TÜRK HALKINI TARİHE TANIKLIK ETMEYE VE İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ TANIMAYA ÇAĞIRIYORUM - Hkmet YAVAŞ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









TÜRK HALKINI TARİHE TANIKLIK ETMEYE VE İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ TANIMAYA ÇAĞIRIYORUM - Hkmet YAVAŞ
Tarih: 11.08.2011 > Kaç kez okundu? 2549

Paylaş


1

TÜRK HALKINI TARİHE TANIKLIK ETMEYE VE İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ TANIMAYA ÇAĞIRIYORUM

Bu haritaya çok iyi bakalım. Bu haritayı, bir fotoğraf makinesi gibi, hiç silinmemek üzere hafızamıza kaydedelim.

Bu harita, Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devletinin, galip devletler tarafından nasıl paylaşılacağını gösteren “Sevr Antlaşması” haritasıdır.

10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan “Sevr Antlaşmasına” göre, Türkiye toprakları; İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan arasında paylaşılıyordu. Ayrıca, Ermenilere ve Kürtlere de, Anadolu topraklarından pay verilmesi kabul ediliyordu.

Türk Halkına ise, haritada düz sarı renkle işaretlenmiş olan Ankara ve civarındaki topraklar bırakılıyordu.

Padişah Vahdettin efendimizin İstanbul Hükümeti; “Şüray-ı Saltanat” isimli olağanüstü bir kurul toplayarak “ Sevr Antlaşması” adı verilen bu sözde barış taslağını imzaladı ve Türkiye topraklarının haritada belirtildiği şekilde paylaşılmasını kabul etti.

İşte, Atatürk ve arkadaşları buna isyan etti.

Sevr Antlaşmasıyla Türk Milletine; ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı Ordusunun elindeki silahların alınıp dağıtıldığı, Yunanlıların İzmir’i işgal edip

2

katliamlara başladığı, kadınlarımız ile kızlarımıza ahlaksızca tecavüz edildiği ve işgal edilen topraklarımızda ezan seslerinin sustuğu bir dönemde:

a. Atatürk ve arkadaşları Anadolu’ya geçerek; Mili Kuvvetler ( Kuvayi Milliye) adı altında Türk Ordusu’nun çekirdeğini oluşturan milli direniş örgütünü kurdular.

b. Türkiye’nin; Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiği Anadolu topraklarında Kurtuluş Savaşını başlattılar.

c. Kahraman ve cefakâr Türk Halkıyla elbirliği ve gönül birliği yaptılar. Kanlarını dökerek ve şehitler vererek işgal kuvvetlerini yendiler. Böylece “Sevr Antantlaşmasını” yırtarak, tarihin çöp tenekesine attılar.

Şimdi, aşağıdaki ikinci haritaya da çok iyi bakalım:

Bu haritayı da, bir fotoğraf makinesi gibi, hiç silinmemek üzere hafızamıza kaydedelim. Çünkü:

a. Bu harita; Türk Halkının bağrından çıkan Türk Ordusunun, Atatürk ve Silah Arkadaşlarının önderliğinde kurtardıkları Türkiye topraklarını ve bugünkü Ortadoğu devletlerini göstermektedir.

b. Bu harita; Kurtuluş savaşında kanlarını döken ve şehitler veren Türk Halkının kazandığı zaferin bedeli olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin

3

tapusunun “Lozan Antlaşmasıyla” tescil edildiği sınırları göstermektedir.

c. Bu harita; sadece işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadeleyi değil, ayni zamanda:

1) İşgal kuvvetleriyle işbirliği yapan mütareke basınına,

2) İşgalcililerle savaşan Kuvayi Milliye (Türk Ordusu) Birlikleri aleyhine, ölüm fetvaları veren sözde hacı ve hoca takımına,

3) Milli mücadelenin önderi Atatürk ve Arkadaşları hakkında idam kararları veren Padişaha rağmen, kazanılan ve işgalden kurtarılan topraklarda ezan seslerinin tekrar çınlamaya başladığı sınırları göstermektedir.

İşgalci devletler; Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman içlerine sindiremediler. Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler. Çünkü:

a. Sayın Turgut Özakman’ın sözünü ettiği çılgın Türklerin, emperyalist sömürgeci işgal devletlerine karşı verdikleri zorlu mücadele ve kazandıkları muhteşem zafer, işgal altındaki sömürgelere örnek oldu.

b. Sömürülen uluslar kendi özgürlük mücadelelerini başlattılar. Böylece, Batı’nın emperyalist sömürgeci devletleri, zaman içinde sömürgelerini kaybettiler.

İşgalcilerle işbirliği yapan hainler de, bir türlü yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni hazmedemediler. Çünkü:

a. Dün İşgalci Batı tarafından beslenen Mütareke Basını hainlerinin torunları, bugün de ayni Batı tarafından beslenmekte ve o devletlerin çıkarlarına hizmet etmektedirler.

b. Bu ülkenin ve milletin özgürlüğü, can ve mal güvenliği için kanlarını döken ve şehitler veren Türk Ordusu ve komutanları aleyhine, idam fetvaları veren din tüccarı sözde hacı ve hoca takımının torunları da:

1) Bugün de, maddi ve siyasi çıkarları için din tüccarlığını sürdürmek istedikleri için,

4

2) Atatürk ilkelerine dayalı Cumhuriyetin “laiklik” özelliği, din ticaretine engel olduğu için, yeni Türkiye Cumhuriyetini bir türlü kabullenemediler.

Bir kısım etnik bölücü Kürtler ile Ermeniler de, Anadolu topraklarından pay alamadıkları için;

a. Sevr Antlaşmasını tarihin çöp tenekesine atan Lozan Antlaşmasını,

b. Bu Antlaşmayla kurulan Türkiye Cumhuriyetini hiçbir zaman içlerine sindiremediler.

Netice olarak; Menfaatleri zedelenen sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri, işbirlikçi Mütareke Basını, çıkarcı din tüccarları ve etnik bölücüler, Osmanlının Küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler.

Söz konusu hainlerin kalıntıları, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü” ellerine geçen her fırsatta parçalamaya çalışıyorlar. Bu Cumhuriyete ve Cumhuriyeti kuran Atatürk’e karşı, içlerinde besledikleri kin ve nefret hiçbir zaman sönmedi ve sönmeyecek. Bu nedenle;

a. Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosunu ve kuruluş temellerini oluşturan “Kemalizmi” düşman belliyorlar ve öncelikle yok etmeye çalışıyorlar.

b. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi ve tapusu olan “Lozan Antlaşması’ndan” nefret ediyorlar ve “Sevr’e” dönüş hayalleri yaşıyorlar.

c. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve yılmaz savunucusu “Türk Ordusunu” kendileri için en büyük engel görüyorlar ve ortadan kaldırılması veya yıpratılması gereken hedef olarak benimsiyorlar.

d. Cumhuriyet sevdalısı “Kemalist aydınları ve medyayı” susturmaya çalışıyorlar.

Lütfen dikkat edelim; herhangi bir yabancı, herhangi bir siyasi ve herhangi bir medya mensubu, yukarıda sayılan hedeflerden herhangi birisine saldırmaya başladığı veya yıpratmaya çalıştığı zaman, şüpheyle bakmamız ve niyetini sorgulamamız gerektiğini unutmayalım.

Şimdi, aşağıdaki üçüncü haritaya da çok iyi bakalım:

5

Bu haritayı da, bir fotoğraf makinesi gibi, hiç silinmemek üzere hafızamıza kaydedelim.

Önce, Amerika Birleşik Devletleri Eski Dışişleri Bakanı Condalisa Rice görevdeyken; “Ortadoğu’da sınırların değişeceğini” açıkça ilan etti.

Hemen arkasından, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetler Dergisinin (ARMED FORCES JOURNAL) Haziran 2006 tarihli sayısından alınan yukarıdaki harita yayınlandı.

Amerikan Dışişleri Bakanı tarafından ilan edilen ve Silahlı Kuvvetler Dergisinde haritası yayınlanan bu projenin adı “Büyük Ortadoğu Projesidir.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da; “Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı” olduğunu, resmen, alenen ve gururla açıkladı.

Şimdi, lütfen bu haritaya dikkatle bakın:

a. Bu harita; Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinin koparılarak, bağımsız bir Kürt Devleti kurulacağını göstermektedir.

b. Ayni şekilde, Bu harita; Ortadoğu’da mevcut devletlerin de, etnik ve dini mezhepler temelinde parçalanarak;

6

1) Batı’nın himayesine muhtaç, Batıya sadık ve Batının menfaatlerinin bekçiliğini yapacak yeni devletçiklerin kurulacağını,

2) Böylece, Condalisa Rice’nin dediği gibi; Ortadoğu’da sınırların değişeceğini belgelemektedir.

Kuzey Afrika’dan başlayıp tüm Arap Yarımadasına yayılan “ yönetimlere karşı isyanlar” :

a. Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesine” uygun olarak, Ortadoğu’da mevcut devletlerin, etnik ve dini mezhepler temelinde parçalanmasını amaçlayan operasyonların başladığını gösteriyor.

b. Söz konusu isyanları, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi Batılı güçler destekliyorlar.

c. Bu destek; İsyancılara para, gıda, ilaç ve silah yardımının daha da ilerisine geçiyor ve Batılı güçlerin silahlı kuvvetleri bizzat isyancılar safında çarpışmalara katılıyorlar.

d. Ülkelerde; “Dış destekli birer iç savaş” sürdürüyorlar.

Türkiye’ye gelince; Ortadoğu’dakine benzer “İsyan ve iç savaş senaryoları” yıllar önce tezgâhlandı ve uygulamaya sokuldu.

Bu senaryoyu biz uydurmadık, yazanların bizzat kendileri resmen ve alenen açıkladı. Ayrıca, Cumhuriyet sevdalısı Atatürkçü aydın ve bilim insanları da, tezgâhlanan bu senaryoya defalarca dikkat çekti. Ama biz, oynanan bu tehlikeli oyunu hala anlamadık ve anlamamakta direniyoruz. Örneğin:

a. Zamanın, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condalisa Rice görevdeyken; “Ortadoğu’da sınırların değişeceğini” resmen, alenen ve açıkça ilan etti. Gözlerimizin içine sokarcasına, haritayı da yayınladılar.

Buna rağmen bizler, Türkiye’nin de sınırlarını değiştireceklerini ve bizi bölüp parçalayacaklarını anlamadık.

b. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Graham FULLER;

7

“Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir ve bu devrimin karşısındaki tek güç Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir” dedi.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini anlamadık ve uyanmadık.

c. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander. 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sundu. Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylandı.

Raporda; “Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor. Ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB’ye katılımına köstek oluşturuyor. Bu nedenle Kemalizm TASFİYE EDİLMELİDİR” dedi.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

d. Cumhuriyet gazetesinde Elçin Poyrazlar imzasıyla yayımlanan haberde Ortadoğu uzmanı Prof. Bernard Lewis;

“hükümet kurumları ele geçirmede çok becerikli. İş topluluğunu ele geçirdi, akademik topluluğu ele geçirdi, polisi ele geçirdi. Bir tek bağımsız kalan Anayasa Mahkemesi ve yargı idi. Şimdi onu da ele geçirmek için çalışıyorlar. Görünen o ki eğer başarılı olurlarsa bu yolda devam edecekler… Bu demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yola gitmezsiniz” dedi.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

e. Amerika Birleşik Devletlerindeki "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:

8

“ KEMALİST HAREKETİ YOK ETMEK İÇİN bilimsel projeler başlattık. Ayrıca, son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” dedi.

Dikkat edin, etnik bölücülerin temsilcisi, resmen ve alenen:

1) “Kemalist Hareketi yok etmeden Türkiye Cumhuriyetini bölüp parçalayamayız. Bunun için, öncelikle Kemalist Hareketi yok etmek için bilimsel plan ve projeler hazırladık ve uygulamaya soktuk” dedi.

2) Ayrıca “ Son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk Hükümetine nüfuz edebilmek için, İslam Dinini siyasi ve maddi çıkarları için kullanan din tüccarlarıyla işbirliği yapıyoruz” dedi.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

Bölücüler ve din tüccarları neden öncelikle Kemalist Hareketi yok etmek istiyor?

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temelleri “KEMALİZM/ATATÜRKÇܔ Düşünce sistemine dayanmaktadır. Bu temeller:

1) Lâiklik,

2) Hukukun üstünlüğü,

3) Tam bağımsız ulus devlet,

4) Coğrafi bakımdan sınırları “Misak-ı Milli” ile çizilmiş bölünmez bütünlük,

5) Emperyalizme karşı olmaktır.

Gerçekten de bu temelleri yıkabilmeniz için “Kemalist Hareketi” yok etmeniz gerekir. Bunu yapmadan; ulusu etnik kimliklere bölüp, Türkiye topraklarını parçalayıp, bir bölümü üzerinde bağımsız Kürt devleti kurmak mümkün değildir.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

Bütün bunlara ilave olarak "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinden:

9

Dr. ARTİN; “ Kürt siyasi partilerinin uyguladığı yumuşak tutuma rağmen, Kürdistan’ın bütün bölgelerinde BAĞIMSIZLIKTAN DAHA AZ HERHANGİ BİR ŞEY KABUL EDİLMEMESİ konusunda, çoğulcu bir kuruluş olan KNC’NİN ısrarcı” olduğunu belirtiyor.

Dr. Saman SHALİ (KNC BAŞKANI); “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözüm, bu ülkelerdeki KÜRTLERE KENDİ KADERLERİNİ TAYİN (SELF-DETERMINATION) HAKKINI TANIMAKTIR.” Diyor.

Dr. Ahmet UTHMAN; “Tüm ülkelerdeki (Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki)Kürtlerin tek bir liderlik altında birleşmelerini ve ASLA KÂĞIT ÜZERİNDE KALACAK BİR OTONOMİYE RAZI OLMAMALARINI” istiyor.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

f. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi; KUZEY AMERİKA KÜRT ULUSAL KONGRESİ (KNC) 10. Kasım 2005 tarihinde, Kuzey Irak’taki Salahaddin Üniversitesi’nde ve 13 Kasım 2005 günü ise Süleymaniye Üniversitesi’nde “KÜRT BAĞIMSIZLIĞI” konulu özel birer konferans düzenledi.

Bu konferansın tutanaklarına göre, aşağıdaki hususlar karar altına alındı:

1) “Birleşme yönünde atılması gereken ilk adım, Kürdistan’ı işgal eden güçlerin kimliğimizin tanınması yönünde yarattığı engelleri ve yeniden birleşmemiz karşısında oluşturdukları bloğu aşmanın bir yolunu bulmaktır.

2) Kürdistan’ın farklı bölgelerinde, Kendi kaderini tayin (self determination) hakkımızı elde edebilmek için farklı stratejiler gerekir.

3) Bölünmüş Kürdistan’ın her bir bölgesindeki Kürt halkının özelliklerine ve Kürt hareketinin olgunlaşmasına uygun değişik seçenekleri ve senaryoları akılda tutmak gerekir

4) …Bir bölgede tam bağımsız ulusal Kürt Devleti kurarken, diğer parçada ise bölgenin merkezi hükümetiyle federal bir Kürt Devleti oluşturmanın daha mantıklı olacağı düşünülebilir. Halen bazı bölgelerde bu mümkün olmayabilir, fakat otonomi

10

sağlanabilir. Bu nedenle, kendi kaderini tayin (self- determination) hakkının elde edilmesi ve tekrar bileşilmesi, her bölgede kazanılacak özerkliğin derecesine bağlıdır. Belki de, 4 federal Kürt Devleti veya 4 bağımsız ulus devlet veya yapılacak bölgesel bir anlaşmayla ABD gibi BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN oluşturulabilir” şeklinde kararlar aldılar.

Bütün bunlar bir komplo teorisi değil. Adamlar, lafı hiç eğip bükmeden özetle şunları söylüyor, tutanaklara geçiriyor ve kendi internet sitelerinde dünyaya açıkça ilan ediyorlar. Buna göre:

Öncelikle Kürt kimliğinin tanınması sağlanacak,

İlk aşamada en azından bir özerklik kazanılacak,

Zamanla bu kazanımlar federasyona dönüştürülecek,

Kendi kaderini tayin ( self- determination ) hakkı elde edilecek,

Şartlar uygun olduğunda her bölgede bağımsız Kürt Ulus Devletleri ilan edilecek,

Sonunda ABD gibi “BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN” kurulacaktır.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

g. Söz konusu konferansların sonunda “BAĞIMSIZLIĞA GİDEN YOL HARİTASI” adı altında stratejik bir plan hazırlandı. Bu yol haritası aynen şöyle:

“ Kürtlerin en doğal hakkı, NİHAİ HEDEF OLARAK BİR KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMASIDIR. Bunun için birleşik bir stratejiyi açıkça ve kesinlikle ilan etmek gerekir. Bu sonuca ulaşabilmek için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalı ve incelenmelidir” diyorlar ve hazırladıkları stratejik plana şu maddeleri yazıyorlar;

1) Farklı görüşlerdeki Kürt halkını, siyasi partilerini ve sosyo-politik güçleri bir araya getirip, bağımsızlığı sağlayacak ortak bir ajanda ve ulusal strateji etrafında birleştirmek ve koordine etmek gereklidir.

2) Bağımsızlık için, birleşik bir ortak ulusal stratejinin geliştirilmesi sorumluluğu Kürt halkının kendisine aittir.

11

3) Kürdistan’ın tüm parçalarındaki (Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki) Kürt siyasi partileri, ortak bir strateji ve gündemle, BAĞIMSIZLIK YOLUNDAKİ ÇABALARINI koordine etmeleri gerekir.

4) Uluslar arası toplumla ve özellikle Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile karşılıklı saygı ve menfaat paylaşımına dayalı ilişkiler kurulmalıdır.

5) Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği Türkiye’ye demokrasi getiriyor. Bu durum Kuzeydeki (Güneydoğu Anadolu’daki) Kürtlere bir Kürt Parlamentosu kurma ve AB içinde bir Kürt Bloğu oluşturma imkânı sağlar. Böyle bir bloktan Kürt bağımsızlığına destek almak mümkün olacaktır. Bu nedenle Kürtler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini desteklemelidir.

6) Kürt halkının gerçek isteği olan güneyde bağımsız bir Kürdistan kurulması için, referandum yapılması amacıyla, Kürtler tarafından Birleşmiş Milletlerde lobi yapılmalıdır.

7) Kürtler, Güneyde Kurulacak Federal Kürt Devletinin korunmasının uluslar arası garantiye alınması için, uluslar arası toplumu etkileme imkânı aramalıdır. Uluslar arası toplum tarafından korunan bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, gelecekte Kürt halkının soykırıma veya ağır insan hakları ihlallerine uğramasını önleyecektir, diyorlar.

Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.

h. Üstüne üstlük, bölücü terörist başı Abdullah Öcalan; tutuklu bulunduğu İmralı Hapishanesinden, resmen ve alenen devlete ve millete meydan okuyarak “demokratik özerklik” istiyor. Buna göre:

1) Siyasi boyut adı altında; Türkiye’nin eyalet benzeri bölgelere ayrılmasını ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede kendi meclisinin olmasını talep ediyor. 2) Hukuki boyut adı altında: Yeni bir anayasa yapılmasını ve bu anayasaya devletin kurucu unsuru olarak Kürtlerin ilave edilmesini ve anayasadan Türklüğe atıf yapan kelimelerin çıkarılmasını istiyor.

12

3) Ekonomik boyut adı altında: Bölgedeki barajlar ile yer altı ve yerüstü kaynaklarının, bölgesel Kürt yönetimine devredilmesini ve vergi toplama hakkının kendilerine verilmesini talep ediyor. 4) Kültürel boyut adı altında: Türkçeye ilave olarak Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasını, anadilde eğitim hakkının verilmesini, Bölgesel Kürt yönetiminin kendi bayrağının olmasını istiyor. 5) Öz savunma boyutu adı altında: Bölgedeki halkın savunmasını sağlamak amacıyla, bölgesel yönetimin kendi silahlı gücünü oluşturmasını ve kendi güvenlik sistemine kavuşmasını talep ediyor. 6) Diplomasi boyutu adı altında: Bölgesel Kürt yönetiminin komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle serbestçe diplomatik ilişkiler kurabilmesini istiyor.

Böylece resmen ve alenen bağımsızlık talep ediyor. Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık. Şimdi, aşağıdaki haritaya tekrar bakalım;

Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman içlerine sindiremeyenleri, Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmeyenleri, lütfen tekrar hatırlayalım. Bunlar:

1) Dün Menfaatleri zedelenen, bugünkü “Büyük Ortadoğu Projesinin” mimarı olan sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri,

13

2) İşgalci Batı tarafından beslenen Mütareke Basını hainlerinin torunları,

3) Atatürk ilkelerine dayalı Cumhuriyetin “laiklik” özelliği, din ticaretine engel olduğu için, Türk Ordusu ve komutanları aleyhine, idam fetvaları veren din tüccarı sözde hacı ve hoca takımının bugünkü torunları

4) Anadolu topraklarından pay alamadıkları için, Türkiye Cumhuriyetini bir türlü içlerine sindiremeyen bir kısım etnik bölücü Kürtler ile Ermeniler idi.

Netice olarak; Menfaatleri zedelenen sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri, işbirlikçi Mütareke Basını, çıkarcı din tüccarları ve etnik bölücüler, Osmanlının Küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler. Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesini ve Türkiye’nin yukarıdaki haritada gösterildiği gibi bölünmesini isteyen Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarının, öncelikle yok etmeye veya yıpratmaya çalıştıkları hedefleri de lütfen tekrar hatırlayalım. Bunlar:

a. Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosunu ve kuruluş temellerini oluşturan “Kemalizmi” düşman belliyorlar ve öncelikle yok etmeye çalışıyorlardı.

b. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi ve tapusu olan “Lozan Antlaşması’ndan” nefret ediyorlar ve “Sevr’e” dönüş hayalleri yaşıyorlardı.

c. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve yılmaz savunucusu “Türk Ordusunu” kendileri için en büyük engel görüyorlar ve ortadan kaldırılması veya yıpratılması gereken hedef olarak benimsiyorlardı.

d. Cumhuriyet sevdalısı “Kemalist aydınları ve medyayı” susturmaya çalışıyorlardı.

Şimdi içimizdeki bazı tarikat ve cemaat gazetelerinin, köşe yazarlarının, sözde aydın takımı medya mensuplarının ve din tüccarlarının yazılarından alıntı yapılarak sunulan birkaç örneği, sizlerin takdirine bırakıyorum. Bunlar kime ve neye hizmet ediyorlar? Örneğin:

a. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp bunu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek,

14

cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010,Sabah Gazetesi)

b. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)

c. Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesi’ne göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )

d. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)

e. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…” (Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)

f. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden

15

tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)

g. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dimimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” (Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu) Bu propaganda yazıları, karalama, yıpratma ve iftira kampanyaları; Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesini ve Türkiye’nin yukarıdaki haritada gösterildiği gibi bölünmesini isteyenlerin amaçlarına hizmet etmiyor mu?

Bütün bunlara rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini ve işbirlikçilerin bu süreci hızlandırdıklarını hâlâ anlayamadık.

Öyleyse şu resimlere bakın:

16

Bu resimler, Kandil’den gelip Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giren, eli kanlı PKK teröristlerinin, zafer kazanmış kahramanlar gibi törenle karşılanışlarını göstermektedir.

Bu teröristler “Türkiye Cumhuriyetine silah çekmekten ve asker kanı dökmekten pişman değilim” demelerine rağmen pişmanlık yasasından yararlandırılıp serbest bırakıldılar.

Şimdi de, şu resimlere bakalım:

Bu resimler; kalemini ve vicdanını bölücülere satmış medya mensuplarının hedef göstermelerine, imzasız ihbar mektuplarına ve terörist eskisi PKK itirafçıları ile işbirlikçi gizli tanıkların ifadelerine dayanarak itham edilen ve

17

yıllarca teröristlerle mücadele etmiş madalyalı komutan ve subayların “terörist” diye tutuklanışlarının resmidir.

Teröristler serbest bırakılırken, bu milletin can ve mal güvenliği için terörle mücadele eden askerlerin tutuklanıp Silivri zindanlarına atılması size tuhaf gelmiyor mu?

Öyleyse aşağıdaki resimlere bakalım:

Bu resimler; kalemini ve vicdanını bölücülere satmış medya mensuplarının hedef göstermelerine, imzasız ihbar mektuplarına ve terörist eskisi PKK itirafçıları ile işbirlikçi gizli tanıkların ifadelerine dayanarak itham edilen ve Silivri zindanlarına atılan Türkiye Cumhuriyeti sevdalısı gazeteci ve bilim insanlarını göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyetine, Türk Ordusuna ve bu devletin kurucusu Atatürk’e; 365 gün 24 saat bıkmadan ve usanmadan küfür ve hakaret ederek, PKK’dan daha fazla saldıran işbirlikçilerin yazdıklarına ve ortalıkta muteber insanlar gidi dolaşmalarına bir bakın, bir de Cumhuriyet sevdalılarının tutuklanmalarını gözlerinizin önüne getirin. Bunlar size tuhaf gelmiyor mu?

Öyleyse, hafızamızı tekrar toparlayıp; Ortadoğu’da ve Türkiye’de olup bitenleri kısaca tekrar gözden geçirelim:

1. Büyük Ortadoğu Projesinin mimarı Amerika ne istiyor?

Amerika’nın Ortadoğu’daki menfaatlerini savunacak ikinci bir İsrail istiyor.

2. Etnik bölücü Kürtler ne istiyor?

Bağımsız bir Kürt Devleti istiyor.

18

3. İslam Dinini siyasi ve maddi çıkarları için istismar eden din tüccarları ne istiyor?

Büyük Ortadoğu projesinin patronu ve bölücülerle işbirliği yaparak; Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti’ni ele geçirip, tarikat ve cemaatlerin vesayeti altında bir halifelik düzeni kurmak istiyor.

4. Kalemini ve vicdanını satmış işbirlikçiler ne istiyor?

Dün, Anadolu düşman işgali altındayken insanlıklarını ve ruhlarını işgal kuvvetlerine satanların istedikleri şeyi istiyor. Yani, para ve pul istiyor.

Hafızamızı tekrar yoklayalım, şimdiye kadar hangi hedefleri ele geçirdiler veya yok ettiler:

a. Canlarını ortaya koyarak terörle mücadele etmiş madalyalı kahramanları terörist diye hapse attılar. Terörle mücadeleyi suç haline getirip Türk Ordusunun elini kolunu nerdeyse bağladılar.

b. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan aydınları içeriye tıktılar.

c. Cumhuriyet sevdalısı medyayı susturdular.

d. Yargının büyük bir kısmını ele geçirdiler.

e. Milli İstihbarat ve Emniyet İstihbarat gibi kurumlara sızıp, hâkimiyet sağladılar.

f. Böylece, geriye direnecek hiç kimseyi bırakmadılar.

Hafızamızı tekrar yoklayalım, şimdiye kadar ne kadar yol aldılar:

1) Kürt Kimliğinin tanınmasını istiyorlardı.

Tanıdık.

2) Kürtçe konuşmanın ve öğrenmenin serbest olmasını istiyorlardı.

19

Şimdi serbest.

3) Kürtçe yayın yapan radyo ve televizyon istiyorlardı.

Devlet eliyle radyo ve televizyonlar da kuruldu.

4) Siyasete ve devlet yönetimine ortak olmak istiyorlardı.

a) Yasal olarak ve serbestçe seçimlere katılan siyasi partileri var.

b) Bölgedeki yerel yönetimleri zaten ele geçirdiler.

c) Milletvekili, bakan, general, hakim, savcı ve Cumhurbaşkanı bile oluyorlar.

5) Devlete ve yasalara meydan okuyarak;

a) Ele geçirdikleri yerel yönetimlerdeki devlet dairelerinde Kürtçeyi, devletin resmi dili haline getirerek dillerini ayırdılar.

b) Bölgedeki köy ve kasaba isimlerini Kürtçe değiştirdiler.

c) Türk bayrağını indirip PKK’nın sözde bayrağını astılar.

d) PKK’yı kendilerinin Silahlı Kuvveti mertebesine yükseltip, devletle ateşkes anlaşması yapıyorlar.

6) Daha ne istiyorlar?

Terörist Başı Abdullah Öcalan’ın istediğini, yani Türkiye’nin bölünerek “ Bağımsız Kürt Devletinin ilânını” istiyorlar.

Öyleyse, geriye ne kaldı?

Lütfen yazının başındaki birinci haritaya bakın.

“ Demokratik açılım sürecek… Durmak yok yola devam” diyen Başbakan ile Hoca Efendiye işte o kaldı.

20

Bütün bunları niçin mi yazdım:

a. Tarihe tanıklık etmek için yazdım.

b. İçimizdeki hainleri ve işbirlikçileri tanıtmak için yazdım.

c. Gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerin, torunlarımızın geleceğini nasıl sattıklarını belgelemek için yazdım.

d. Holdingleşmiş din tüccarı tarikat ve cemaatlerin, Siyasi ve maddi çıkarları için, bölücülerle nasıl işbirliği yaptıklarını göstermek için yazdım.

e. Gaflet uykusundan uyanamayıp, verdiğimiz oylarla bölücülerin ve din tüccarlarının amaçlarına nasıl hizmet ettiğimizi torunlarımıza anlatmak için yazdım.

f. Gelecek nesillerin bizi, doğru yargılamaları için tarihe not düşmek için yazdım.

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

http://hikmetyavas.wordpress.com/

---

1

DELİLLERİYLE BİRLİKTE GERÇEK DARBE PLANINI AÇIKLIYORUM

Türkiye’de yürürlüğe sokulan gerçek darbe planının, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile çok sıkı bir ilişkisi vardır. Bu nedenle, Büyük Ortadoğu Projesini anlamadan, Türkiye’de yürürlüğe sokulan gerçek darbe planını anlamak mümkün değildir.

Günümüzde; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerin sanayileri büyük ölçüde petrole bağımlıdır. Bu gibi sanayi devlerine olan petrol akışı kesilirse, o ülkenin sanayisi ve ekonomisi felç olur.

Şimdi, aşağıdaki haritaya dikkatle bakın:

Bu harita, Dünyadaki petrol rezervlerini göstermektedir.

Dikkat ederseniz, haritadaki Ortadoğu (Middle East) bölgesi ile haritanın solundaki en uzun sütun, koyu kırmızı renkle gösterilmiş olup, Dünyadaki petrol kaynaklarının %66’sının Ortadoğu’da olduğunu göstermektedir. Mavi renkli bölge ve sütun ise, Dünyadaki petrol rezervlerinin %7’sinin Kuzey Afrika’da bulunduğuna işaret etmektedir. Bu duruma göre; Dünya petrol rezervlerinin dörtte üçe yakını yani %73’ü Kuzey Afrika ile Ortadoğu Bölgesindedir.

Eğer herhangi bir ülke, Ortadoğu ile Kuzey Afrika’daki petrol kaynaklarını kontrol altına alırsa, rakibi olan diğer sanayi devlerini de kontrol altına almış olur ve gerekirse onları felç edebilir.

2

Bu nedenle petrol, sanayileşmiş ülkeler için hayat demektir. Petrol uğruna her türlü oyunları tezgâhlarlar ve gerekirse gözlerini kırpmadan savaşa girerler.

Şimdi, aşağıdaki Dünya Haritalarına dikkatle bakın:

Soldaki haritada:

a. Çok koyu yeşil renkle gösterilen ülkeler topluluğu, bütün herkesin bildiği Ortadoğu’yu göstermektedir.

b. Amerika Birleşik Devletleri, G-8 devletleriyle yaptığı toplantıda, Kuzey Afrika ülkelerini de Ortadoğu’ya dâhil etmiş ve “Büyük Ortadoğu” olarak isimlendirmiştir.

c. Bazen, çok açık yeşille gösterilen ülkeler de “Büyük Ortadoğu” ile ilişkilendirilmektedir.

d. Görüldüğü gibi; Dünya petrol rezervinin %73’üne sahip olan Büyük Ortadoğu bölgesini kontrol altına alan devlet, bütün rakiplerini ve bir bakıma Dünyayı kontrol eder.

Sağdaki harita ise:

a. Şanghay İşbirliği Örgütüne üye ülkeleri göstermektedir.

3

b. Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan asli üyelerdir.

c. Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan ise gözlemci üyelerdir.

d. Ekonomileri hızla büyüyen Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Hindistan’ın petrole olan bağımlılıkları artmıştır.

Şimdi yukarıdaki iki Dünya haritasına tekrar bakın:

a. Solda yeşil renkle gösterilen “Büyük Ortadoğu” bölgesini, Amerika ve Avrupa Birliğinden oluşan “Batı Dünyası” kontrol altına alırsa, sağdaki mavi renkle gösterilen “Şanghay İşbirliği Örgütüne” üye “ Doğu Bloğu” ülkelerin ekonomilerini felç edebilir.

b. Eğer, Şanghay İşbirliği Örgütü, Büyük Ortadoğu bölgesini kontrol altına alırsa, Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği ekonomilerini çökertebilir.

c. Görüldüğü gibi, Büyük Ortadoğu Bölgesinde Amerika ve Avrupa Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Hindistan başta olmak üzere Şanghay İşbirliği ülkelerinin menfaatleri çatışmaktadır. Eğer, bu mücadele taraflardan bir grubun ekonomilerini göçertebilecek dereceye ulaşırsa, bu paylaşım mücadelesi 3ncü Dünya Savaşına dönüşebilir.

Bu tablodan hareketle “ Büyük Ortadoğu Projesine” gelecek olursak:

Bu proje, yukarıdaki Dünya Haritasında yeşil renkle gösterilen coğrafyadaki İslam ülkelerinin; politik, ekonomik ve sosyal yapıları ile rejimlerini ve gerekirse sınırlarını, Batı çıkarlarına uygun olarak dönüştürmek suretiyle, petrol kaynaklarını kontrol altına alma projesidir.

Aslında bu proje; Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfowitz, Richard Perle ve William Kristol gibi Amerika’nın önde gelen devlet görevlilerin öncülüğünde, 1997 yılında hazırlanan “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin” bir bölümüdür.

11 Eylül 2001 tarihinde El Kaide tarafından kaçırılan yolcu uçaklarıyla Amerikan Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Pentagon’a yapılan terör saldırılarından sonra “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” geliştirilerek “Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletlerinin Ulusal Güvenlik Stratejisi- Bir 11

4

Eylül Sonrası Analizi” adı altında “ Büyük Ortadoğu Projesinin” esaslarını belirleyen resmi strateji belgesi haline getirilmiştir.

17 Eylül 2002 tarihinde, o zamanki Başkan George W. Bush tarafından NSS 02 kod numarasıyla onaylanarak resmileşen bu strateji; : Önleyici Savaş, Askeri müdahale ve öncecilik, Yeni karşılıklılık ve Demokrasiyi Yayma başlıkları altında dört bölümden oluşmuştur.

Bu stratejiyle; “Önleyici Savaş” adı altında yeni bir kavram getirilmiştir. Buna göre, terör örgütleri ile teröre başvuran haydut ve başarısız devletler, öncelikli tehdit kapsamına alınmıştır. Amerika, haydut veya başarısız devlet olarak değerlendirdiği bir devletten tehdit geleceğini hissederse, o haydut devletin herhangi bir şey yapmasını beklemeden saldırarak tehlikeyi önleyeceğini ilan etmektedir.

“Önleyici savaş ve demokrasiyi yayma” kavramları, Afganistan ve Irak işgali ile Arap Baharı adı altında Büyük Ortadoğu bölgesindeki devletlerde başlatılan “ Dış Destekli İç İsyan ve İç Savaşları” meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanmaktadır.

Bu kapsamda, askeri müdahalelerin önü açılmakta, tüm bu askeri operasyonlar ve işgaller, sonunda “Demokrasiyi Yayma” kılıfı altında meşrulaştırılmaktadır.

Büyük Ortadoğu Projesiyle ilgili diğer bir açıklama da, ABD’nin eski güvenlikten sorumlu danışmanı ve o zamanki Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 7.Ağustos.2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında görülmektedir.

“Ortadoğu’yu Dönüştürmek” (Transforming The Middle East) başlığını taşıyan yazısında Condoleezza Rice, özet olarak;

Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devlette, Arap aydınları, özgürlük eksikliklerinin giderilmesi için Arap hükümetlerine çağrıda bulunuyorlar. Muhalefet liderleri; daha fazla siyasi katılım, liberal ekonomi ve serbest ticareti kapsayan reformların yapılmasını talep ediyorlar. Amerika Birleşik Devletleri, bu adımları destekleyecek ve bölgedeki dost ve müttefikleriyle birlikte, daha fazlasının yapılması için çalışacaktır.

Ortadoğu’nun dönüşümü kolay olmayacak ve zaman alacak. Bu, insan özgürlüğünün gücüne olan inancımızı paylaşan bölgedeki yaşayanlarla (muhaliflerle) tam bir işbirliği içinde çalışmayı gerektirir

5

Burada, askeri taahhüt öncelikli değildir ama politik, ekonomik ve kültürel olmak üzere milli gücümüzün tüm unsurlarını kullanmamız gerekir” diyor.

Böylece; Kuzey Afrika’dan İran Körfezine kadar olan Büyük Ortadoğu bölgesindeki 22 devletin rejimlerinin gerekirse askeri güç de kullanılarak, Amerikan çıkarları doğrultusunda dönüştürüleceğini açıklamaktadır.

Büyük Ortadoğu projesiyle ilgili en çarpıcı açıklama ise; Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetler Dergisinin (Armed Forces Journal) Haziran 2006 tarihli sayısında yayınlanan “Kanlı Sınırlar” (blood Borders) başlıklı makalede yapılmıştır. Bu makalede:

a. Afrika ve Ortadoğu’daki sınırların; Avrupalıların çıkarlarına uygun olarak, etnik yapılar dikkate alınmadan çizildiği ve bu nedenle bölgedeki çatışmaların ve istikrarsızlığın sürdüğü belirtiliyor.

b. Bölgeye huzur, barış ve istikrarın gelmesi için etnik kimlikler dikkate alınarak sınırların yeniden çizilmesi gerektiği savunuluyor.

c. Bu kapsamda yapılacak sınır ve rejim düzenlemeleri sonucunda, bazı ülkelerin kazanıp bazılarının kaybedeceği vurgulanıyor ve Türkiye kaybedecek ülkeler arasında sayılıyor. Ayrıca, aşağıdaki iki harita yayınlanıyor.

Bu harita, Ortadoğu devletlerinin bugünkü sınırlarını göstermektedir.

6

Aşağıdaki harita ise, sınırlar yeniden düzenlendikten sonra Ortadoğu’nun alacağı şekli göstermektedir.

Dikkat ederseniz, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi ile İran, Irak ve Suriye’den toprak alınarak “Özgür Kürdistan” (Free Kurdistan) adı altında yeni bir Kürt Devleti kurulmaktadır.

Sonuç olarak, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP):

a. Dünya petrol kaynaklarının %73’ünü topraklarında bulunduran Büyük Ortadoğu bölgesindeki petrolü kontrol altına alma projesidir.

b. Bu bölgedeki devletlerin sınırlarını Amerikan çıkarlarına uygun olarak, gerektiğinde silah kullanarak veya iç isyanlar çıkararak değiştirme projesidir.

c. Amerika ve Avrupa Birliği çıkarlarına uymayan yönetimlerin “Dış Destekli İç İsyanlarla” devrilmesi ve rejimlerinin dönüştürülmesi projesidir.

7

d. Böylece; Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Hindistan gibi süper güç olmaya aday Şanghay İşbirliği Örgütü Üyesi devletlerin önünü kesme ve Amerika’nın liderliğini devam ettirme projesidir.

e. Bu haliyle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP); Ortadoğu’daki Amerikan ve Avrupa Birliği çıkarlarıyla bağdaşmayan yönetimleri devirmeyi, rejimleri değiştirmeyi, toprak bütünlüğünü bölüp parçalamayı öngören bir “Darbe Planıdır.”

Kaynaklarını da göstermek suretiyle Büyük Ortadoğu Projesiyle ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra, Türkiye’ye gelecek olursak:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 8 Haziran 2005 tarihinde, gazete ve televizyonlara şunları söylüyordu;

“Geniş Büyük Orta Doğu Projesi’nde demokratik ortak olarak bir görev üstlendik. Şu anda Orta Doğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler de, bunun açık, net örnekleridir.”

4 Mart 2006 tarihinde de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan;

“Türkiye’nin Orta Doğu’da bir görevi var. Biz BOP’ un Eş Başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz” diyordu.

14 Mart 2006 tarihinde Gül, Radikal Gazetesi'ne konuşuyor ve:

"BOP içinde ABD ile birlikte hareket ediyoruz. Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun, ABD ile ortak hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek" diyor.

Delilleriyle birlikte açıklandığı üzere, Büyük Ortadoğu Projesi:

a. Bir Amerikan projesidir.

b. Amerikan çıkarlarıyla uyuşmayan yönetimleri ve rejimleri iktidardan uzaklaştırmayı öngören bir darbe planıdır.

c. Üstelik bu proje kapsamında, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün parçalanarak Kürt Devleti’nin kurulması da vardır.

Şimdi şu sorular, Türk Milletini tatmin edecek şekilde yetkililer ve sorumlular tarafından cevaplandırılmalıdır:

8

a. Başbakan; “Türkiye’nin Orta Doğu’da bir görevi var. Biz BOP’ un Eş Başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz” diyor.

1) Büyük Ortadoğu Projesi Amerika Birleşik Devletlerine ait çok riskli bir projedir. Amerikan Hükümeti, kendi eyalet valisine görev verir gibi, Türkiye’ye bu projede görev verdim diyebilir mi?

2) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı; devlet organlarında görüşülüp tartışılmadan, kapalı kapılar arkasında, ben bu projenin Eş Başkanlığı görevini aldım kabul ettim diyebilir mi?

b. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; “Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun, ABD ile ortak hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek” diyor.

1) Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye’yi bölüp parçalayarak bir Kürt Devletinin kurulmasını da öngörüyor. Ülkemizin bölünmesi, Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun mu?

2) Bu proje, Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarıyla uyuşmayan yönetimlerin iktidardan uzaklaştırılmasını ve rejimlerinin dönüştürülmesini de kapsayan bir darbe planıdır. Bu darbelere ortaklık yapmak suretiyle komşularımızla kanlı bıçaklı olmanın neresi Türkiye’nin Dış Politika ilkelerine uygundur?

3) Bu proje; Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya gibi Şanghay İşbirliği Örgütü devletleriyle Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek bir projedir. Bu ateşle oynamak değil midir?

4) Dış destekli iç isyanları kotararak, yabancı güçlerin işgaline davetiye çıkararak, Irak’ta olduğu gibi, milyonlarca Müslüman’ın ölümüne sebep olarak, Arap ülkelerine özgürlük ve demokrasi götürmek taşeronluğu bize mi düştü?

c. Amerika tarafından, Amerikan çıkarlarına uygun olarak hazırlanan Büyük Ortadoğu projesi içinde görev alma konusu Milli Güvenlik Kurulunda görüşüldü mü?

d. Bir devletin başka bir devletin plan ve projeleri içinde görev alabilmesi için o devletler arasında ikili anlaşmaların yapılması gerekli değil mi?

9

e. Özellikle askeri müdahale ve savaş riski taşıyan ikili anlaşmaların, Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması gerekmiyor mu?

f. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Başkanlarının söz konusu projeden ve ortaklıktan haberi var mı? Bu konu Mecliste görüşüldü mü?

Bugüne kadar, Büyük Ortadoğu Projesiyle ilgili uygulamalara, Allah aşkına tamamen tarafsız bir gözle, aklınızın ve vicdanınızın sesine kulak vererek bakar mısınız?

Kuzey Afrika’dan başlayıp tüm Arap Yarımadasına yayılan “Amerikan ve Batı yanlısı olmayan yönetimlere karşı isyanları” Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi Batılı güçler destekliyorlar.

Bu destek; İsyancılara para, gıda, ilaç ve silah yardımının daha da ilerisine geçiyor ve Batılı güçlerin silahlı kuvvetleri ile NATO bizzat isyancılar safında çarpışmalara katılıyorlar.

Böylece söz konusu ülkelerde; “Dış destekli birer iç savaş” sürdürüyorlar. Muhalif devletlerin yönetimlerine darbeler düzenliyorlar. Ülkeleri, kendi çıkarlarına uygun olarak bölüp parçalıyorlar ve sınırlarını değiştiriyorlar. Binlerce Müslüman’ın ölümüne sebep oluyorlar. Lütfen Irak, Afganistan, Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’ye de olanları hatırlayın.

İşte böyle bir ortamda, sadece Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı; sanki dünyayı hizaya sokmaya çalışan süper güç ayaklarında sağa sola ahkâm kesiyorlar ve başrol oyuncusu gibi gözüküyorlar. Örneğin:

Cumhurbaşkanı ve Başbakan; Mısır, Libya ve Suriye yönetimlerine “Halkın sesine kulak ver ve İktidarı terk et” gibi çağrılarda bulunuyorlar.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu; Bingazi’yi ele geçiren ve ülkeyi ikiye bölen isyancıların lideri Libya Ulusal Geçici Konsey Yürütme Kurulu Başkanı Mahmud Cibril ile ekonomik konularda görüşmelerini yoğunlaştırdıklarını söylüyor ve:

"Bugün de Bingazi'deki görüşmelere müteakip 100 milyon dolar nakdi kredi, 100 milyon dolar proje kredisi konusunda mekanizma hususunda mutabakata vardık. Bu konuda da görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Libya ekonomisinin tekrar canlılığa kavuşması için neler yapabileceğimiz birlikte planlayacağız" diyor ( YENİŞAFAK 7Temmuz 2011)

10

Türkiye’nin Suriye’deki isyancılara silah yardımında bulunduğuna ilişkin, Dünya kamuoyunda dolaşan iddialar var.

Bütün bunlar, Büyük Ortadoğu bölgesindeki hükümet darbelerine resmen ve alenen ortaklık etmektir. Komşularımıza karşı dolap çevirmektir. Ülkemizin bölünerek yeni bir Kürt Devletinin kurulmasına onay vermektir. Kazık attığımız komşularımız tarafından PKK’nın beslenerek azdırılmasına sebep ve ortam hazırlamaktır. Türkiye’nin başını belaya sokmaktır. Örneğin, daha şimdiden:

a. İran; “Eğer Amerika ve NATO, Suriye’yi bombalarsa, Türkiye’deki Amerikan üslerini vururuz” diye tehdit ediyor.

b. Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti başta olmak üzere, Şanghay İşbirliği Örgütü Üyesi devletler de; “Ortadoğu’daki çıkarlarının zedelenmesine kayıtsız kalamayacaklarını” ilan ediyorlar.

c. Ayrıca, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da yaşanan istikrarsızlık konusunda endişelerini dile getiren Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları;

“Bölgede acil olarak istikrarın sağlanması gerektiğini, ülkelerin kendi kültürel ve tarihsel özelliklerine göre demokratik gelişme yolunda adımlar atacağına inanıldığını ve buna destek olacaklarını kaydediyor ve ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesine vurgu yapıyorlar”

Amerika Birleşik Devletleri; Büyük Ortadoğu projesinin amacının “Diktatörlükle yönetilen bölgedeki devletlere demokrasi götürmek” olduğunu iddia ediyor

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da;

“Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun, ABD ile ortak hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek” diyor.

“Demokrasi götürmek” gerekçesiyle, Amerika ve Avrupa Birliği yandaşı olmayan Irak ve Afganistan işgal ediliyor. Mısır, Fas, Libya ve Suriye’de ise, çıkarılan iç savaşlarla ve NATO’nun bombalamalarıyla kan gövdeyi götürüyor.

Ama Amerikan ve Batı yanlısı; Sudan, Suudi Arabistan, Umman, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Yemen ve Ürdün'de

11

demokrasiden eser olmamasına rağmen, bu ülkelerdeki yönetimler, ABD ve müttefiki Batılı ülkeler tarafından korunuyor.

Görüldüğü gibi, Büyük Ortadoğu projesinin bölgeye demokrasi götürmekle alakası yoktur. Bu proje:

a. Dünya petrol kaynaklarının %73’ünü kontrol altına alma senaryosudur.

b. Kuzey Afrika'dan Basra Körfezi'ne kadar olan Müslüman coğrafyasında Batı çıkarlarına uygun yeni bir düzen kurma senaryosudur.

c. Başta Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Hindistan olmak üzere, Şanghay İşbirliği Örgütünün, Amerika ve Avrupa’ya rakip olarak süper güç haline gelmesini önleme senaryosudur.

d. İsrail’in yanında, Batı çıkarlarının jandarmalığını yapacak yeni bir Kürt Devleti Kurma senaryosudur.

e. Türkiye’nin bölünme senaryosudur.

f. Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail'in çıkarlarının örtüştüğü bir senaryodur.

Daha şimdiden bölgeyi kan gölüne çeviren bu çok tehlikeli darbe senaryosunu yazanlar ne kadar vebal altındaysa ve darbeciyse, bu çıkar örtüşmesine göre pozisyon alanlar, taşeronluk ve figüranlık yapanlar da o derece vebal altındadır, darbecidir ve ateşle oynamaktadır.

Şimdi, aklımızı ve mantığımızı kullanarak ve elimizi vicdanımıza koyarak kendi kendimize soralım; Türkiye’nin bölünmesine, komşularımızda iç isyanlar çıkarılmasına, yönetimlere karşı darbeler yapılmasına ve Arap ülkeleri ile Şanghay işbirliği üyesi sanayi devlerinin şimşeklerinin üzerimize çekilmesine sebep olacak böyle bir projeye Türkiye’de kimler karşı çıkar ve çıkıyor?

Allah aşkına ayan beyan ortada değil mi? Akıl tutulmasına mı uğradık? Görmüyor muyuz?

Amerikan yapımı ve Avrupa Birliği ile NATO destekli Büyük Ortadoğu Projesine, Türkiye’de;

a. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan, yurtta sulh ve cihanda sulh ilkesine inanan ve komşularının içişlerine karışmayan Kemalist/Atatürkçü aydınlar karşı çıkıyor.

12

b. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve bu Cumhuriyetin birlik ve bütünlük içinde sonsuza kadar yaşamasına kendisini adayan Türk Silahlı Kuvvetleri karşı çıkıyor.

Peki, Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği, buna izin verir mi?

Vermedi, vermiyor ve vermeyecek. Bunu anlamak için kâhin olmaya gerek yok:

a. İşte bu nedenle; Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesine balıklama dalmasına ve ateşle oynanmasına muhalefet eden Türk Ordusu’nun General ve mensuplarının tasfiye edilmesine karar verildi.

b. İşte bu nedenle; Türk Ordusu’nun başına çuval geçirildi.

c. İşte bu nedenle; ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük taraftarı Kemalist/Atatürkçü aydınların silinip süpürülmesi kararlaştırıldı.

d. İşte bu nedenle; Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük temelleri üzerine oturtan ve topraklarımız üzerinde yeni bir Kürt Devleti’nin kurulmasına engel olan, Kemalizm’in yok edilmesine karar verildi.

e. İşte bu nedenle; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez üç maddenin, anayasadan çıkartılmasına karar verildi.

f. İşte bu nedenle; Silivri tezgâhları kuruldu.

Bütün bunları gerçekleştirebilmek için, öncelikle Türk Ordusu ile Kemalist aydınların yıpratılması, direnenlerin tutuklanması ve böylece BOP karşıtı engellerin temizlenmesi gerekiyordu.

Bu maksatla, şöyle bir psikolojik harp yöntemi uygulamaya sokuldu:

a. Öncelikle;

1) Bağımsız bir Kürt Devleti peşinde koşan bölücülerin,

2) Ilımlı İslam halifeliği hayalini gerçekleştirebilmek için Kemalizmi kendilerine engel gören bazı tarikat ve cemaatlerin,

13

3) Siyasi ve maddi çıkarlarını din istismarı yoluyla sağlayabilmeleri için laikliği kendilerine engel gören din tüccarlarının,

4) Anadan doğma Cumhuriyet düşmanı İkinci Cumhuriyetçilerin,

5) Kendilerini para babalarına satmış olan uşakların, Kemalizm’e düşman cephede toplanmaları sağlandı.

b. Bu arada, BOP’a karşı çıkan Türk Ordusu mensupları ile Kemalist aydınları tasfiye edebilmek için gerekli hukuki altyapı, şöyle hazırlandı;

1) Özel yetkili mahkemeler kuruldu.

2) Bu mahkemelerin hâkim ve savcılarına; “Şüpheli olarak gördükleri kişileri 10 yıla kadar sorgusuz sualsiz tutuklamak dâhil” çok geniş yetkiler verildi.

3) 5237 Sayılı yeni “Türk Ceza Kanunu” kabul edildi ve bu kanunun 312nci maddesine;

“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” hükmü kondu.

Böyle her yöne çekilebilecek bir madde sayesinde, istenirse “hükümete muhalefet eden herkese bir kulp takarak, müebbet hapisle yargılama imkânı yaratıldı.”

4) Terörle Mücadele Kanunu’nun 10ncu maddesi (d) fıkrasında;

“Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir” şeklinde değişiklik yapıldı.

Böylece, Türk hukuk sistemine “GİZLİ DELİL” kavramı sokuldu ve sanığa “suçu ve neyle suçlandığı” söylenmeyerek savunma hakkının kısıtlanması sağlandı.

14

Bu arada; “Terörle Mücadele Kanunu'nda Anayasal düzenin değiştirilmesi için örgütün silahlı örgüt olması şartı getirildi.” Böylece:

I. Tarikat ve cemaatlerin; Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü anayasal düzene karşı yürüttükleri eylemler, suç kapsamı dışına çıkarıldı.

II. İktidarda olmanın verdiği gücü kullanarak; Silah kullanmaya gerek kalmadan, ülkenin anayasal düzenini “Sivil darbe yoluyla Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne ve tek adam diktasına dönüştürmek” müebbetlik anayasal suç olmaktan kurtarıldı.

III. Buna karşılık; Anayasal görevi ve doğası gereği, silahla donatılmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, istendiği zaman bir kulp takılarak, kolayca “ Anayasal düzeni değiştirmek için silahlı örgüt kurdular” ithamlarıyla yargılamanın yolu açıldı.

5) 5 Temmuz 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunuyla, hukuk sistemimize “GİZLİ TANIK” müessesesi sokuldu. Buna göre; aleyhinize şahitlik yapan kişi veya kişilerin;

“Yüzleri saklanıp, sesleri değiştirilip ve kimlikleri gizlenerek duruşma sırasında veya duruşma salonu dışında ses ve görüntü akarımı yoluyla şahitlik yapmalarına” imkânı sağlandı.

6) TBMM’de kabul edilen yasa gereği, terör ve çete suçları ile 10 yıl ve üzerinde hapis cezasını gerektiren suçlarda gizli tanık kullanılabilmenin önü açıldı.

Böylece; “Etkin pişmanlık yasasından faydalanmak veya sanıklardan intikam almak isteyen terörist eskileri ile pek çok cinayetin faili olduğu belirlenen kişilerin bile, Tanık Koruma Kanunundan yararlanarak temize çıkmak için yalancı şahitlik yapmalarının” yolu açıldı.

7) 27 Haziran 2009 Gece yarısında çıkarılan bir yasayla:

15

“Anayasal düzene karşı suçlar” ile “terör” ve “çete” suçları doğrudan özel yetkili sivil savcılıklar tarafından soruşturulacak hükmü getirildi.

Bu değişiklik, askeri bölgede bile işlenmiş olsa (disiplin suçları hariç) muvazzaf subayların sivil yargı tarafından yargılanmalarının yolunu açtı.

8) Ayrıca, Askeri Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu'nun 3ncü maddesine şu fıkra eklendi:

“Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanunu'nda veya diğer kanunlarda yer alan bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır” dendi.

Buna göre işlenen suç ne olursa olsun, sivil kişilerin artık askeri mahkemelerde yargılanmaları son buldu.

Ayrıca, üst düzey rütbeli personelin, emekli olmadan önce işledikleri iddia edilen suçları nedeniyle, askeri mahkemede yargılanma isteklerinin de önü kesilmiş oldu.

Böylece; bir taraftan askerlere sivil yargı yolunu açarken, diğer taraftan askeri ceza kanunu kapsamına giren suçları işleyen sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının yolu kapatıldı.

Bu düzenlemenin sonucu olarak; kendileri cemaat veya tarikat mensubu olan bazı askerlerin, sivil tarikat müritleriyle işbirliği içinde işledikleri askeri suçlar nedeniyle, askeri savcılar tarafından açılan soruşturmaların ve davaların tarikat ve cemaatlere ulaşmasının önü kesildi. 9) Son olarak, Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki 93/A maddesi eklendi: “Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle; Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz.”

16

Böylece; Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin hâkim ve savcıları, sizi haksız yere bilerek ve isteyerek 10 yıl tutuklu olarak içeride yatırsa ve sonunda beraat etseniz bile, o hâkim ve savcı aleyhine dava açamayacaksınız ve yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Devlet aleyhine açacağınız davalarda ise; ödenecek tazminatlar, o hâkim ve savcının cebinden değil halkın ödediği vergilerden karşılanacak.

c. Daha sonra, isimsiz ve imzasız düzmece ihbarlarla, Türk Ordusunun kilit personeli ile Kemalist aydınlar hakkında ihbarlarda bulunuldu. Özel yetkili savcılar, arama ve gözaltı kararları verdiler.

d. Sabaha karşı yapılan ev ve işyeri aramaları esnasında, polis tarafından bazı sanıkların telefonlarına ve CD’lerine sahte suç delillerinin yüklendiği anlaşıldı. Ayrıca yasadışı telefon ve ortam dinlemelerinin delil olarak kullanıldığı ortaya çıktı.

e. Böylece, Özel yetkili mahkemeler tarafından pek çok Ordu mensubu ve Kemalist aydın tutuklandı.

f. Bu arada, kanuna göre gizli tutulması gereken hazırlık soruşturmalarıyla ilgili bazı telefon kayıtları, ortam dinlemeleri ve sanık ifadeleri yandaş medyaya sızdırıldı.

g. Yandaş gazete ve televizyonlar, bunları abartarak haber yaptılar.

h. Yalan ve dolan üzerine kurulu bu haberleri doğruymuş gibi kabul eden yandaş medya mensupları, televizyon kanallarını deli danalar gibi dolaşarak ve gazetelerinde köşe yazıları döktürerek, Türk Ordusu ve Kemalist aydınlar hakkında linç kampanyaları başlattılar.

i. Bu linç kampanyalarını yürütürken, akla hayale gelmeyecek şeytanca iftira senaryoları ürettiler. Özel yetkili hâkim ve savcılara, tutuklamaları için yeni hedefler gösterdiler. Hükümete de; aman elini çabuk tut, geç kalma, yola devam şeklinde ara gazı verdiler.

j. Yalan, dolan, iftira, karalama ve beyin yıkamaya dayanan bu psikolojik harp yöntemi sayesinde Türk Silahlı Kuvvetleri ile Kemalist aydınlar üzerinde şaibe yaratıldı.

17

Hukuki altyapının oluşturulması ve psikolojik harp taktiğinin uygulamaya sokulmasıyla birlikte, ele geçirilmesi ve diz çöktürülmesi gereken aşağıdaki kalelere karşı yoğun bir saldırıya geçildi:

a. Öncelikle, siyasi iktidara ve destekçisi tarikat ve cemaatlere henüz biat etmemiş olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Sayıştay gibi yüksek yargı organlarına karşı:

1) Yoğun bir yıpratma kampanyası başlatıldı.

2) Yargıyı bağımsızlığını yok edip siyasal iktidarın emrine sokacak anayasa değişiklikleri hazırlandı ve referandumdan geçirildi.

3) Bu değişiklikler uygulamaya sokularak; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay ve Sayıştay’a yeni üyeler seçildi.

4) Bu seçimler esnasında:

I. “Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse oyumu verip seçerim” diyen yargıçların olduğu ortaya çıktı.

II. “Anayasa Mahkemesi Kararlarına uymayın, yok hükmünde sayın” çağrısı yapan hukukçuların olduğu anlaşıldı.

III. Seçilen yeni üyelerin, siyasal iktidarın istekleri doğrultusunda “blok oy kullandıkları” görüldü.

5) Böylece yargı bağımsızlığı iyice yok edildi ve siyasal iktidarın emrinde yandaş bir yargı oluşturuldu.

6) İşte bu yargı sayesinde:

I. Habur Sınır Kapısından giren teröristlerin ayağına, Türk hukukunda olmayan seyyar mahkeme gönderildi.

II. Terörist olmaktan, Devletin Güvenlik Güçlerine silah çekmekten ve masumları şehit etmekten pişman olmadıklarını söyleyen teröristler, etkin pişmanlık yasasından yararlandırılarak serbest bırakıldılar.

18

III. Teröristler serbest bırakılırken, bu milletin can ve mal güvenliği için hayatını ortaya koyarak terörle mücadele etmiş Türk Ordusunun madalyalı kahramanlarına terörist damgası vurularak tutuklandılar.

b. Yargının ele geçirilmesiyle birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tasfiyesi de hızlandırıldı:

1) Türk Ordusu’nda tayin ve terfilerin kararlaştırıldığı Yüksek Askeri Şura toplantılarından önce; terfi etmesi ve komuta kademelerine atanması istenmeyen general ve subaylar hakkında, isimsiz ve imzasız ihbarlara dayanarak gözaltı kararlarının çıkarılması ve böylece tasfiye edilmeleri adet haline geldi. Yargı, adeta Yüksek Askeri Şuranın yerine geçti.

2) Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin belkemiğini oluşturan 42 muvazzaf general ve amiral; isimsiz ve imzasız ihbarlar ve doğruluğu kuşkulu elektronik belgelere dayanarak tutuklandı.

3) Böylece, Büyük Ortadoğu Projesinin ve Türkiye’nin bölünüp parçalanmasının önündeki en büyük engel olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tasfiyesi, tamamlanma aşamasına getirildi.

c. Yargının bir silah gibi kullanılması sayesinde; henüz basılmamış taslak halindeki kitaplar bile bomba muamelesi gördü ve tarafsız medya kuruluşları da sindirildi.

d. İşadamlarının başları üzerine, demoklesin kılıcı gibi yargı ve vergi cezaları sallandırılarak biat etmeleri sağlandı.

Böylece, Türk Ordusu mensupları ile Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük taraftarı Atatürkçü/Kemalist aydınları: “anayasal düzeni değiştirmeye ve hükümeti zor kullanarak yıkmaya teşebbüs etmekle” suçlayıp, bunları hapse tıkmakla “Darbeyi önlediklerini ve ileri demokrasiye geçtiklerini” iddia edenlerin asıl kendilerinin, çok daha vahim bir “sivil darbeyi” gerçekleştirdikleri görülmektedir.

Bu darbe “anayasal düzeni değiştirmeye ve hükümeti zor kullanarak yıkmaya teşebbüs etmekten” çok daha ağır bir darbedir.

Bu sivil darbe; “Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin

19

egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak” gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini dinamitleyen bir darbedir. İşte:

a. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü yok etmeye,

b. Sadece yurtiçinde kalmayıp, Kuzey Afrika’dan İran Körfezine kadar olan bölgedeki yönetimlere karşı planlanan darbelere de ortaklık etmeye yönelik gerçek darbe planı budur.

Artık kendi kendimizi kandırmanın âlemi yok. Kimse kimseyi aptal yerine koymasın:

a. Artık kendi kendimizi kandırmayalım. Büyük Ortadoğu Projesinin, bölgeye demokrasi götürmekle alakası yoktur. Örneğin:

1) Irak, aylarca bombalandı. Şehirleri, altyapı tesisleri ve kaynakları tahrip edildi, 1,5 milyon insan öldü. Binlerce kadın ve kız çocuğunun ırzına geçildi. Ülke; Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında üçe bölündü. Tarikat ve cemaatler ile aşiretlerin diktatörlüğü devam ediyor. Bu mudur demokrasi getirmek?

2) Mısır’da kan gövdeyi götürdü. Diktatör denilen Hüsnü Mübarek gitti ve yerine Askeri diktatörlük geldi. Bu mudur demokrasi getirmek?

3) Libya tam yüz günden fazla bombalanıyor. Bugüne kadar NATO tarafından 6 bin hava saldırısı düzenlendi. Şehirler, kasabalar, altyapı tesisleri, ülkenin kaynakları bombalanıyor, tam bir yıkım uygulanıyor. Binlerce insan öldü. Ülkenin işgal edilmesi için gün sayılıyor. Türkiye ise, isyancılara para yardımı yapıyor. Bu mudur demokrasi getirmek?

4) Büyük Ortadoğu Projesinin amacı bölgedeki petrol kaynaklarını kontrol altına almaktır. Bunun aksini söyleyenler, kendilerini cin ve milleti aptal yerine koyan yalancılardır.

20

b. Artık kendi kendimizi kandırmayalım. Bu ülkede yargı bağımsızlığı yok edilmiş, yargı ele geçirilmiş, yandaş hukuk oluşturulmuş, hak, hukuk ve adalet tükenmiştir. Bunun yerine adalet; “Adalet Bakanı eşeği aday gösterse oyumu verip seçerim” diyen hukukçuların eline kalmıştır:

1) İşte bu nedenle, Habur’dan giren teröristlerin ayağına, Türk hukukunda olmayan seyyar mahkeme gitmiştir.

2) İşte bu nedenle, Pişman olmadıklarını beyan eden teröristler, etkin pişmanlık yasasından yararlandırıp serbest bırakılmıştır.

3) İşte bu nedenle, terörle mücadele etmiş Türk Ordusu mensupları, terörist damgası vurularak hapse tıkılmışlardır.

4) İşte bu nedenle, Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesi, siyasi iktidarın terfi etmesini istemediği subay ve generaller hakkında, isimsiz ve imzasız ihbarlara dayanarak soruşturma ve gözaltı kararları çıkarılmış ve Şura toplantısı bittikten sonra gözaltı kararları kaldırılmıştır.

5) İşte bu nedenle, istekleri kabul edilmediği takdirde Türkiye’yi cehenneme çevireceklerini söyleyenler, Molotof kokteylleriyle ortalığı yakıp yıkanlar, ellerini ve kollarını sallayarak gezerken, parasız eğitim isteyen lise talebeleri 16 aydan beri hapistedir.

c. Artık kendi kendimizi kandırmayalım. Bu ülkede Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiye edilmektedir. Şu hale bakın:

1) Kara Kuvvetleri’nin Komuta kademesinin, terörle mücadele eden madalyalı komutanları, düzmece ihbarlarla, terörist diye damgalanarak tutuklanmış durumda.

2) Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Komuta kademesinin, nerdeyse yarısı terörist iddiasıyla Silivri zindanlarında yatıyor.

3) Hava Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Orgeneral ve Orgeneralliğe terfi etme ihtimali olan Korgeneraller tutuklanmış ve komuta katı felç edilmiş durumda.

21

d. Artık kendi kendimizi kandırmayalım. Bu ülkede sivil darbe gerçekleştirilmiştir. Çünkü yargı siyasi iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Bu nedenle yargı siyasallaşmıştır. Bağımsız yargı yoksa hukuk devleti yoktur. Hukuk devleti yoksa demokrasi yoktur. Yargı siyasi kararlar vermektedir. Bugün özel yetkili mahkemeler, siyasi iktidarın taleplerine uygun olarak Yüksek Askeri Şura kararlarını etkilemeyi kendisine görev edinmiştir. Teröristleri serbest bırakırken, terörle mücadele eden askerleri terörist diye tutukluyorlar. Bu bir sivil darbedir. Unutmamak için bir kenara yazın, bundan sonra göreceksiniz:

1) Demokratik veya Kürt açılımı adı altında, Büyük Ortadoğu Projesine uygun olarak “Büyük Kürdistan’ın kurulması için” gerekli altyapı oluşturulacaktır.

2) Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez aşağıdaki 3 maddesi değiştirilecek veya arkasından dolanarak sulandırılacaktır:

MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Dikkat edelim, değiştirilemez bu maddeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleridir.

3) İşte bu maddelerin sulandırılması suretiyle, terörist başı Abdullah Öcalan’ın taleplerini yerine getirecek şekilde “Demokratik Özerklik” adı altında:

22

a) Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde, özerk bir Kürt yönetiminin oluşturulmasına,

b) Kendi parlamentolarını seçmelerine,

c) Kendi Silahlı güçlerini kurmalarına,

d) Kendi bölgelerinde vergi toplamalarına ve kendi bütçelerini oluşturmalarına,

e) Bölgedeki yer altı kaynaklarına sahip çıkmalarına,

f) Kendi bayraklarını kullanmalarına,

g) Türkçe yanında Kürtçenin de resmi dil olarak kabul edilmesine,

h) İlköğretim ve ortaöğretim okulları ile üniversitelerde Kürtçe eğitim yapılmasına,

i) Abdullah Öcalan başta olmak üzere tüm teröristlere genel af çıkarılmasına,

j) Kısacası federasyon adı altında Türkiye’nin bölünerek, BOP haritasında gösterilen “Özgür Kürdistan’ın kurulmasına” kapı açılacaktır.

Bundan sonra Türk Halkı; “Analar ağlamasın, ileri demokrasiye geçiyoruz ve vesayete son veriyoruz” sloganları arkasına saklanarak “Kürt Açılımı, Demokratik açılım, Demokratik özerklik ve Sivil Yeni Anayasa yapıyoruz” adı altında yapılacak olan her değişikliği dikkatle takip etmelidir.

“Özgür Bireyler Topluluğu-Nasname” isimli Kürt Sitesinde yazılan şu satırları unutmamak için bir kenara yazın:

“Özerk Kürdistan, tartışma gerektirmeyecek kadar açık bir tanımdır. Bu tanım, bütün Kuzey Kürdistan’ı kapsayan, kendi parlamentosu, kendi bütçesi, merkezi hükümetten bağımsız bazı ekonomik, siyasal ilişkileri, kendi ordusu olan ve sınırları da belli olan özgün bir yönetim biçimidir. Bunun en somut örneği ise Güney Kürdistan’dır. Yani özerk Kürdistan, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullandığı, koşullar gereği şimdilik ilan

23

edemediği bağımsız devletin ön hazırlığıdır bir anlamda. Bu nedenle, BDP’nin “özerk Kürdistan” söylemine karşı duracak bir yurtsever düşünülemez.”

Gördünüz mü? Neymiş?

“Özerk Kürdistan, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullandığı, koşullar gereği şimdilik ilan edemediği bağımsız devletin ön hazırlığı” imiş.

Daha düne kadar “Bölünme korkusunu pompalayanların yarattığı Sevr paranoyasından kurtulalım, korkmayın hiçbir şey olmaz” diyen Cengiz Çandar, Taraf Gazetesinden Neşe Düzele verdiği mülakatta:

“Devlet ve Türk kamuoyu şu gerçekliği hiç akıldan çıkarmamalı. Türkiye’nin yanı başında Kürdistan Bölgesel Yönetimi var. Adı konmamış bir devlet orası. Bayrağı var ve resmî dili Kürtçe. Irak’tan çok ileride olan bir Türkiye’de Kürtlerin haklarının ve siyasi görüntüsünün Irak’la kıyaslanamayacak bir noktada olması Kürtler tarafından kabul edilemez. Orada o örnek durdukça, Türkiye’de Kürtler çok geride kalamaz. Zaten özerklik, statü gibi isteklerin bütün ilham kaynağı Irak Kürdistan’ıdır. “Onlar kadar olamayacak mıyız” diyorlar” görüşünü savunuyor.

Neymiş?

“Kuzey Irak’ta, Türkiye’nin yanı başında Kürdistan Bölgesi Yönetimi diye adı konmamış bir devlet varmış. Türkiye’deki Kürtlere de, bir nevi adı konmamış devlet statüsünden daha az hakların verilmesi Kürtler tarafından kabul edilemezmiş. Orada o örnek durdukça, Türkiye’de Kürtler geri kalamazmış”

Sanki bu ülkenin Kürtleri, bu Cumhuriyet’in eşit haklara sahip birinci sınıf vatandaşı değilmiş,

Sanki Irak Ordusu gibi Türk Ordusu yenilip dağılmış.

Sanki Irak gibi Türkiye Amerikalılar tarafından işgal edilmiş,

Sanki PKK zafer kazanmış,

Sanki Türk Milleti pes ederek, dizlerinin üzerine çöküp teslim olmuş gibi, “Türkiye’deki Kürtlere, Kuzey Irak’taki adı konmamış Kürt Devleti’nden daha az bir statünün verilmesi kabul edilemezmiş.”

Şimdi anlaşıldı mı; Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar gibilerin; Barzani- PKK-BDP arasında mekik dokuyarak onların istekleri doğrultusunda Türkiye’de kamuoyu oluşturmaya çalışmalarının gerçek sebebi.

24

Şimdi anlaşıldı mı; kamuoyunda Fetullah Gülen Cemaati’nin yayın organı olarak bilinen Zaman Gazetesi’nin yazarı Mümtazer Türköne’nin:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” demesinin sebebi.

(Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)

Şimdi anlaşıldı mı; Zaman Gazetesi’nin diğer bir yazarı İhsan Dağı’nın kaleme aldığı, 17 Mayıs 2011 tarihli köşe yazısında da;

“Seçim sonrası önemli; çünkü Türkiye’nin yeniden kurulmasını sağlayacak iki büyük konu seçimlerden sonra ele alınacak. Bunlar, yeni anayasa ve Kürt sorunu…” demesinin gerçek sebebi.

Şimdi anlaşıldı mı; Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın, 2 Haziran 2011 tarihli köşe yazısında; “Her şey geliyor, geliyor aynı soruya takılıyor. Yeni bir devlet kurmayı başarabilecek miyiz? Eskisinin pek bir işe yaramadığı artık açıkça görülüyor” demesinin sebebi.

Ey Millet; Görüyor muyuz? Duyuyor muyuz? Anlıyor muyuz?

Özgürce yaşamamız için, Atalarımızın bize emanet ettiği ve bizim de torunlarımıza miras olarak bırakmamız gereken “Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmaktan ve bunun yerine kendi kafalarına göre başka bir devlet kurmaktan” bahsediyorlar.

İşte, Büyük Ortadoğu Projesi budur.

İşte, Gerçek Darbe Planı budur.

İşte, Sivil Darbe budur.

İşte, sindire sindire alıştırıp yedirmek budur.

İşte, gaflet ve delalet uykusundan uyanmadığımız takdirde, hıyanet odaklarının bizi götüreceği yer budur. İzleyin, göreceksiniz.

25

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

Not: Uygun bir zamanı olan okuyucuların, aşağıdaki adreste yayınlanmış olan;

a. Düğmeye kim bastı,

b. Bir Devlet ve Silahlı Kuvvetler içeriden nasıl parçalanır,

c. Bölünmeye ve Kürt bağımsızlığına giden yol haritası,

d. Türkiye Cumhuriyeti tasfiye ediliyor hala uyanmayacak mısınız? Başlıklı yazıları da okuyup, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu daha derinliğine değerlendirmeleri önerilir.

http://hikmetyavas.wordpress.com/



---



DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR.

Bazılarının damarlarında şeytan dolaşır. Bu nedenle akılları, fikirleri, kalpleri ve vicdanları şeytanlığa çalışır. Örneğin:

Roma imparatoru Neron, Roma’yı yakar ve bir tepeden zevkle seyreder. Roma, yanıp bitip kül olduktan sonra, bu defa yangının sorumlusunu aramaya başlar. Yangının, haince bir tertip olduğunu ve bu komplonun arkasında Hıristiyanların bulunduğunu iddia eder. Böylece, İmparatorluk tahtına tehdit olarak gördüğü Hıristiyanlar ile muhaliflerini bir güzel temizler.

Ayni şekilde Hitler’in Nazileri; "Reichstag" olarak isimlendirilen Alman Parlamentosunu, 5 Mart 1933'te yapılacak parlamento seçimleri için düzenlenen seçim kampanyaları döneminde yakarlar.

Yangını çıkaran Naziler; suçu komünistlerin üzerine yıkarak hem komünistleri hedef göstermenin, hem de demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırılmasının zeminini hazırlarlar.

Hitlere bağlı medya, hemen; “İç savaş çıkarmak için, Parlamentoyu komünistlerin yaktığı” propagandasını yapmaya başlar.

Hermann Göring, İçişleri Komiseri sıfatıyla komünist basını yasaklar. Parti bürolarını kapatır. Sadece Berlin'de, Almanya Komünist Partisi'nin 1.500 üyesiyle birlikte, pek çok muhalif, yangın çıkarmaya yardımcı olmak suçlamasıyla tutuklanır.

Ertesi gün, 28 Şubat 1933'de Hitler, Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg'a “Anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran” bir kararname imzalatır.

İzleyen günlerde Hitler’in Nazi Partisi dışındaki, tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulur. Komünist partinin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri geleni tutuklanır.

Böylece, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ve 2nci Dünya Harbinin müsebbibi Hitler’in Almanya’daki iktidarı ve diktatörlüğü pekiştirilir.

Görüldüğü gibi: “ Halkı tahrik edecek ve galeyana getirecek bir eylemi el altından yaparak, bunu rakiplerinin üzerine atmak ve bu şeytanlığın arkasına sığınarak masum ve mazlum rolleri oynamak” bilinen en eski psikolojik harp yöntemidir.

Ülkemize gelince:

Fehmi Koru, Taha Kıvanç takma adıyla 26 Haziran 2011 günü Zaman Gazetesinde yayınlanan “Komplo var komplodan içeri” başlıklı yazısında, bir dostunun kendisine şunları söylediğini yazıyor:

“Orada burada çıkmaya başlayan 'yeni' belgelere biraz daha kuşkuyla yaklaşırmış… Sebebi şuymuş: İtiraflar olmadığı takdirde davalarda yalnızca belgeler üzerinden hüküm verilirmiş; belgelerin sahihliği üzerine düşürülecek en ufak bir kuşku gölgesi, bütün yargılamayı sakatlarmış... İlk ele geçirilen belgeler, ses kayıtları, Kozmik Oda bilgileri yeterliymiş; şimdilerde bulunan belgelere ihtiyaç yokmuş. Tersine, bir odak 'yeni belgeleri' ilk belgelerin üzerine kuşku düşürmek için üretmiş bile olabilirmiş... "Hani avukatlar şimdilerde 'Bunları bir odak üretiyor' diyorlar ya, bilerek söylüyor olabilirler, dedi dostum” diyor Fehmi Koru.

Vallahi ve billahi 40 yıl düşünsem böyle şeytanca bir düşünce aklıma gelmez. Fehmi Koru’nun dostuna aşk olsun, helal olsun.

Neymiş?

“Hani şu Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili olarak bulunan yeni belgeler var ya, o belgelerin içindekilerin çoğunun sahte çıktığı ispatlandı ya (aslında eski belgelerin çoğunun da düzmece olduğu ve bir kısmının polis tarafından sehven sokuşturulduğu kanıtlanmıştı) işte o belgeleri, davaların üzerine kuşku düşürmek için Ergenekoncular üretmiş.”

Kamuoyunda Fetullah Gülen Cemaatinin sözcüsü olarak bilinen Hüseyin Gülerce de, 24 Haziran 2011 günü, Zaman Gazetesinde yayınlanan “Dicle, YSK: Bubi tuzağı” başlıklı yazısında:

“Bugün Ergenekon davası sürerken açığa çıkan belgeler, bilgiler, asıl yapılması gerekenin; Ergenekon-PKK-terör örgütleri ilişkilerini açığa çıkarmak olduğunu anlatıyor. Ergenekon-PKK bağlantısı açığa çıkarılmadan, derin devletin Kürt meselesindeki rolü deşifre edilmeden Kürt sorunu asla çözülemez… Ortada Ergenekonvari bir tezgâh var. Şiddet ve tehdit diline pek meraklı bir siyasî örgüte, adeta sokağa dökülün, silaha sarılın diyen ve dağı işaret eden bir tezgâh bu” diyor.

Davalar sonuçlanmadan böyle bir şeytani ilişkiyi tespit edebilmek için, gerçekten insanüstü bir zekâ ve yetenek gerekir diye düşünüyorum.

Neymiş?

“Ergenekoncular ( yani Terörle mücadele etmiş tutuklu Türk Ordusu mensupları) ile PKK arasında bağlantı varmış. İşte bu Ergenekoncular, BDP’yi adeta sokağa dökülün, silaha sarılın ve dağa çıkın diye kışkırtıyormuş.”

Yeni Akit Gazetesi yazarı Lütfü Oflaz da, 25 Haziran 2011 günü yayınlanan “Kimsesizler Mezarlığı’na yollandı Kemalizm” başlıklı yazısında:

“Kemalistler tek parti döneminde pek çok İslamcı, sosyalist, Kürt önderi, aydını acımasızca öldürmüştü. Öldürmediklerini de hapishanelerde çürütmüştü. Tek parti döneminde Kemalistlerin dışında kalan kesimler için Kemalizm’in anlamı zulümdü, ölümdü… Kemalistler, bu dönemlerde muhafazakâr, sosyalist, Kürt, kısacası kendilerinden saymadıklarına akıl almaz ölçüde zulmetmişler; onları katletmişlerdi. Kemalistler, kendileri dışında hiçbir görüşe ve onların öncülerine hayat hakkı tanımak istememişlerdi. Elbette bu durumda İslamcıların, sosyalistlerin, Kürtlerin ve benzeri kesimlerin gönlünde Kemalizm’in yaşaması mümkün değildi” diyor.

a. Bu yazı bana, Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Graham FULLER’in ;

“Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir ve bu devrimin karşısındaki tek güç Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir” sözlerini hatırlatıyor.

b. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletlerindeki "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR’in:

“ KEMALİST HAREKETİ YOK ETMEK İÇİN bilimsel projeler başlattık. Ayrıca, son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” sözleri, bölücüler ile din tüccarlarının işbirliği içinde olduklarının itirafını çağrıştırıyor.

Neymiş?

“Bugün üzerinde özgürce yaşadığımız ve semalarında ezan seslerinin çınladığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve sevdalısı Kemalistler var ya, işte onlar İslamcıları, sosyalistleri ve Kürtleri acımasızca katletmiş.”

Görüyor musunuz “Ey İslamcılar, Kürtler, Sosyalistler ve benzeri kesimler, Kemalistler ortak düşmanımızdır. Gelin işbirliği yapalım ve onları kimsesizler mezarlığına gömelim fetvası vermenin” insan zekâsına taş çıkartacak incelikli yolunu.

Cengiz Çandar da, TESEV adına hazırladığı "Dağdan İniş - PKK Nasıl Silah Bırakır" başlıklı raporunu sunarken:

“2007 sonrasında sivil otoritenin askeri otoriteye "askeri olarak PKK'ya son verebilecek misiniz" sorusunu yönelttiğini, ‘bu soruya kesin bir olumlu karşılık alınmaması üzerine demokratik açılım hazırlıklarına girişildiğini’ söylüyor ve bu haberi "üst düzey devlet yetkililerinden aldığını” bildiriyor”

Neymiş?

Hükümet, Genelkurmay Başkanlığına “ Askeri olarak PKK’ya son verebilecek misiniz” diye sormuş. Askerler “Olumlu cevap” verememiş. Bunun üzerine Hükümet “ Kürt açılımını” başlatmış.

Zannederim, bu kadar cinliğe şeytan bile şapka çıkarır. Çünkü:

Bu ordu, 2002 yılında PKK’yı hallaç pamuğu gibi atarak terörü (6 şehidimizle) nerdeyse “SIFIR” seviyesine indirdi. PKK marjinalleşti ve eylem yapamaz hale geldi.

Bu başarı, terör belasından çeken pek çok devletin gözünü kamaştırdı. Düzenli bir ordunun, terörü nasıl bitirdiğini incelemek ve dersler çıkarmak için, uzmanlarını Türkiye’ye gönderdiler. ABD, İngiltere, İspanya ve Endonezya, söz konusu devletlerden bazılarıydı. Bunları Cengiz Çandar gibiler de bilir ama işlerine gelmediği için söylemezler.

Zamanın Genelkurmay Başkanı; “Asker olarak biz görevimizi yaptık. Şimdi sıra siyasilerde gerekli düzenlemeleri yapın ve dağa çıkışı önleyecek tedbirleri alın” dediğini ne çabuk unutuyorlar.

Bugünkü terörü, askerin elini kolunu bağlayarak ve bağlatarak onlar azdırdı.

Örneğin;

Eğer gözümüz kör değilse, Ordumuzun PKK’yı hallaç pamuğu gibi attığı, 2002 yılındaki şehit sayısına bakalım,

Bir de, Ordunun elini kolunu her bağlayışlarında, her geçen yıl şehit sayımızın nasıl arttığına bakalım. 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 6 31 75 105 111 146 171 135 (ilk 6 ay) 77

Ellerine, yüzlerine, yazılarına, dillerine ve kara vicdanlarına, şehitlerimizin akan kanları bulaşmış. Bu lekeyi 7 sülaleleri temizleyemeyecek.

Vatanını, vicdanını, bilimini ve kalemini satmış olanların ve bölücülerin ağzıyla konuşanların bu gibi iddialarına, Amerika Birleşik Devletlerinin en önemli düşünce kuruluşu “RAND corporation” tarafından 2010 yılında yayınlanan “Victory Has a Thousand Fathers” başlıklı raporun en iyi cevabı verdiğini Cengiz Çandar gibiler ve Hükümet bal gibi bilir. Ama işlerine gelmediği için bunu söylemezler.

Bu rapora göre;

1) Bölücü teröristlerle düşük yoğunluklu harp içinde olan 30 ülke inceleniyor.

2) Değerlendirme kriteri olarak 50 faktör kullanılıyor.

3) Değerlendirmede 1984–1999 yılları kapsanıyor.

4) Sonuç olarak; bölücü terörle mücadelede 22 ülkenin yenildiği ve 8 ülkenin ise terörü yendiği ortaya çıkıyor.

5) Türkiye, bölücü terörü yenebilen sayılı ülkeler arasında yer alıyor.

Son yıllarda terörün azgınlaşmasının ve Türk Ordusunun elinin ve kolunun bağlanmasının sebeplerini ise; siyasi iktidarlar ile Terörle mücadele etmiş askerleri düzmece ihbarlarla, terörist diye tutuklatmak için şeytani kampanyalar düzenleyenlerin açıklaması gerekmektedir.

Terörle mücadelede, tüm devlet kurumlarının elbirliği içinde topyekûn mücadele etmeleri zorunludur. Terör örgütünün dış desteklerini ve finans

kaynaklarını kesmek, dağa çıkışları önlemek ve sosyal reformları yapmak, askerin değil siyasi iktidarın yani hükümetin görevidir.

Bütün bunları göz ardı ederek “Ey millet, bakın Türk Ordusu PKK ile başa çıkamam diyor. Bu nedenle, Abdullah Öcalan’ın istekleri yönünde demokratik açılım yapmaktan başka çaremiz kalmadı mesajını vermek veya böyle bir algıyı oluşturmak” şeytanlığın ta kendisidir.

Roma imparatoru Neron’un, Roma’yı yakarak bir tepeden zevkle seyretmesi ve Roma, yanıp bitip kül olduktan sonra, bu defa yangının sorumluluğunu başkalarının üzerine atarak rakiplerini tasfiye etmesi gibi; Atatürk Cumhuriyetini yakmak, Kemalist aydınları ve Türk Ordusunu tasfiye etmek isteyenler, amaçlarına asla ulaşamayacaktır.

Çünkü bu millet, er veya geç, kurulan bu şeytani tezgâhların farkına varacaktır. Üzerinde özgürce yaşadığımız bu Cumhuriyetin ve zor zamanlarda canımızı, malımızı, namusumuzu ve vatanımızı koruyacak olan bu ordunun tarumar edilmesini, aklı başında hiç kimse ellerini ovuşturarak Neron gibi zevkle seyredemez.

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

http://hikmetyavas.wordpress.com/





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 880
Bugün Tekil 31
Toplam Tekil 1641266
IP 54.167.149.128






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































10 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yüksel Türk; senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur. (Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu