e) inme politikası I.Petro zamanında başlamış II. Katerina zamanında gelişmiştir . Bu düşünce ile politikalarını oluşturan Rus Devleti 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Karadeniz sahillerine ulaşmıştır. Yine bu antlaşmada elde ettiği Osmanlı Ülkesindeki Hıristiyanların koruyuculuğu hakkı sayesinde, sıcak denizlere inme düşüncesini gerçekleştirmede Rusya’nın çok işine yaramıştır. Rusya’nın bu siyasetine karşın, Hindistan’ı elinde bulunduran İngiltere Hint yolunun güvenliği açısından Rusya’nın sıcak denizlere inmesini engellemeye çalıyordu. Bunun içindir ki Rusya, Asya yolu diye tabir edilen bu bölgede güç dengelerini kendi lehine çevirebilmek için bölgenin Hıristiyan halkı olan Ermenileri nüfuzu altına almak istiyordu. 19.y.y. dan itibaren petrolün bulunmasıyla birlikte Ortadoğu bölgesinin önemi artmış ve İngilizlerin bölgeye gelmesiyle Rusya ve İngiltere arasındaki mücadele zincirine yeni bir halka eklenmiştir.Rus Ermeni münasebetlerini bu çıkar çatışmalarını bölgedeki güç dengelerini göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.

Rusya’nın Ermeni Politikaları ve Ermenilere Yaklaşımları

Ermenilerle ilk ilgilenen ülke Rusya olmuştur. Bunun nedeni yukarıda bahsettiğimiz sıcak denizlere inme politikasıdır. Bu amaç doğrultusunda Ruslar batıda (Balkanlarda) Panslavizm hareketini, doğuda da Ermenileri harekete geçirmiştir. Rusya açısından Ermenilerin ve yaşadıkları bölgenin çok fazla önemi vardı, Rusların Ermenilere verdiği önemin nedenlerini;

a) Sıcak denizlere inmek için Rusların kullanabileceği ikinci güzergâh Ermenilerin yaşadığı topraklardan geçiyordu. Ayrıca Ermeniler, Anadolu’da Erzurum’dan Mersine uzanan bir coğrafyada yaşıyorlardı. Bu bölgede Rusya’nın hamiliğinde kurulacak olan bir Ermeni devleti Rusya’nın sıcak denizlere inmesi anlamına geliyordu.

b) Rusya’nın Doğu cephesinde Osmanlı Devleti ile yaptığı savaşlarda Ermeniler Rusya’ya yardımda bulunuyorlardı. Rusya Ermenileri Osmanlı Devletine karşı her zaman kullanabilirdi.

c) Rusya, İngiltere’nin denetiminde bulunan Hindistan’ı ve Hint Yolunda hâkimiyet kurmak ve İngiltere’ye karşı girişeceği bir mücadelede İngiltere’yi zorlayabilmek için Ermeni topraklarına ihtiyacı vardı

d) Ortadoğu topraklarında petrolün bulunması ve büyük devletlerin dikkatlerini bölgeye çevirmesi Rusya’nın da bölgede yoğunlaşmasına neden olmuştur.

e) Rusya Osmanlı Devleti ile olan mücadelelerinde olduğu gibi İran ile olan mücadelelerinde Ermenilerden yararlanıyordu, başlıkları altında toplayabiliriz.

Bu faktörler Rusya’nın Ermeni politikasına büyük ölçüde şekil veriyordu. Rusya’nın Ermeni politikalarında bu şartların değişmesine göre değişikliler meydana geliyordu. Bu değişikliğin farklı nedenleri vardır. Ancak Rusya’nın Ermeni politikasını ve Ermenilerle ilgili yaklaşımlarını üç dönem altında toplayabiliriz bunlar;

a) Ermenilerin Bağımsızlığının savunulduğu Dönem: Bu dönem Ermeni sorunun ortaya çıkmasından 1890’lı yılların başın kadar geçen dönemdir. Bu dönemde Rusya Ermenilerin ezilen bir halk olduğu, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde çoğunluğu teşkil ettiği, Ermenilerin bağımsızlığı yönündeki tezleri savunmuştur. Rusya bu dönemde Ermenilere isyan ve ihtilal gibi fikirleri benimsetmiş ve onları Osmanlı Devletine karşı isyan etmeye teşvik etmiş ve isyanları desteklemiştir. Bu konuyla ilgili bir Ermeni tarafından söylenen “…İhtilal ve isyan fikirlerini de Rusya ve Rusya Ermenilerine (Kafkas Ermenileri) borçluyuz ” bu sözler Ermeni olaylarında Rusya’nın etkisinin ne derece önemli olduğunun göstergesidir.

b) Ermenilerin bağımsız olamayacağının savunulduğu dönem: Bu dönem Berlin Antlaşması ile birlikte Rusya’nın Ermenilerin üzerindeki nüfuzunu İngiltere’ye kaptırması ile başlayan dönemdir. Bu dönemde İngiltere’nin Ermeni meselesine yoğunlaşması ve bölgede Rusya’nın güneye inmesini engelleyecek yapıda bağımsız bir Ermenistan kurmak istemesi Rusya’nın çıkarlarına ters düşmüştür. Bunun üzerine Rusya Ermenilerin bu bölgede bağımsız bir devlet kuracak kadar bir nüfus yoğunluğuna sahip olamadığı tezini savunmuştur. Rusya bu dönemde, Bağımsızlık vaatlerinden vazgeçerek Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahat yapılmasının, Ermenilerin, Kürt ve Çerkezlere karşı korunmasının yeterli olacağı görüşünü savunmuştur. Bu görüş değişikliğinde Osmanlı topraklarında kurulacak bağımsız bir Ermenistan’ın Rusya’daki Ermenilere örnek oluşturması kaygısı da etkili olmuştur.

c) Ermenilere Bağımsızlığın tekrar vaat edilmeye başlandığı dönem: Bu dönem Rusya’nın İngiltere’yle anlaşmasından ve 1911’de İran’da nüfuz bölgeleri ele geçirmesinden sonra başlayan dönemdir. Özellikle Osmanlı Devletinin Almanya’nın yanında, İngiltere ve Rusya’ya karşı I.Dünya savaşına girmesi ile hız kazanmıştır. Bu dönemde Rusya, Osmanlı Devletini Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulması için sıkıştırmaya başlamıştır. Ayrıca Ermenilere Savaşta yararlılık gösterdikleri takdirde bağımsızlık vaat etti. Bu şekilde Savaş içerisinde Ermenilerden azami şekilde yararlanmayı başardı .

Rusya Ermenilere yaklaşımını yukarıda değindiğimiz şartlar çerçevesinde belirlemiştir. Görüldüğü gibi Rusya’nın Ermeni politikalarında belirleyici olan Ermenilerin durumundan ziyade Rusya’nın diğer devletlerle olan mücadeleleri olmuştur. Rusya Hükümetleri Ermeni politikalarında bir denge kurmaya ve Ermenileri her zaman ellerin altında tutmaya özen göstermişlerdir. Bunu yaparken zaman zaman Ermenilerin bağımsızlık ateşlerini alevlendirerek Ermeni isyancılara destek olmuşlar ve onlara yardımlarda bulunmuşlardır. Bu yardımlar ve destekler sayesinde Ermenilerin isyan edebilecek kadar güçlenmesini sağlamışlardır.

Piyon öne sürülüyor:

Ermenilere Yönelik Rusya Tahrikleri ve Kışkırtmaları

Rusların Ermenileri kışkırtmalarının ve isyanlarını desteklemelerinin nedenlerini yukarıda açıklamaya çalıştık. Şimdi daha ziyade bu kışkırtmaların ne zaman başladığı? Ne şekilde devam ettiği? Bunu yaparken kullanılan yöntemler üzerinde açıklama yapmaya çalışacağız.

Rusya’nın Ermenilere yönelik politikalarının temeli sıcak denizlere inme hedefinin doğrultusunda bu hedefle başlamakla birlikte kışkırtmalar ve isyan teşvik gibi çalışmalar daha sonraları 19.y.y.’da başlamıştır. Ruslar, 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Doğu Anadolu’da bazı Türk şehirlerini ele geçirmişler ve buradaki Ermeni halkı bağımsızlık fikri ile Osmanlı Devletine karşı kışkırtmaya başlamışlardır . Böylece ilk sorumuzun cevabına ulaşmış oluyoruz Rusların kışkırtmaları bu tarihte başlamış ve bu tarihten itibaren sürekli artarak devam etmiştir. Özellikle 19.y.y.’ın başlarında Rusya-İran Savaşı sonucunda İran’ın mağlup olması ile Erivan ve çevresinin Rusların eline geçmesi ile birlikte Rusya Osmanlı Ermenileri ile daha rahat temas etme fırsatı yakalamıştır. Ruslar bu tarihten itibaren Ermenileri, 1804 Rusya-İran,1806 ve 1812 Osmanlı-Rus, 1825 Rusya-İran ve 1828–29 Osmanlı Rus savaşlarında “ Bağımsızlık” vaatleri ile Osmanlı Devletine ve İranlı’lara karşı tahrik edip kullanmışlardır .

Paris Antlaşması ve Islahat Fermanından sonra Doğu Anadolu’daki Rus tahrikleri ivme kazanmış, bunun neticesinde 1872’de Van’da Rusların desteği ile“Kurtuluş Birliği” adını taşıyan gizli bir örgüt kurulmuştur . Yine bu dönemde Rus ajanları “Türk Ermenistan’ ı” adını verdikleri beş vilayette kışkırtma faaliyetlerine hız vermişlerdir . Bu kışkırtma ve Ermenileri tahrik faaliyetleri bu sürelerde iyice hız kazanmıştır. Bölgedeki Ermeni çeteciler Rus ajanları ve misyonerleri tarafından silahlandırılmışlar ve bu çetecilere askeri eğitim verilmiştir. Ermenileri değişik şekillerde kullanma yoluna giden Ruslar, Ermenileri yalnız kışkırtmakla kalmamış onlardan kendi orduları içersinde birlikler oluşturarak da yararlanmışlardır. Hatta 1828–29 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Cephesi’nde Osmanlı Kuvvetlerine karşı çarpışan Rus askeri birliklerine Ermeni asıllı General Boris Milkon’u komutan tayin etmişlerdir . Ruslar Ermenileri etkilemek ve onların içinden birisini ordularına kumandan tayin etmek suretiyle Ermenilerin güveni sağlamak ve bu sayede Ermenilerden daha fazla yararlanmaktan başka ne amaç gütmüş olabilir? Bunun bundan başka bir amacını aramak akla ve mantığa pek uygun olmasa gerektir.

Konunun başında sorduğumuz kışkırtmaların başlama tarihi bunların ne şekilde devam ettiği ve kullanılan yöntemlerle ilgili soruların cevapları yukarıda örneklenmiştir. Şimdi bunları biraz daha genelleştirelim. Bu kışkırtma faaliyetlerinin başlangıç tarihi aşikârdır. Fakat olayın başladıktan sonra gelişimi değişimler göstermiştir. Ermenilerin fikirlerine destek olmak şeklinde başlayan olay, zamanla onların hamiliğine soyunma, propaganda faaliyetleri, silahlı destek, Ermenileri açıkça kendi hizmetlerinde kullanmak gibi değişimler göstermiştir. Rus Devlet adamları Ermenileri kışkırtmak ve onları kullanmak için değişik yöntemler uygulamışlardır. Bunların en önemlilerini şu şekilde sırayla biliriz;

• Bağımsızlık vaat etmek

• Emeni çetecilerine silahlı eğitim vererek ve onlara gerekli cephaneyi sağlamak

• Ermeni ileri gelenlerine kendi bünyelerinde hizmet hakkı vererek ve onların yardımı ile bu bölgede propaganda yapmak

• Rusya bünyesinde yaşayan Kafkas Ermenilerini kullanarak Anadolu’da faaliyet gösterecek Ermeni çeteleri oluşturmak,

Bu yollarla Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çalışmaları Rusya’nın temel Ermeni politikasını teşkil etmiştir. Bahsedildiği gibi Ermenilere bağımsızlık verilmesi fikri gerçek bir yaklaşım olmaktan daha ziyade Rusya’nın Ermenilerle ilgili amaç ve hedeflerini perdelemek için kullandığı bir araçtır. Zaten Ermenilere bağımsızlık verilmesi Rusya’nın işine de gelmiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti bünyesin- deki Ermenilere bağımsızlık verilmesi, Rusya’nın bünyesindeki Ermenileri hareketlendirebilir ve Bunlar Rusya’ya sorun çıkarabilirlerdi. Bu sebepten dolayı Rusya’nın böyle bir amacı olamazdı. Rusya’nın Osmanlı Ermenileri üzerindeki esas amacı onları bağımsızlıklarına kavuşturmak değil, Bunları kendi hâkimiyeti altına alarak Rusya’ya Akdeniz ve Basra yolunu açmaktır.

Satrancın Vezir Görünümlü Fili:

İNGİLTERE VE ERMENİ SORUNUNA YAKLAŞIMI

İngiltere’nin Doğu Politikası

İngiltere 19.y.y.’da Avrupa siyasetinin en etkin devleti durumundaydı. Bunun yanı sıra İngiltere 19.y.y.’daki görünümü ile tam manası ile bir sömürge imparatorluğu konumundadır. İngiltere’nin bu konumu dolayısı ile dünyanın birçok bölgesinde çıkarları vardı ve bunun doğal sonucu olarak da İngiltere bu çıkarlarını göz önünde bulunduracak bir dış siyaset uygulamak zorundaydı. İngiltere’nin doğu siyasetini bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir. Öncelikle İngiltere’nin Doğu siyasetinin ortaya çıkış sürecini ve nedenlerini ana hatları ile tespit etmeye çalışalım. İngiltere Hindistan’ı ve bu bölge-deki bazı yerleri sömürgesi haline getirdikten sonra bunları koruyacak bir Doğu siyaseti uygulamaya başlamıştır. Bu siyaset de zamanla değişikliler göstermiştir. Mesela önceleri Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü savunan İngiltere dış siyaseti 19.y.y.’ın ikinci yarısından itibaren bunu değiştirerek Osmanlı Devletini yıkmak amacını güden bir Doğu politikasını benimsemeye başlamasıdır. Bunun temel nedeni İngiliz hükümetleri önceleri Hindistan yolunun Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğü ile güvence altına alınacağı tezini benimsiyorlardı. Ancak 19.y.y.’dan itibaren Osmanlı Devletinin eninde sonunda yıkılacağını fark eden İngiltere, Osmanlı Devletinin bünyesinden oluşturacağı ve kendi nüfuzu altındaki yeni devletlerle Hindistan’ı ve Hindistan Yolunu güvence altına almak düşüncesine yönelmiştir.İşte İngiltere’nin Doğu siyasetine yön veren temel görüş bu olmuştur. İngiltere bu siyaseti uygulamak için Doğuda gerçekleştirmek istediği iki temel düşünce vardır. Bunlar;

a) Kendi toprak bütünlüğünü koruyamayan ve bu bölgedeki topraklarını kaybeden Osmanlı Devletinin topraklarının, İngiliz çıkarlarına zarar verecek ve İngiliz Sömürgelerini tehdit edebilecek bir ülkenin eline geçmesini engellemek.

b) Rusya’nın sıcak denizlere inmesini önlemek önceleri İngiltere bunu Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü koruyarak yapmayı düşünüyordu fakat artık Osmanlı Devletinin sonunun yaklaştığını gördüğü için bu bölgede kendisine bağlı ve kendi garantisi altında bir devlet yaratarak bunu sağlama düşüncesi İngiltere’nin Doğu siyasetinin temelini sömürgelerinin güvenliğini sağlamak oluşturuyordu. Petrolün de bulunması ve petrol yataklarının büyük bir kısmının bu bölgede yer alması bu bölgeyi İngiltere için tam anlamı ile vazgeçilmez hale getirmiştir. İngiltere’nin Doğu siyasetinin bir parçası olan Ermemi politikalarını bu bağlamda inceleyebiliriz.

Filin oyunu,File Karşı Piyon, (Rusya’ya Karşı Ermeniler):

İngiltere’nin Ermeni Politikaları

İngiltere’nin Ermeni politikalarının temelinde Rusya ile rekabet ve Rusya’nın Akdeniz’e inmesini engelleme politikası vardır. Berlin Antlaşmasından Sonra Rusya’nın Ermenilere yaklaşmasından rahatsız olan İngiltere harekete geçmiştir. Böylece iki devlet arasında Ermeni rekabeti başlamıştır.

Berlin Antlaşmasının ardından İngiltere Antlaşmanın Ermenilere ilgili maddelerinin sıkı bir takipçisi olmuş ve Osmanlı devletine vaat edilen ıslahatların yapılması için baskılarda bulunmaya başlamıştır. Ayrıca bölgedeki ıslahatları yakından takip etmek için bölgeye konsoloslar atamıştır. İngiltere bu doğrultuda 1878’in sonbaharında, Sivas’a Albay Wilson, Erzurum’a Binbaşı Trotter, Van’a Yüzbaşı Clayton, Kayseri’ye Yüzbaşı Cooper’i konsolos olarak atamıştı .

Ayrıca bölgede faaliyet gösteren İngiliz misyonerleri vasıtası ile Protestanlık mezhebi Ermenilerin arasında yayılmaya başlamıştır. Bunun devamı olarak 1859’da İngiltere’nin çabaları ile Ermeni Protestan Kilisesi kurulmuştur . Bunun akabinde İngiliz misyonerleri bölgede kilise ve oklular açmaya başlamışlardır. Açılan bu okul ve kolejlerde yapılan ilk iş Ermeni Tarihi ve Kültürünün işlenmesi olmuştur . Bu şekilde Ermenilerin milli duygularını harekete geçirmeye çalışmışlar ve Ermeni Protestan cemaati oluşturma çabası içersine girmişlerdir. Böylece İngiltere, Rusya’nın Küçük Kaynarca Antlaşmasında elde ettiği hakka benzer nitelikte bir hak elde ederek, Osmanlı Devletine karşı Ermenileri savunmak için yasal bir dayanak sağlama yoluna gitmiştir.

İngiltere’nin Ermenilere yönelik politikalarının temelinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kurma fikri vardır. Fakat Ermenilerin bağımsız bir devlet kurabilecek bir olgunluğa sahip olmadığını ve bu devletin uzun ömürlü olmayacağını düşünüyordu. Bunun çözümü olarak da kurulacak olan devletin İngiliz himayesi altında olması gerektiği tezi savunuluyordu. Böylece İngiltere’nin koruması altında kurulacak olan Ermeni devletinin sayesinde Rusya’nın güneye sarkmasını önleyecek bir tampon bölge oluşturulabilirdi . Ancak bölgedeki durumun farkında olan İngiltere bunun gerçekleştirilmesi için bir plan hazırlamıştır bu plana göre;

a) Doğu Anadolu’ya dışarıdan Ermeni nüfus getirilerek, Bölgedeki Ermeni nüfus arttırılacaktır.

b) Türk nüfusu bölgeden peyderpey uzaklaştırılacaktır.

c) Süryanilerle Ermeniler mezhep ayrılıkları bir tarafa bırakılarak kaynaştırılacak

d) Bölgedeki Kürtler, silah zoru ile hizaya getirilecektir

Bu faaliyetlerin Osmanlı yönetimi altında reform kisvesi altında yapılmasına karar verilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti yıkılınca bölgede Ermeni Devleti kurulması için gerekli altyapı sağlanış olacaktır. İngiltere Ermeni politikasını bu şekilde özetledikten sonra İngiltere’nin Ermenilere yaklaşımı konusuna göz atacak olursak İngiltere özellikle kurulan Protestan Cemaati vasıtasıyla Ermeniler üzerinde etkili olmaya ve Ermenileri kullanmaya çalıştığı görülmektedir. İngiltere’nin Ermenilere yaklaşımında öncelikle Ermenilerin milli duygularını canlandırmaya çalışmıştır. Bundan sonraki faaliyetlerinde ise Ermenileri kışkırtmak onları isyanlara teşvik etmek, isyanları ve isyanları desteklemek ve Avrupa’da Ermenilerin lehine kamuoyu oluşturmak gibi çalışmalar içerisine girmiştir.

Ermenilere Yönelik İngiliz Tahrik ve Kışkırtmaları

İngiltere geliştirdiği politikalar ile Ermenileri bağımsızlık için kışkırtmaya ve isyana teşvik etmeye başlamıştır. İngiltere Hükümetleri bu faaliyetlerine misyonerler arcılığı ile bölgede kurulan kilise, okul ve kolejlerde başlamıştır. Özellikle 1880’de İngiltere’de “Türk Düşmanı” Gladstone’un ve Liberal Parti’nin İktidara gelmesinden sonra İngiltere’nin Ermenileri sahiplenme çabaları iyice artmıştır . İngiltere’nin bu yeni başbakanı Ermeniler lehine girdiği diplomatik çalışmalardan yeterli sonucu almayınca ve bu konuda bir ilerleme kaydedemeyince Doğu Anadolu’da bulunan konsoloslar ve misyonerler aracılığı ile Ermenilerin örgütlenmesi ve silahlı mücadele içerisine girmesi için çalışmalara başlatmıştır. Bunun sonucunda Doğu Anadolu’da Ermeni şiddet olayları başladı. Bu olaylar İngiliz ajan ve misyonerleri tarafından destekleniyordu. Hatta Ermeni Komitacıları İngiliz konsolosları ile temas halinde idi . İngiltere Hükümeti Ermenileri tahrik etmekle kalmıyor Ermeni komitacılarına ve isyancılarına sığınma hakkı veriyor Osmanlı Devletinin yakalanan Ermeni çetecileri cezalandırılmasını önlüyordu. Ayrıca İngiltere hükümeti, İngiltere’de Ermeniler lehine mitingler düzenliyordu. Ermeniler için İngiltere’nin Liverpool Şehrinde düzenlenen Başbakan kendiside katılmış ve Ermenileri tahrik eden ifadeler kullanmıştır . Bu dönemde Doğu Anadolu Bölgesini gezen Amerikalı gazeteci George H.Hepworth’ın yazdıkları İngilizlerin Ermeniler olan yaklaşımlarını anlatmaya yeterli olacaktır. Gazeteciye göre;

“…İngiltere Ermeni eşkıyasına sığınma hakkı vermekle kalmadı, aynı zamanda onları sempati ile karşıladı, korudu, yardım etti, destek sağladı ve Türkler aleyhine tahrik etti. Ermeni çeteleriyle hem iş hem de suç ortaklığı yamaya razı oldu. Çetelere vatansever ve milli kahraman oldukları fikrini telkin etti. Çeteler bu sıfatlardan faydalanarak Ermeni toplumunun üzerinde nüfuz sahibi oldular ve kolay yaşamanın yolunu buldular ” tarafsızlığına inanılabilecek bir konumda olan Amerikalı gazetecinin yazdıkları İngiltere’nin Ermeni politikalarını ve Ermenilere olan yaklaşımlarını özetlemektedir ve İngiltere’nin Ermeni politikasının ipuçlarını gayet açık bir şekilde göstermektedir.

İngiltere uyguladığı Ermeni politikası ile Ermenilerin Rusya’nın nüfuzu altına girmesini önlemiştir. Bunun sonucu olarak da Ermenileri kendini yanında tutarak Rusya’nın Asya siyasetine büyük ölçüde engel olmuştur. Ayrıca Rusya’nın yüzyıllardır süren sıcak denizlere inme politikasına en fazla yaklaştıkları dönmede Rusya’nın elindeki Ermeni kozunu da kendi lehine çevirerek buna mani olmuştur.

Netice olarak İngiltere ve Rusya arsındaki Asya rekabetine ve buna bağlı olan Ermeni politikalarının mücadelesinde İngiltere’nin Ermeni politikası başarıya ulaşmış, Rusya’nın siyaseti ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat I.Dünya Savaşı sırasında bu iki Devletin ortak Ermeni politikaları yürütmeleri ve Ermenileri kışkırtma siyasetlerine birlikte yön veremleri Bu devletlerin Ermeni Politikalarındaki amacın Ermenistan’ın bağımsızlığının değil kendi çıkarlarının etki olduğunun göstergesidir

FRANSA VE ERMENİ SORUNUNA YAKLAŞIMLARI

Fransa, İngiltere ile birlikte Avrupa’nın en güçlü devleti konumundaydı. Fransa’nın görüntüsü, genel itibarı İngiltere’nin görüntüsüne benziyordu. Fransa’da bir sömürge imparatorluğuydu.

Fransa’nın diğer iki ülkeye göre, Osmanlı Devleti ile ilişkileri çok daha erken bir dönemde başlamıştır. İki ülke arasındaki ilk ilişkiler Osmanlı Devletinin 1535 de Fransa’ya verdiği kapitülasyon başlamıştır. ilişkiler, Osmanlı Devletinin yenileşme hareketleri içerisine girdiği 18.y.y.’dan itibaren iyice gelişmiş ve Fransa Osmanlı Devletindeki reform çalışmaları için model ülke durumuna gelmiştir . Kapitülasyonlarla birlikte Fransa’ya verilen Osmanlı Devleti bünyesindeki Katoliklerin korunması hakkı Fransa’nın bir doğu politikasının oluşmasında etkili olmuştur. Fransa Osmanlı Devletini toprakları üzerinde çıkarlarını koruma ve genişletme çabasına giriştiğinde kendisine tanınan bu koruyuculuk hakkından oldukça yararlanacaktır.

Fransa’nın Ermeni Politikaları ve Ermenilere Yaklaşımları

Fransa’nın Ermeni Politikası ve Ermenilere yönelik çalışmaları diğer iki devlete göre daha geç bir dönmede başlamıştır. Bunun iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi Ermeni sorunun ortaya çıktığı dönemlerde Fransa Rusya ile ittifak içersindedir (1894 ittifakı). Bu nedenle bu dönemde Fransa kendisi bir Ermeni politikası üretmek yerine daha ziyade Rusya’nın politikalarını desteklemiştir. Bunun ikinci nedeni birincisinden çok daha önemlidir. Bu dönemde Fransa Ermeni sorununda, kendi çıkarları için savunulacak bir şey görmüyordu . Bu nedenlere Fransa, Ermeni Sorunun başlangıcı kabul edilen 1890’lı yıllarda bu sorunla ilgilenmemiştir. Ancak, Rusya’nın bu konudaki ağırlığını İngiltere’ye kaptırması ve bölgede İngiliz-Fransız çıkarlarının çakışması sonucu Fransa Ermeni sorunu ile aktif olarak ilgilenmeye başlamıştır.

Fransa’nın aktif Ermeni politikasının diğer ülkelerinkine bakış geç başlamasına rağmen Fransızların Ermenilerle teması ve ilişkileri çok daha erken bir dönemde başlamıştır. Ermenilerle Fransızların ataları olan Franklar Haçlı seferleri sırasında tanışmışlardır . Bu tanışma döneminde Ermenilerle Frankların ilişkileri olmuştur. Ancak bu ilişkiler konumuz açısından önemli olamadığı için bunlara değinmeyeceğiz. Ayrıca Fransızların Ermenilere yaklaşımında diğer iki ülkenin yaklaşımlarına bakış farklılık gösteren diğer bir noktada, İngiltere ve Rusya daha ziyade Doğu Anadolu’daki Ermenilerle ilgilenmişlerdir. Fransa ise daha ziyade Güney bölgesindeki Çukurova ve yöresindeki Ermenilerle ilgilenmişlerdir. Bunun nedeni Fransa’nın bu bölgeye ilgi duymasıdır. Fransa’nın Çukurova bölgesine ilgi duyması bu sorunun ortaya çıkmasından çok daha eski tarihlere rastlamaktadır. Fransızların, Çukurova Ermenilerin tarih ve kültürleriyle yakın ilgisi, XVI. yüzyılın sonları ile XVII. Yüzyılın başlarında olmuştur. Çukurova ve civarının genel tarihi ile ilgili Fransız araştırıcılarının tespitlerinin 1604’e yayınlanması , bölgeye ilgilerinin çok eskiye dayandığı hakkında ışık tutmaktadır. Bu tarihlerden başlayarak Fransa’nın bölgeyle ilgilenmeleri ve bu bölge hakkında araştırmalar yapmaları giderek artmıştır. Fransa’da Çukurova bölgesi ile birçok araştırma ve eser yayınlanmış- tır.

Fransa’nın Çukurova’ya ve dolayısı ile bölge Ermenilerine duyduğu ilgi Amerika’da iç savaşın çıkması ile artmıştır. Çünkü Fransa dokuma sanayisi için gereken pamuk hammaddesini buradan ithal ediyordu. Bu savaşın çıkması ile birlikte Fransa kendine yeni kaynaklar aramak zorunda kalmıştır. Bu yeni kaynak arayışı içinde Çukurova Fransa’nın dikkatini çekmiştir. Pamuk ihtiyacını buradan karşılamayı düşünen Fransa bu dönemde bölgeye yatırımlar yapmaya başlamıştır. Ancak Savaşın 1865’te sona ermesi ile birlikte Fransızların bölgeye olan ilgisi yeniden azalmıştır. Bu dönemde Fransa’nın Ermenilere yaklaşımı iki aşamalı olmuştur. Bunlardan birincisi kültürel boyutludur. Bu yaklaşım çerçevesinde Fransız bilim adamları Ermenilerle ilgili birçok araştırmalar yapmışlardır. Yapılan bu araştırmalar çerçevesinde Ermenilerin tarihi, sosyal ve ekonomik yaşantıları incelenmiştir. İkinci aşamadaki yaklaşım ise daha ziyade dinsel niteliklidir. Bunun çerçevesinde Fransızlar Ermenilerin Katolikleşmesi için uğraşmışlardır. Fransızlar bunu gerçekleştirmek için Katolik olan Ermenilerin Fransız vatandaşı olarak kabul edileceğini ve dolayısı ile Kapitülasyonlardan yararlanabileceğini bildirmiştir. Bunun sonucunda Katoliklik Ermenilerin arasında yayılmış ve Katolik bir Ermeni cemaati oluşmuştur. Fransız’ların Ermeniler yaklaşımı ve ermeni politikaları 20.y.y.’ın başlarına kadar bu şekilde devam etmiştir. Bu tarihlerden itibaren Fransızların Ermeni politikasında değişiklikler meydana gelmiş ve Fransa’da Ermenileri tahrik etme ve bağımsızlık vaat ederek onları kullanma politikasına başlamıştır. Fransızlar bu politika değişikliği ile Ermenileri Çukurova bölgesinde ticari amaçları doğrultusunda kullanmayı amaçlamışlardır.

Ermenilere Yönelik Fransız Tahrikleri ve Kışkırtmaları

Fransa’nın 20.y.y.’ın başlarından itibaren Osmanlı Devletinin güney topraklarında nüfuzunu arttırması, I.Dünya Savaşında Osmanlı devletine karşı İngiltere ve Rusya ile birlikte savaşa girmesi sonucu Fransa da aktif bir Ermeni politikası uygulamaya başlamıştır Bu dönemde Fransa’nın Osmanlı topraklarında büyük yatırımları vardır. Bu yatırımların büyük bir çoğunlu da Güney Anadolu Bölgesinde toplanıyordu. Fransa bu yatırımlarını korumak ve Suriye’yi işgal ettikten sonra da bölgeyi himayesine almak için Ermenileri kullanmaya başlamıştır.

Fransa bölgeye geldikten sonra “Kilikya Ermenileri” diye tabir edilen Güney Ermenilerini kışkırtmaya başladı. Fransızlar bu bölgede meydana gelen Ermeni isyanlarını desteklemişler ve isyancılara sahip çıkmışlardır. Mesela tarihimizde Musa Dağı Olayı diye bilinen olayda Osmanlı Askeri birlikleri tarafından Musa Dağında sarılan Ermeni çetecileri Fransız donanması tarafından kurtarılmış buradan alınan 5 bin Ermeni Port- said Limanına çıkarılmıştır . Fransızlar I. Dünya Savaşı süresince Ermenileri Adana bölgesinde casusluk yaptırmak sureti ile kullanmışlardır. Fransızlar Güney Bölgesinde bağımsız bir Ermenistan kurmak istemişlerdir. Bunu yapmak istemelerindeki amaç bölgedeki özellikle Çukurova bölgesindeki pamuk ve Toros Dağlarındaki maden yatakları olmalıdır. Fransızlar burada bağımsız bir Ermenistan oluşturabilmek için dışarıdan bu bölgeye Ermeni nüfus yerleştirmeye çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar kapsamında Fransızların çağrısı üzerine Adana ve civarına 200 bin ermeni gelip yerleşmiştir . Ermenileri kullanmaya tahrik eden Fransa özellikle 1919’dan sonra bu çalışmalarına hız vermiştir. Bu dönemde Fransızların Ermenileri kullanmalarındaki amaçları Güney Anadolu’ya yerleşmek isteyen kendi güçlerini yeterli görmemesi ve bu konuda Ermenilerden yararlanmak istemesidir.

Fransa’nın Ermenilerle ilişkilerini ve Ermenilere yaklaşımlarını genel olarak incelediğimizde Diğer ülkelerin ilişki ve yaklaşımlarına benzer bir durum ortaya çıkmaktadır. Fransa’da, Ermeni sorununa iddia edildiği gibi hümanist yaklaşımlar çerçevesinde onlara bağımsızlık vermek için değil, tamamen kendi çıkarları doğrultusunda yakalaşmıştır. Bu bağlamda ana başlıkları ile Fransızları Ermenilerden ne şekilde yaralanmaya çalıştığını şu şekilde belirtebiliriz:

a) Çukurova bölgesini ele geçirmek için

b) Bu bölgedeki ticari imtiyazlarını koruyabilmek için

c) İşgal ettiği Güneydoğu Anadolu Bölgesine yerleşmek için

Fransa bu konularda Ermenilerde yaralanmaya çalışmış ve belli dönemlerde bunu başarmıştır. Buna karşılık Ermenilere bağımsızlık vaat ederek onları kullanmıştır. Ancak Fransa’nın bölgedeki çıkarları sona erince Fransa’nın da Ermenilere olan desteği sembolik bir görünüm halini almıştır.

SONUÇ

Ermeni meselesi diye bilinen ve hala belli aralıklarla gündemimizi işgal eden bu olaylar zinciri Ermenilerin istekleri ve beklentileri doğrultusunda gelişmiş bir olaydır. Bu bağlamda Ermenilerin Avrupa devletleri ile ilişkilerinde Ermeniler hiçbir zaman belirleyici taraf olamamakla birlikte Avrupa devletlerinin siyasi bir piyonu olmaktan ileriye de gidememişlerdir. Bu ilişkilerin Avrupa Devletlerine çıkarlar sağladı bir gerçektir. Fakat olaya Ermeniler açısından baktığımızda onlara sağladığı yarar konusunda somut bir şey görmemiz mümkün değildir. Aksine bu ilişkiler uzun vadede düşündüğümüzde Ermenilere zarar verdiğini görmemiz mümkündür. Bu ilişkiler neticesinde Ermeniler arasında değişik mezhepler yayılmış ve bu mezheplere bağlı oluşan cemaatlerle Ermeniler parçalanmışlardır. Ayrıca Avrupa Devletlerinin kışkırtması ile meydana gelen isyanlar sonucu Ermenilerin devletle arası açılmış, yüzyıllar boyunca bir birleri ile huzur içinde Müslümanlarla ararlını açılmasına ve karşılıklı can kaybının olmasına neden olmuştur.

Ermenilerin bölgede yaşadıkları bölgelerdeki huzurlarının kaçmasında birinci derecede etkili olan Avrupa Devletlerinin kışkırtmaları olmuştur. Ermenileri Osmanlı yönetiminden ve baskılarından kurtarmak ve onlara bağımsızlık vermek hedefi ile yola çıkan Avrupa Devletleri bölgedeki çıkarları sona erince Ermenileri kendi hallerine bırakmışlardır Diğer bir söylemle Ermeni Sorunu Avrupa Devletleri için bir İnsanlık bir bağımsızlık meselesi değil bir sömürgecilik meselesidir.

Tarih’te Ortadoğu bölgesi için Ermenileri piyon olarak kullanarak oyunda hamle yapan Avrupa’nın filleri bu gün aynı piyonu Avrasya’nın diğer bir stratejik bölgesi olan Kafkasya’yı kontrol etmek ve Avrasya satrancının Veziri olmak isteyen Türkiye’nin hamlelerini engellemek için kullanmaya devam etmektedirler. İşte bu gün Ermeni Sorunu Sözde Ermeni soykırımı kavramlarını daha iyi değerlendirebilmek için Avrasya satrancında oynanan oyunun vezirini, fillerini ve piyonlarını daha görmek için bunların önceki hamlelerine bakmak daha sağlıklı olacaktır.

DİPNOTLAR

Hamza Bektaş, Ermeni Soykırımı İddiaları ve Gerçekler Bursa:Uludağ Üniversitesi AİİT Uygulama Araştırma Merkezi Yayınları,2001,s.16.

‘Armania’ Yüksek yerler anlamında kullanılmıştır.

Refet Yinanç, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983, s.67

Hmaza Bektaş,a.g.e.s.21.

Necla Başgün, Türk-Ermeni Münasebetleri, Ankara: Töre-Devlet Yayınevi,1973,s.19.

Yunanlıların bağımsızlık hareketi için bkz. Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789–1914), Ankara: T.T.K. Yayınları,1997,s.165–184.

Sırbistan Bulgaristan’ın ve bağımsızlığı için bkz. Fahir Armaoğlu, A.g.e, s.271–275, 625–628.

Hamza Bektaş, Ermeni Soykırımı İddiaları ve Gerçekler, Bursa: Uludağ Ünv. A.İ.İ.T. Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları, 2001,s.51–52

Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K. Yayınları, 1997, s.522

Bu Antlaşmaların ilgili maddeleri için bknz. Hamza Bektaş, A.g.e.s.34.

Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1988 ,s.187

Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul: Belge Yayınları,1987, s. 263

Taner Akçam, Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu, İstanbul: İletişim Yayınları, s.143

Taha Akyol, Sovyet-Rus Stratejisi ve Türkiye, İstanbul: Ötüken Yayınları,1979, s.19

Esat Uras, A.g.e,s.424

Cevdet Küçük, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları,1983, s.95.

Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789–1914), Ankara: T.T.K Yayınları, 1997, s.566

Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri: Vatan Yayınları,1992, s. 42.

Gültekin Ural, Ermeni Dosyası, İstanbul: Kamer Yayınları, 1998,s. 87.

Hüsamettin Yıldırım, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara: Sistem Ofset Yayınları, 2000, s.139

Süleyman Kocabaş, A.g.e, s. 43.

Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri: Vatan Yayınları, 1992, s.84.

Cevdet Küçük, Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Der. Saime Yüceer, Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2000, s.19.

Fahir Armaoğlu, A.g.e, s. 566

Bilal Şimşir, Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983, s.125.

Kemal Öke,Ermeni Sorunu, İstanbul: İz Yayıncılık,1996,s.143

Fahir Armaoğlu, A.g.e, s.569,

Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara Bilgi Yayınevi, 1988, s. 319

Kemal Öke, A.g.e, s.449

Bayram Kodaman , “Bir Amerikalı Gazeteci Gözü İle Ermeni Macerası (1897)”, Belleten, XLIX, 195 ( Mart 1985), s.575–576

Osmanlı Devletindeki yenileşme hareketlerinde Fransız etkisi için bknz. Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yay. Haz. Ahmet Kuyaş, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara: T.T.K. Basımevi, 1997, s. 575

Yusuf Ziya Bildirici, Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız Ermeni İlişkileri, Ankara: Köksav Yayınları, 1999, s.89

Y.Ziya Bildirici, A.g.e, s. 94

Hamza Bektaş, A.g.e, s. 99

Süleyman Kocabaş, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı, Kayseri:Vatan Yayınları,1992, s. 76



KAYNAKÇA

• AKÇAM Taner. Türk Ulusal kimliği ve Ermeni Sorunu. İstanbul: İletişim Yayınları, 1995

• AKYOL Taha. Sovyet Rus Stratejisi ve Türkiye. İstanbul: Ötüken Yayınları,

1979

• ANDERWS Peter Alforda. Türkiye’de Etnik Guruplar. Çev. Mustafa Küpüşoğlu. İstanbul: Ant Yayınları, 1992

• ARMAOĞLU Fahir.19. Yüzyıl Siyasi Tarihi.Ankara: T.T.K. Yayınları, 1997

• BAŞGÜN Necla. Türk-Ermeni Münasebetleri. Ankara: Töre Devlet Yayınevi, 1973

• BEKTAŞ Hamza. Ermeni Soykırımı İddiaları ve Gerçekler.Bursa: Uludağ Üniversitesi A.İ.İ.T. Araştırma Merkezi Yayını,2001

• BERKES Niyazi. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Yay.Haz. Ahmet Kuyaş. İstanbul: 2002

• BİLDİRİCİ Yusuf Ziya. Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız Ermeni İlişkileri. Ankara: Köksav Yayınları, 1999

• GÜRÜN Kamuran. Ermeni Dosyası. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1988

• KARABEKİR Kazım. Ermeni Dosyası.Yay.Haz. Faruk Özergin. İstanbul: Emre Yayınevi,1995

• KARACA Ali. Anadolu Islahatı ve Ahmet Şakir Paşa. İstanbul: Eren yayınları, 1993

• KOCABAŞ Süleyman. Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmağı. Kayseri: Vatan Yayınları,1992

• KOCAŞ Sadi.Tarihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri. İstanbul: Karataş Yayınları, 1990

• KODAMAN Bayram. Bir Amerikalı Gazeteci Gözüyle Ermeni Macerası (1897). Belleten. XLIX. 195 (Mart 1985). s. 569-578.

• KÜÇÜK Cevdet. Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983

• KÜÇÜK Cevdet.Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri. Edt. Saime Yüceer. Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2000

• McCARTHY Justin. Müslümanlar ve Azınlıklar.Çev. Bilge Umar. İstanbul: İnkılap Yayınevi, 1998

• Öke Kemal. Ermeni Sorunu. İstanbul: İz Yayıncılık, 1996

• ŞİMŞİR Bilal. Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 1983

• URAL Gültekin. Ermeni Dosyası. İstanbul: Kamer Yayınları, 1998

• URAS Esat. Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi. İstanbul: Belge Yayınları, 1987

• YILDIRIM Hüsamettin. Ermeni İddiaları ve Gerçekler. Ankara: Sistem Ofset Yayıncılık, 2000

• YİNANÇ Refet.Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu Tebliğler ve Panel Konuşmaları.İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları,1983







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 12
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 559
Toplam Tekil 1640101
IP 50.16.107.222






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu